Edebiyat

Divan Edebiyatı

Divan edebiyatına, “yüksek zümre edebiyatı”, “havas edebiyatı”, “klasik Türk edebiyatı” gibi adlar da veri­lir. Fakat her şairin bir “Divan”ı olduğu için daha yaygın olarak kullanılan isim Divan edebiyatıdır. Türk aydınları, Türkçede yetersiz buldukları din, bi­lim, sanat kavramlarının karşılıkları olan söz ve terim­ler için, Arapça ve Farsçaya başvuruyorlardı. Böylece ortak bir düşünce ve beğeninin ürünü olan Divan edebiyatı doğdu.

divan edebiyatı

Divan edebiyatının genel özellikleri

  • Şiirde aruz ölçüsü kullanılmıştır.
  • Şiirler, aralarında konu birliği bulunmayan ve her biri bağımsız bir söz olan beyit birimiyle yazılmış­tır. Ayrıca nazım birimi olarak dörtlüğün kullanıldı­ğı şiir türleri de vardır.
  • Tüm şairlerin ortak kullandıkları, mazmun denilen klişeleşmiş, kalıplaşmış sözler kullanılmıştır.
  • Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalarla yüklü, ağır ve süslü bir dil kullanılmıştır, söz sanatlarına fazlaca yer verilmiştir,
  • Şiirde konu bütünlüğü aranmaz, beyit bütünlüğü esastır. Konu her beyitte tamamlanır. Parça güzel­liği, bütün güzelliğinden önemlidir.
  • Anlamdan çok söyleyişe önem verilmiştir. Ne söylendiği değil, nasıl söylendiği önemlidir.
  • Uyak göz içindir ve çok önemlidir.
  • Genellikle zengin uyak kullanılmıştır.
  • Konu bütünlüğü olmadığı için şiirlere başlık konul­mamış, her şiir, redifiyle veya türünün adıyla anılmıştır.
  • İnsanın iç dünyasına yönelik, soyut bir edebiyattır. 
  • Yaşamdan kopuktur, günlük yaşama pek yer ve­rilmemiş, daha çok hayallere yer verilmiştir.
  • Arap ve Fars edebiyatlarının etkisinde gelişmiştir.
  • Divan edebiyatında aşk, şarap, sevgili, ölüm, öv­gü, yergi, tabiat ve tasavvuf gibi konular işlenir.

Divan edebiyatı, İslamiyetin gölgesinde gelişen bir edebiyattır. Tasavvuf bu sebeple en çok işlenen konulardandır. Tasavvufa göre ruhlar Allah’tan ay­rılmıştır ve yine ona dönecektir. O’na dönmek ru­hun kendi arzusudur, insan, Allah’tan uzak olma­nın ıstırabını çeker. Dünya, insanın Allah’a kavuş­masını önleyen engellerle doludur. Bunlardan arınmak gerekir. Sevgiliye duyulan aşk, yerini Allah aşkına bırakır.

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri

A) Nazım Birimi Beyit Olanlar 

1) Gazel

Güzellikten, aşktan ve aşk yüzünden çekilen acılar­dan, içkiden söz eden küçük şiir anlamına gelir. Divan edebiyatının en çok sevilen şiirleri bu alanda verilmiştir. Gazelin ilk beytine “matla”, son beytine “makta” denir. Gazelin en güzel beytine “beytü’l gazel” ya da “şahbeyit" denir. Son beyitte şairin mahlası yer alır. Gazelin beyitleri arasında konu bir­liği bulunma şartı yoktur. Eğer gazelin bütün beyit­lerinde aynı konu işleniyorsa buna “yek-ahenk” gazel denir. Bütün beyitlerin aynı söyleyiş güzelliğine sahip olması durumunda ise “yek-âvâz” gazel denir. Beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Birinci beyit kendi arasında uyaklıdır. Sonraki beyitlerde ilk dize serbest, ikinci dize birinci beyitle uyaklıdır. Uyak düzeni aa, xa, xa, xa... şeklindedir.

Fuzuli, Bâki, Nedim gazelin tanınmış şairleridir.

2) Kaside

Kaside, Arap edebiyatında ilk dönemlerden beri kul­lanılan bir nazım biçimidir. Kaside sözcüğünün an­lamı “kastetmek, yönelmek”tir. Kasideler belirli bir gaye için yazılan şiirlerdir.

Din ve deviet büyüklerini övmek amacıyla belirli ku­rallar içinde yazılan uzun şiirlere denir.

Uyak düzeni, gazelinkiyle aynıdır. Ancak gazelden çok uzundur. Kasidenin ilk beytine “matla” denir.

Şair kaside içinde herhangi bir yerde matlayı yineleyebilir. Kasidenin son beytine “makta” denir. Şairin mahlasının bulunduğu beyte “taçbeyit” adı verilir ve kasidenin sonlarına doğru bulunur. Kasidenin en güzel beytine “beytü’l kasid” adı verilir. Kaside, en az 33, en çok 99 beyit olur. Ancak beyit sayısı 33'ten az ve 99'dan çok olan kasideler de vardır.

Kasidenin kendi içinde belli bölümleri vardır. Giriş bölümüne “nesib” adı verilir. Burada, asıl konuya geçilmeden önce; bahar, yaz, ramazan, bayram, savaş gibi konularla ilgili tasvir yer alır, ikinci olarak “girizgâh” bölümü yer alır ki, bu, konuya giriş için bir vesiledir. Sonra “methiye” bölümü gelir. Bu bölümde şair kimi övecekse onun yüceliklerini sıralar. Methiyeden sonra “fahriye” bölümü gelir. Şair bu 1 bölümde kendini ve şiirini över. Fahriyeden sonra “tegazzül” bölümü gelir. Şair burada kendi başına gazel diyebileceğimiz mısralar yazar, “taç” bölümünde şairin adı geçer. En sonda ise “dua” bölümü yer alır. Burada, methedilen kişinin başarısı için dua edilir.

Kasideler, nesib bölümlerinde işlenen konulara göre; bahariye (bahar), lydiye (bayram), ramazan iye (ra­mazan), şitaiyye (kış), sayfiye (yaz); rediflerine göre; su kasidesi, sühan kasidesi, gül kasidesi gibi isimler alır.

Kasidenin Konularına Göre Adlandırılışı

  • Tevhid: Allah’ın birliğini anlatan şiirlerdir.
  • Münacaat: Allah’a yalvarıp yakarmak için yazılan şiirlerdir.
  • Naat: Hz. Muhammed’in büyüklüğünü anlatan, onun övgüsü ile ilgili şiirlerdir.
  • Methiye: Padişahları, vezirleri ve devrin ileri gelen kişilerini övmek için yazılan şiirlerdir.
  • Mersiye: Devlet büyüklerinin ölümünden duyulan acıları anlatan şiirlerdir.
  • Hicviye: Bir kimseyi yermek amacıyla yazılan ka­sidedir. Acımasız ve abartılı bir dili vardır. Edebiya­tımızda hicviyenin en güzel örneklerini Nef’i ver­miştir. “Siham-ı Kaza”sında bu türün en tanınmış örnekleri yer almaktadır.

3) Mesnevi

Mesneviler öğüt verici bir olayı anlatan uzun şiirlerdir. Bu şiirlerde savaş, aşk, tarihi olaylar, din ve tasavvuf konularıyla birlikte, çeşitli toplumsal konular da işlenir. Divan edebiyatında bugünkü anlamda roman ve .öykü yoktu. Mesneviler bir bakıma bu türlerin yeri­ni tutuyordu.

Beyit sayısı ve konu bakımından sınır olmadığı için Divan şairleri bu türde uzun şiirler yazmışlardır. Her beyitin kendi içinde uyaklı olması şairlere yazma ko­laylığı sağlamıştır. Mevlana’nın Mesnevi’si yaklaşık 25700 beyitten oluşmuştur. Aruzun kısa kalıpları ile yazılır. Uyak düzeni aa, bb, cc, dd, ee... şeklindedir.

Hamse: Bir sanatçının beş mesnevisinden oluşan yapıtına verilen addır.

Hamse Sahibi Divan Sanatçıları ve Mesnevileri

Ali Şir Nevai Taşlıcalı Yahya Nevizade Atai Nergisi
Hayret-ül Ebrar Şah ü Geda Alemnüma Nihalistan
Ferhad ve Şirin Gencine-i Raz Heft Han Meşakü'l Uşşak
Leyla ve Mecnun Gülşen-i Envar Sohbetü'l Ebkar  Gavazat-ı Mesleme
Seba-i Seyyare Usulname Nefhatü'l Ezhar İksir- Saadet
Sedd-i İskenderi Yusuf ve Züleyha Hiyet-ül Efkar Kanunü'r Reşad

Edebiyatımızda önemli mesneviler ve yazarları:

Fuzuli Leyla ile Mecnun, Beng ü Bade
Ahmedi

İskendername, Cemşid ü Hurşid

Şeyhi Harname, Hüsrev ü Şirin
Nabi Hayrabad, Hayriye
Şeyh Galip Hüsn ü Aşk
Yunus Emre Risaletü'n Nushiye
Aşık Paşa Garipname

4) Müstezat

Sözcük anlamı; artık, ziyade mısra demektir. Her beyitte uzun dizelerin sonuna eklenen, ziyade adı ve­rilen kısa dizeler yer alır. Gazel tarzında bir nazım şeklidir. Uyak düzeni gazelinki gibidir. Matla beyiti yoktur. Müstezatta, gazelde işlenen konular işlenir.

5) Kıta

Divan edebiyatında belli bir uyak düzeniyle yazılmış olan, dizeleri arasında ölçü birliği bulunan, herhangi bir düşünce ya da duyguyu en az ikiden başlamak üzere, en çok on altı beyitte anlatan nazım biçimine denir. Genel olarak iki beyitten oluşur. Uyak düzeni xa, xa... şeklindedir.

B) Nazım Birimi Dörtlük Olanlar

1) Rübai

Dört dizelik bir nazım biçiminin adıdır. Uyak düzeni a axa biçimindedir. Hayatın anlamı ve hayat felsefesi, ölüm, dünyanın türlü nimetlerinden yararlanma, şarap gibi konular işlenmiştir. Kendine özgü yirmi dört kalıbı vardır, İran edebiyatına ait bir türdür. En büyük şairi İranlı Ömer Hayyam’dır. Türk Edebi­yatında, Türkçe rubailerin en güzel örneklerini Yahya Kemal vermiştir.

2) Tuyuğ

Dört dizelik bir nazım biçimidir. Uyak düzeni rubai gibidir. Aruzun sadece; fâilâtün, fâilâtün, fâilün kalıbıyla yazılır. Konu sınırlaması yoktur. En çok aşk, onun yüzünden çekilen acılar ve şarap için söylen­miştir. Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım biçimidir. Kadı Burhanettin, Ali Şir Nevai, Nesimi tuyuğları ile tanınmıştır.

3) Şarkı

Besteyle okunmak için yazılan, dörtlüklerden oluşan aşk şiirleridir. Dörtlük sayısı 3-5 arasında değişir. Birinci dörtlükte ikinci ve dördüncü dizeler, sonraki dörtlüklerde dördüncü dizeler aynen tekrarlanır. Buna nakarat denir. Uyak düzeni abab, cccb, dddb... biçimindedir. Divan edebiyatına Türklerin kazandırdı­ğı bir nazım şeklidir. Günlük hayat, aşk, sevgi gibi konular işlenir. Halk deyişleri, günlük hayata ait söy­leyişler kullanılır. Nedim şarkı türünün en önemli is­midir. Yeni edebiyatımızda ise Yahya Kemal, şarkı türünü ustalıkla kullanmıştır.

4) Murabba

Nazım birimi dörtlük olan nazım şekillerinden biridir, ilk dörtlük kendi arasında uyaklıdır, ikinci dörtlükten itibaren ilk üç dize kendi arasında; dördüncü dize ise birinci dörtlükle uyaklıdır. Uyak düzeni aaaa, bbba, ccca... biçimindedir. Felsefi konular ve aşk işlenir. Tanzimat edebiyatında Namık Kemal murabba örnekleri vermiştir.

Diğer Nazım Biçimleri

1) Terkib-i Bent

Bentlerden kurulmuş bir nazım şeklidir. Bent bölüm demektir. Her bent 7 ya da 10 beyitten oluşur. Bent sayısı 5 ile 15 arasında değişir. Bentler birbirine vası­ta beyti denilen beyitlerle bağlanır. Terkib-i bentlerde vasıta beyti her bentten sonra değişir.

Bentlerin uyak düzeni gazeldeki gibidir. Terkib-i bentlerde şairin felsefi düşünceleriyle toplumsal konular işlenir. Terkib-i bendin en ünlü ismi Bağdatlı Ruhi’dir. Tanzimat şairi Ziya Paşa da bu türün başarılı örneklerini vermiştir.

2) Terc-i Bent

Terci-i bent şekil bakımından terkib-i bent gibidir. Ancak terkib-i bentte sürekli değişen vasıta beyti ter­ci-i bentte aynen tekrar edilir. Yani bentler arasındaki bağlantı aynı beyitle yapılır. Vasıta beytinin aynen tekrarlanması bütün bentlerde aynı konunun işlen­mesini gerektirir. Bütün şiir boyunca aynı konu işleneceği için terci-i bent yazmak oldukça zordur. Edebiyatımızda en ünlü terci-i bent yazarı Tanzimat şairi Ziya Paşa’dır. Terci-i bentler daha çok felsefi konularda yazılır. Allah’ın kudreti, kainatın sırları, tabi­atın zıtlıkları gibi konular işlenir.

3) Terbi

Bir gazelin beyitlerinin üstüne, başka bir şair tarafın­dan aynı ölçü ve uyakta ikişer dize eklenmesiyle oluşur. Eklenen dizeler, gazelin beytinin birinci dize­sine uyar. Uyak düzeni aaaa, bbba, ccca, ddda... şeklindedir.

4) Tahmis

Bir gazelin beyitleri üzerine üçer dize eklenmesi suretiyle oluşturulan bir nazım biçimidir. Uyak düzeni aaaaa, bbbba, cccca, dddda... şeklindedir.

5) Taştir

Tahmisin değişik bir biçimidir. Gazelin beyitlerine üç dize, eklenmesiyle oluşur. Ancak taştirde eklenen dizeler, beyitlerin iki dizesi arasına eklenir. Uyak düzeni aaaaa, bbbba, cccca, dddda... şeklindedir.

6) Tesdis

Gazelin beyitleri üstüne dörder dize eklenmesiyle oluşur. Uyak düzeni aaaaaa, bbbbba, ccccca, ddddda... şeklindedir.

7) Muhammes

Beş dizelik bentlerden oluşan bir nazım şeklidir. Uyak düzeni aaaaa, bbbaa, cccaa, dddaa... ya da aaaaa, bbbba, cccca, dddda... şeklinde olabilir. Bazen dördüncü ve beşinci dizeler nakarat olarak da tekrarlanabilir.

8) Tardiye

Muhammesin özel bir biçimidir. Muhammes, aruzun her kalıbıyla yazıldığı halde tardiye yalnızca mef ûlü mefa’îlün fa'ûlün kalıbıyla yazılır. Her bendin ilk dört dizesi kendi arasında uyaklıdır.

9) Müseddes

Muhammesin özel bir biçimidir. Muhammes, aruzun her kalıbıyla yazıldığı halde tardiye yalnızca mef ûlü mefa’îlün fa'ûlün kalıbıyla yazılır. Her bendin ilk dört dizesi kendi arasında uyaklıdır.

Nazire

Divan edebiyatında bir şairin başka bir şairin şiirini model alarak aynı uyak, redif ve ölçüde yazdığı benzer şiirdir. Nazirenin divan edebiyatında önemli bir yeri vardır. Nazire yazan kişi, nazire yaz­dığı şairin üslubunu beğendiğini gösterir. Nazirenin bir taklit değil, en az nazire yazılan şiir kadar güzel ol­ması gerekir. Nazire, eğer şaka ve alay amacıyla yazılırsa buna “tehzil” denir.

Aşağıda Fuzuli’nin bir gazeli ve Nedim’in bu gazele yazdığı nazire bulunmaktadır.

Divan Edebiyatında Edebi Akımlar

Toplumdaki siyasi, sosyal değişmeler; bilim, felsefe ve sanat alanındaki yenilikler, edebi akımların doğma­sını sağlamıştır. Divan edebiyatında da değişik dö­nemlerde değişik edebi akımlar ortaya çıkmıştır. Bu akımlar ve önemli temsilcileri şunlardır:

Türki-i Basit (Basit Türkçe)

16. yüzyılda etkili olan bu akımın temsilcileri Tatavlalı Mahremi, Aydınlı Visali ve Edirneli Nazmi’dir.

Bu şairler, aruz ölçüsünü ve Divan şiiri biçimlerini kul­lanmakla birlikte hemen hemen öz Türkçe şiirler yaz­dılar. Yabancı söz ve tamlamaları şiire sokmadılar. Mazmunlar yerine halk dilindeki mecazları, deyimleri ve atasözlerini kullanmaya çalıştılar. Yabancı sözcük­ler kullanmadan, salt Türkçe şiirler yazılabileceğini de kanıtlamayı amaçlayan bu eğilim, dönemin önemli şairlerince benimsenmemiş ve yaygınlık ka­zanamamıştır.

Mahallileşme (Yerlileşme) Akımı

Divan şiirinde İstanbul şivesine ve İstanbul tabiatına daha fazla yaklaşmak amacı güden bu akım ilk önce Baki’de görülmüş, 18. yüzyılda en güçlü örneklerini Nedim'le verdikten sonra, 19. yüzyılda Enderunlu Vasıf bu akımı genişletmiştir. Bu akımla birlikte; özel­likle halkın konuşma dilinden bazı unsurlar şiire gir­miştir. Atasözlerinin ve deyimlerin kullanılmasına ağırlık verilmiştir. Dil son derece sadedir; Arapça ve Farsça sözcüklerin kullanımı çok azdır.

Sebk-i Hindi (Hind Tarzı)

16. yüzyılda Hindistan’a seyahat eden İran şairlerinin açtıkları bir şiir çığırıdır. Bu akımın Divan edebiyatın­daki temsilcileri 17. yüzyılda Neşati ve Naili; 18. yüz­yılda Şeyh Galip'tir. Bu akımın Divan şiirine getirdiği yenilikler özetle şunlardır: Söz oyunları yerine anlam derinlikleri ve anlam oyunları koymak. Açık ve düz söyleyişi bırakıp mecazlarla yüklü, kapalı ve güç an­laşılır bir söyleyiş oluşturmak. Her dizede üstün bir iç musikisi ve ahenk sağlamak.

Divan Edebiyatının Önemli Temsilcileri

Hoca Dehhani (?  - ?)

Horasan Türklerinden olan Dehhani 13. yüzyılda ya­şamıştır. Anadolu'da, İran edebiyatı etkisiyle, din dışı konularda Türkçe şiirler yazan ilk şairlerdendir. Divan edebiyatındaki şekil, mazmun ve söyleyişi benimseyerek, bunları ustaca uygulamasını bilmiştir. Divan şiirinin kurucusu ve ilk temsilcisidir. Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat'ın isteği üzerine 20 bin be­yitten oluşan bir “Selçuk Şehnamesi” yazmıştır. Farsça yazdığı bu yapıtının yanı sıra ustaca söylen­miş Türkçe gazel ve kasideleri vardır.

Mevlana Celaleddin-i Rumi

Horasan Türklerinden olan Dehhani 13. yüzyılda ya­şamıştır. Anadolu'da, İran edebiyatı etkisiyle, din dışı konularda Türkçe şiirler yazan ilk şairlerdendir. Divan edebiyatındaki şekil, mazmun ve söyleyişi benimseyerek, bunları ustaca uygulamasını bilmiştir. Divan şiirinin kurucusu ve ilk temsilcisidir. Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat'ın isteği üzerine 20 bin be­yitten oluşan bir “Selçuk Şehnamesi” yazmıştır. Farsça yazdığı bu yapıtının yanı sıra ustaca söylen­miş Türkçe gazel ve kasideleri vardır.

Yapıtları:

Mesnevi: Küçük manzum hikâyelerle dini ve tasavvufi öğütler yer almaktadır. Mesnevi biçiminde yazılmıştır.
Divan-ı Kebir: Sanat gücünü ortaya koyan gazel, kaside, müstezat ve rubailerinden oluşur.
Fihi Mafih: Dini ve tasavvufi sohbetleri yer almak­tadır.
Mektubat: Devrin ileri gelenlerine nasihat için veya kendisine sorulan sorulara yanıt olarak yazdığı mektuplar yer almaktadır.
Mecalis-i Seba: Çeşitli zamanlarda verdiği vaaz­ları yer almaktadır.

Haliloğlu Yahya Burgazi

Yaşamı hakkında kesin bilgi yoktur. Mevlana'nın “Mesnevi”sinden yararlanarak 13. yüzyılda “Fütüvvetname” adlı yapıtı kaleme almıştır.

Nesimi (? - 1404)

Şiirlerinde Azeri Türkçesini ve Farsçayı kullanmıştır. Coşkulu tasavvufi şiirlerinin yanı sıra din dışı âşıkane gazeller de yazmıştır. Daha çok tuyuğlarıyla tanın­mıştır. Şiirleri, şeriata aykırı bulunduğundan Halep’te derisi yüzülerek öldürülmüştür.

Aşık Paşa (1272 - 1334)

Tasavvuf bilgilerini halka öğretme amacı güttüğü için yapıtlarını kolay anlaşılır bir dille kaleme almıştır. Aruz ve hece ölçüsüyle Yunus Emre etkisinde yazdığı şiirlerde, öğretici olmayı sanatsal olmaya üstün tutmuştur.

Yapıtları:

 Garipname: Ahlaki, tasavvufi ve didaktik mesnevidir.

Süleyman Çelebi (? - 1422)

Yaşamı hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte, Yıldı­rım Bayezit döneminde Bursa Ulu Cami’de imamlık yaptığı sanılmaktadır. Edebiyatımızda en tanınmış mevlid yazarıdır. Bilinen en önemli yapıtı, Bursa’da bir vaizin Hz. Muhammed (SAV)’in diğer peygamber­lerden farklı olmadığını ileri sürmesi üzerine, pey­gamberin büyüklüğünü göstermek için yazdığı “Vesiletü’n Necat” adlı mevlididir.

Yapıtları:

Vesiletü’n Necat (Kurtuluş vesilesi): Hz. Muhammed (SAV)’in övüldüğü ve hayatının anlatıldı­ğı bir mesnevidir. Halk arasında ‘‘mevlid’’ diye bili­nir. Münacaat, veladet, risalet, miraç, rıhlet ve dua bölümlerinden oluşmaktadır.

Gülşehri (? - ?)

13. yüzyılın sonları 14. yüzyılın başlarında yaşamıştır. Mutasavvıf bir kişiliğe sahip olan şair, Kırşehir’de bir Mevlevi tekkesi kurmuş, orada şeyhlik yapmıştır. Feridüddin-i Attar’ın "Mantıku’t Tayr” adlı yapıtını Türkçeye çevirmesiyle tanınmıştır. Bu çevirisine Attar’ın birçok hikâyesini almamış; onların yerine “Mesnevi”den, “Kelile ve Dimne”den ve “Kabusname”den kıssalar eklemiştir.

Yapıtları:

Mantıku’t Tayr: Mesnevi tarzında yazılmıştır. Ta­savvufi hikâyeler içermektedir.
Felekname: Ahlaki, tasavvufi ve didaktik bir yapıttır.

Ahmedi (1334 - 1413)

Bursa ve Edirne sarayları çevresinde rahat bir yaşam sürmüştür. Aşk, eğlence, tarih ve tabiat temalı şiirler yazmıştır. Tasavvufu çok iyi bilmesine rağmen, şiirlerin­de tasavvufa çok az yer vermiştir. İran şiirinin konu ve şekil özelliklerini şiirimize kazandırmaya çalışmıştır.

Yapıtları:

Divan
İskendername: Büyük İskender’in hayatını ve sa­vaşlarını anlatan, destanlardan derlenmiş bilgiler­den oluşan, mesnevi biçiminde yazılmış manzum hikâyedir. Yapıtta ayrıca astronomi, fen, matema­tik, ve toplumbilim ile ilgili bilgiler yer almaktadır.
Cemşid ü Hurşid: Farsçadan çevrilerek, mesnevi biçiminde yazılmış bir yapıttır. Yapıtta Türk des­tanları ve Dede Korkut Hikâyeleri gibi yapıtlardan izler vardır.

Kadı Burhaneddin (1344 - 1398)

Mısır’da, İslami bilimlerin yanı sıra astronomi ve tıp eğitimi görmüştür. Şiirlerinde aşk ve kahramanlık ko­nularının yanında tasavvufa da yer vermiştir. Tuyuğ türündeki şiirleriyle tanınmıştır. Azerî lehçesiyle yaz­dığı şiirlerinin toplandığı bir Divan'ı vardır. Sivas'ta emirliğini ilan ederek on sekiz yıl egemenliğini sürdürmüştür. Akkoyunlularla yaptığı savaşta yenil­ince şehrin surlarında idam edilmiştir.

Şeyhi (1371 - 1431)

15. yüzyılın tanınmış şairlerinden Şeyhi, Germiyan’da, Osmanlı saraylarında bulunmuş, devlet büyüklerine kasideler sunmuştur. Mutasavvıf ve şair kimliğiyle kendinden sonraki şairleri de etkilemiştir. Aralarında Fuzuli ve Baki’nin de bulunduğu birçok şairin Şeyhi’ye nazire yazması bu görüşü doğrular.

Yapıtları:

Divan
Harname: Padişahtan aldığı tımarın verilmemesi üzerine yergi tarzında kaleme aldığı mesnevidir.
Hüsrev ile Şirin: Mesnevi biçiminde yazılmış bir aşk hikâyesidir.

Sinan Paşa (1440 - 1486)

Divan edebiyatının düzyazı (nesir) diline ilk olarak sa­natlı bir nitelik kazandıran sanatçıdır. Süslü nesrin ilk temsilcisidir. Söz sanatları ve mazmunlarla dolu süs­lü ve ahenkli bir dili vardır. Yapıtlarında din, tasavvuf, ahlak ve felsefe konularını işlemiştir.

Yapıtları:

Tazarrüname: Süslü nesir tarzında, Allah'a içten yakarışların yer aldığı yapıtıdır.
Maarifname: Öğüt kitabı
Tezkiretü’l Evliya: Biyografi
Tehzibü’l Ahiak: Öğüt kitabı

Ali Şir Nevai (1441 - 1501)

Türkçenin Farsçadan üstünlüğünü ortaya koymaya çalışmıştır. Büyük bir devlet adamı ve ünlü bir ede­biyatçıdır. Türkçenin güzelliklerini görerek onun Farsçadan daha zengin bir dil olduğunu ilk söyleyen dilcimizdir. Türk dil birliğini kurmaya çalışmış ve bu | amaçla şiirler yazmıştır. Çağatay yazı dilinin geliş- j? meşinde etkin rolü olan sanatçının şiir ve düzyazı H türünde otuza yakın yapıtı vardır. Edebiyatımızda ilk “hamse” sahibidir. Hamse, Divan edebiyatında bir şairin, beş mesneviden oluşan yapıtına verilen addır.

Yapıtları:

Divan (Türkçe)
Divan (Farsça)
Muhakemetü’l Lügateyn: Farsça ile Türkçe kar­şılaştırılarak Türkçenin daha üstün bir dil olduğu ortaya konur.
Mecalisü’n Nefais: Edebiyatımızda, şairlerin ha­yatlarının yer aldığı ilk tezkiredir.
Mizanü’l Evzan: Ölçü ve nazım biçimleriyle ilgili bilgiler yer almaktadır.

Güvahi (? - ?)

16. yüzyılda yaşamış, atasözü, deyim, öğüt verici hikâye ve fıkralardan oluşan; mesnevi biçiminde kaleme aldığı “Pendname” adlı yapıtıyla tanınmıştır.

Fuzuli (? - 1556)

Sadece 16. yüzyılın değil, bütün Divan edebiyatının en büyük şairi sayılır. Saltanat merkezinden uzakta, Kerbela’da yaşamıştır. Hayatı büyük sıkıntılar içeri­sinde geçmiştir; Kerbela'da türbedarlık yapmıştır.

İyi bir eğitim görmüş, Arapçayı, Farsçayı çok iyi öğ­renmiştir. Şiirlerini Azeri Türkçesi ile yazmıştır. Kendi dönemine göre oldukça sade bir dille yapıtlar ver­miştir. Divan edebiyatının birçok türünde yapıt ver­mesine rağmen “gazel şairi” olarak bilinir ve gazelle­riyle şöhret kazanmıştır. Kendisinden sonraki birçok Divan ve Halk şairini de etkilemiştir.

Şiirin bir ilim işi olduğunu, ilimsiz şiirin temelsiz duva­ra benzeyeceğini söyler. Şiirlerinin önemli öğelerinin başında tasavvuf gelir. Şiirlerindeki bir başka önemli konu da aşktır. Fakat ondaki aşk, sevgiliye duyulan dünyevi bir aşk değil, ilahi bir aşktır. Aşk, ıstırap, rindlik, fedakârlık onun şiirlerindeki başlıca temalardır. Is­tırap ve aşk derdi onun şiirlerinin önemli bir yanını oluşturur. O, aşk acısından hiçbir zaman şikâyet et­mez. Aksine bu acıdan duyulan mutluluğu dile geti­rir. Şiirin temelinin ilim, özünün sevgi olduğuna inan­mıştır. Sevilen insan bir araç, onun varlığında görü­nür hale gelen Tanrı ise tek amaçtır. Ona göre ger­çek varlık Tanrı'dır. Bütün nesneler ve evren, Tanrı'nın bir görünüş alanıdır.

Yapıtları:

Divan (Türkçe)
Divan (Arapça)
Divan (Farsça)
Leyla ile Mecnun: Sevgiliden ayrılmanın acısının, sevgiliye duyulan aşktan ilahi aşka geçişin işlen­diği, mesnevi biçiminde yazılmış bir hikâyedir.
Şikâyetname: Hiciv türünün çok çarpıcı bir örneği olan, maaşını alamadığı için Nişancı Mehmet Paşa’ya yazmış olduğu, edebiyatımızda önemli bir mektup örneğidir.
Hadikatü’s Süeda (Mutluluğa Erenlerin Bahçesi): Kerbela olayının yer yer manzum parçalarla an­latıldığı mensur bir yapıttır.
Beng ü Bade: Mesnevi
Sakiname: Mesnevi
Şah ü Geda: Mesnevi

Baki (1526 - 1600)

İyi bir medrese eğitimi görmüş ve çeşitli medrese­lerde müderrislik (hocalık) yapmıştır. Kadılık görev­lerinde bulunmuştur. Hayatı boyunca şeyhülislam ol­mayı istemiş, tam üç kere şeyhülislamlık öncesi makam olan Rumeli kazaskerliğine getirilmiş; ancak şeyhülislam olmaya ömrü yetmemiştir.

Şiirlerinde tasavvufa ve dini konulara hiç yer ver­memiştir. Aşk, doğa ve devrinin ihtişamı, şiirlerinde yer alan başlıca konulardır. Onun şiirlerinden, yaşadığı devrin zenginliğini anlamak mümkündür. Divan edebiyatında gazel türünün tanınmış şair­lerindendir. Dili kullanmada son derece başarılıdır; ahenkli, akıcı, zevkli bir dili vardır. Sözcükleri seçerek ve yerli yerinde kullanır. Söz sanatlarını kullanmada da oldukça başarılıdır. Sanatsız bir tek beytinin ol­madığı söylenir. Divan şiirini, Arap ve İran şiiri se­viyesine çıkarmıştır. Sultanü’ş Şuara (Şairler Sultanı) olarak bilinir. Şiirlerinde hâkim tema, dünya zevki, hayattan tat alma, aşk ve sevgidir.

Yapıtları:

Divan
Fezail-i Mekke: Mekke'nin faziletlerinin anlatıldı­ğı, çeviri bir yapıttır.
Kanuni Mersiyesi: Şairin, Kanuni’nin ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getiren, terkib-i bent biçi­minde yazdığı şiiridir.

Nefi (1575 - 1635)

Padişahlara ve ileri gelenlere yazdığı kasidelerle, ayrıca hicivleriyle tanınmıştır. Ölçüsüz bir şairdir, öv¬düğünü göklere çıkarır, yerdiğini ise yerin dibine geçirir. Babasına bile hiciv yazmıştır. Hicivleri bazen yu¬muşak takılmalar şeklindedir; kimi zaman ise oldukça ağır, hatta küfürlüdür. Anlatmak istediklerini, seçtiği sözcüklerin ahengiyle duyurmayı başarmıştır. Dili süslü ve sanatlıdır. Sadrazam Bayram Paşa’ya yazdığı hicivler dolayısıyla boğdurularak öldürülmüştür.

Yapıtları:
 
Divan (Türkçe)
Divan (Farsça)
Siham-ı Kaza: Hicivlerinin yer aldığı yapıtıdır.

Evliya Çelebi (1611 - 1682)

Enderun’da öğrenim görmüş ve gördüğü rüya üzeri­ne seyahat etmeye başlamıştır. Ömrünün büyük bir bölümünü gezilerle geçirmiş, gezilerine İstanbul’u dolaşarak başlamış, bazı ileri gelenler tarafından desteklenmiş veya bazı görevlerle Anadolu’yu, komşu ülkeleri; Kuzey Afrika ve Avrupa’ya kadar birçok yeri gezmiştir.

Elli yılı aşan gezilerini izlenimleriyle birlikte “Seyahat­name” adlı on ciltlik yapıtında anlatır. Yapıt, 17. yüzyıl toplumlarının yayılışlarını, gelenek, töre, kültür ve uy­garlıklarını anlatması bakımından tarih için bir kay­nak sayılabilir. Sanatçı, bu yapıtında, söyleyecekleri­ni, çoğunlukla açık, anlaşılır, ama abartılı bir anlatım­la hikâye etmiştir.

Yapıtları:

Seyahatname: Gezi yazısı

Katip Çelebi (1609 - 1657)

Bilime değer veren ilk yazar ve düşünürlerimizden sayılır. Arapça ve Farsçayı iyi bilen; yapıtlarından La­tince ve Fransızcayı da öğrendiği anlaşılan bir yazar­dır. Bir süre orduda görev yaptıktan sonra, kendini tamamıyla ilme vermiştir. Astronomiyle ilgili birçok eseri de dilimize çevirmiş, dünyanın yuvarlak oldu­ğuna ilişkin teorik metinlere özel bir önem vermiştir. Tarih, coğrafya, devlet idaresi, hukuk, maliye, deniz­cilik gibi birçok alanda yapıtlar ortaya koymuştur.

Yapıtları:

Keşfü’z Zünun: 15000’e yakın kitap ve risalenin yazarlarıyla birlikte isimlerinin yer aldığı dev bir bibliyografyadır.
Cihannüma: Uzakdoğu'dan Ortadoğu'ya kadar çok geniş bir coğrafyayı ele alan, coğrafi bilgiler kitabıdır.
Fezleke: 1591’den 1654 tarihine kadar yaşanmış olayları anlatan bir tarih kitabı niteliğindedir.
Mizanü’l Hak: Din, ahlak toplum sorunları üzerine görüş ve ilkelerini ortaya koyduğu yapıtıdır.
Tuhfetü’l Kibar fi Esfârü’l Bihar: Osmanlı Devleti’nin denizcilik tarihini içerir.
 

Nabi (1642 - 1712)

17. yüzyılda yaşamış, Divan şiirinin özüne yeni bir anlam getirmiştir. Özellikle toplum düzensizliklerini, hayatın kişiyi kötülüklere götüren yönlerini gösterme­ye çalışmıştır. Ona göre şiir hayatın, karşılaşılan so­runlarla ve günlük yaşamın içinde olmalı; hayattan, insandan bağımsız olmamalıdır. Bu yüzden şiirleri hayat ile alâkalı, çözümler üretmeye çalışan, yer yer nasihatte bulunan bir yapıdadır. Divan edebiyatında düşünce çığırını açmıştır. Din ve töreyle ilgili öğütler vermiştir. Şiiri, düşüncelerini anlatmada bir araç ola­rak görmüştür. Şiirlerinde hikmetli sözlere, atasözlerine yer vermiştir. Dönemine göre, yapıtlarını sade bir dille oluşturmuştur.

Yapıtları:

Divan
Hayriye: Oğlu için yazdığı, didaktik mesnevidir.
Hayrabat: Bir aşk macerasını anlatan mesnevidir.
Tuhfetü’l Haremeyn: Hac yolculuğunu anlatır.
Münşeat: Mektuplarından oluşan bir yapıttır.

Nedim (? - 1730)

Lale Devri’ni yaşamış ve bütün ihtişamıyla şiirlerine yansıtmıştır. Şiirlerinde zevk, sefa, eğlence, nükte, musiki bir aradadır. Şiirlerinde Divan edebiyatının ka­tı kurallarının dışına çıkarak kendine özgü taze bir dil oluşturmuştur. Edebiyatımızda mahallileşme akımını başlatmıştır. Şiirde halk dilini, halkın kullandığı de­yimleri, halkın zevkini, coşkusunu duyurmayı bilmiş­tir. İstanbul’u ve İstanbul Türkçesini şiirimize getir­miştir. Yaşanılan hayatı ve dış dünyada gözlemlene- bilen gerçek doğayı şiire getirmiştir. Onun şiirlerinde İstanbul’un o dönemdeki mesire yerlerinin adları geçer. Aşk, şarap, tabiat, hayattan zevk alma onun şiirlerinin başlıca konularıdır. Şiirlerinde dini konulara hiç yer vermemiştir. Kullandığı dil, açık, yalın ve ahenklidir. Söz sanatlarını kullanmada da başarılıdır. Edebiyatımızda şarkı türünün en önemli ismidir. Di­vanında şarkılar önemli bir yer tutar. Şarkı ve gazelde olduğu kadar kasidelerinde de başarılıdır. Divanında, hece ölçüsü ile yazılmış bir de türkü vardır.

Yapıtları:

Divan

Şeyh Galip (1759 - 1799)

Divan edebiyatının son büyük şairidir. Galata Mevlevihanesi’nin şeyhidir, mutasavvıftır. Süslü ve çeşitli söz sanatlarıyla yüklü, ağır bir dili vardır. Divan şi­irinin geleneklerine bağlı kalmakla beraber kendine özgü bir şiir havası da oluşturmuştur. Sebk-i Hindi adı verilen akımın edebiyatımızdaki temsilcisi olmuş­tur. Düşünce ve betimlemelerle örülü yoğun bir hayal gücü vardır. Şiirlerinde musiki oldukça önemlidir. 

Yapıtları:

Divan
Hüsn ü Aşk: Bir aşk hikâyesi gibi görünse de gerçekte, tasavvuf yoluna düşen ve Allah aşkına ulaşmak isteyen dervişin macerasını anlatan bir mesnevidir. Sembolik bir tarzda yazılmıştır.

Enderunlu Vasıf (? - 1824)

Şiirlerinde, Nedim’in etkisi açıkça görülmektedir. Daha çok, şarkılarıyla tanınmış, şiirlerinde İstanbul’u bütün güzellikleriyle anlatmıştır. Halk söyleyişlerini kullanmış ancak çoğu zaman bayağılığa düşmekten kurtulamamıştır. Şiirlerini “Divan”ında toplamıştır.

Mütercim Asım Efendi (1775 - 1820)

Farsçadan “Burhan-ı Katı” adlı sözlüğü çevirmiş, III. Selim’e sunmuş ve onun yakınlığını kazanmıştır. Vakanüvis olarak iki ciltlik tarih kitabı yazmıştır. Ayrıca “Kamus” adlı sözlüğü Arapçadan Türkçeye çevirmiştir.

Keçecizade İzzet Molla (1785 - 1829)

Şiirlerinde sade bir dil kullanmıştır. Keşan’daki sür­gün hayatının bir ürünü olan “Mihnet-i Keşan” adlı yapıtıyla tanınmıştır. Bu yapıtında İstanbul ve taşra hayatını karşılaştırmıştır. “Gülşen-i Aşk” adlı mes­nevisinde kendisi gibi Mevlevi olan Şeyh Galip’in et­kisi görülür. “Bahar-ı Efkâr” ve “Hazan-ı Asr" adlı İki divanı vardır.

Yenişehirli Avni (1826 - 1884)

Şiirlerinde, Divan şiirinin mazmunlarının yanında Ba­tılılaşmayla gelen yeni sözcükleri de kullanmıştır. Ra­hat ve kolay bir söyleyişi olan sanatçının Türkçe bir “Dîvan”ı vardır.

Divan Edebiyatında Düzyazı (Nesir)

1) Sade Nesir

Halkı bilgilendirmek için, yalın, sanatsız bir dille yazı­lan yapıtlardan oluşur. Genel olarak tefsir ve hadis ki­tapları, din ve tasavvuf konularında yazılanlarla tarih, menakıpname ve destan niteliği taşıyan yapıtlar bu türdendir. Mercimek Ahmet’in Farsçadan çevirdiği “Kabusname” adlı yapıtı sade nesrin başarılı bir ör­neğidir.

2) Orta Nesir

Günlük konuşma dilinden ayrılmış, zaman zaman süslü nesrin niteliklerini taşımakla beraber; anlatıl­mak isteneni, anlaşılır bir şekilde ortaya koyan nesir­dir. Öğretici bir amacı olan, bilim ve kültür konuların­da yazılmış yapıtların çoğu orta nesir niteliğini taşır.

3) Süslü Nesir

Hüner ve marifet göstermek amacıyla yazılmış, Arap­ça, Farsça sözcük ve tamlamalarla yüklü, “seci”lerin kullanıldığı, söz ve anlam sanatlarıyla dolu, bağlaç­larla uzayıp giden cümlelerle örülmüş, güç anlaşılır bir nesirdir. Divan edebiyatında süslü nesir türünün karşılığı olarak “inşa” sözü kullanılır. Süslü nesrin ilk örneğini “Tazarruname" adlı yapıtıyla Sinan Paşa kaleme almıştır.

Divan Edebiyatı Düzyazı Biçimleri

Tarih - Vakayiname

Tarih, geçmişteki belli bir dönemi anlatan, resmi ol­mayan yapıtlardır. Vakayiname ise Osmanlı Devleti'nin resmi tarihidir. Tarih yazarına “müverrih”, vaka­yiname yazarına da “vakanüvis” denir. Silahtar Meh­met Ağa’nın “Tarih”, Naima’nın “Naima Tarihi”, Peçevi’nin “Peçevî Tarihi" adlı yapıtları bu türlerin ba­şarılı örnekleri arasında yer alır.

Tezkire

Ünlü kişilerin yaşamöykülerinin toplandığı yapıtlardır. Biyografinin Divan edebiyatındaki karşılığıdır, ilk tez­kire örneği, Ali Şir Nevai’nin, şairlerin yaşamlarını an­lattığı “Mecalisü’n Nefais” adlı yapıtıdır. Sinan Paşa'nın “Tezkiretü'l Evliya” adlı yapıtı da evliyaların yaşamlarının yer aldığı bir tezkiredir.

Gazavatname

Savaşların, kahramanlıkların, zaferlerin anlatıldığı ya­pıtlardır. Arap edebiyatında "magazi" diye bilinir.

Seyehatname

Yazarların gezip gördükleri yerlerden edindikleri izle­nim ve bilgileri aktardıkları yapıtlardır. Amaç, gezilen yerlerin doğal güzelliklerini, toplumsal yaşamlarını, gelenek ve göreneklerini tanıtmaktır. Evliya Çelebi’nin “Seyahatname” adlı yapıtı bu türün en önemli örneklerinden biridir. Seydi Ali Reis’in “Miratü’l Memalik” hem bir seyahatname hem de bir anıdır.

Sefaretname

Osmanlı elçilerinin, bulundukları ülkelere ait bilgileri ve izlenimlerini içeren ve gezi yazısına benzeyen ya­pıtlardır. Yirmisekiz Çelebi Mehmet’in “Paris Sefaretnamesi” adlı yapıtı bu türün başarılı bir örneğidir.

Siyasetname

Devlet adamlarına yöneticilikle ilgili bilgiler veren ya­pıtlardır. Edebiyatımızda bu türün ilk örneği Yusuf Has Hacib'in mesnevi tarzındaki “Kutadgu Bilig” ad­lı yapıtıdır. Ayrıca Nizamülmülk’ün “Siyasetname”, Lütfi Paşa’nın “Asafname” adlı yapıtları bu türün ba­şarılı örneklerindendir.

Münşeat

Mektuplardan veya çeşitli konulardaki süslü nesir ör­neği olan düzyazılardan oluşan yapıtlardır. Nabi’nin özel-resmi mektuplarından ve değişik yazılarından oluşan “Münşeat” adlı yapıtı bu türün başarılı örnek­lerindendir.

Siyer

Hz. Muhammed'in; hayatını anlatan yapıtlardır. Bu yapıtlarda Hz. Muhammed'in; dünyaya gelişi, pey­gamberliği, Miraç olayı, Hicret olayı, savaşları, muci­zeleri ve vefatı derin bir heyecanla dile getirilir. Ede­biyatımızda bu türün ilk örneği, Erzurumlu Darir’in “Siretü’n Nebi” adlı yapıtıdır.

Surname

Şehzadelerin sünnet, kadın sultanların evlilik tören­lerinin anlatıldığı yapıtlardır. Bu yapıtlar, yazıldığı dönemin toplumsal yaşamına ilişkin bilgiler de verdiği için tarihi bir özellik taşır.

Şehrengiz

Bir şehrin güzelliklerinin anlatıldığı yapıtlardır. Bu ya­pıtlarda, şehirle ilgili bilgiler verildikten sonra o şehre övgüler düzülür.