Sosyoloji

Toplumsal Kuramlar II. Kısım

Siyasal Kurumlar

Toplumdaki insanlar arasındaki fikir ve çıkar çatışmalarının çözümü, toplumun genel çıkarına ve ortak iyiye ulaşma iste­ği toplumu bunları gerçekleştirecek örgütlenmeleri kurmaya yöneltmiştir. Siyaset bu bakımdan toplumu yönetme etkinli­ği anlamına gelir. Toplumu yönetme ve yönetme hakkına sa­hip örgütlerin diğer örgütlerden farkı, bunu yaparken fiziki kuvvet ve şiddete başvurabilme, yaptırım uygulayabilme yetkisine de sahip olmasıdır.

Siyasetin özünde topluma düzen verme vardır. Topluma dü­zen vermek için yetki ve denetim mekanizmasını işleten ör­gütlü güçler ortaya çıkmıştır. Bir toplumda siyasi güç ve oto­riteyi kullanan örgütlere ise siyasi kurumlar denir. Siyasi kurumlardan bazıları şunlardır:

1. Devlet

Bir toprak parçası üzerinde siyasi ve hukuki yaptırım gücü­nü elinde bulunduran en büyük siyasi örgütlenmedir. Çağ­daş toplumlarda en büyük örgütlenme olan devlet insanla­rın bütün ilişkilerinde en etkili koordinatördür. Kişilerin do­ğumlarından ölümüne kadar hemen her şeyle ilgilenmekte­dir. Bununla birlikte devletin temel işlevi toplumsal düzeni kurma, yürütme ve korumadır.

Devletin ortaya çıkmasındaki iki temel faktör vardır. Bunlardan ikli insanlar arasındaki çıkar çatışmasının giderilmesi ve dü­zenin sağlanmasıdır. İkincisi ise dışarıdan gelen tehlikelere ve saldırılara karşı korunma is­teğidir.

Devletin varlığı için zorunlu olan üç temel öğe; halk, vatan ve otoritedir. Halk, belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan insan toplu­luğudur. Devletin varlık sebebidir. Halkın üzerinde yaşadığı toprak parçası yurt (vatan) adını alır. Otorite ise devletin egemenliğini ifade eder. Bir devletin ege­men olması yasama, yürütme ve yargı gücünü kendi elinde bulundurmasına bağlıdır.

Devletin İşlevleri

  • Devlet, kamu düzenini korur.
  • Devlet, diğer devletlerle ilişkileri yönetir, iç ve dış tehditle­re karşı ülkenin korunmasını sağlar.
  • Devlet insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alır.
  • Vatandaşların eğitim, sağlık gibi gereksinimleriyle ilgilenir.
  • Devlet, diğer toplumsal kurumlarında (aile, eğitim vs) iş­levlerini yerine getirmesine yardımcı olur.

Devletin özellikleri

  • Devlet, toplumdan sonra en büyük sosyal gruptur. 
  • Devlet, işleyişi hukuk kuralları ile belirlenmiş bir kurumdur. 
  • Devlete üyelik ve üyelikten ayrılma belirli kurallara bağlı­dır. 
  • Devlet, silahlı güç bulundurma ve koyduğu kuralları zorla yaptırma yetkisine sahiptir. 
  • Devlet, egemenlik prensibi üzerine kurulmuştur. Egemen­lik devletin üç kuvveti kendisinin kullanması demektir. Bunlar; yasama kuvveti, yürütme kuvveti, yargı kuvvetidir.

Günümüz devletlerinde bu üç kuvvet birbirinden ayrı kurum­larca kullanılır ve bu kurumlar birbirine müdahale edemez. Buna “kuvvetler ayrılığı” prensibi denir.

Ülkemizde;

Yasama kuvvetini → TMBB

Yürütme kuvvetini → Cumhurbaşkanı ve hükümet

Yargı kuvvetini → Bağımsız mahkemeler kullanır.

Devlet Türleri

Yapılarına Göre

1. Üniter Devlet: Devlet yönetiminin tek elden yapıldığı, tek meclisi, tek başkenti olan, tek tip kanunların geçerli olduğu devlettir. Homojen yapılı toplumlarda görülür. Üniter devlet­lere Türkiye ve Fransa örnek gösterilebilir.

2. Federal Devlet: Birden fazla devletin oluşturduğu, oluşu­ma katılan devletlerin iç işlerinde kendi yasalarını uygular­ken dış işlerinde merkeze bağlı olduğu devletlerdir. Birliğe bağlı devletlerin iç işleri için kendi kanunları varken dış iliş­kiler, savunma, insan hakları gibi konularda ortak kanunları vardır. Amerika Birleşik Devletleri bu tip devlete örnektir.

Ortaya Çıkısına Göre

1. Eski Devlet: Devletin görevlerinin sadece iç ve dış gü­venliğin sağlanması ile sınırlı olduğu, yasama, yürütme ve yargının tek elde toplandığı, temel hak ve özgürlüklerin kü­çük bir kesime tanındığı devlettir. Devlet otoritesini kullanan yöneticilerin yetkileri sınırsızdır. Krallıklar bu tip devletlerden­dir.

2. Yeni (Çağdaş) Devlet: Devletin görev ve sorumlulukları­nın daha fazla olduğu, yönetimin keyfi değil belli kurallara göre yapıldığı, kuvvetler ayrılığı prensibinin benimsendiği devlettir. Bu devletin üç önemli özelliği vardır; sosyal, laik ve hukuk devleti olması.

Sosyal devlet: Vatandaşlarının doğumundan ölümüne kadar her türlü ihtiyacının devlet tarafından düzenlendiği, in­sanların refah düzeyinin arttırılmasının amaçlandığı devlettir.

Hukuk devleti: Yönetimin ve ilişkilerin belirli kurallarla ön­ceden belirlendiği ve denetlendiği, hiçbir kişi veya zümreye ayrıcalık tanınmadığı, yöneticilerin yetkilerinin sınırsız olma­dığı devletlerdir.

Laik devlet: Devletin ve dinin birbirine müdahalesinin en­gellendiği, halkın inanç ve vicdan hürriyetinin garanti altına alındığı, toplumda farklı İnançlarda bulunan kişilere bu inan­cından dolayı baskı yapılmadığı devlettir.

Ekonomik Yapılarına Göre

Kapitalist devlet: Ekonomik hürriyet ve rekabet esasına dayanır. Özel mülkiyet serbesttir. Kişiler üretim araçlarına sa­hip olabilirler.

Sosyalist devlet: Kapitalist sisteme alternatif olarak çık­mıştır. Serbest rekabet yoktur. Ekonomik faaliyetler tama­men devlet kontrolündedir. Bireyler tüketim mallarına sahip olabilirler fakat bu malları üreten üretim araçlarına sahip ola­mazlar.

Karma devlet: Ekonomik hayat, özel teşebbüs tarafından yönlendirilmekle birlikte devletin gelir dağılımın­daki adaletsizliğin önlenmesi ve özel sektörün girmek iste­mediği sektörlerin gelişmesi için devletin ekonomik hayatın içinde olduğu, devlet sistemidir.

2. Hükümet

Hükümet devletin otoritesini ve yaptırım gücünü belirli bir süre elinde bulunduran kurumdur. Devletin yürütme organı­dır. Hükümet ve devlet birbirine karıştırılan kavramlardır. Devlet soyut bir kavramdır. Hükümet ise devletin gücünü, denetimi, otoriteyi kullanan somut bir varlıktır. Devlet sürek­lidir oysa hükümetler belli bir zaman diliminde vardır.

Hükümet, devlet adına devletin görevlerini yerine getiren ku­rumdur. Kaynakları harekete geçirmek, halkın refahını arttır­mak, ihtiyaçlarını gidermek, güvenliği sağlamak hükümetin görevleridir. Ülkemizde yürütme yetkisi cumhurbaşkanlığı ve bakanlar kurulunun elindedir. Ancak cumhurbaşkanının siyasi bir sorumluluğu bulunmadığından hükümet deyince bakanlar kurulu anlaşılır.

Hükümet (Siyasi Yönetim) Şekilleri

a) Baskıcı yönetimler

  • Yöneticilerin sınırsız yetkilere sahip olduğu, disiplinin hâkim olduğu yönetimlerdir.
  • Baskıcı yönetimlerde yasama, yürütme, yargı tek elde toplanmıştır.
  • Düşünce özgürlüğü yoktur, bireysel haklar sınırlandırıl­mıştır.
  • Halk, siyasetin dışındadır ve yönetime katılamaz.
  • Yönetim, seçim dışı yöntemlerle iktidara gelmiştir.

1. Monarşi

İktidarın soydan geldiği ve yönetme yetkisinin tek bir kişide olduğu yönetim şeklidir. Monarşi ikiye ayrılır.

Mutlak Monarşi: Tüm yetkilerin tek bir kişide olmasıdır. Yöneticinin istek ve sözleri kanun hükmündedir.

Meşruti Monarşi: Ülke yönetiminde bir kişinin geniş yet­kileri olmakla birlikte danışma ve yardımcı niteliğinde ve be­lirli yetkilerle donatılmış bir de meclis vardır.

2. Oligarşi

Toplum içindeki küçük bir grubun ülke yönetiminde söz sa­hibi olmasıdır.

b) Özgürlükçü Yönetimler

Özgürlükçü yönetimler “demokratik” yönetimlerdir. Demok­ratik yönetimlerde;

  • Halkın iradesi yönetime yansır.
  • Yöneticiler halkın tercihine göre iktidara gelir.
  • İnsanlar yasalar karşısında eşittir.
  • Yasama, yürütme, yargı ayrılmıştır. “Kuvvetler ayrılığı vardır."
  • Kişi hak ve özgürlükleri kanunlarca güvence altına alın­mıştır.
  • Düşünce ve ifade özgürlüğü vardır.

Demokratik yönetimler kendi içinde üç grupta incelenir:

Doğrudan demokrasi: Halkın bizzat kendisinin kanun yapması ve yönetime katılmasıdır. Bu demokrasinin uygu­lanması için nüfusun az olması gerekmektedir.

Yarı doğrudan demokrasi: Bu demokraside halk temsil­cileri seçer ve parlamentoya gönderir. Fakat parlamentonun hazırladığı kanunların geçerli olabilmesi için halk tarafından onaylanması gerekir. Yarı doğrudan demokrasi referandum aracılığı ile uygulanır.

Temsili demokrasi: Bu demokraside halk yetkilerini belir­li bir süreliğine temsilcilere devreder. Bu temsilciler (vekiller) halk adına kararlar alır ve bu kararları uygularlar. Halk seçti­ği temsilciler tarafından yönetilir.

3. Seçim

Seçim, halkın iradesinin yönetime yansıması için kurulmuş siyasi bir mekanizmadır. Demokrasilerde iktidara kimin gele­ceği seçimle belli olur. Bu yüzden seçim, demokrasinin en önemli ilkelerinden biridir. Günümüzde seçim sistemleri iki grupta toplanabilir.

Çoğunluk sistemi: Bir seçim bölgesinde en çok oyu alan parti veya kişi seçimi kazanmış olur. Çoğunluk sistemi kendi içinde iki şekilde uygulanır.

Tek turlu çoğunluk sistemi: Bir seçim bölgesinde en çok oyu alan parti veya kişi seçimi kazanmış olur.

İki turlu çoğunluk sistemi: Bir bölgede seçime giren parti veya kişiler içinde oyların yarıdan bir fazlasını alan aday veya parti seçimi kazanır. Eğer her bir aday oyların ya­rıdan fazlasını alamaz ise en çok oyu alan iki parti tekrar se­çime girer ve oyların çoğunu alan seçimi kazanmış olur.

Nispi temsil sistemi: Çoğunluk sisteminde en çok oyu alan aday veya parti seçi­mi kazandığı ve o bölgedeki tüm milletvekillerini aldığı için halkın iradesi tümüyle yansıtılamamış ve muhalefet yeterin­ce temsil edilememiş olmaktadır. Bu sebeple nispi temsil sistemi geliştirilmiştir. Bu sisteme göre, seçime giren partiler aldıkları oy oranında parlamentoda temsil edilirler.

Ekonomi

İnsanlar en zengin ülkelerde bile bütün ihtiyaçlarını sonuna kadar karşılayamamakta, en çok üretimin yapıldığı ülkelerde bile bir yılda elde edilen ürünlerin toplamı halkın ve devletin gereksinim duyduğu miktarın altında kalmaktadır. Bu ba­kımdan ihtiyaçlar her zaman sınırsız fakat bunları karşılayan kaynaklar ise her zaman sınırlıdır. “Ekonomi sınırsız olan ih­tiyaçlar ile sınırlı olan kaynaklar arasında denge kurmaya çalışan bilim dalıdır.” Bir başka değişle “ihtiyaçların sürekli olarak karşılanması amacı ile gerekli olan mal ve hizmetlerin en iyi şekilde elde edilmesini, dağıtılmasını ve tüketilmesini inceleyen bilimdir.”

Sınırlı olan ekonomik kaynakları elde etmede ve kullanılan toplumsal örgütlenmeler ve toplumsal kurallar “ekonomi kurumunu” oluşturur.

Sınırsız İhtiyaçlar İle sınırlı kaynaklar arasındaki dengesizliği mümkün olduğu ölçüde gidermek için gösterilen etkinlikle­re “ekonomik etkinlik”, bununla İlgili ortaya çıkan sonuca da “ekonomik olay” denir.

Ekonomik etkinliklerin temelinde ihtiyaçlar vardır. Eksikliğini duyduğumuz ve elde ederek eksikliğini gidermek istediği­miz şeylere “ihtiyaç” denir.

İhtiyaçlar, biyolojik (zorunlu) ve kültürel ihtiyaçlar olarak iki­ye ayrılabilir. Yeme, içme, uyuma, nefes alma gibi ihtiyaçlar zorunlu (biyolojik) ihtiyaç, gazete okuma, tiyatroya gitme, evlenirken belli adetleri yerine getirme gibi ihtiyaçlar kültürel ihtiyaçlara örnek verilebilir.

İhtiyaçları giderecek şeylere “mal ve hizmet” denir. Başka bir değişle ihtiyaçların giderilmesi için mal ve hizmetler ge­reklidir. Mal ve hizmetin ihtiyacı giderme özelliğine “fayda” denir. Örneğin susamak bir “ihtiyaçtır”, meyve suyu bu ih­tiyacı giderecek bir “mal”dır. Meyve suyunun içildiğinde su­suzluğun giderilmiş olması da “fayda”dır.

İhtiyacı gidermekle birlikte her nesne ekonomik olarak mal ve hizmet olarak kabul edilmez.

Mal Çeşitleri

a) Serbest Mallar: Elde edilmesi için herhangi bir emeğe ve masrafa gerek olmayan, ihtiyaçlarımızı karşılayacak kadar bol olan mallara denir. Ekonominin konusu İçine girmezler. Örneğin, soluduğumuz hava serbest bir maldır.

b) Ekonomik Mal: Elde edilmesinde, emek, sermaye ve za­man harcanan mallardır, ikiye ayrılır.

1. Tüketim Malı: İhtiyaçlarımızı doğrudan gideren mallardır. Tüketim mallan, tekrar tekrar kullanılabiliyorsa dayanıklı tü­ketim malı (buzdolabı, masa, elbise gibi) denir. Bir defada kullanılıp tüketiliyorsa dayanıksız tüketim malı (ekmek, su, sabun vb.) denir.

2. Üretim Malı: ihtiyaçları dolaylı olarak gideren mallardır. Sermaye malı veya yatırım malı da (demir, çimento, kömür gibi) denir.

İnsanlar ihtiyaçlarını sadece mallar ile değil hizmet ile de gi­derirler. İnsanların yapabilecekleri her işe hizmet denir. Ör­neğin; tedavi olmak için doktorun hizmetine ihtiyaç duyarız. Hizmetin de mal gibi bir ücreti vardır.

Malın Değeri

a) Kullanım Değeri: Malın insanlar için önem derecesidir. Başka bir deyişle ihtiyacı giderme gücüdür. Malın faydasıdır.

b) Değişim Değeri: Malın piyasa değeridir. Malın fiyatıdır. Değişim değeri; kullanım değerine, miktarına ve talep edil­me oranına göre değişir.

1. Ekonominin Temel Unsurları

a) Üretim

İhtiyaçlarımızı giderecek mal ve hizmetleri elde etmek için girişilen etkinliklere üretim denir. Üretimde ihtiyacı gidermek için bir nesnenin yapısında veya yerinde değişiklik yapılır. Buğdaydan un, undan ekmek, demirden kaşık elde etmek üretim yapmak olduğu gibi ekmeği, unu, bir yerden başka bir yere taşımakta üretimdir.

Hizmet elde etmek için harcanan çabalarda üretimdir. Öğ­retmenin ders vermesi, doktorun muayene etmesi, mimarın proje çizmesi de üretimdir. Üretimde amaç fayda oluşturmaktır.

Üretim Faktörleri

Tabiat (Doğa): Üretimin temel kaynağıdır. Üretim için gerek­li olan hammadde ve enerji doğadan elde edilir.

Emek: Doğadan alınan hammaddenin yapısında veya ye­rinde yapılacak değişiklik için harcanan enerjiye denir. Emek, zihinsel veya bedensel olabilir. Mühendisin proje üretmesi zihinsel emek, işçinin çalışması ise fiziksel emektir.

Sermaye: insan emeğini daha verimli kılan ve malların üretil­mesinde kullanılan araçlara denir. İnsan tarafından üretilmiş her türlü üretim aracı sermaye olarak nitelenir. Bir tamircinin kullandığı çekiç veya inşaat yapımında kullanılan vinç serma­yedir. Sermaye üretim sürecinde zamanla yıpranır ve bir kıs­mı kullanılamaz hale gelir. Sermayede oluşan bu aşınmayı gidermek için harcanan emek, zaman veya paraya “amor­tisman” denir.

Teşebbüs: Doğa, emek ve sermaye faktörlerini bir araya ge­tirip bunlardan fayda sağlayacak bir ekonomik mal veya hiz­met üretme işlemine denir. Bazı ekonomistler ise teşebbüsü ayrı bir üretim faktörü olarak değil, emek faktörü içinde ele alırlar. Girişimde bulunan kişiye ise girişimci (müteşebbis) denir.

b) Tüketim

İhtiyaçları gidermek amacıyla ekonomik mal ve hizmet­lerden yararlanmaya tüketim denir.

Günlük dilde tüketim bir malın azalmasını ifade eder. Ekono­mide ise tüketim malın üretim amacı içinde kullanılmasını, faydasını göstermektedir. Örneğin, yenmediği için bozulan bir sebzenin atılması tüketim değildir.

Ekonomik anlamda tüketim, malın veya hizmetin insan ihti­yacı için doğrudan kullanılmasıdır. Örneğin, kömürün fabri­kaya enerji sağlamak için yakılması tüketim değil üretim iş­lemidir.

Bir malın tüketilmiş olması mutlaka sayıca azalmış olmasını ifade etmez. Örneğin bir gömleği giydiğimiz zaman onu tü­ketmiş oluruz.

Tüketim ve üretim birbiriyle ilişkilidir. Üretim olmadan tüke­tim, tüketim olmadan üretim olmaz. Bunların olması için ise gelir, tasarruf ve yatırımın olması gerekir. Gelir, üretime yapı­lan katkı karşılığında elde edilen değerdir. Üretimle elde edi­len en temel değer paradır.

Gelirin tüketim amacıyla kullanılmayan kısmına tasarruf de­nir. Tasarrufun üretim amacıyla kullanılmasına ise yatırım denir. Örneğin, bir marangozun ürettiği malların satışından elde ettiği paraya gelir, paranın kendisinin ve ailesinin ihti­yaçları için kullanmadığı kısmına tasarruf, tasarruf sonu­cunda biriken para ile atölyesine yeni makine alması ise ya­tırımdır.

c) Bölüşüm

Üretim sonucunda elde edilen mal, hizmet ve gelirin üretim faktörleri arasında paylaşılmasına bölüşüm denir. Doğa fak­törüne sahip olanlar, emek ile üretime katılanlar, üretim araç­larını elinde bulunduranlar ve risk alarak girişimde bulunan­lar üretime yaptıkları katkı oranında pay alırlar. Bu şekilde yapılan bölüşüme fonksiyonel bölüşüm denir.

Bölüşümün bir diğer türü de kişisel bölüşümdür. Bu bölü­şüm bir ülkede bir yılda üretilen toplam mal ve hizmetlerin para olarak değerinden yapılan amortisman, harcamalar ve vergiler çıkartıldıktan sonra kalan kısmın nüfusa bölümün­den elde edilen kişisel payı ifade eder.

d) Değişim

Üretilmiş olan mal veya hizmetin başka mal ve hizmetler ve­ya para ile değiştirilmesidir. Berberde tıraş olan birinin ber­bere para ödemesi, pazara ürettiği sebzeleri getiren birinin karşılığında tuz ve yağ alması değişimdir.

Günümüzde değişim çeşitli araçlar ile yapılır. En temel deği­şim aracı paradır. Değişim faaliyetleri sayesinde mal ve hizmetlerin değeri be­lirlenir ve üretim ve tüketim faaliyetleri artar ve mallar daha fazla insana ulaşır. Mal ve hizmetlerin değişiminin yapıldığı ortama piyasa de­nir. Mal ve hizmetlerin fiyatı bu ortamda arz ve talep denge­sine göre belirlenir.

Arz: Malın piyasadaki miktarıdır.

Talep: Tüketicilerin malı elde etme isteğidir.

Bir malın arzının az olması veya mala talebin fazla olması malın fiyatının artmasına sebep olur.

2. Ekonominin parayla ilgili problemleri

a) Enflasyon

Bir ülkede mal miktarına oranla paranın fazla olması ve pa­ranın alım gücünün (değerinin) düşmesidir. Bir başka ifade ile dolaşımdaki (tedavüldeki) para miktarı ile malların ve sa­tın alınabilir hizmetlerin toplamı arasındaki dengesizliğin bü­yümesinden oluşan fiyatların toptan yükselmesi şeklinde kendini gösteren ekonomik süreçtir. Enflasyonda fiyatlar hızlı ve sürekli olarak yükselir.

Enflasyonun nedenleri

  • Piyasaya karşılıksız para sürülmesi
  • Üretimin tüketimi karşılayamaması
  • Yapılan harcamaların gelirlerden fazla olması
  • Ülkedeki gelir dağılımındaki adaletsizlik yüzünden bazı üreticilerin keyfi fiyat arttırışları

Enflasyonun etkileri

  • Sabit ve dar gelirlilerinin yaşam seviyesi düşer.
  • Alacaklılar zararlı, borçlular karlı duruma gelir. Bu da tica­ret ahlakını bozar.
  • Ekonomik gücü zayıf olanlar daha fakir, gücü iyi olanlar daha zengin hale gelir.
  • Yatırım ve üretimi azaltır.

Enflasyonun engellenmesi için yapılması gerekenler

  • Karşılıksız para basımının önlenmesi
  • Tasarrufun arttırılması
  • Üretimin artırılması

b) Deflasyon

Enflasyonun tersi bir durumdur. Bu durumda piyasadaki mal (arz) miktarı fazla buna karşılık olan para (talep) ise az­dır. Toplam malın toplam paradan fazla olması sebebi ile fi­yatlar düşer.

Olumlu gibi görünen bu durumda aslında ekonomi için za­rarlıdır. Deflâsyon durumunda talep az olduğu ve fiyatlar düştüğü için kârlılık, dolayısıyla yatırımlar ve üretim azalır. Üretimin ve yatırımın azalması ise işsizliğe sebep olur.

c) Devalüasyon

Milli paranın değerinin yabancı paralar karşısında düşürül­mesidir. Devalüasyon durumunda yabancı malların değeri (alım gücü) arttırılmış olur. Bu sebeple yerli mallar yabancılar için daha ucuz hale gelir ve ihracat artar, ithalat ise azalır.

d) Revalüasyon

Devalüasyonun tersidir. Milli paranın değerinin yabancı pa­ralar karşısında artırılmasıdır. Özellikle ihracatın çok arttığı ülkelerde, ülke içinde biriken paranın enflasyona sebep ola­cağı endişesi ile revalüasyona gidilerek ihracat azaltılmaya çalışılır. Revalüasyon diğer ekonomik olaylara göre daha az görülen bir olaydır.

3. Temel Ekonomik Sistemler

a) Kapitalist Sistem

Kapitalist sistemin temelini özel kişilerin üretim araçlarına sahip olması oluşturur. Kapitalist sistem kar esasına, özel mülkiyete ve piyasa ekonomisine dayanır. Serbest rekabet ve kişisel girişim sisteminin itici gücüdür. Devlet ekonomik hayatın olabildiğince dışındadır.

b) Sosyalist Sistem

Kapitalist sistemin tam zıddıdır. Devlet ekonomideki ana un­surdur. Kişiler üretim araçlarına sahip olamaz. Hangi malın ne kadar üretileceğini, fiyatın ne olacağını ve kimlere verile­ceğini devlet planlar ve yapar.

c) Karma Sistem

Özel teşebbüs ve serbest rekabetin varlığı ile birlikte devlet özellikle atıl sektörlerin gelişmesi ve gelir dağılımında adale­tin sağlanması için girişimci olarak ekonomik hayatın içinde­dir. Devlet ve özel teşebbüsün birlikte olduğu sistemdir.