31 Mart Vakası (Ayaklanması)

07 Ağustos 2017 14:43

31 Mart Vakası ya da 31 Mart Olayı olarak bilinen tarihi hadise en açık ifadesiyle bir ayaklanmadır. Bu ayaklanma Türkiye tarihinde önemli sonuçlar doğurmuştur. Bu nedenle 31 Mart ayaklanmasının üzerinde durmamız gerekir.

Konuya girmeden şunu belirtelim ki 31 Mart Vakası 13 Nisan 1909 tarihinde gerçekleşmiştir. 31 Mart Vakası olarak anılmasının nedeni Rumi takvime göre 31 Mart 1325 tarihine denk gelmesiydi. O tarihlerde Rumi takvim aktif bir şekilde kullanılıyordu.

31 mart vakası

31 Mart Olayının Nedenleri

Doğrusunu ifade etmek gerekirse 31 Mart olayıyla alakalı birçok iddia ortaya atılmıştır. Ancak ayaklanmanın çıkmasının esas nedeni hala tartışılmaktadır.

Olayın dini bir boyutunun olduğu bilinmekle birlikte askerlerin de ayaklanmaya dahil olması kafalardaki soru işaretlerini arttırmıştır. Özetlemek gerekirse bu ayaklanmanın iki temel niteliği vardır:

  1. İrticai bir ayaklanma
  2. Başarısız askeri darbe girişimi

Ayaklanmayı ortaya çıkaran sürecin temeli ise II. Meşrutiyet’in 23 Temmuz 1908 tarihinde ilanıdır.

Ayaklanmaya Giden Süreç

Tarihsel olaylar bir sürecin sonunda şekillenir. 31 Mart Ayaklanmasını anlamak için o süreci bilmek gerekir.

1876 yılında Sultan II. Abdülhamid devlet adamlarının desteğini alarak ruh sağlığı yerinde olmayan Sultan V. Murad’ın yerine tahta geçti. Tahta geçmeden meşrutiyet sözü vermişti. Bu nedenle 23 Aralık 1876 tarihinde Kanun-i Esasi adıyla anayasayı ilan etti. Bu da meşrutiyet yönetimine geçmek manasına geliyordu.

Meclisli anayasal sistemde padişahın yetkileri kısıtlanmıştı. Avrupa’daki meşruti monarşiler örnek alınmıştı. Aydınlar bu durumdan oldukça memnundu.

1877 – 78 yıllarında 93 harbi olarak da bilinen Osmanlı – Rus savaşları oldu. Savaşın kaybedilmesini gerekçe gösteren Sultan Abdülhamid 1878’de meşrutiyeti kaldırarak eski düzene geçti. Böylece devlet idaresindeki planlarını daha hızlı ve engelsiz gerçekleştirecekti.

Aslında I. Meşrutiyet anayasal olarak ortadan kalkmamış, sadece fiilen kaldırılmıştı. 30 Yıl sonra gelecek olan II. Meşrutiyetle padişah yetkileri yeniden kısıtlanmıştır.

I. Meşrutiyetle II. Meşrutiyet arasındaki süreçte İttihat ve Terakki Cemiyeti gizlice faaliyetlerini yürütmüş, ordu ve çeşitli devlet kademelerinde güç sahibi olmuştu. İttihatçılar devletin gidişatından memnun değillerdi ve kurtuluşu meşruti demokratik sistemde buluyorlardı.

Bu çalışmalar Sultan Abdülhamid döneminde büyük bir gizlilik ve baskı altında yürüyordu. Sultan Abdülhamid çok sayıda hafiyesiyle tabiri caizse politik hareketlenmelere nefes aldırmıyordu.

1889 yılında kurulan İttihat ve Terakki cemiyeti Avrupa’da örgütlenmiş ve Jön Türklerin bir kısmıyla birleşmişti. Abdülhamid’in ülkeyi tek başına idare etmesine rağmen işgallere engel olamayışı İttihatçıların çalışmalarını hızlandırmasına yol açtı.

Yurt genelinde insanları örgütlemeye çalışan İttihatçılar amaçlarına ulaştılar. Böylece 24 Temmuz 1908 tarihinde anayasa yürürlüğe girmiş oldu ve II. Meşrutiyet denilen devir başladı.

II. Meşrutiyetin Getirdiği Ortam

Uzun süredir beklenen meşrutiyet yönetiminin tekrar gelmesiyle ülkede bir zihniyet değişikliği yaşanıyordu. İttihatçılar ideallerindeki reformları gerçekleştirmek için hükümet kurmak istiyorlardı. Bu reformların faaliyete geçebilmesi için iktidar gerekliydi.

Devlet kadrolarının önemli bir bölümünü ele geçiren İttihatçılar devleti böylece dolaylı bir şekilde denetliyorlardı. Devlet kademelerinde İttihatçılara bağlılıklarını bildirmeyenleri görevden çıkarıyorlardı. Bu da ittihat zihniyetine uzak olan halkta bir dışlanmış ve mağduriyet hissi uyandırıyordu.

Meşrutiyetin ilanından sonraki birkaç aylık sürede birçok ufak isyanlar çıkmıştır. Özellikle dini kesimde etkin olan hocalar buna karşı çıkıyordu. Meşrutiyetin batı işi olduğunu ve Abdülhamid’in gücü tekrardan eline alması gerektiğini düşünüyorlardı.

Orduda, devlette, halkta meşrutiyet yanlıları ve karşıtları şeklinde bir kutuplaşma meydana gelmişti.

Orduda bulunan alaylı subaylar ile mektepli subaylar arasında da bir hoşnutsuzluk tırmanıyordu. Orduda mektepli olmayan subayların tasfiye edileceği dedikodusu bu subayları endişelendiriyordu. Ayrıca İttihat ve Terakki, askeri eğitimden kaçmak için bazı askerlerin ibadeti bahane gösterdiği kanısına vardı ve bu konuda daha disiplinli davranılması gerektiğine kanaatine vardı.

Bu da askeri ortamın bir din ve siyaset alanı olmasını sonuç doğurdu.

Volkan ismiyle çıkan gazete İttihatçılara muhalifti. Eleştirilerinde sert bir dil kullanıyordu. Bu gazete alaylı subaylar arasında rağbet görecekti.

İktidarda bulunan Kamil Paşa hükümeti de İttihatçılara karşı duruyordu. 4 Şubat 1909 tarihinde Kamil Paşa hükümeti oy çokluğuyla düşürülmüş yerine İttihatçıların adayı Hüseyin Hilmi Paşa hükümet kurmuştu. Böylece devlet İttihatçıların eline geçmiş bulunuyordu.

Serbesti gazetesinin yazarı Hüseyin Fehmi bir 7 Nisan Çarşamba gönü öldürüldü. Bu şekilde irili ufaklı birçok suikast düzenlendi. Bu katletmelerden de bir kesim İttihat ve Terakkiyi sorumlu tutuyordu. Hatta bunun üzerine partiden istifalar da başlamıştı.

31 Mart Ayaklanmasının Çıkması

Ordudaki ve İstanbul halkındaki kutuplaşma bir ayaklanma olarak patlak vermiştir. Rumeli’den 4. Avcı taburu İstanbul’a getirilmişti. Bugün İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi binası olan Taşkışla’ya bu tabur yerleştirildi.

Miladi takvime göre 12 Nisan ile 13 Nisan’ı birbirine bağlayan gece cunta harekete geçmiş, kışlanın kontrolünü ele geçirip karşı duracak subayları mahkûm etmiştir.

Sabaha doğru isyan yayılmış ve diğer kışlalardan da darbeye dahil olanlar olmuştur. Böylece isyancı askerlerin sayısı 6 bini aşmıştır. Ayasofya meydanına yürüyen askerler dini sloganlar atmış, böylece medrese hoca ve talebelerini de arkalarına almışlardır.

Padişahım çok yaşa, yaşasın şeriat gibi sloganlar kısa sürede kalabalık arasında yayılmıştır. Mektepli subayların dine uymadıkları, bütün kötülüklerin İttihatçılardan çıktığını ileri süren kalabalık meclis binasının etrafını sararak kuşattılar. Kısa sürede İstanbul ayaklanmacıların eline geçti.

İsyancılar bir aracı yoluyla yeni harbiye bakanının görevden alınıp eskisinin tekrar atanmasını istediler. Müzakereler sürerken meclis işgal edildi. Adliye bakanı Nazım Bey, Ahmet Rıza Bey’le karıştırıldığı için öldürüldü.

İsyanda bir milletvekili ve bir bakan öldürüldü. Padişahın istediğiyle isyanın ilk gününde hükümet istifa etti ve isyancıların isteği doğrultusunda yeni hükümet kuruldu. Ancak isyan durmadı ve bir hafta boyunca İstanbul’un kontrolü isyancıların elinde kaldı.

31 Mart Ayaklanmasının Bastırılması ve Atatürk’ün Görevi

31 Mart’a çıkan ayaklanmayla meşrutiyet yönetiminin elden gideceği korkusu ortaya çıktı. Selanik’te İttihatçılar isyanı protesto eden mitingler düzenlemeye başladılar. Balkan şehirlerinde halkın ayaklanmacılara iyi bakmadığını bildiren telgraflar padişaha ve meclise çekildi.

Selanik’te bulunan ittihatçılar İstanbul’un kontrolünü tekrar ele geçirmek için bir ordu gönderme konusunda anlaştılar.14 Nisan günü Selanik’te seferberlik ilan edildi ve askerler silahlandırıldı.

hareket ordusu ve atatürk

Bu kuvvetlere gönüllüler ve Edirne’deki ikinci ordu da katıldı. Toplanan ordunun başına Hüsnü Paşa, Kurmay başkanlığına da Mustafa Kemal Bey getirildi.

Trenle İstanbul’a gelen ordu niyetini belli eden bir beyanname yayımladı. Bu beyannameyi daha sonra Atatürk olacak olan Mustafa Kemal Bey kaleme almıştı. Bu orduya “Hareket ordusu” ismini de Atatürk vermişti.

Ordu daha İstanbul’a girmeden komutası değiştirildi. Mahmut Şevket Paşa ve Binbaşı Enver orduya komuta etmeye başladı. Böylece 23 Nisan’da ordu İstanbul’a girdi. İki taraf arasındaki çarpışmalar 3 gün sürdü. Birçok asker hayatını kaybetti. Taksim bölgesinde ciddi direnişlerle karşılaşıldı.

27 Nisan günü saraya ulaşan hareket ordusu İstanbul’da denetimi tekrar ele geçirdi.

31 Mart Vakasının Sonuçları

Hareket ordusunun İstanbul’da kontrolü ele almasıyla İttihatçılarda bir rahatlama oldu. Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesi hemen gündeme geldi. 27 Nisan’da toplanan meclis sultanın saltanat ve hilafetten indirilmesine oy çokluğuyla karar verdi.

Kararı tebliğ için 4 kişilik bir heyet oluşturuldu ve padişaha yollandı. Sultan Abdülhamid tahtı terk etmek zorunda kaldı ve Selanik’e sürgüne gitti.

İsyana destek olduğu düşünenlerle ilgili yargılamalar başladı. Birçok insan idam edildi.

İttihatçıların ülke yönetimindeki otoritesi yeniden sağlanmış oldu. Volkan gazetesi başyazarı Derviş Vahdeti yakalanarak Ayasofya Meydanında idam edildi.

31 Mart Vakasının Önemi

31 Mart vakasının Türk ve Türkiye tarihi açısından birçok önemi vardır. Öncelikle irticai bir hareketin bir kısım askerlerden destek alarak batılılaşmaya dur demesi olayı görüldü. Bunun çok fazla örneği yoktur.

Türk tarihi açısından çok tartışılan II. Abdülhamid tahttan indirildi. Ülke İttihatçıların genç idarecilerinin tek eline teslim edildi.

Türkiye’nin darbe girişimleri tarihine bir yenisi daha eklendi. Darbe bastırıldıktan sonra siyasi ortamda beklenenin aksine yumuşamadı. İstibdat ile nam salmış Abdülhamid’in tahtı terk etmesi özgürlükçü bir ortamı doğuramadı.

Hemen bu dönemden sonra gelen savaşlar ve ardından dünya harbi ile imparatorluk en zor günlerini yaşayacak ve dağılacaktı.

Kaynaklar:

Nazmi Eroğlu. "31 Mart Olayı ve Hareket Ordusu’nun Ortaya Çıkış Sebepleri".

Necdet Aysal. "Örgütlenmeden Eyleme Geçiş: 31 Mart Olayı".

Sıddık Yıldız. “Çıkışından Bastırılmasına kadar 31 Mart İsyanı”

https://www.britannica.com/event/31st-March-Incident


Etiketler:
  • tarih    
  • Yorumlar
    Yorum Yap