Edebiyat

Edebiyat Akımları

Edebiyat akımları belli dönemlerde yazın hatarında görülen içerik ve üslup açısından takip edilen yollardır. Dönemlere göre zıtlık gösterenilen bu akımlar az çok çoğu edebiyatçıyı etkilemiştir.

Klasisizm (Kuralcılık)

Eski Yunan ve Latin edebiyatını biçim ve içerik (konu) açısından örnek aldılar. Gelip geçici duygular yerine akıl ve sağduyuya önem verdiler. Sanatta kusursuzluğu aradılar. Değişmez tipler ortaya koyarak insanın doğasını, gerçek kişiliğini işlediler. Ahlak ve erdem önemsediler. Konudan çok anlatıma önem verdiler. Dili titiz kullandılar. Kaba ve argo sözlere yer ver­mediler. Kahramanlarını üst tabakadan seçtiler. Soylu kişilerin hayatından ve mitolojiden seçtikleri konuları tekrar tekrar işlediler. Daha çok tiyatro türünde eser veren sanatçılar üç birlik kuralına bağlı kaldılar. Boileau, La Fontaine, Racine, Corneille klasisizmin batı edebiyatındaki en önemli temsilcileridir. Edebiyatımızda ise Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa klasisizmin temsilcisi olarak kabul edilirler. 

Romantizm (Çoşumculuk)

1789'da Fransız İhtilali'yle elde edilen özgürlük ve gelişen milliyetçilik duyguları klasisiz-min kurallarından sıkılan sanatçılar için yeni bir imkân sunmuştur. Yunan ve Latin mitolojisi yerine Milli kaynaklara ve dini duygulara yönelen sanatçılar aklın yerine duyguyu önem-semişlerdir. Günlük hayatın içinden konuları da işleyen sanatçılar, tabiat güzelliklerini ve yaşamdaki zıtlıkları hayallerini de katarak anlattılar. Klasiklerden farklı olarak eserlerde kişiliklerini gizlemediler. Karamsar bir hava bulunan eserlerde günlük konuşma dilini süslü ve özentili kullandılar. Roman türünde yaygınlaşan romantizmin tiyatroda yeni bir tür olan dramın gelişmesini sağlamıştır. Victor Hugo, J. Jack Rousseau, Goethe, Lamartine ve Rus edebiyatınından birçok sanatçı romantizm akımından etkilenmiştir. Türk edebiyatında Namık Kemak, Ahmet Mithat, Abdülhak Hamit Tarhan, Recaizade Mahmut Ekrem romantizm etkisinde kalmışlardır.

Realizm (Gerçekçilik)

Duygu ve hayal yerine gerçekler önemsenmiştir. Gerçek hayatın içinden konular ve kah­ramanlar seçilir. Romancı gerçekleri bir ayna tarafsızlığı ile aktarır. Dilde, anlatımda ve biçimde titiz davranan sanatçı toplumu eğitmek yerine "sanatı sanat için" kullanır. Kendi kişiliğini gizleyen yazar için gözlem ve belge en önemli kaynaktır. Çevre tasvirleri, kahramanların kişiliklerini anlamak açısından gerekli görülmüş ve geniş yer verilmiştir. Uzun psikolojik tahliller yapılmıştır. Stendal, Balzac, G. Flaubert, Tolstoy realizmden etkilenen en önemli sanatçılardır. Edebiyatımızda da Samipaşazade Sezai, Nabizade Nazım, Halit Ziya Uşaklıgil bu akımından etkilenmişlerdir. 

Natüralizm (Doğalcılık)

Determinist anlayışın (sebep-sonuç ilişkisinin) edebiyata uyarlanmasıdır. Sanat, doğanın kopyası olmalıdır. Yazar bir bilim adamı gibi davranır ve insanı deney malzemesi olarak görür. Toplumsal yapının ve insanın biyolojik özelliklerinin davranışlarında belirleyici olduğu düşüncesinden hareket ederler. Bu yüzden eserlerinde toplumsal hayatı ve insa­nı tüm çıplaklığıyla ortaya koyarlar. Realizmdeki gözlemcilik natüralizmde daha fazla yer tutar. İnsanı doğal haliyle sunma çabasında olan yazar, günlük konuşma dilini herhangi bir estetik kaygı duymadan olduğu gibi aktarır. Emile Zola bu akımın en önemli ismidir. Türk edebiyatında ise Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın eserlerinde natüralizm etkisi görünür.

Parnasizm (Şiirde Gerçekçilik)

"Parnas" adlı derginin yayınlanmasıyla başlar. Şiirde duygu yerine ölçü, kafiye, ses sanatları ve ritm gibi biçim güzellikleri ön plana çıkar. Konu sınırı yoktur. Tarihten ve mitolojiden seçtikleri konular yanında uzak memleketlerin güzellikleri de işlenir. Şiir, güzellik ve sanat için yazılır. Toplum sorunları onları ilgilendirmez. Bu yüzden dili kullanırken tek hassasiyetleri müzikal sözcükleri bulmaktır. Yabancı sözcüklerin kullanmaktan çekinmezler. Klasisizm akımında oldu­ğu gibi biçim kusursuzluğu arayışındadırlar. Th. Gauthier, T.D Banville, François Coppee batı edebşyatındaki en önemli parnasyenlerdendirler. Edebiyatımızda ise Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin ve Yahya Kemal Beyatlı bu akımdan etkilenmiştir.

Sembolizm (Simgecilik)

Sembolistler, parnasyenlerin ihmal ettiği duyguyu ve insanın iç dünyasını şiire taşımak ister­ler. Varlıklar olduğu gibi değil insanda bıraktığı izlerle aktarılır. Bu da sembollerle mümkün­dür. Şiirde müzikaliteyi ve anlam kapalılığını gerekli görürler. Şiir bir anlatı aracı değil, duygu yüklü bir müziktir. Duyguları aktarırken biçimsel kuralların (kafiye ölçü vb.) şairi engellediğini düşünürler ve serbest nazım biçimlerini tercih ederler. Karamsarlık havası hakim olan sembolist şiirde imge ve mecaz ağırlıktadır. Baudelaire,Rimbaud, Mallarme, Verlaine, Puşkin dünya edebiyatındaki en önemli sembolistlerdir. Edebiyatımızda da Ahmet Haşim, Cenap Şahabettin, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dıranas sembolizmden etkilenen sanatçılardır.

Empresyonizm (İzlenimcilik)

Sembolizmin devamı niteliğindeki bu akıma göre gerçekler olduğu gibi değil insan hayalinde bıraktığı izlenimlerle aktarılmalıdır. Anlam kapalılığı tercih edilen şiirde müzik ön planda olmalıdır. Verlaine, Rimbaud, Rilke ve Joyce dünya edebiyatında bu akımın en önemli temsilcileridir. Edebiyatımızda ise Ahmet Haşim, Cenap Şehabettin ve Ahmet Muhip Dıranas bu akımın etkisinde kalmışlardır.

Fütürizm (Gelecekçilik)

Modern çağın hareketli hayatını şiirde yansıtmayı amaçlayan bir akımdır. Geçmişe ve gele-neğe karşı çıkar ve bu yüzden şiirdeki geleneksel kuralları reddeder. Ölçü, uyak gibi şairin özgürlüğünü sınırlandıran kurallara itibar etmez. Modern çağın makinelerinin sesini şiirde duyurmaya çalışır. Dünya edebiyatında Marinetti, edebiyatımızda ise Nazım Hikmet bu akımın temsilcisi olmuşlardır.

Dadaizm (Kuralsızlık)

Şiirdeki tüm kuralları gereksiz görürler ve hatta insanın özgürlüğünü kısıtlayan unsurlar ola­rak kabul ederler. Kuralsızlığı kural olarak kabul etmelerinin sebebi dünyanın içinde bulunduğu kötü durumun sebebi olarak kuralları görmeleridir. I. Dünya Savaşı yıllarındaki acıların ve yozlaşmanın sebep olduğu bu düşünce üzerine kurulan anarşist akım İsviçre'de doğmasına karşın Fransa'da yaygınlık kazanmıştır. Kısa ömürlü olan akım daha sonra sürrealizme zemin hazırlamıştır. Tristan Tzara bu akımın temsilcisidir.

Sürrealizm (Gerçeküstücülük)

Freud'a göre insan bilinçaltında oluşan birikime göre hayatını sürdürür. Öyleyse gerçek, bilinçaltıdır. Akıl ve mantık önemsizdir. Bu akım bilinçaltını şiire aktarmayı amaçladı. Düş, hayal, rüya gibi aklın sınırlarından kurtulmuş gerçekleri, bilinç akışını yansıtmayı denedi. Bilinç altında olan iyi-kötü her şey şiire aktarılmalıydı. Dil kurallarının bu akışı engelleyeceği düşünülerek noktalama işaretleri şiirde kullanılmadı. Dünya edebiyatında Andre Breton, Paul Eluard ve Aragon bu akımın temsilcisi olmuşlardır. Edebiyatımızda ise Cemal Süreya ve Orhan Veli bu akımı benimsemişlerdir.