Edebiyat

Servet-i Fünun Edebiyatı (Edebiyat-ı Cedide) (1896 - 1901)

Servet-i Fünun; “fenlerin zenginliği” anlamına gelen “Servet-i Fünun” dergisi etrafında, 1896’da Recaizade Mahmut Ekrem’in önderliğinde toplanan genç sanat­lıların oluşturduğu bir edebiyat topluluğudur. Bu ede­biyat “Salon Edebiyatı” diye de nitelendirilir.

Serveti Fünun Döneminin Özellikleri

  • Sanatçılar, devrin şartlarını bahane ederek yapıt­larında toplumsal konulara yer vermemiştir.
  • Tanzimat dönemindeki kanun, hak, adalet gibi kavramlar terk edilmiştir.
  • Sanatçılar bireysel konulara -aşk, üzüntü, tabiat güzellikleri, karamsarlık, şahsi hayaller, melankoli- yönelmiştir.
  • Sanatçılar, kendilerine Fransız edebiyatını örnek almışlar ve edebiyatımıza Batılı bir nitelik kazandır­mışlardır.
  • Yapıtlarda, “Sanat sanat içindir.” anlayışına bağlı kalınmıştır.
  • Romanda realizmin, şiirde parnasizm ve sem­bolizmin etkisinde kalınmıştır.
  • Dil oldukça ağır ve süslüdür. Sanatçılar, hiç kim­senin kullanmadığı Arapça ve Farsça sözcükleri sözlüklerden bularak kullanmışlar, bunun yanında Fransızcadan da birçok sözcük almışlardır.
  • Şiirde aruz ölçüsünü kullanmışlar, şiiri düzyazıya yaklaştırmışlardır. Uyağın kulak için olduğu gö­rüşünü savunmuşlardır.
  • Şiirin konusunu genişletmişlerdir.
  • Beyit bütünlüğünün yerini konu bütünlüğü almıştır. Cümlenin dize sonunda tamamlanma şartını kaldır­mışlardır. Cümleler sonraki dizelere de taşmıştır.
  • Serbest müstezatın yanı sıra, Fransız şiirinden alı­nan sone, terza-rima, triyole gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.
  • Batılı anlamda hikâye ve romanda başarılı yapıtlar verilmiştir.
  • Bu dönemde tiyatro alanında gerileme olmuştur.
  • Sanatçılar, toplumdan kopuk yaşamış, adeta bir yüksek zümre, aydın edebiyatı oluşturmuşlardır.

Dönemin Başlıca Sanatçıları

Serveti fünun döneminin başlıca 5 sanatçısı vardır. Bu sanatçıları şöyle sıralayabiliriz:

  • Tevfik Fikret
  • Cenap Şahabettin
  • Halit Ziya Uşaklıgil
  • Mehmet Rauf 
  • Hüseyin Cahit Yalçın

Tevfik Fikret (1867 - 1915)

Servet-l Fünun'un şiir alanındaki en önemli temsilcisi sayılır. Divan edebiyatıyla olan bütün bağlarını kopar­mış, şiirlerinde hem biçim hem de anlam bakımından Batı edebiyatının, özellikle Fransız edebiyatında parnasyen adı verilen realist şairlerin etkisi altında, göz­leme dayanan, kişisel duygular yerine dışarıda gö­rülenleri anlatan, biçim kusursuzluğuna önem veren şiirler yazmıştır. Serbest müstezadın yanı sıra Batı edebiyatı nazım biçimlerinden sone ve terza-rimayı kullanmıştır. Şiirlerinde yabancı sözcük ve tamlama­lara oldukça fazla yer vermiştir.

Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır. Beyit bütün­lüğünü kırmış, şiiri düzyazıya yaklaştırmıştır.

Sanat yaşamını iki dönemde inceleyebiliriz:

İlk dönem, Servet-i Fünun dönemi (1895-1901): Bu dönemde, birtakım doğa tasvirleri, bireysel duyguları anlatan bazı lirik şiirler, günlük yaşamda rast­ladığımız bazı olayları anlatan ya da hikâye eden manzumeler yazmıştır.

ikinci dönem, II. Abdülhamit yönetiminin son yılları ve Meşrutiyet dönemi (1901-1915): Servet-i Fünun kapandıktan sonra, Aşiyan'a çekilen sanatçı, öm­rünün sonuna kadar sadece toplumsal konuları işleyen şiirler yazmıştır.

Sanatının son dönemlerinde bütün dinlere cephe alır ve düşman olur. Kutsal değerlere karşı çıkar. Bunun sebebi dinlerin insanları birbirine düşürdüğü, hür­riyete engel olduğu düşüncesidir.

Yapıtları:

Rübab-ı Şikeste, Rübab’ın Cevabı, Haluk’un Defteri, Tarih-i Kadim, Doksan Beşe Doğru: Şiir
Şermin: Hece ölçüsüyle çocuklar için yazdığı şiir­lerini içerir.

Cenap Şahabettin (1870 - 1934)

Asıl mesleği doktorluk olan sanatçı, Servet-i Fünun edebiyatının Tevfik Fikret’ten sonra gelen en önemli şairidir, ihtisas için gönderildiği Paris’te, tıptan çok, şiirle ilgilenmiş ve Fransız sembolistlerini tanımıştır. Servet-i Fünun’un düzyazı alanında en ünlü yazar­larından sayılır.

“Sanat için sanat” görüşüyle yalnız kişisel konular­dan, aşk ve tabiat temalarından yararlanarak duygu­lu şiirler yazmıştır. Şiirlerinde aruza ve ahenge önem verdiği gibi duygu ve hayallerini anlatırken seçkin sözcüklere, bunlarla yapılmış yeni tamlamalara da özenmiştir. Nazım biçimi olarak serbest müstezadı kullanmıştır. Şiirlerindeki karamsar duyguların müziği halinde olan “iç ahenk", onda sembolizmin etkileri olduğunu gösterir. Etkisi altında kaldığı sembolist­lerin yolundan yürüyerek, düşünce ve duygularını yeni sözcüklerle anlatmak için Arap ve Fars sözlük­lerinden o zamana kadar kullanılmamış birtakım sözcükler bulup almış, yabancı sözcüklerle birtakım yeni isim ve sıfat tamlamaları ve bileşik sıfatlar kur­muştur. Saat-i semenfâm (yasemin renkli saatler), lerze-i rûşen (parlak titreyiş) gibi, yabancı ve eski sözcüklerle kurduğu bu yeni söyleyişler birtakım çetin tartışmalara yol açmıştır. 1908'den sonra, ''Yeni Lisan”cılarla uzun ve sert tartışmalara girişmiş ve dilden yabancı sözcüklerle yabancı dil kuralları atılır­sa dilimizin yoksullaşacağını iddia etmiştir. "Milli Edebiyat" akımıyla birlikte başlayan hece ölçüsü kul­lanma hareketine karşı ise, ömrünün sonuna kadar aruz ölçüsünü savunmuş, hece ölçüsünün bir nazım ölçüsü olamayacağını ileri sürmüş, hece ölçüsünü “parmak hesabı” diye nitelendirmiştir.

Şiirleri kitap halinde basılmamıştır. Ancak Askeri Tıbbiye’deyken yazdığı şiirleri “Tâmat” adlı bir şiir kita­bında toplamıştır.

Yapıtları:

Tâmat: Şiir
Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Suriye Mek­tupları: Gezi yazısı
Tiryaki Sözleri: Özdeyişler
Yalan, Körebe: Tiyatro 
Nesr-i Harp, Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Sulh: Düzyazı

Halit Ziya Uşaklıgil (1869 - 1945)

Edebiyatımızda Batılı anlamda ilk romanları yazan sanatçıdır. Servet-i Fünun döneminde roman ve hikâye türünün en önemli ismidir. Realizmin etki- sindedir. Dili süslü, sanatlı ve ağırdır. Dili başarıyla kullanır. Alışılmıştan farklı bir cümle düzeni vardır. Romanlarında aydın kişileri anlatır. “Mai ve Siyah” ro­manındaki “Ahmet Cemil” tipi Servet-i Fünun sanatçısını temsil eder. Ruh tahlillerine önem verir. Kahramanları, yaşadıkları çevreye uygun olarak an­latır. Romanlarında yalnız İstanbul’u anlatan sanatçı, hikâyelerinde Anadolu ve köy yaşamına, kasabalar­daki yaşayışa yer vererek İstanbul dışına çıkmıştır. Yapıtlarında, yabancı sözcüklerle yabancı dil kural­larını bütün çağdaşları gibi bol bol kullandığı ve o de­virde dilin sadeleştirilmesini isteyenlere karşı “Bunları dilimizden sökmeye kalkışmak ağzımızın dişlerini sökmek kadar tehlikeli bir teşebbüs değil midir?" dediği halde, sade dil hareketi kuvvetlenip yerleştik­ten sonra bu harekete uymakta güçlük çekmemiştir. Son yapıtlarını sade dille yazdığı gibi, eski yapıtları­nın başlıcalarını sadeleştirerek yeniden bastırmıştır. Edebiyatımızda mensur şiirin ilk örnekleri olan nesir parçalarını “Mensur Şiirler” adlı küçük bir kitapta toplamıştır.

Edebiyatımıza getirdiği başlıca yeniliklerden biri de, yapıtlarını o zamana kadar alışılmış olan yöntemin dışında, yeni bir sözdizimi ile yazmış olmasıdır. Ayrı­ca yapıtlarında birçok yeni isim, sıfat tamlaması ve bi­leşik sıfatlar kullandığından dolayı, zamanında, deka­danlık, alafrangalık ve dili bozmakla suçlanmıştır.

Yapıtları:

Mai ve Siyah: Edebiyatımızda Batılı anlamda ilk realist romandır.
Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar, Bir Ölünün Defteri, Nemide, Ferdi ve Şürekâsı, Sefile: Roman
İzmir Hikâyeleri, Aşka Dair, Onu Beklerken, Kadın Pençesi, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet: Hikâye
Kırk Yıl, Saray ve Ötesi: Anı
Kâbus, Füruzan, Fare: Oyun Sanata Dair: Makale
Mensur Şiirler: Mensur şiir

Mehmet Rauf (1875 - 1931)

Servet-i Fünun romanının ikinci büyük ismidir. Servet-i Fünun dergisinde küçük hikâyeler, mensur şiirler, edebi makaleler yazmış, yine aynı dergide tefrika edilen “Eylül” romanıyla ünü artmıştır. Meşrutiyet’ten sonra deniz subaylığından ayrılarak hayatını yazarlıkla kazanmaya çalışmış, birçok hikâye, roman, piyes yazmış, sürdüğü maceralı ve dengesiz yaşam sonunda yoksulluk içinde ölmüştür. Edebi kişiliği, Fransız realist ve natüralist yazarlarının ve üstadı saydığı Halit Ziya Uşaklıgil’in etkisi altında biçimlenmiştir.

Yapıtlarında daha çok, aşk tutkusu üzerinde duran sanatçı, Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olan “Eylül” ile sanatının en yüksek noktasına çıkmıştır. Öteki bütün yapıtlarında bir daha bu düzeye ulaşa­mamıştır. Hikâye ve romanlarının hemen hepsinde kendi kişiliğinden sıyrılamamış, bunlarda ya kendi hayatının bazı kesimlerini yansıtmış, ya da yapıtların­daki kahramanlar aracılığıyla kendi duygu ve düşüncelerini anlatmıştır.

Türk edebiyatında ilk örnekleri Halit Ziya Uşaklıgil tarafından verilen "mensur şiir" üzerinde ısrarla durup bu yolda çokça yapıt yayımlayarak bu türün daha sonraki devirde de sürdürülmesine önayak olmuştur. Sözdizimi bakımından çağdaşlarıyla aynı görüşte ol­makla birlikte, yapıtlarını onlardan daha sade bir dille yazmıştır.

Yapıtlarında romantik duygular, hayaller ve romantik aşkları işlemiş, sosyal yaşama pek yer vermemiştir. Psikolojik tahlillere büyük önem vermiştir.

Yapıtları:

Eylül: Edebiyatımızda ilk psikolojik romandır. Ya­sak aşkı konu alan romanın şahıs kadrosu dardır. Roman, psikolojik tahliller yönünden çok başarılı­dır.
Ferda-yı Garam, Genç Kız Kalbi, Karanfil ve Yasemin, Son Yıldız: Roman
Âşıkâne, Son Emel, Aşkın Tarihi, Üç Hikâye: Öykü
Pençe, Cidal, Sansar: Tiyatro 
Siyah İnciler: Mensur Şiir

Hüseyin Cahit Yalçın (1874 - 1957)

Hikâye ve romanlarında gözleme yer veren, betimle­me ve tahlillerde derinleşmeyen, gerçekçi bir yazar­dır. Dili oldukça sade, anlatımı özenti ve süsten uzak­tır, Hikâye, roman, fıkra, makale, deneme, anı, eleşti­ri türlerinde eserler vermiş olan sanatçı, özellikle ye­ni edebiyatı ve Doğu kültürüne karşı Batı kültürünü savunan makaleleriyle tanınmış, Meşrutiyet'ten sonra gazetecilik ve siyaset hayatına girince daha çok, si­yasi makaleler yazmıştır.

Milli Mücadele sonrasında gerçekleştirilen bazı devrimlere ve bazı kanunlara karşı çıktığı için istiklal Mahkemesi’nde yargılanmış, aklandıktan sonra ikin­ci kez yargılanarak 1925'de Çorum'a sürgüne gönde­rilmiştir. Sürgünden döndükten sonra Fikir Hareket­leri dergisini çıkarmış, politikaya ve gazetecilik yaşa­mına yeniden girmiştir.

Fransızcadan çevirerek yayımladığı “Edebiyat ve Hu­kuk” adlı makale Servet-i Fünun dergisinin kapatıl­masına yol açmış, dergi kapatılınca da topluluk da­ğılmak zorunda kalmıştır. Servet-i Fünun'un savunu­cusu olarak yazdığı eleştirilerini ve makalelerini “Kav­galarım” adlı yapıtında yayımlamıştır.

Fransız ve İtalyan edebiyatından bazı roman ve hikâyeler de çevirmiş olan sanatçı, Malta'dayken çe­virdiği çeşitli konulardaki bilim yapıtlarını "Oğlumun Kütüphanesi" başlığı altında yayımlamıştır.

Yapıtları:

Nadide, Hayal İçinde: Roman
Hayat-ı Muhayyel, Hayat-ı Hakikiye Sahneleri, Niçin Aldatırlarmış: Öykü
Edebi Hatıralar, Malta Adası’nda, Meşrutiyet Hatıraları: Anı
Kavgalarım: Eleştiri, makale

Dönemin Diğer Sanatçıları:

  • Süleyman Nazif
  • Hüseyin Suat Yalçın
  • Hüseyin Siret Özsever
  • Celal Sahir Erozan
  • Safveti Ziya
  • Faik Ali Ozansoy
  • Ali Ekrem Bolayır

Süleyman Nazif (1870 - 1927)

Tanzimat edebiyatının, özellikle de Namık Kemal'in etkisinde kalarak şiirler yazmış, ilk dönem şiirlerinde bireysel duygulanışların yanı sıra toplumsal içerikli ve özgürlükçü bir düşünceyi savunmuştur. Sonraları Servet-i Fünunculara katılmıştır. Yapıtlarında süslü bir dil kullanarak Osmanlıcanın ve aruz kalıplarının şi­ir sanatını zenginleştirdiğini savunmuştur. Namık Ke­mal, Mehmet Âkif ve Fuzuli ile ilgili inceleme kitapla­rı da yazmış; yergi, nükte ve fıkraları derleyerek kitaplaştırmıştır.

Yapıtları:

Gizli Figânlar, Firak-ı Irak, Batarya ile Ateş, Malta Geceleri: Şiir
Çal Çoban Çal, Tarihin Yılan Hikâyesi, İki Dost: Düzyazı

Hüseyin Suat Yalçın (1867 - 1942)

Hüseyin Cahit Yalçın'ın ağabeyidir. Lirik şiirleriyle ta­nınmış, Cenap Şahabettin'in teşvikiyle Servet-i Fü­nun topluluğuna girmiştir. 1908'den sonra şiirde li­rizmden uzaklaşarak hiciv ve mizaha yönelmiştir. “Gave-i Zalim" takma adıyla siyasi ve sosyal hicivler yazmıştır. Çoğunu kendisinin yazdığı bir kısım çeviri ya da adapte olan birçok tiyatro yapıtı kaleme almış­tır. Darülbedayi'nin (Şehir Tiyatroları) kuruluşunda önemli katkıları olmuştur.

Yapıtları:

Lane-i Melal, Gave Destanı: Şiir
Şehbal yahut İstibdadın Son Perdesi, Kirli Ça­maşırlar, Ahirette Bir Gün, Deva-yı Aşk, Kayse­ri Gülleri, Tayyare, Küçük Kedi: Tiyatro

Hüseyin Siret Özsever (1872 - 1959)

Servet-i Fünun topluluğu içinde Tevfik Fikret'in etkisi altında kalarak yazdığı şiirlerinde nazım tekniğine ve dile önem vermiştir. Bazı şiirlerinde “Ömer Senih” mahlasını kullanmıştır. Daha çok; aşk, kadın, doğa ve gurbet temalı şiirler yazmıştır. Son şiirlerinde hece ölçüsünü denemiş; dilde sadeliği benimsemiştir.

Yapıtları:

Leyal-i Glrizan, Bağbozumu, Kıvılcımlı Kül, Kargalar: Şiir

Celal Sahir Erozan (1883 - 1935)

Servet-i Fünun’a bağlı olduğu dönemlerde şekil, dil ve tema bakımından bu hareketin genel anlayışına uygun davranmış, şiirlerinde aşk ve kadına çok fazla yer vermiştir. Milli Edebiyat akımına geçtikten sonra ise dilini sadeleştirmeye başlamış, aruz vezni yerine heceyi kullanmış, toplum sorunlarıyla daha çok ilgi­lenmiştir.

Yapıtları:

Beyaz Gölgeler, Siyah Kitap: Şiir

Safveti Ziya (1875 - 1929)

Edebiyata, Servet-i Fünun dergisinde yayımlanan “Kadın Ruhu” adlı öyküsüyle adım atmıştır. Yapıtla­rında genellikle bulunduğu dönemi ve etrafındaki in­sanları konu edinmiştir. Sosyete yaşamını ele aldığı “Salon Köşelerinde” adlı romanı, bu anlamda en önemli yapıtıdır.

Yapıtları:

Salon Köşelerinde: Roman
Kadın Ruhu, Silinmiş Çehreler: Öykü
Haralambos Cankiyadis: Oyun

Faik Ali Ozansoy (1875 - 1929)

Süleyman Nazif’in kardeşidir. “Kehkeşana Karşı” şii­riyle Servet-i Fünun topluluğuna katılıp kısa sürede tanınmıştır. Abdülhak Hamit’i taklit etmiş, edebiyatı­mızda “ikinci Hamit” olarak anılmıştır. Tevfik Fikret’le yakın ilişkisi kendi kişiliğini bulmasında önemli rol oy­namıştır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında bireysellik­ten sıyrılarak şiirlerinde yurt sevgisini işlemiştir. 

Yapıtları:

Fani Teselliler: Şiir
Pâyitahtın Kapısında, Nedim ve Lâle Devri: Oyun

Ali Ekrem Bolayır (1867 - 1937)

Namık Kemal'in oğludur, ilk şiirleri Servet-i Fünun dergisinde yayımlanmıştır. Türk-Yunan savaşını işle­yen “Vasiyet” adlı şiiri büyük yankılar uyandırmıştır. Şiirlerinde toplumsal konulara yönelmiş, heceyi ilk kullananlar arasında yer almıştır.

Yapıtları:

Zilal-i İlham, Vicdan Alevleri: Şiir
Baria: Oyun

Dönemin Bağımsız Sanatçıları

Serveti fünun döneminde eser vermiş ancak bu akımın etkisinden bağımsız kalmış yazarlar da bulunmaktadır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar (1864 - 1944)

Edebiyatımızda natüralizmin temsilcisidir. Yapıtla­rında Ahmet Mithat geleneğini sürdürmüş, sade bir dil kullanmıştır. Yapıtlarındaki kahramanları çevrele­rinin diliyle konuşturur, taklitlere yer verir. Yapıtlarında İstanbul’un iç mahallelerindeki hayat tarzını hikâye ve karikatürize eder. Bu yönüyle sokağı edebiyata getiren sanatçı olarak kabul edilir. Göz­leme ve çevre betimlemelerine büyük önem verir. Romanlarının bir özelliği de sosyal eleştiriye yer ver­mesidir. Bu eleştiri mizahi yolla yapılır. Romanları teknik yönden kusurludur. Romanlarında sık sık, olayla ilgisi olmayan gereksiz bilgiler yer alır. Bazen de kendisi olaylara karışır, olayın akışına müdahale eder.

Yapıtlarında, Tanzimat’tan Cumhuriyet sonrasına kadar, toplumsal değişimin bütün evrelerini İstan­bul'un gündelik yaşamını temel alarak işlemiştir. Çok geniş bir yelpazeye yayılan roman kişileriyle, yapıt­larında. dönemsel özellikleri yansıtarak; farklı davranış, düşünce, duyuş ve durumları olanca gerçekliğiyle sergilemiştir.

Yapıtlarında ilkin realist, giderek natüralist bir tutum­la; en çok da yanlışlıklara, gülünçlüklere, zaaflara, sosyal dengesizliklere dikkat çekmiştir, “insanların kabahatlerini, günahlarını kendilerine açık olarak göstermeli ki, onları tekrardan kaçınsınlar” diyen sanatçı, kendisini, “yaşam felsefesini etrafına saçan bir mürebbi” olarak görmüştür.

Usta diyalogları, sade dili, canlı anlatımıyla herkesin kolayca okuyup anlayabileceği yapıtlar yazmıştır. Bu tutumuna katılmayan ve kendisini eleştirenlere karşı: “Avam İçin edebiyat olamazmış... Ne hezeyan! Avam cahillik içinde boğulsun, biz karşıdan seyredelim öyle mi?” diye karşılık vermiştir.

Yapıtları:

Şık, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Şıp­sevdi, Tesadüf, Mürebbiye, Gulyabani, Cadı, Kesik Baş, İffet, Nimetşinas: Roman
Kadınlar Vaizi, Melek Sanmıştım Şeytanı, Katil Buse, Gönül Ticareti, Tünelden İlk Çıkış: Öykü

Ahmet Rasim (1852 - 1937)

Ders kitapları (tarih, matematik, sağlık bilgisi, dilbilgi­si) ve çevirileri dışında yüz kadar yapıtı vardır. Roman ve öykülerinde İstanbul hayatına dair ilginç betim­lemelere rastlanır. “Şehir Mektuplarında II. Abdülhamit döneminin İstanbul'unu büyük bir gözlem yete­neği, sade ve kıvrak bir üslupla anlatır.

Yaşadığı devirde her sınıf halkın yaşayış tarzlarını, inançlarını, gelenek ve göreneklerini bütün incelik­leriyle yansıtan sanatçı, özellikle bu yazılarında üçer beşer sözcüklük kısa, hareketli, canlı cümleleriyle devrinin yazı yönteminden büsbütün ayrılmış, konuş­ma dilini ve İstanbul ağzını bütün incelikleriyle usta­ca kullanmıştır. Bu çeşit yapıtlarında yaşamı hep iyimserlikle görmüş, en acı olayları dahi gülümseye­rek, tatlı bir mizahi üslupla anlatmıştır.

En büyük özelliği, yazılarını bir sohbet havası içinde yazması ve okurunu daha ilk cümleden sarıp sar­malamasıdır.

Daha çok, ustası Ahmet Mithat'ın edebi çizgisini izleyen, döneminin güçlü akımı Servet-i Fünun içinde yer almayan sanatçı, öğrencilik yıllarında saltanata karşı çıkan şair ve yazarlara özenerek şiirler de yazdı. Daha sonra düzyazı türünde yapıtlara yöneldi; ama şiiri bırakmadı. Muallim Naci etkisindeki şiirlerini "Leyla Feride" takma ismiyle Musavver Malumat der­gisinde yayımlattı. Döneminin tüm edebiyat ve siyasi tartışmalarından uzak kaldı. Benimsediği gerçekçi- gözlemci çizgide yazılarını sürdürdü.

Çeşitli yazınsal akımların dışında kalarak kendine özgü bir üslup ve ironiyle ortaya koyduğu yapıtlar, geniş bir okur kitlesi tarafından zevkle okunmuştur. Darüşşafaka'daki öğrencilik döneminde Zekai Dede'den müzik dersleri almış, çoğunun güftesi ken­disine ait altmış kadar şarkı bestelemiştir.

Yapıtları:

Şehir Mektupları, Eşkal-i Zaman, Gülüp Ağla­dıklarım: Fıkra
Gecelerim, Falaka: Anı
İlk Büyük Muharrirlerden Şinasi: Monografi