Biyoteknolojinin Tanımı ve Önemi

24 Kasım 2016 13:43

Bilim ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak biyolojiyle ilgili bilgimiz de artmaktadır. Biyoteknoloji artan bu bilginin sonucunda ortaya çıkan bir kavramdır. Biyoteknolojinin tanımına ve önemine geçmeden bilimsel açıdan biyoteknolojinin nerede durduğuna bakalım.

Bilim ve bilimsel çalışmanın hedeflerini temel olarak iki başlık altında toplayabiliriz. Bunlardan ilki insanın anlama ve bilme çabası, ikincisi ise kendi yaşamını iyileştirme ve kaliteli yaşama çabasıdır. İnsanın dünyada bu kadar uzun süredir yaşayabilmesi ve birçok alana hâkim olmasının temel nedeni aklı kullanarak sorunlara çözüm üretmesidir. Akılla insan değiştirme, dönüştürme ve uyum sağlama görevlerini yerine getirebilir. İnsan doğada giderek seyirci olmaktan çıkıp doğal süreçlerde etkin rol oynamaktadır. Hatta bunu çoğu zaman olumsuz bir şekilde yapmakta ve tabiata zarar vermektedir.

Biyoteknoloji kavramı insanın dönüştürme, değiştirme ve hakim olma isteğinin en modern şekli olan bilimin adıdır. Biyoteknoloji biyolojik teknoloji anlamına gelmektedir. Genel olarak canlı sistemlerinin fonksiyonlarını anlamak ve değiştirmek amacıyla kullanılan çeşitli teknikleri ve işlemleri tanımlamak için biyoteknoloji terimi kullanılır. Bu nedenle biyoteknoloji disiplinler arası bir bilim dalı olup, her türlü mühendislik bilgisinin biyolojiye entegre edilmesidir.

biyoteknoloji

Bugün biyoteknoloji; modern, bilimsel yöntem ve tekniklerle bitki, hayvan ve mikroorganizma yapılarının kültür ortamında değiştirilip geliştirilerek onlardan ürün elde edilmesi şeklinde tanımlanabilir.

Biyoteknolojinin Tarihi

İlk kez 1919 yılında, Karl Ereky tarafından tanımlanan biyoteknoloji teriminin o zamanki tanımı, anlamı ve kapsamı, günümüze kadar gelişen modern tekniklerin bu alana uygulanması ile önemli ölçüde değişikliğe uğramıştır. Ereky, biyoteknolojiyi “Biyolojik sistemler yardımıyla hammaddenin yeni ürüne dönüştürüldüğü işlemlerdir.” Şeklinde tanımlar. Bu tanım, gerçekten de o dönemde kullanılan biyoteknolojik çalışmaları doğru bir şekilde ifade etmekteydi. Çünkü o yıllarda biyolojik sistemlerde herhangi bir değişiklik sağlanmıyordu. Yeterli teknolojinin olmaması biyolojik sistemlerin olduğu gibi kullanılmasını zorunlu kılıyordu.

1990’lı yıllardan itibaren biyoteknolojik gelişmelerin altın çağını yaşadığını söyleyebiliriz. Bu yıllarda geçmişte hayal edilemeyecek birçok işlem farklı bilim dallarının ortak çalışmasıyla gerçekleştirildi.

Dünyada giderek artan sayıdaki ülke, biyoteknolojik araştırmalarda ve buna bağlı olarak oluşturulan yeni ürünlerin pazarını kapma konusunda yarışa girişmişlerdir. Doğal olarak rekabet artmış ve şiddetlenmiştir. Bu alanda çalışan birçok firma kurulmuş ve çok büyük bütçeler yatırım olarak kullanılmıştır. Biyoteknolojik ürünler tıpkı teknolojik diğer ürünler gibi ekonomik rekabetin önemli bir parçası haline gelmektedir. Gelişmiş birçok ülke bu durumun farkındadır. Bu nedenle önceleri birkaç araştırmayla başlayan biyoteknoloji artık büyük bir sektör haline gelmektedir. Birçok tıbbi bitki ve hayvanın üretimi, çeşitli antibiyotik, aşı, interferon, pestisitlerin üretimi insandaki zararlı genlerin ayıklanması gibi, pek çok alanda biyoteknolojiden yararlanılmaktadır.

Önceleri, canlılardaki kalıtsal materyalin rastgele değişimlerinin arasında amaca uygun olanlar deneme yanılma yoluyla seçiliyordu. Ancak 1950’lerden sonra DNA ve işlevi aydınlanınca genetik alanındaki biyoteknolojik uygulamalar planlanmış ve belirli bir amaca yönelik olarak yapılmaya başlanmıştır. 1980’li yıllarda, kalıtsal dizilimin üzerinde ayrıntılı inceleme yapmak, DNA’daki baz sırasının bir kısmını değiştirmek, bir kısım bazları çıkarmak ya da DNA’ya yeni baz dizilişleri eklemek olanağı yeni geliştirilen teknikler sayesinde mümkün olmuştur.

Biyoteknolojinin Çalışma Alanları

Biyoteknolojik çalışmalardan bazı örnekler şunlardır:

  • İnsan sağlığına yönelik olarak proteinlerin üretilmesi
  • Bazı hormon, vitamin ve antibiyotiklerin üretilmesi
  • Hücre ve doku kültürü yoluyla bitki hücre ve dokularından bitki üretilmesi
  • Değişik hücre ve dokulara gen transferi yapılması
  • Mikroorganizma enzimlerinin sanayide kullanılması
  • Yeni ve besin değeri yüksek sebze ve meyvelerin üretilmesi
  • Pıhtı çözücü enzimlerin üretilmesi
  • Meyve suyu üretiminin enzimler yardımıyla daha verimli hale getirilmesi

Yukarıda anlatılan olayların hepsiyle biyoteknoloji ve genetik mühendisliği ilgilenmektedir. Böylece, biyolojik yapının ya da işleyişin, geniş çaptaki sanayi üretiminde kullanılması ve bunlardan yarar sağlanması girişimleri biyoteknoloji bilimini ortaya çıkarmıştır. Gelecekte hiç beklemediğimiz alanlarda dahi biyoteknolojiden yararlanılacaktır. Biyoteknolojiye yeterince ehemmiyet vermeyen ülkeler çağın gerisinde kalacaktır.

Biyoteknoloji ve genetik mühendisliği çoğu kez aynı anlamda kullanılmasına karşın, genetik mühendisliği, genetik materyaldeki çeşitlendirmeleri ve değişiklikleri ifade ederken, biyoteknoloji, biyolojik bir sistemin veya yapının endüstriyel boyutta kullanılması anlamına gelir. Bir başka deyişle biyoteknoloji, genetik mühendisliğinin yöntemlerini araç olarak kullanan bir teknolojidir.


Etiketler:
  • biyoloji    
  • Yorumlar
    Yorum Yap