Edebiyat

Düzyazı (Nesir)

Düzyazı, duygu ve düşüncelerin, hayallerin, istek ve arzuların doğal cümlelerle, düzenli bir şekilde anlatıl­masıdır. Günlük konuşmalarımızı yazıya aktardığı­mızda bunlar karşımıza düzyazı olarak çıkar.

Bir yazının edebi düzyazı olabilmesi için, sanat de­ğeri taşıması gerekir. Bu da sözcüklerin özenle se­çilmesi, mecaz anlamlarından yararlanılması, cüm­lelerin sağlam ve güzel olması; duygu ve düşünce­lerin düzenli ve okuyucuya zevk verecek biçimde an­latılması ile olur.

Düzyazı Türleri

Masal

Sözlü edebiyat ürünlerindendir. Olağanüstü olaylarla süslü, olağanüstü kişilerin başından geçen olayların anlatıldığı hikâyelerdir. Masallarda yer ve zaman be­lirsizdir. Olaylar hayal ürünüdür. Kahramanları ara­sında hayvanlar, periler, cinler yer alır. Olaylar -miş’li geçmiş zaman kullanılarak anlatılır.
Masallarda eğiticilik esastır. ’ Masalın sonunda iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır. Masallar evrensel konuları işler. Çeşitli yerlerde aynen tekrar edilen klişe bölümler vardır. Masallar bir yazar tarafından toplanarak bir araya getirilebilir. Almanya’da Grimm Kardeşler, bizde ise Eflatun Cem Güney masal derleyen yazarlardır.

Öykü (Hikaye)

Olmuş ya da olması mümkün olayları anlatan kısa yazılardır. Öyküde ele alınan kişiler, çoğu zaman hayatlarının belli ve kısa bir anı içinde izlenir; karak­terlerinin sadece bir yönü üzerinde durulur; ayrın­tılara girmekten kaçınılır.

 İki tür öykü tekniği vardır: Maupassant tarzı klasik öy­kü ve Çehov tarzı modern öykü. Klasik öyküde olay anlatımı esastır, modern öyküde ise olaydan çok, in­sanın belli bir zaman dilimindeki durumu anlatılır. Edebiyatımızda klasik öykünün ilk ve önemli temsil­cisi Ömer Seyfettin’dir. Modern öykünün önemli tem­silcileri ise Sait Faik Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal’dır.

Edebiyatımızda ilk öykü:

Letaif-i Rivayet - Ahmet Mithat Efendi

Roman

İnsanların ve toplumların yaşadıkları ya da yaşaya­bilecekleri olayları zamana ve kişiye bağlayarak an­latan yapıtlardır. Romanda olaylar geniş ve ayrıntılı olarak anlatılır. Romandaki bütün olaylar bir ana olayın etrafında gelişir. Bu olayı destekleyen küçük yan olaylar da vardır.

Romanda, öyküye göre daha geniş bir zaman söz konusudur. Kişi sayısı öyküye göre daha fazladır. Kahramanlar, romanda bütün yönleriyle tanıtılır. Konularını tarihten alan romanlara tarihi roman; toplumun yaşayış tarzını, geleneklerini, âdetlerini işleyen romanlara töre romanı; ruh çözümlemelerini öne alan romanlara psikolojik roman; uzak ve ya­bancı ülkelerin doğa ve insanlarını anlatan roman­lara egzotik roman; bir görüş veya düşünceyi savu­nan romanlara tezli roman; bir sanatçının ya da önemli bir kişinin yaşamını konu edinen romanlara biyografik roman denir.

Edebiyatımızda ilk yerli roman:

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat - Şemsettin Sami

Edebiyatımızda ilk çeviri roman:

Telemaque - Yusuf Kâmil Paşa (Fenelon’dan)

Edebiyatımızda ilk edebi roman:

İntibah - Namık Kemal

 Edebiyatımızda ilk tarihi roman:

Cezmi - Namık Kemal

Edebiyatımızda ilk realist roman:

Araba Sevdası - Recaizade Mahmut Ekrem

Edebiyatımızda Batılı anlamda ilk roman:

Mai ve Siyah - Halit Ziya

 Edebiyatımızda ilk psikolojik roman:

Eylül - Mehmet Rauf

Edebiyatımızda ilk köy romanı:

Karabibik - Nabizade Nazım

Makale

Makale, herhangi bir konuda, bir görüş veya düşün­ceyi savunmak ve kanıtlamak için yazılan yazılardır. Gazete ve dergilerde yayımlanır. Bir makalede üç bölüm bulunur: Giriş, gelişme, sonuç. Önce giriş bölümünde bir düşünce ortaya atılır. Daha sonra bu düşünce, gelişme bölümünde örnekler ve­rilerek, kanıtlar ileri sürülerek açıklanır ve savunulur. Sonuç bölümünde ise, ileri sürülen düşüncenin doğ­ru olduğunu kanıtlama yoluna gidilir.

Makale türü, Şinasi ile Âgâh Efendi’nin birlikte çıkar­dıkları ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahvâl’de Şinasi’nin yazmaya başladığı makalelerle Türk basınına girmiştir.

Edebiyatımızda ilk makale:

Tercüman-ı Ahvâl Mukaddimesi - Şinasi

Fıkra

Güncel konularla ilgili kişisel görüş ve düşüncelerin kısaca anlatıldığı, gazete ve dergilerde yayımlanan günübirlik yazılardır.
Yazar, düşüncelerini kanıtlama amacı gütmez. Okuyucuyu söylediklerine inandırmak gibi bir kaygısı yoktur. Herkese seslenebilen kısa yazılar oluştur­maya çalışır. Fıkrada günlük konuşma dili kullanılır, yer yer nükteli sözlere de yer verilir.

Ahmet Rasim, Ahmet Haşim, Hüseyin Cahit Yalçın, Falih Rıfkı Atay başlıca fıkra yazarlarımızdandır.

Söyleşi (Sohbet)

Bir yazarın, herhangi bir konudaki düşüncelerini kar- şısındakiyle konuşuyormuş gibi anlattığı yazılardır. Gazete ve dergi yazısı olan söyleşi, günlük konuşma dili ile herkesin anlayabileceği bir üslupla yazılır. Bilimsel bir anlatımı yoktur. Yazar birtakım iç konuş­malara yer verir. Sıcak bir üslup ve samimi bir dil kul­lanır. İçtenlik ve doğallık, söyleşinin dikkat çekici özellikleridir. 

Ahmet Rasim, Nurullah Ataç, Şevket Rado başlıca söyleşi yazarlarımızdandır.

Deneme

Yazarın, herhangi bir konu üzerinde kesin sonuçlara gitmeden, kendi kendisiyle konuşuyor gibi yazdığı
yazılardır. Deneme, kişiselliğin en fazla ön plana çıktığı yazı türüdür. Deneme, Nurullah Ataç’ın anlatımı ile “Ben'in ülkesidir.” Yazar, anlatımda ve konu seçi­minde alabildiğine özgürdür. Denemeler kişisel yazılardır.

Dünya edebiyatında deneme türünün en ünlü ismi Montaigne'dir. Türk edebiyatında başlıca deneme yazarları; Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Sabahattin Eyüboğlu, Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar’dır.

Edebiyatımızda başlıca deneme yapıtları ve yazarları:
Karalama Defteri, Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
Bize Göre, Gurebahane-i Laklakan - Ahmet Haşim
Beş Şehir - Ahmet Hamti Tanpınar
Denemeler - Suut Kemal Yetkin

Eleştiri

Bir yapıtın ya da sanatçının olumlu-olumsuz, iyi-kötü, güzel-çirkin yönlerini ortaya koyan yazılardır. Eleş­tiride amaç, sanatçının ya da yapıtın yalnızca eksik, kusurlu yönlerini göstermek değildir; üstün yönlerini göstermek de eleştirmenin görevidir. Eleştirmenin tarafsız olduğu, duygularını karıştırma­dığı eleştirilere nesnel; kişisel yargılarını öne çıkardığı eleştirilere de öznel eleştiri denir.

Edebiyatımızda eleştiri türü Tanzimat döneminde başlar. Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Hüseyin Cahit Yalçın, Nurullah Ataç, Asım Bezirci, Fethi Naci başlıca eleştiri yazarlarımızdır.

Edebiyatımızda ilk eleştiri:

Tahrib-i Harabat - Namık Kemal

Anı (Hatıra)

Bir yazarın kendisinin veya yakın bir tanıdığının yaşadıklarını anlattığı yazılardır.

Yazar, olayları kendi bakış açısıyla anlatır. Anılar, yazan kişinin, yaşadığı dönem hakkında bilgi vermesi açısından önemlidir. Anı türündeki yazılar, olayları yaşayan kişi tarafından kaleme alınmak zorunda değildir. Ünlü bir kişinin anılarını bir başkası kaleme alabilir.

Edebiyatımızda bazı anı yapıtları ve yazarları:
Defter-i Amalim - Ziya Paşa
Kırk Yıl, Saray ve Ötesi - Halit Ziya
Edebi ve Siyasi Hatıralarım - Yahya Kemal
Anamın Kitabı - Yakup Kadri
Çankaya - Falih Rıfkı Atay

Günlük

Yaşanan olayların, izlenimlerin, tarih atılarak günü gününe yazılmasına denir. Günlük ile anı arasındaki fark, günlüğün günü gününe yazılmasıdır. Anı ise geçmişteki olaylara aittir. Günlüğün eski dildeki adı “ruznâme”dir. Günlük türündeki yazılar, anılara göre daha kısadır. Günlükler mutlaka olayları yaşayan kişi tarafından yazılır. Nurullah Ataç “Günceleriyle bu türün başarılı örneklerini vermiştir.

Mektup

Başka bir yerde bulunan bir kişiye, bir topluluğa ya da bir kuruma, bir maksadı bildirmek için yazılan yazılardır. Sanat, düşünce, bilim ve siyaset adamları­nın yazdıkları mektuplar edebi mektup özelliği gös­terir. Bu tür mektuplar bir düşüncenin, bir görüşün açıklanması, bir tezin savunulması için yazılır.

Edebiyatımızdaki bazı mektup örnekleri:
Şikâyetname - Fuzuli
Ziya’ya Mektuplar - Cahit Sıtkı Tarancı

Röpörtaj (Mülakat)

Uzmanlık alanlarında tanınmış kişilerle yaşamları, ça­lışmaları, yapıtları ya da istenilen herhangi bir konu­da sorulu cevaplı olarak karşılıklı konuşma, görüşme ve bunların yazıya geçirilmesiyle oluşturulan yapıtlar­dır. Çoğu röportaj, gezi yazısıyla iç içe sunulmakta­dır. Gazeteciler, ülke içinde başka şehir ya da ülke dışında başka ülkelere gazetecilik çalışması için git­tiklerinde oralarda yaptıkları röportajları ve gezi izle­nimlerini, aynı kurgu içinde kaleme almaktadırlar.

Biyografi

Ünlü kişilerin hayatını ve yapıtlarını anlatan yazı türüdür. Amaç, yaşamöyküsü anlatılan kişinin yaptığı önemli çalışmaları, yapıtlarını ve belirgin özelliklerini okura duyurmaktır.

Belgelere dayanılarak yazılan bu türün ilk örneğini veren Plutarkhos’tur. Bu türün Divan edebiyatındaki karşılığı “tezkire”dir. Şairlerin hayatlarını anlatmak için hazırlanan ve “tezkire-i şuara” (şairler tezkiresi) diye anılan yapıtlar da bu türün bir örneğidir.

Edebiyatımızda ilk tezkire (biyografi):
Mecalisü’n Nefâis - Ali Şir Nevâi

Otobiyografi

Kişilerin kendi hayatlarını anlattığı yazılardır. Biyogra­fiden ayrılan yönü, kişinin hayatını başkasının değil, kendisinin anlatmasıdır.

Söylev (Nutuk)

Bir topluluğa güzel düşünceler aşılamak, o topluluğu duygulandırıp coşturmak amacıyla söylenen güzel ve etkili sözlerdir. İlk örnekleri Yunan edebiyatında görülmektedir. Demosthenes, Cicero bu türün en ün­lü isimleridir. Edebiyatımızda ise “Söylev” adlı yapıtıyla Atatürk bu türün en güzel örneğini vermiştir.

Gezi Yazısı

Yazarın, gezip gördüğü yerlerin ilgi çekici yönlerini, tarihi, coğrafi, ekonomik ve sosyal özelliklerini kendi görüş ve düşüncelerini katarak anlattığı yazılardır. Gerçeği yansıtması yönünden hukuk, folklor, top­lumbilim gibi alanlar için belge görevini görür.

Edebiyatımızda önemli gezi yazısı yazarları ve yapıtları:
Seyahatname - Evliya Çelebi
Frankfurt Seyahatnamesi - Ahmet Haşim
Hac Yolunda - Cenap Şahabettin
Bizim Akdeniz, Denizaşırı - Falih Rıfkı Atay
Avrupa’da Bir Cevelân - Ahmet Mithat Efendi
Anadolu Notları - Reşat Nuri Güntekin

Tiyatro 

Tiyatro, din törenlerinden doğmuştur. Bugünkü Batı tiyatrosunun ilk örnekleri Eski Yunan edebiyatına ait­tir. Tiyatro, Eski Yunan edebiyatının temelini oluştu­rur ve oldukça gelişmiş bir türdür. Eski Yunan'da ti­yatro yapıtları şiir şeklindedir. Bu yapıtlar trajedi ve komedi olarak ikiye ayrılırken daha sonra bu türlere dram da eklenmiştir. Tiyatro, edebiyatımıza Tanzimat döneminde girmiş ve birçok sanatçı bu türde yapıt ortaya koymuştur. Bu dönemde Şinasi, Namık Ke­mal, Ahmet Mithat, Ahmet Vefik, Recaizade Mahmut, Abdülhak Hamit başlıca tiyatro yazarlarıdır. Edebiya­tımızın diğer dönemlerinde de birçok yazarımız tiyat­ro türünde başarılı yapıtlar vermiştir.

Edebiyatımızda ilk tiyatro yapıtı:
►Şair Evlenmesi - Şinasi

1) Trajedi (Tragedya)

Hayatın acıklı yönlerini kendine özgü kurallarla sahnede göstermek, ahlak, erdem örneği vermek amacıyla yazılmış manzum (şiir biçiminde) tiyatro yapıtlarıdır.

Klasik trajedinin özellikleri:
  • Konular tarihten ve mitolojiden seçilir.
  • Kişiler; tanrı, tanrıça ve soylulardır.
  • Kötü, bayağı söz ve söyleyişler yoktur. Seçkin bir üslupla yazılır.
  • Manzum olarak yazılır.
  • Kişiler arasındaki dövüşme, yaralama ve öldürme gibi korkunç ve çirkin olaylar sahnede göste­rilmez; bu olayları haberciler aktarır.
  • Zaman, yer, ana olay birliğine uyulur. Bir ana olay, aynı yerde bir günde geçebilecek biçimde düzen­lenir. Buna üç birlik kuralı denir. (Olay, zaman ve yer birliği)
  • İnsanoğlunun hırslarını, kavgalarını gösterir; çoğu, felaketli sonuçlara bağlanır.
  • Birbiri ardınca süren koro ve diyalog bülümleri vardır.
Dünya edebiyatında ünlü trajedi yazarları:
Aiskhylos, Sophokles, Euripides - Yunan Ed.
Corneille, Racine - Fransız Ed.

2) Komedi (Komedya)

İnsanların ve olayların gülünç yönlerini ortaya koy­mak; izleyenleri güldürmek ve düşündürmek ama­cıyla yazılmış tiyatro yapıtlarıdır.

Klasik komedinin özellikleri:

  • Konu, yaşanan hayattan ve günlük olaylardan alınır.
  • Kişiler, halktan ve yüksek zümreden her çeşit in­san olabilir.
  • Her türlü söze, şakaya yer verilir. Üslupta asalet aranmaz.
  • Üç birlik kuralına uyulur.
  • Kişilerin öldürme, yaralama gibi her çeşit davranışları sahnede geçebilir.
  • Manzum olarak yazılır.
  • Birbiri ardınca süren koro ve diyalog bölümleri vardır.
Dünya edebiyatında ünlü komedi yazarları: 
Aristophanes, Menandros - Yunan Ed.
Moliere - Fransız Ed.

3) Dram

Hayatı olduğu gibi, bütün acıklı ve gülünç yönleriyle yansıtan, sahnede gösterilmek amacıyla yazılmış ti­yatro yapıtlarıdır. Belli kurallara bağlı değildir, ger­çeğe uygunluğu önemlidir.

Dramın özellikleri:

  • Hayatta olduğu gibi hem acıklı hem gülünç sah­neler bulunur. Böylelikle trajik ve komik öğeler dramda kaynaşmış olur.
  • Olaylar tarihin herhangi bir devrinden alındığı gibi, günlük hayattan da alınabilir.
  • Yer, zaman, olay birliğine uyma zorunluluğu yoktur.
  • Olaylar, çirkin dahi olsa sahnede gösterildiği gibi, kişiler hangi halk tabakasından olursa olsun, dramda yer alır.
  • Şiir ya da düzyazı biçiminde yazılabilir.
Dünya edebiyatında ünlü dram yazarları: 
Shakespeare - İngiliz Ed.
Victor Hugo, Sebiller - Fransız Ed. 
 
Edebiyatımızda ünlü dram yazarları:
Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan

Şiir (Nazım)

Duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene bağlı olarak, çekici bir di! ve ahenkle dizeler halinde ak­tarılmasıdır. Şiirin, düzyazıdan farklı olarak kendine göre birtakım ölçü ve kuralları vardır. Bu kurallar şiirin biçimini be­lirleyen ölçü, uyak (kafiye), nazım birimi vb. olarak sıralanabilir.

Şiir Türleri

Şiirler, işlenen konular yönüyle çeşitli türlere ayrılır.

1) Lirik Şiir

“Lir” Eski Yunan’da bir sazın ismidir. Lirik şiir de bu saz ile söylenen şiirlerden doğmuştur, içten gelen heyecanlan anlatan duygusal şiir türüdür. Bu şiir­lerde akıcılık, coşku ve duygusallık ön plandadır. Lirik şiirlerin konuları çoğunlukla aşk, ayrılık ve ölümdür. Divan edebiyatında özellikle gazeller, murabbalar ve şarkılar; Halk edebiyatında, koşmalar ve semailer lirik şiir türüne örnektir.

 

Yunus Emre, Fuzuli, Bâki, Nedim, Karacaoğlan, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal lirik şiirleriyle tanınır.

2) Pastoral Şiir

Doğa güzelliklerini, kır ve doğa sevgisini; orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını, bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında çobanın özel bir yeri vardı. Hemen her yapıtta kahramanlar arasında bir çoban yer almıştır.

Bir çobanın, kır hayatının güzelliklerini anlattığı kısa şiirlere “idil”; birkaç çobanın aşk, kır hayatı üzerine karşılıklı konuşması şeklinde yazılan şiirlere "eglog” denir.

Pastoral şiir, edebiyatımıza Abdülhak Hamit Tar- han’ın “Sahra” adlı yapıtıyla girmiştir. Kemalettin Ka­mu (Bingöl Çobanları), Faruk Nafiz Çamlıbel (Çoban Çeşmesi), Behçet Necatigil pastoral şiir yazan şair- lerimizdendir.

 

Eski Latin edebiyatında Vergilius pastoral tarzda ürünler ortaya koymuştur.

3) Epik Şiir

“Epope”, destan demektir, epik şiir, destansı şiirdir. Konusu savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi olan ya da tarihi bir olayı coşkulu bir anlatımla iş­leyen uzunca şiirlerdir.

 

Epik şiirler “doğal epik” ve "yapay epik” olarak ikiye ayrılır. Doğal epik şiirler ulusların milli destanlarıdır: Ergenekon, Mahabarata, Kalevala vb. Yapay epik şiir­ler, şairi bilinen kahramanlık şiirleridir. Dünya edebiya­tındaki başlıca yapma destanlar; Tasso’nun “Kur­tarılmış Kudüs”, Milton’un “Kaybolmuş Cennet” adlı yapıtlarıdır. Türk Edebiyatında da Kayıkçı Kul Musta­fa’nın "Genç Osman Destanı”, Mehmet Akif’in “Çanak­kale Şehitlerine” adlı şiiri, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın "Üç Şehitler Destanı” adlı yapıtı örnek gösterilebilir.

4) Satirik Şiir

Toplumsal düzensizlikleri, kişilerdeki dalkavukluk, düzenbazlık, kendini beğenmişlik, makam düşkün­lüğü gibi huyları; devlet yönetiminde çıkarcılık ve be­ceriksizlikleri anlatan, bunları yeren şiirlerdir.

 

Yergi; kişi ve toplumdaki kusurlu ve gülünç yönleri iğneleyici ve alaycı bir dille ortaya koymaktır. Yergi, Halk edebiyatında taşlama, Divan edebiyatında hiciv, Batı edebiyatında satir adını alır. Halk edebiyatında Seyrani, Kaygusuz Abdal; Divan edebiyatında Şeyhi, Nefi; Tanzimat sonrası edebiyatta da Ziya Paşa, Şair Eşref, Neyzen Tevfik satirik şiirin başarılı örneklerini vermişlerdir.

5) Didaktik Şiir

Belli bir düşünceyi anlatmak ya da belli bir konuda öğüt ve bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiirlerdir.

Manzum masallar arasında, kahramanları hayvan, bitki veya cansız varlıklar olan ve ders vermek amacı güden öykülere fabl adı verilir. Kişilerin ve toplum- ların bozuk, eksik yönlerinin anlatıldığı fabl türündeki şiirler de didaktik şiir örnekleridir.

5) Dramatik Şiir

Manzum olarak yazılmış tiyatro yapıtları dramatik şiir türüne girer. Trajedi, komedi ve dram türündeki man­zum tiyatroların genel adıdır.

 

Dramatik manzume, karşılıklı konuşma şeklinde ya­zılan manzumedir.

Şiirde Şekil Özellikleri

Dize (Mısra)

Şiirin en küçük birimidir. Şiirin satırlarından her birine veriien addır.

Beyit (İkilik)

Aynı ölçüyle yazılmış, anlamca birbirine uygun iki dizeden oluşan şiir birimidir. Divan edebiyatında birçok nazım türü, beyit esasına göre yazılır.

Dörtlük

Dört dizeden oluşan şiir birimidir. Daha çok Halk edebiyatı nazım türlerinde görülür.

Ölçü (Vezin)

Şiirde dizelerin hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasıdır. Türk ede­biyatında aruz ve hece olmak üzere iki ölçü kul­lanılmıştır. Ayrıca birçok şair serbest ölçüyle de şiir yazmıştır.

1) Aruz Ölçüsü

Dizelerde hecelerin uzunluğuna ve kısalığına da­yanır. Her dizenin ses bakımından denk olması esas olarak kabul edilir.

Sesli harfle biten heceler “açık hece”, sessiz harfle biten heceler ise “kapalı hece”dir. Her dizenin son hecesi, nasıl biterse bitsin, kapalı hece kabul edilir. Açık heceler kısa, kapalı heceler ise uzun olarak ka­bul edilir. Açık heceler (.) nokta, kapalı heceler (-) kısa çizgiyle gösterilir.
Aruz kalıpları gereği, kısa hecelerin uzun okunması­na imâle, uzun hecelerin kısa okunmasına ise zihaf denir. Bunlar birer aruz kusurudur. Kapalı heceyi açık hece durumuna getirmek için, sonu sessizle biten bir sözcüğün, sesliyle başlayan bir sözcüğe bağlanarak okunmasına vasi (ulama) denir.

Aruz ölçüsü, Arap edebiyatı kaynaklıdır. Türkler aruz ölçüsünü 11. yüzyıldan İtibaren kullanmaya başla­mışlardır. Divan edebiyatının tüm nazım ürünlerinde aruz ölçüsü kullanılmıştır.

 2) Hece Ölçüsü

Hece ölçüsü Türklerin milli ölçüsüdür. İslam öncesi Türk edebiyatından beri hece ölçüsü kullanılmak­tadır. Dizelerdeki hece sayısının eşit olması esasına dayanır. Hece ölçüsü ile yazılan şiirlerde bir dizede vurgu gayesiyle bir ya da iki kez durulur. Bu yerlere durak denir. Mesela 11 'li hece ölçüsünde duraklar (4+4+3 = 11) veya (6+5 =11) olabilir.

3) Serbest Ölçü 

Ölçü ve uyak düzeni olmayan şiirlerin ölçüsüdür. Bu ölçüyle oluşturulan şiirlerde uyum, hece sayısı ve uyakla değil; sözcüklerdeki ses ilişkileriyle sağlanır. 19. yüzyılın sonlarında doğmuş ve hızla gelişmiştir. Edebiyatımızda 1930’lardan beri kullanılmaktadır.

Uyak (Kafiye)

Şiirde dize sonlarındaki ses benzerliğine uyak denir. Uyak, seslerin tekrarlanmasıyla dizelerin ahengini artıran bir musiki unsurudur. Uyağı oluşturan eklerin, sözcüklerin yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı olmalıdır.

Redif 

Dize sonlarında yazılışları, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, sözcük ve sözcük gruplarının tekrar edilmesine redif denir. Redif uyaktan sonra gelir, her dize sonunda redif bulunmak zorunda değildir.

Bardak boşalır bencileyin dolmayı bilmez 

Benzim gibi yaprak sararıp solmayı bilmez 

Hiçbir şey canımca feda olmayı bilmez
 

Canım senin uğrunda fedâ olmak içindir.

Uyak Türleri

1) Yarım Uyak 

Tek ses -genellikle sessiz harf- benzerliğine dayanan uyak türüdür.

Ben çektiğim kimler çeker                                        

Gözlerim kanlı yaş döker

Bulanık bulanık akar

Dağların seliyim şimdi

2) Tam Uyak

İki ses -genellikle bir sesli bir sessiz harf- benzerli­ğine dayanan uyak türüdür.

Mazi köyünde, hatıralar gölgesinde kal

Dolaştığın tabiatı günlerce seyre dal

3) Zengin Uyak

Üç ya da daha çok sesin benzerliğine dayanan uyak türüdür.

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk

 

Soğuk bir mart sabahı buz tutuyor her soluk

Not: Dize sonundaki bir sözcüğün başka bir dize sonundaki sözcüğün içinde geçmesiyle oluşan ses benzerliğine tunç uyak denilmektedir. Tunç uyak, zengin uyağın bir türü olarak kabul edilmektedir.

4) Cinaslı Uyak 

Anlamları ayrı, yazılış ve söylenişleri aynı olan sözcük ya da sözcüklerin benzerliğine dayanan uyak türüdür.

Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç 

Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç

Uyak Düzenleri

Dizelerin son seslerine bakılarak bir dörtlüğün uyak düzeni çıkarılabilir. Bir dizenin hangi dize ile uyaklı (kafiyeli) olduğunun gösterilmesine uyak düzeni denir.

1) Düz Uyak

Birinci iie ikinci dizenin; üçüncü ile dördüncü dizenin birbirleriyle uyaklı olmasıdır.

 

Uyak düzeni aabb biçimindedir.

Halk edebiyatında dörtlüklerde kullanılan aaab şek­lindeki uyaklar da düz uyaktır.
..................... a      
..................... a
..................... b
..................... b

 

..................... a
..................... b
..................... a
..................... b
 

2) Çapraz Uyak 

Birinci ile üçüncü dizenin, ikinci ile dördüncü dizenin uyaklı olmasıdır.

Uyak düzeni abab biçimindedir.

..................... a
..................... b
..................... a
..................... b
 

3) Sarmal Uyak 

Birinci ile dördüncü dizenin, ikinci ile üçüncü dizenin uyaklı olmasıdır.

Uyak düzeni abba biçimindedir.

..................... a
..................... b
..................... b
..................... a