Edebiyat

Tanzimat Edebiyatı (1860 - 1896)

Türk edebiyatı 19. yüzyılda batı etkisine girmiştir. Tanzimat edebiyatı batı etkisindeki Türk edebiyatı içerisindeki ilk dönemdir. Tanzimat edebiyatını anlamak için Türk edebiyatındaki batı etkisini de anlamak gerekir.

Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı

Osmanlı Devleti, Batının Rönesansla başlayıp çeşitli reform hareketleriyle devam eden ilerleyişine ayak uyduramamış ve 17. yüzyıldan itibaren gerilemeye başlamıştır.

Siyasi ve sosyal alanda ortaya çıkan bu gerileme, edebi hayatta da kendini göstermeye başladı. 3 Kasım 1839'da Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane Parkı’nda okunan Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu) ile hem siyasi hayatta hem de edebiyatta yeni bir dönem başladı.

Tanzimat Fermanı İle Osmanlı Devleti içindeki azınlıklara çeşitli haklar tanınmıştır. Bu, bir anlamda bizim Batı medeniyetine girişimiz demektir. 1839'da okunan bu fermandan sonra kapılarımız Batı medeniyetine, hiçbir engel konulmadan açıldı. Tanzimat hareketi başta siyasi bir nitelik taşımakla birlikte, kısa bir süre içinde sosyal ve kültürel hayatta da kendini hissettirmiştir. Tanzimat’ın getirdiği yeniliklerle birlikte, düşünce hayatına da yeni kavramlar girmiş, aynı zamanda siyasi kimlikleri de bulunan I. Dönem Tanzimat sanatçıları, eserlerinde sosyal konuları işlemeye başlamışlardır. Bu sanatçılar birtakım ortak düşüncelerle hareket etmiş, gazetelerde ortak tür ve temaları işlemeye koyulmuşlardır. Sonuçta Tanzimat edebiyatı denen bir edebi anlayış ortaya çıkmıştır. Edebiyatımızın bundan sonraki dönemleri genellikle Batı edebiyatının etkilerini taşımıştır.

Tanzimat ve ondan sonra gelen yeniliklerle edebiyat ve fikir hayatımız, Batı ile tanıştı. 1860 yılında Tercüman-ı Ahval gazetesi yayımlanmaya başlar ki bu aynı zamanda Tanzimat edebiyatının da başlangıcıdır. Bu dönemde edebiyatımızda birçok yenilikler olmuş, Batı edebiyatından alınan yeni türler görülmeye başlanmıştır. Hikâye, roman, deneme, makale gibi eski edebiyatımızda olmayan türler edebiyatımıza girmiştir. Tanzimatla birlikte edebiyatımızın şu alanlarında yenilikler ortaya çıkmıştır:

Şiir

Tanzimat döneminde şiir alanında büyük yenilikler olmuştur. Şiirde biçim olarak Divan edebiyatı geleneği devam ettirilmiş, şiirin konuları ise alabildiğine genişlemiştir. Şiirlerde kanun, medeniyet, eşitlik, hürriyet, vatan gibi konular işlenmeye başlanmıştır. Bu dönemdeki şiirlerde konu bütünlüğü de vardır.

Roman - Öykü

Türk edebiyatı, romanla ilk defa, Yusuf Kâmil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği “Telemaque” çevirisiyle karşılaşır. Edebiyatımızdaki ilk yerli roman ise 1872'de Şemsettin Sami tarafından yazılan “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat" adlı romandır. Edebiyatımızda ilk öykü kitabı da Ahmet Mithat Efendi’nin “Letaif-i Rivayat” adlı yapıtıdır.

Tiyatro

Edebiyatımızda ilk tiyatro, Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” adlı töre komedyasıdır. Sanatçı, bu yapıtında, görücü usulüyle evlenmeyi yerer. Şinasi bu piyesinde meddah geleneğinden yararlanmıştır. Güldürüler, söylenenlerin tersinden anlaşılması üzerine kurulmuştur.

Makale

Edebiyatımızda ilk örneği Şinasi’nin “Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi” adlı yazısıdır. Sanatçı, bu yazısında gazetenin çıkış sebebi ve gerekliliği, içeriğinin ve dilinin nasıl olacağı hakkında bilgilere yer vermiştir.

Eleştiri

Edebiyatımızda ilk örneği Namık Kemal’in “Tahrib-i Harabat” adlı yapıtıdır. Sanatçı, bu yapıtında Ziya Paşa’nın Harabat adlı Divan şiiri antolojisini hedef almış, eski edebiyata şiddetle hücum etmiş, onun yıkılması gereken yanlarını göstermiş ve yeni edebiyat üzerindeki görüşlerini ortaya koymuştur.

Gazete

1831 'de çıkarılan Takvim-i Vakayi resmi bir gazete olup ilk gazetedir.
1840'ta İngiliz William Churchill tarafından çıkarılan Ceride-i Havadis, yarı resmi bir gazetedir.
1860'ta Şinasi ve Âgâh Efendi’nin birlikte çıkardıkları Tercüman-ı Ahval ilk edebi ve özel gazetedir.
1862’de Şinasi tek başına Tasvir-i Efkâr adlı bir gazete çıkarmaya başlar. 

Tanzimat edebiyatı iki dönemde incelenebilir:

I. Dönem Tanzimat Edebiyatı

Dönemin Özellikleri:

  • Sanatçılar, “Sanat, toplum içindir.” görüşünü benimsemişler ve yapıtlarında bu düşünceyi uygulamaya çalışmışlardır.
  • Dilde sadeleşme savunulmuş; ancak yapıtlarda uygulanamamıştır.
  • Fransız edebiyatı örnek alınmıştır.
  • Sanatçılar romantizm akımının etkisinde kalmışlar ve bu akımın belirgin özelliklerine -hastalıklı oluş, intihar etmek, veremli oluş gibi- yapıtlarında yer vermişlerdir.
  • Divan edebiyatı eleştirilerek ona karşı çıkılmış, buna karşılık hece ölçüsü ve Halk edebiyatı savunulmuş; ancak bu düşünceler uygulamaya geçirilememiştir.
  • Batı edebiyatından roman, öykü, makale, eleştiri gibi yeni yazınsal türler edebiyatımıza girmiştir.
  • Şiirde, eski şekiller içinde yeni konular işlenmiştir.
  • Şiirde estetik ve güzellik değil, içerik ön plana çıkarılmış ve şiir, düşünceyi aktarmak için kullanılan bir araç olarak görülmüştür.
  • Romanlar, teknik açıdan oldukça zayıftır. Romanlarda uzun betimlemelere, beklenmedik rastlantılara yer verilir. Zaman zaman romanın akışı durdurulur ve okuyucuya bilgi verilir.
  • Noktalama işaretleri ilk defa bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
  • Sanatçılarının en önemli özelliklerinden biri de aynı zamanda devlet adamı olmalarıdır.

Dönemin Başlıca Sanatçıları:

  • Şinasi
  • Namık Kemal
  • Ziya Paşa
  • Şemsettin Sami
  • Ahmet Mithat Efendi
  • Ahmet Vefik Paşa

Şinasi (1826 - 1871)

Edebiyatımızda yeniliğin öncüsüdür. Tercüman-ı Ahval (ilk özel gazete), Tasvir-i Efkar gazetelerini çıkarmıştır. Edebiyatımızda ilk makaleyi (Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi) ve ilk tiyatroyu (Şair Evlenmesi) yazmıştır. Noktalama işaretlerini ilk o kullanmıştır. 1849-1865 yılları arasında Fransa’da bulunan, Fransız edebiyatını ve sanatçılarını yakından tanıyan sanatçı, İstanbul’da yaptığı memurluklarda Mustafa Reşit Paşa tarafından korunmuştur.

Yapıtlarını halkın kolaylıkla anlayabileceği bir dille kaleme alan sanatçı, düşüncelerini yalın bir anlatımla ve kısa cümlelerle dile getirmiştir.

1860'ta Âgâh Efendi ile birlikte çıkardığı “Tercüman-ı Ahval”de de “Şair Evlenmesi”ni yayımlamıştır. Didaktik yazılarıyla tartışma örneklerini ve eleştirilerini 1862‘de tek başına çıkardığı “Tasvir-i Efkâr” gazetesinde yayımlamıştır.

1862-1865 yıllarında kitap basımı işiyle uğraşmıştır. Daha önce yazdığı şiirlerinden seçerek oluşturduğu “Müntehabat-ı Eş’ar”ı ve Osmanlı atasözlerini topladığı “Durub-ı Emsal-i Osmaniye”yi bu sıralarda yayımlamıştır.

Yapıtları:

Şair Evlenmesi: Edebiyatımızda ilk tiyatrodur. Tek perdelik bir piyes olan bu yapıtta yazar, görücü usulüyle evlenmeyi yerer.
Müntehabat-ı Eşar: Şiirlerinin yer aldığı yapıtıdır.
Durub-ı Emsal-i Osmaniye: Osmanlı atasözlerini topladığı yapıtıdır.
Tercüme-i Manzume: 1859'da Fransızca’dan yaptığı çevirileri -Lamartine’den Souvenir, La Fontaine’den Kurt ile Kuzu- yer almaktadır.
Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi: Edebiyatımızda ilk makaledir.

Namık Kemal (1840 - 1888)

Vatan şairi olarak anılır. Yapıtlarında çoğunlukla toplumsal konuları; vatan, millet, hürriyet kavramlarını işlemiş, “Sanat toplum içindir.” görüşüne bağlı kalmıştır. Edebiyatımızda ilk edebi romanı (İntibah) yazmıştır, ilk tarihi roman sayılan “Cezmi” de onun eseridir. Mecazlardan, mazmunlardan, söz oyunlarından arınmış bir şiir dili vardır. Dizelerinde, savunduğu fikri açık olarak vermiştir. Edebiyatı, topluma yarar sağlamak ve düşüncelerini halka yaymak için bir araç olarak kullanmış, sanat yapıtının halk için yazılması ve "gerçeğe ve tabiata" uygun olması gerektiğini söylemiştir. Hemen hemerı edebiyatın bütün türlerinde yapıt vermiştir. Tiyatro alanında altı yapıt vermiştir. Bunlardan biri olan “Vatan yahut Silistre” adlı oyunu büyük yankılar uyandırmıştır, ilkin Divan edebiyatı yolunda şiirler yazmış, Şinasi ile tanıştıktan, özellikle Avrupa'ya gittikten sonra, ülkede Batı uygarlığı çevresindeki yeni edebiyatın gelişmesi ve yayılması uğrunda çetin bir mücadeleye girişmiştir. Makaleleri, mektupları, “Celâleddin Harzemşah” adlı tiyatro yapıtının önsözü ve Ziya Paşa'nın “Harabat” adlı Divan şiiri antolojisine karşı eleştiri türünde yazdığı “Tahrib-i Harabat” ve “Takip” ile eski edebiyata şiddetle hücum etmiş, onun yıkılması gereken yanlarını göstermiş ve yeni edebiyatla ilgili görüşlerini açıklamıştır.

Yapıtları:

İntibah: Edebiyatımızda ilk edebi roman
Cezmi: Edebiyatımızda ilk tarihi roman
Celâleddin Harzemşah: On beş perdelik olup oynanmak için değil, okunmak için yazılmıştır. Ayrıca bu yapıtın önsözünde sanatçının edebiyat ve tiyatroya dair görüşleri yer almaktadır.
Vatan yahut Silistre, Akif Bey, Zavallı Çocuk, Gülnihal, Kara Bela : Tiyatro
Tahrib-i Harabat: Ziya Paşa'nın Harabat adlı Divan şiiri antolojisi durumundaki yapıtına karşı yazdığı eleştiri türünde bir yapıttır. Edebiyatımızdaki ilk eleştiridir.
Takip, İrfan Paşa’ya Mektup: Eleştiri
Barika-i Zafer, Evrak-ı Perişan, Devr-i İstila, Kanije Muhasarası, Renan Müdafaanamesi: Tarih konulu yapıtlarıdır.

Ziya Paşa (1825 - 1880)

Doğu kültürüyle yetişmiş, sonradan Batı’ya yönelmiştir. Yenilikçi düşünceleri vardır; ancak bu düşünceleri yapıtlarında görülmez. Şiirlerini Divan şiiri üslubuyla yazmıştır. Edebi yönden tamamıyla eskiye bağlıdır. Gazeller, kasideler yazmıştır. Edebiyatımızın en önemli terkib-i bent ve terci-i bent şairidir. Edebiyatımızda ilk edebiyat tarihi taslağı sayılan “Harabat” adlı antolojiyi yazmıştır.

Kişiliğinde ve yapıtlarında bir İkilik vardır. Doğu kültürü ile Batı kültürü arasında bocalamıştır. “Şiir ve İnşa” makalesinde Halk edebiyatını savunmuş, Divan şiirini Türk şiiri olarak kabul etmemiştir. “Harabat”ta ise bunun tersini söylemiş, bu yüzden Namık Kemal tarafından “Tahrib-i Harabat” adlı yapıtta sert bir biçimde eleştirilmiştir. Dilde sadeleşmeyi savunmasına rağmen Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalarla yüklü ağır bir dil kullanmıştır.

Yazıda konuşma dilinin kullanılmasından yana olan sanatçı, şiirlerinde Divan edebiyatı dilinden kurtulamamış olmakla birlikte, bazı yapıtlarında, özellikle “Defter-i Âmal” adlı çocukluk anılarında ve “Emile” çevirisinde konuşma dilini bilinçli olarak kullanmıştır. Avrupa'ya gidip Batı uygarlığını yakından tanıdıktan sonra, 18. yüzyıl Fransız yazarlarından Montesquieu, J.J. Rousseau ve Voltaire'in devrimci düşüncelerinin etkisi altında kalarak, birçok makale ve şiirinde zulme, haksızlığa, çalıp çırpmaya ve geriliğe karşı şiddetli bir dil kullanmıştır.

Şiirleri, ölümünden sonra “Eş’ar-ı Ziya” ve “Külliyat-ı Ziya Paşa” adlı kitaplarda toplanmıştır. Ayrıca halk içinde çokça kullanılan veciz sözleri de vardır.

Yapıtları:

Harabat: Türkçe, Arapça ve Farsça şiirlerden oluşan 3 ciltlik Divan şiiri antolojisi
Zafername: Üç bölümlük manzum bir yapıttır. Başka başka kişilerin ağzından Sadrazam Ali Paşa’nın tutum ve davranışlarını över görünerek bu kişiyi üstü örtülü bir dille yermiştir.
Eş’ar-ı Ziya, Külliyat-ı Ziya Paşa: Şiir
Defter-i Âmal: Çocukluk anılarını içerir.
Şiir ve İnşa, Rüya: Makale
Emile: Çeviri

Şemsettin Sami (1850 - 1904)

Edebiyatımızda ilk yerli roman olan “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat”ın yazarıdır. Tanzimat edebiyatı açısından önemki bir isimdir.

Edebiyatla ilgili yapıtlarının yanında bilim ve dil çalışmalarında da bulunmuş, dil konusunda ileri sürdüğü çeşitli düşünceler ve uygulamalarla önem kazanmıştır. “Kamus-ı Türki” adlı sözlüğü yazmış; bundan başka, “Kamus-ı Fransevl"; “Kamus-ı Arabi” gibi sözlüklerle, ilk ansiklopedi sayılabilecek “Kamusu’I Alam” adlı altı ciltlik büyük yapıtını yayımlamıştır. Hayatının son yıllarında, Türkolog Radloff'un yayınlarından yararlanarak "Orhun Yazıtlarını Türkiye Türkçe- sine çevirmiş; Vambery'nin yayımladığı bölümlerden yararlanarak da Kutadgu Bilig'i incelemiş ise de, bu yapıt yayımlanmamış; gazete ve dergilerde çıkan makaleleri kitap halinde toplanmıştır.

“Kamus-ı Türki” adlı sözlüğünün önsözünde, yazı ve edebiyat dili olması istenen bir dilin, sözcüklerini bir araya toplayan bir sözlüğü ile kurallarını tespit eden bir gramerinin yapılması gerektiğini, edebiyat binasının ancak bunlar üzerine kurulacağını ve dilin gerilemesine karşı bunların bir set görevi üstleneceğini; bin yıllık edebi ve tarihi bir geçmişi bulunan ve aslında zengin bir dil olan Türkçenin, o zamandan beri sözlüğü ve grameri yapılmadığı için birçok sözcüğünü kaybedip daralarak Arapça ve Farsçaya muhtaç bir hale geldiğini söylemiştir. “Robinson Crusoe” çevirisinin önsözünde, anlatımın yazı dilinden kurtarılıp konuşma diline yaklaştırıldığı takdirde, dilin sadeleşmekle birlikte güzelleşeceğini bildirmiştir.

Yapıtları:

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat: Edebiyatımızda ilk yerli roman
Kamus-ı Türki: İlk Türkçe sözlük
Kamus-ı Fransevi, Kamus-ı Arabi: Sözlük
Kamusu’l Alam: Ansiklopedi
Besa yahut Ahde Vefa, Gave, Seydl Yahya: Tiyatro
Sefiller, Robinson Crusoe: Çeviri

Ahmet Mithat Efendi (1844 - 1912)

Edebiyatımızda onun kadar çok ve değişik türde yapıt veren bir başka yazar yoktur. Bu yönüyle edebiyatımızda “yazı makinesi” olarak tanınmıştır. Hikâye, roman, tiyatro, tarih, anı, gezi yazı, makale türlerinde pek çok yapıt vermiş olan sanatçı, ülkemize yeni yeni girmeye başlamış bulunan Batı kültürünü yaymak amacıyla matematik, fizik, kimya, tabii bilimler, felsefe, hukuk, ekonomi, pedagoji gibi bilim dallarında da çeşitli yazılar yazmıştır.

Otuz altısı roman olmak üzere iki yüze yakın yapıtı vardır. Geniş halk topluluğuna seslenen bir yazar olduğu için, bütün yapıtlarını, devrine göre, sade bir dille ve hiçbir üslup kaygısı duymadan, çalakalem bir anlatımla yazmıştır. Amacı halkı eğitmek, insanlara bilgi vermek olduğu için, romanlarında edebiyat, tarih, coğrafya, tarım, ekonomi gibi alanlarla ilgili bilgiler vermiştir.

Hemen her konuda -macera, polisiye, tarih, Batılılaşma, aşk vb.- roman yazmıştır. Amacı halkı eğitmek olduğundan romanın akışını durdurur, okuyucuya bilgi verir. Her fırsatta halka bir şeyler anlatmaya çalışır. Ayrıca, “Öykü ya da roman okumak, sadece kahramanların başlarından geçenlerle kâh üzülmek, kâh sevinmekten ibaret değildir.” düşüncesiyle, her yapıtında bir kıssadan hisse çıkararak okuyucuya ibret dersi vermiş, böylece toplumsal bir fayda sağlamaya çalışmıştır. Bu yönüyle halka okuma zevki aşılamıştır. Bunları yaparken, romanın kurallarına uymadığından, romanları teknik yönden kusurludur. Ayrıca Fransız edebiyatından da bazı romanları dilimize çevirmiştir.

Yapıtları:

Felatun Bey’le Rakım Efendi, Haşan Mellah, Hüseyin Feliah, Paris’te Bir Türk, Henüz On Yedi Yaşında, Dünyaya İkinci Geliş, Dürdane Hanım, Jön Türk: Roman
Letaif-i Rivayat: Edebiyatımızda ilk hikâye
Kıssadan Hisse: Hikâye
Eyvah, Açıkbaş, Ahz-ı Sar, Çerkeş Özdenler: Oyun
Avrupa'da Bir Cevelân: Gezi yazısı

Ahmet Vefik Paşa (1823 - 1891)

Milliyetçilik ve Türkçülük fikirlerinin en önde gelen savunucularındandır. Tiyatro alanındaki çevirileri ve uyarlamalarıyla bilinir. Halkı tiyatroya alıştırmaya çalışmış, bu amaçla Bursa valiliği sırasında şehirde bir tiyatro binası kurmuş, İstanbul'dan bir topluluk getirtip kendi çevirdiği Moliere piyeslerini oynatmış ve Moliere külliyatını bastırmıştır.

Edebiyat dünyasında, Moliere'den yaptığı çevirilerle tanınmıştır. Bunların bir kısmı doğrudan doğruya çeviri, bir kısmı da Osmanlı yaşam tarzı ve âdetlerine göre değiştirilmiş uyarlamalardır. Sanatçı, Moliere komedyalarını Osmanlının toplumsal yaşamına uygulamakta üstün bir başarı göstermiştir. Ana çizgileri bakımından zamanına göre sade bir dille çevrilmiş olan bu yapıtlarda, dilin yabancı sözcüklerle ağırlaştığı yerler de çoktur.

Özellikle konuşma dilini uygulamada başarılı olduğu bu yapıtlarından başka, tarih alanında, Hikmet-i Tarih, Fezleke-i Tarih-i Osmani, Ebulgazi Bahadır Han’dan çevirdiği Şecere-i Türki adlı yapıtları vardır. Lehçe-i Osmani adlı sözlüğünde, Türkçe sözcüklerle dilimizde kullanılmakta olan yabancı sözcüklerin ayrı ayrı toplandığını görüyoruz. Bu onun Türk diline verdiği önemi gösterir. Ayrıca bu sözlükte “Türk” sözcüğünün açıklamasında, Osmanlıların, büyük Türk milletinin bir parçası olduğunu ilk defa ortaya koymuştur.

Yapıtları:

Don Civani, Dudu Kuşları, İnfial-i Aşk: Moliere’den çevirdiği mensur oyunlar
Savruk, Kocalar Mektebi, Kadınlar Mektebi, Adamcıl, Tartuffe: Moliere’den çevirdiği manzum oyunlar
Zor Nikâhı, Zoraki Tabip, Tabib-i Aşk, Dekbazlık, Meraki, Azarya, Yorgaki Dandini: Türk, Yahudi ve Rum yaşamına uygun olarak yaptığı uyarlamaları
Hikmet-i Tarih, Fezleke-i Tarih-i Osmani: Tarih alanındaki yapıtları
Lehçe-i Osmani: Sözlük
Şecere-i Türki: Ebulgazi Bahadır Han’dan çeviri

II. Dönem Tanzimat Edebiyatı

Dönemin Özellikleri:

  • Sanatçılar, devrin siyasi şartlarının ağırlığı yüzünden “Sanat, sanat içindir.” anlayışını benimsemişlerdir.
  • Sanatçılar, toplum sorunlarından ve siyasetten uzak kalmış, yalnızca edebiyatla ilgilenmişlerdir.
  • Yapıtlarda kullanılan dil ağırdır. Divan edebiyatına karşı Batı edebiyatı savunulmuştur.
  • Batı edebiyatı örnekleri başarıyla ortaya konmuştur.
  • Yapıtlarda realizmin etkileri görülür. Kölelik, cariyelik romanlarda sıkça işlenen konulardır.
  • Şiirde romantizmin izleri vardır.
  • Şiirin konusu genişlemiştir. Hayattaki her güzel şeyin şiirin konusu olabileceği görüşü esas alınmıştır. Şiirlerde ölüm, yokluk, hiçlik gibi soyut konular işlenmiştir.
  • Şiirde Divan şiiri biçimlerinin yanı sıra yeni biçimler de kullanılmıştır.

Dönemin Başlıca Sanatçıları:

  • Recaizade Mahmut Ekrem
  • Abdülhak Hamit Tarhan
  • Samipaşazade Sezai
  • Nabizade Nazım 
  • Muallim Naci

Recaizade Mahmut Ekrem (1847 - 1914)

İlkin Divan edebiyatı biçimleriyle şiirler yazmış, Fransızca öğrenip Batı edebiyatını yakından tanıdıktan sonra, yeni biçimlerle şiirler yazmaya başlamıştır. Tanzimat edebiyatının öteki şairleri gibi, eski nazım biçimlerinden büsbütün kurtulmuş olmamakla birlikte, yeni biçimleri kendinden önce yetişenlerden daha çok kullanmıştır.

Şiirde "fikri güzellik", "hayali güzellik", "hissi güzellik" olmak üzere üç türlü güzelliğin olduğunu söylemiştir. Kendisi genellikle hissi yani duygusal şiirler yazmış, üç çocuğunun ölümü dolayısıyla, ölüm konusu üzerinde fazla durmuştur. Günlük hayatta rastlanan birtakım küçük şeyleri; örneğin bir kitap arasında bulunmuş kuru bir çiçeği, unutulmuş bir şiirin sararmış kâğıdını, gergef işleyen bir kızın halini vb. şiire konu olarak seçmesi, kendinden önceki Tanzimat şairlerinin şiirlerinde bulunmayan özelliklerdir. Onlardan ayrıldığı önemli bir nokta da, "toplum için sanat" anlayışı yerine, sadece aşk ve tabiat konulan üzerinde söylenen şiirlerin güzel ve sağlam olmalarının yeterli olduğunu ileri sürmesidir.

Divan edebiyatından yana olanlara karşı, Batı edebiyatı yolunda gelişen yeni edebiyatı savunmuş, ders verdiği okullarda bu yeni edebiyat görüşünü yaymaya çalışmış ve bu edebiyatın kurallarını öğreten kitap ve makaleler yazmıştır. 1895 yılının sonunda, eski öğrencisi Tevfik Fikret'i “Servet-i Fünun” dergisinin başına getirerek "Edebiyat-ı Cedide" hareketinin başlamasına öncülük etmiş; bütün bu kurucu, öğretici, yayıcı çalışmalarından dolayı, devrinde “Üstat Ekrem” diye anılmıştır.

Sanatçının, edebiyatımıza en önemli hizmeti, ülkede yeni edebiyatın kurallarını öğretme ve yayma yolunda çalışması ve yenilik taraftarı sanatçılar yetiştirmesidir. Bu uğurda çetin mücadelelere girişmiş, “Zemzeme” ile “Takdir-i Elhan” adlı yapıtları yüzünden Muallim Naci'nin “Demdeme” adlı yapıtında yer verdiği çok ağır eleştirilere hedef olmuş; son olarak, Malumat gazetesinde yazan Muallim Naci taraftarlarıyla, kafiyenin göz için mi kulak için mi olduğu konusu üzerine tartışmaya girişmiştir.

Yapıtları:

Araba Sevdası: Edebiyatımızda ilk realist romandır. Yanlış Batılılaşma anlayışını Bihruz Bey’in kişiliğinde komik öğelerle gözler önüne serer.
Nijat Ekrem, Nağme-i Seher, Pejmürde, Yadigâr-ı Şebap: Şiir
Afife Anjelik, Vuslat, Çok Bilen Çok Yanılır (komedi), Atala: Tiyatro
Muhsin Bey, Şemsa: Hikâye
Talim-i Edebiyat: Edebiyatla ilgili teorik bilgilerin verildiği bir ders kitabı
Zemzeme, Takdir-i Elhan: Eleştiri

Abdülhak Hamit Tarhan (1852 - 1937)

Şiirdeki Batılılaşma hareketinin asıl büyük öncüsüdür. Gençlik yıllarında İran'a, daha sonra görevli olarak Paris, Londra, Bruxelles gibi Avrupa kültür merkezlerine giderek oralarda yakından incelediği Doğu ve Batı şairlerinin etkisiyle edebi kişiliği oluşan sanatçı, o zamana, göre her yönden yeni olan yapıtlarıyla, devrinin en büyük sanatçılarından sayılmıştır. Bundan dolayı, “şair-i azam" (büyük şair) diye anılmıştır.

Romantizmin^ etkisindedir, Şiirlerinde zengin bir lirizm hâkimdir. Şiirde taşkınlık ve yücelik, söyleyişte tezat, özelliklerindendir. Şiirlerinde olduğu gibi tiyatrolarında da yabancı sözcüklere ve yabancı dil kurallarıyla yapılmış isim ve sıfat tamlamalarına fazla yer vermiştir. Şiirlerinde ve tiyatrolarında tarihi konular önemli yer tutar. Şiirde biçimle ilgili asıl değişiklikleri gerçekleştiren sanatçıdır. Divan edebiyatının bütün kurallarını altüst etmiştir. Yapıtlarında hayat, tabiat, ölüm, insanlık gibi konulan işlemiştir.

Tiyatroları oynanmak için değil, okunmak içindir. “Duhter-i Hindu” adlı oyununun sonuna eklediği bir yazıda, piyeslerini oynanmak için yazmadığını açıkça bildiren sanatçının tiyatro yapıtları bu görüşün tabii bir sonucu olarak, sahne tekniği bakımından olduğu gibi, dil bakımından da oynanmaya elverişli değildir. Oyunlarının bir kısmı manzum, bir kısmı mensur, bir kısmı da nazımla nesir karışık olarak yazılmıştır. Bunların birkaç tanesinin konusu günlük hayattan alınmış; fakat çoğunda tarihi bir olay işlenmiştir. Bazı oyunlarında Shakespeare’in etkileri görülür. Dram türünde yapıtlar vermiştir. Tiyatrolarının konuları çoğunlukla Türk topraklarının dışında geçer.

Edebiyatı, topluma yarar sağlamak için bir araç olarak kullanmayı düşünmemiş, bütün yapıtlarını genel olarak, "sanat için sanat" anlayışına bağlı olarak kaleme almıştır.

Yapıtları:

Sahra, Divaneliklerim veya Belde, Makber, Ölü, Bunlar O’dur, Hacle, Garam, Validem, İlham-ı Vatan: Şiir
Macerayı Aşk, Sabr u Sebat, İçli Kız, Tarık, Zeynep, Finten, Nesteren, Liberte, Nazife, Eşber, İlhan, Turhan, Hakan, Sardanapal:Tiyatro

Samipaşazade Sezai (1860 - 1936)

Batı tarzında yazmış olduğu hikâyeleri ile tanınır. Kişilerin ruhsal tahlillerini yapar, ayrıca yapıtlarında gözleme önem verdiğini ve gerçekçi olduğunu görürüz. Özellikle konuşma bölümlerinde dili sade ve doğaldır.

Yapıtları:

Sergüzeşt: Esir ticaretinin sosyal hayattaki yerinin realist bir biçimde anlatıldığı romandır. Dilber adlı bir kızın yaşam macerası ve Nil nehrine atlayarak intihar etmesi anlatılır.
Küçük Şeyler: Edebiyatımızda gerçekçi ilk öyküler
İclal: Yeğeni İclal’in ölümü üzerine yazdığı mensur mersiyeyi, diğer bazı düzyazılarını ve hatıralarını toplamıştır.
Şir: Tiyatro

Nabizade Nazım (1862 - 1893)

Şiir yazarak yazın yaşamına başlamış, daha sonra hikâye ve romana ağırlık vermiştir. Realizm ve natüralizm akımlarını benimsemiş; bu anlayışta, başarılı sayılabilecek yapıtlar vermiştir. O zamana kadar hikâye ve roman konularının İstanbul sınırları içinde kapalı kalma geleneğinin dışına çıkarak, ilk olarak köy yaşamını ve köy insanını konu edinmiştir. 

Yapıtları:

Karabibik: Edebiyatımızda ilk köy romanıdır.
Zehra: Psikolojik özellikleri ağır basan bir romandır. Karakterlerin tasvir ve tahlili son derece başarılıdır.

Muallim Naci (1850 - 1893)

Eski edebiyat ile yeni edebiyat tartışmalarında, eski edebiyat taraftarlarının lideri durumundadır. Batılı şiir tarzında da başarılı örnekler vermiştir. Dili, sade ve başarılı bir biçimde kullanır. Yeni edebiyatın önderi durumunda olan Recaizade M. Ekrem ile kafiye anlayışı yüzünden çıkan, uzun süren tartışmaları vardır.  Tanzimat edebiyatı açısından önemli bir sanatçıdır.

Yapıtları:

Ateşpare, Şerare, Sümbüle, Füruzan: Şiir
Demdeme: Eleştiri
Istılahat-ı Edebiye: Edebi bilgiler içerir.
Ömer’in Çocukluğu: Anı 
Lügat-ı Naci : Sözlük