Tarih

Tarihin Tanımı ve Konusu

Tarih, insan topluluklarının geçmişteki yaşayışlarını, birbirleriyle olan ilişkilerini, neden-sonuç ilişkisi içerisinde yer ve zaman göstererek, belgeler ışığında objektif olarak inceleyen sosyal bir bilimdir. Tarihin konusunu ve tanımı bilmek tarih bilimine giriş için ilk şarttır. Daha sonraki konuları anlamak için tarih biliminin çalışma mekanizmasını kavramamızda fayda vardır.

tarih bilimine giriş

Özellikleri ve araştırma yöntemleri açısından bilimler pozitif bilimler ve beşeri bilimler olarak ikiye ayrılır. Pozitif bilimler doğayı ve doğa olaylarını incelerken beşeri bilimlerin konusu insan ve faaliyetleridir.

Beşeri bilimlerden biri olan tarihin konusu toplumların zaman içinde gerçekleştirdikleri sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel ve dini faaliyetler oluşturur. İnsanı ilgilendiren sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel ve dini her alanda ortaya çıkan şeylere olay denir. Haçlı Seferleri, İstanbul'un alınması, Malazgirt Savaşı gibi. Oluşum sürecinde veya başka bir durumun belirtisi olarak gözlemlenen gelişmelere ise olgu denir. Avrupa'da feodalitenin zayıflaması, İstanbul ve Anadolu'nun Türkleşmesi gibi. Bu olay ve olgular tarihi oluşturur.

Tarih geleceğin inşası için yorumlanmak üzere tarihçiler tarafından incelenir. Bu incelemeler sonucunda ortaya çıkan bilgiye tarih bilgisi denir. Ancak elde edilen bilgilerin kesin doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü bulunacak her yeni belge, mevcut bilgileri tamamlayabilir veya tamamen değiştirebilir. Tarih bilimine giriş yaparken tarihin nasıl çalıştığını anlamamız gerekir.

Tarihin Yöntemi

Sosyal bir bilim olan tarihin yöntemi gözlem ve deneylere, formüllere, laboratuvar ölçümlerine, kurallara dayanan pozitif bilimlerden farklıdır. Tarihi olaylar deney yoluyla tekrar edilemeyeceği için ancak geçmişten kalan kalıntılar, belgeler ve kaynakların incelenmesiyle sonuca ulaşmak mümkündür. Tarihi olayların incelenmesinde takip edilmesi gereken yöntemler şu şekilde sıralanabilir. Tarihe giriş için tarihin kullandığı yöntemleri kavramak gereklidir.

1. Kaynak Arama (Belge Bulma)

Geçmişten kalan ve tarihi olaylar hakkında bilgi veren her türlü malzemeye kaynak veya belge denir. Tarih kaynakları başlıca iki gruba ayrılır:

Birinci elden kaynaklar:

Geçmişten günümüze kalan ve sanat değeri ne olursa olsun bütün kalıntılar, araç-gereçler, silahlar, çeşitli eşyalar, kitabeler, yıllıklar, tüm yazılı belgeler, paralar, madalyon ve mühürler birinci elden kaynaklardır.

İkinci elden kaynaklar:

Geçmişte yazılmış kitaplardır. 

Tarih kaynakları ayrıca yazılı ve yazısız olmak üzere ikiye ayrılır.

Yazılı kaynaklar:

Fermanlar, kanunnameler, tabletler, taş, kemik, deri ve papirüs üzerine işlenmiş yazılar, anıtlar, kitaplar, film, video-teyp kasetleri, bilgisayar disketleri, sesli-görüntülü kaynaklardır.

Yazısız kaynaklar:

Taş ve madeni araçlar, heykeller, kabartmalar, efsaneler, destanlar, menkıbeler, mezarlar yazısız kaynaklardır.

2. Verileri Tasnif, Tahlil ve Tenkit etme

Tasnif (Sınıflandırma): Kaynakların bulunması ile elde edilen veriler ilk olarak sınıflandırılır. Böylece bu verilerin kullanılması kolaylaşır. Sınıflandırma işlemi verilerin önemine, güvenirliğine veya kronolojik sıraya göre yapılabilir.

Tahlil (Çözümleme, analiz): Elde edilen verilerdeki bilgiler değerlendirilir. Bilgilerin inceleme konusu hakkında yeterli olup olmadığı kontrol edilir.

Tenkit (Eleştiri): Verilerin doğruluğu, belgelerin gerçek olup olmadığı, tarihi değeri sorgulanır.

3.Terkip (Sentez) Yapma

Elde edilen bilgilerin bir araya getirilmesine sentez denir. Bu yolla elde edilen bilgiler kullanılarak yeni tarihi hükümlere varılabilir.

Tarih araştırmalarında ayrıca şunlara da dikkat etmek gerekir:

a) Araştırılan konularla ilgili değişik kaynaklardan yararlanılmalıdır.

b) Araştırılan konularla ilgili kaynak taraması yapılmalı ve  bütün belgeler değerlendirilmelidir.

c) Olayın meydana geldiği yer ve zaman mutlaka belirtilmedir.

d) Olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurulmalıdır. Çünkü her tarihi olay kendisinden önceki olayların sonucu, kendisinden sonraki olayların da nedenidir.

e) Tarihi olaylarla ilgili kural koymak, genelleme yapmak mümkün değildir.

f) Araştırılın konular tarafsız bir şekilde incelenmeli ve aktarılmalıdır.

g) Doğru değerlendirmeler yapabilmek için olayın üzerinden belli bir süre geçmelidir.

h) Tarihi olaylar gerçekleştiği dönemin koşulların göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir.

 i) Olayda rolü olanların katkılarının doğru değerlendirilmesi, olayın geçtiği zamandaki şartların incelenmesine bağlıdır.

Tarihin Tasnifi

Tarih araştırmalarının ve tarih öğretiminin kolaylaştırılması için tarih zamana, mekana ve konuya göre üç bölüme ayrılmıştır.

1. Zamana göre sınıflandırma

Bu sınıflandırmada tarih kronolojik dilimlere, çağlara bölünmüştür. Tarihin çağlara ayrılmasında insanlık tarihinde yaşanan büyük olaylar dönüm noktası olarak alınmıştır. Tarih öncesi, İlkçağ, ortaçağ gibi isimler taşıyan bu sınıflandırma çok kullanışlı olduğu halde doğruluğu tartışılmaktadır. Çünkü çağ ayrımı Akdeniz havzasının ve Avrupa'nın tarihi geçmişine uygun olarak yapılmıştır.

 Zamana göre sınıflandırma kronolojik yüz yıllık dilimler halinde de yapılmaktadır. XV. yüzyıl, XVI. yüzyıl gibi. Ayrıca Yavuz Devri, Teoman Devri, Fetret Devri gibi ayrımlar da yapılmaktadır.  

2. Mekana Göre Sınıflandırma

Bu sınıflandırmaya coğrafi sınıflandırma da denilmektedir. Burada kıtaların, ülkelerin, şehirlerin, bölgelerin tarihi incelenmektedir. Amerika tarihi, Balkan tarihi, İran tarihi, İstanbul tarihi gibi. 

3. Konuya Göre Sınıflandırma

İnsanların faaliyet gösterdikleri alanların araştırılması amacıyla yapılmış sınıflandırmadır. Böylece toplumların siyasi, dini, ekonomik, sosyal vb. yönleri ayrı ayrı incelenir. Savaş tarihi, Bilimler tarihi, Dinler tarihi gibi.

Zamana, mekana ve konuya göre yapılan sınıflandırmalar tarihin incelenmesini kolaylaştırmakla beraber bütünlüğünü bozmaktadır. Çünkü diğer dönemlerden bağımsız bir tarihi dönem, diğer gelişmelerden, ekonomik faaliyetlerden etkilenmemiş bir siyasi alan yoktur. Bu yüzden bu sınıflandırmalar sonunda elde edilen bilgilerin bir bütünlük içerisinde değerlendirilmesi gerekir.

Tarih Anlayışının Geçirdiği Aşamalar

İlk tarih kitapları M.Ö.V. yüzyıldan itibaren yazılmaya başlanmıştır. İlk tarih yazıcılığı ise Hititlerin tuttukları yıllıklara (Anal) kadar uzanmaktadır. Bu tarihten itibaren tarih yazımı şu aşamaları geçirmiştir:

1. Nakilci (Hikayeci) Tarih 

Neden-sonuç ilişkisi üzerinde durulmayan bu tarih türünün verilmiş eserlerinde fazla bilgi vermek amaçlanmamış, hatta efsane ve masal türünde bilgilere de yer verilmiştir. M.Ö.V. yüzyılda Herodotos'un kaleme aldığı Historia bu türün ilk örneğidir.  Avrupa ve İslam dünyasında XVIII. yüzyıla kadar bu türde eserler yazılmıştır.

2. Öğretici Tarih 

Tarihçilerin mensup oldukları toplumlarda birlik ve beraberliği güçlendirmek, ahlaki meziyetleri geliştirmek için yazdıkları eserlerdir. Toplumların ve kişilerin en iyi yönleri ön planda tutularak kaleme alınan bu eserler Avrupa'da XIX. yüzyıla kadar, Osmanlılarda ise son dönemlerde görülmüştür.

3. Sosyal Tarih

Tarihi Olayların Toplumsal Yönlerini, toplumların kültürlerini, her türlü faaliyetlerini inceleyen tarih türüdür. 

4. Araştırmacı Tarih

Günümüz tarihçiliğinin doğuşunu sağlamıştır. Olayların nedenleri ve sonuçları, yer ve zamanı ve bunların olayları nasıl etkilediği incelenmektedir. Böylece çağdaş tarihçiliğin inceleme metotları belirlenmiştir.

Tarihe Yardımcı Bilgiler

Tarih araştırmalarını diğer bilimlerin yardımı olmadan gerçekleştirmek imkansızdır. Tarihe temel oluşturan kaynakların ve belgelerin çeşitliliği diğer bilim dallarından faydalanmayı zorunlu kılmaktadır. Tarih araştırmalarında tarihe yardımcı bilimlerin başlıcaları şunlardır:

Coğrafya 

İnsan toplulukları tarih boyunca yaşadıkları yerin ve buradaki iklim koşullarının  etkisi altında kalmışlardır. Özellikle beşeri coğrafya, coğrafi etkilerin insan toplulukları üzerindeki izlerini ortaya çıkarmak için tarihe yardımcı olur. Beslenme ve üretim şekillerinin incelenmesinde ekonomik coğrafyanın ciddi bir katkısı vardır.

Arkeoloji

Toprak veya su altında kalmış olan eski insan topluluklarına ait kalıntılar ve eserleri kazı yaparak ortaya çıkaran ve inceleyen bilimdir. Özellikle tarih öncesi döneme ait araştırmalarda tarihin en önemli yardımcısıdır.

Kronoloji

Adından da anlaşıldığı gibi kronoloji tarihi olayları kronolojik sıraya koyar ve bu olayların gerçekleşme zamanını inceler. Kronoloji bilimi ayrıca belli bir sistem içinde zamanın bölümlere ayrılmasını sağlayarak tarihi olayları sıralamaktadır.

Paleografya

Eski yazıların tür ve şekillerini, zamanla geçirdiği değişiklikleri ve özelliklerini inceleyen bilim dalıdır. Tarihi devirlerin aydınlatılmasında tarihin en önemli yardımcılarından biridir.

Epigrafya

Anıtlar ve taşlar üzerine yazılmış yazıları inceleyen, çözümleyen ve yorumlayan bilim dalıdır. Orhun Abideleri bu bilim sayesinde incelenmiş ve Türk tarihine ışık tutmuştur.

Filoloji 

Geçmişte var olmuş diller ile günümüzde var olan dilleri inceler. Böylece diller arasındaki ilişkiler ve akrabalık bağları, topluluklar arasındaki soy birliği, kültürel etkileşimler hatta göç hareketleri aydınlanabilir.

Diplomatik

Devletlerin iç ve dış yazışmalarında kullandıkları ve günümüze kadar gelen vesikaları inceleyen bilim dalıdır. Belgelerin türlerini, şekillerini, konularını, gerçek ya da sahteliğini ve tarihi belge olarak değerlerini inceler.

Not: Paleografya, epigrafya, filoloji ve diplomatik bilimleri inceleme yaptıkları alanlarda birbirlerine yardımcı olurlar.

Antropoloji

İnsanların fiziki yapısını inceleyerek, sistemli ve karşılaştırmalı olarak insan ırklarını sınıflandıran bilim dalıdır.

Etnografya

Toplumların öz kültürlerini, örf, adet ve geleneklerini inceleyen bilimdir.

Nümizmatik

Geçmişte basılmış olan paraları inceler. Kaynakların yetersiz olduğu durumlarda kralların kronolojisini tespit eder, paranın miktarı ve madeni değerinden ait olduğu devletin ekonomisi hakkında bilgi edinilebilir.

Sosyoloji

Toplum bilimidir. Toplumların nasıl meydana geldiklerini, yaşayışlarını, yönetildikleri idari ve sosyal yasaları inceler.

Bu bilimlerin dışında heraldik, sicillografi, felsefe, psikoloji, genoloji, sanat tarihi, iktisat, istatistik, kimya gibi bilimler de tarih araştırmalarına yardımcı olurlar. 

Takvimler

Zamanı ölçmek için hazırlanan çizelgelere takvim denir. İlkçağlardan itibaren zamanı ölçmekte kullanılan temel birimler gün, ay ve yıldır. Takvimler ay ve güneşin hareketlerine göre iki şekilde düzenlenmiştir.

1. Ay Yılı

Ayın dünya etrafında 12 defa dönmesi sırasında geçen 354 günlük süredir.

2. Güneş Yılı 

Dünyanın güneş çevresinde bir defa dönmesi sırasında geçen süredir. Güneş yılı 365 gün 6 saattir. Güneş yılı ile Ay yılı arasında 11 günlük fark vardır.

Tarihte Ay yılı takvimi ilk kez Sümerler kullanmışlardır. Milletler takvimleri değişik olayları başlangıç kabul ederek kullanmışlardır.

Türklerin Tarih Boyunca Kullandıkları Takvimler

1. 12 Hayvanlı Türk Takvimi

Güneş yılı hesaplarına göre düzenlenen bu takvim Türkler tarafından yapılmıştır. Tarih başlangıcı olmayan takvim, İslamiyet öncesinde Türk devletleri tarafından kullanılmıştır. Bir yıl 365 gün 5 saattir. Yıllar sayı yerine hayvan isimleriyle anılmıştır. Her on iki yılda bir başa dönülmüştür. Türklerden başka Moğollar, Hintliler, Çinliler ve Tibetliler de zaman zaman bu takvimi kullanmışlardır. Günümüzde Orta Asya'nın bazı bölgelerinde hala kullanılmaktadır.

2. Hicri Takvim

Ay yılı esasına göre hazırlanmıştır. Bu yüzden bir yıl 354 gündür. Başlangıç yılı Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicret ettiği yıl, yılbaşı olarak Muharrem ayının başı kabul edilmiştir. Miladi takvimle arasında 622 yıllık bir fark bulunmaktadır. Hicri takvim Hz. Ömer Devri'nde ilk kez oluşturulmuştur. Türkler İslamiyet'e girdikten sonra bu takvimi kullanmaya başlamışlardır. 

Not: Türkiye'de 1 Ocak 1926'dan itibaren kaldırılan Hicri takvim ülkemizde sadece dini ay ve günlerin belirlenmesinde kullanılmaktadır. 

3. Celali Takvim 

Selçuklu hükümdarı Melikşah Dönemi'nde güneş yılı esasına göre yapılmıştır. Mali işlerde kullanılmak üzere hazırlanan bu takvimde Hicri 471, Miladi 1079 yılı Ramazan ayının 10. gününe rastlayan Nevruz hem yılbaşı, hem de yeni bir tarihin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. İran'dan etkilenilerek hazırlanan bu takvim iki toplum arasındaki mezhep farkından dolayı bir süre sonra terk edilmiştir.

4. Rumi Takvim

Osmanlı Devleti'nde XVII. yüzyılın ikinci yarısı kadar bütün resmi ve dini işler Hicri takvime göre düzenleniyordu. Ancak ay yılı ile güneş yılı arasındaki zaman farklılığından dolayı dış ticarette ve vergilerin toplanmasında bazı güçlükler yaşanıyordu. 1676 yılından itibaren takvimde yeni düzenlemeler yapılmaya başlandı. 1739'da sadece mali işlerde kullanılan ve yılın başlangıcını Mart olarak kabul eden yeni bir sistem getirildi. Nihayet Hicri 1255, Miladi 1839'da Rumi takvim yürürlüğe girmiştir. Bütün resmi ve mali işlemler buna göre yapılmaya başlandı. Jülyen takvim esas alınarak hazırlanan Rumi takvimde başlangıç Hicri takvimde olduğu gibi Hicret'ti. Yılbaşı Martın başıydı. Miladi takvimle arasında 584 yıllık fark vardı. Cumhuriyet Dönemi'nde Miladi takvimin kabul edilmesiyle 1926 yılından itibaren sadece bütçe işlerinde kullanılmaya başlandı. 1982'de mali yılbaşının 1 Ocak tarihine alınmasıyla tamamen kaldırılmıştır.

5. Miladi Takvim 

Güneş yılı esasına göre düzenlenmiştir. İlk kez Mısırlılar tarafından kullanılan güneş yılına dayalı takvim batıya geçmiş, Roma İmparatoru Julius Caesar zamanında geliştirilerek  Jülyen takvimi adıyla kullanılmaya başlanmıştır. 1582'de Papa XIII. Gregorius tarafından son düzenlemeler yapılmış ve takvime Gregoryen takvimi denilmiştir. 

Hz. İsa'nın doğumu başlangıç yılı kabul edilmiştir. Bu yüzden bu takvime Miladi takvim de denilmiştir. Türkiye 26 Aralık 1925 tarihinde  Miladi takvimin kullanılmasına karar vermiş ve 1 Ocak 1926 yılından itibaren kullanılmaya başlanmıştır.

Miladi takvimde Hz İsa'nın doğumu 0 kabul edilerek bundan öncesine Milattan Önce (M.Ö.) Hz. İsa'nın doğumundan sonrasına da Milattan sonra (M.S.) denilmiştir. M.Ö. tarihleri takvimin başlangıcından geriye doğru gittikçe, M.S. tarihleri ise günümüze yaklaştıkça sayısal değer olarak büyür. 

Tarihin Başlangıcı ve Devirleri

Tarih bilimine giriş yaparken tarihin başlangıcına ve tarihin öncesine bakmalıyız.

A. Tarih Öncesi Devirler

Yazının kullanılmasından önceki devirlere tarih öncesi devirler denir. Bu dönem insanlığın yeryüzünden görülmesiyle başlar. Yazılı kayıt ve belgenin olmadığı bu devirler hakkında ancak kazılarla ele geçen kalıntı ve eserlerin incelenmesiyle bilgi edinilmektedir. Tarih Öncesi Devirler; Taş Devri ve Maden Devri olarak ikiye ayrılır. 

1. Taş Devri

İnsanların ortaya çıkışından madenlerin kullanılmaya başlanmasına kadar süren bu devir üç bölümde incelenmektedir.

a. Eski Taş Devri (Paleolitik)

Bu dönemde Yontma Taş Devri de denmektedir. İnsanlık tarihin en uzun dönemidir. Yüz binlerce yıllık bir dönemi kapsamaktadır. Bu dönemde insanlar hayatlarını küçük gruplar halinde avcılık ve toplayıcılık yaparak sürdürmüşlerdir. Mağaraları ve doğal barınakları mesken olarak kullanmışlardır.

Bu dönemle ilgili buluntular; çakmak taşlarının yontulmasıyla şekillendirilmiş, hem silah hem de alet olarak kullanılan ilkel el baltaları, kemik ve ağaçtan yapılmış delici, kesici, kazıcı alet ve silahlardır.

Buzul çağlarının yaşandığı bu dönemde insanlar hayvan postlarından giysiler yaparak soğuktan korunmaya çalışmışlardır. Ateşi bulan insanlar bunu ısınma, aydınlanma ve hayvanlardan korunma amacıyla kullanmışlardır. Zamanla birlikte yaşama ve iş bölümü yaygınlaşmıştır. Mağara duvarlarına avladıkları hayvanların resimlerini çizmeye başlamışlardır. 

b. Orta Taş Devri (Mezolitik) 

Bu dönemde Buzul Çağı sona ermiş, iklim şartları yaşamaya daha elverişli hale gelmiştir. Neolitik Devre geçişi sağlayan bir ara dönem olan Mezolitik Dönem'de insanlar avcılık ve toplayıcılıkla hayatlarını sürdürmeye devam etmişlerdir.  

c. Yeni Taş Devri (Neolitik)

Havaların iyice ısınması ve buzulların erimesi ile mağaralardan çıkan insanlar yaşamaya ve tarıma uygun su kenarlarına yerleşmeye başladılar. Buralarda buğday, arpa, bakla, darı gibi ürünlerin tarımına başladılar. Tabiatta yabani olarak yaşayan koyun, keçi, köpek gibi bazı hayvanları evcilleştirdiler. İlk kez köy kültürü bu dönemde ortaya çıkmıştır. Keten, kenevir gibi bitkiler yetiştirilerek bunlardan giysiler dokumaya başladılar. Pişirilmiş topraktan çanak, çömlek yaptılar. Ticaret faaliyeti ortaya çıktı. Yerleşik hayata uygun yeni kulübe ve evler inşa ettiler.

Bakır-Taş Devri (Kalkolitik)

Taş Devri'nden Maden Devri'ne geçiş dönemidir. Taş aletlerin yanı sıra bakırdan da aletler yapılmıştır. Tarım ve hayvancılık ilerlemiş, yerleşim merkezleri büyümüştür.

2. Maden Devirleri 

Madenlerin kullanılmaya başlamasından yazının kullanılmaya başlanmasına kadar geçen dönemdir. 

a. Bakır Devri

İnsanların ilk olarak kullandıkları madenler bakır, altın ve gümüştür. Bu dönemde hem kolay işlenmesi hem de tabiatta bolca bulunmasından dolayı daha çok bakır kullanılmıştır. Altın ve gümüş süs eşyası yapımında bakır ise silah ve araç-gereç yapımında kullanılmıştır.

b. Tunç Devri 

Zamanla madencilik tekniğinin gelişmesi sonucunda bakır ve kalayın karıştırılmasıyla tunç elde edilmiştir. Bu yeni alaşım bakıra göre daha sert ve daha dayanıklıdır. İlk şehir devletleri ve ilk büyük devletler bu dönemde ortaya çıkmışlardır. Sümer, Akad, Babil, Mısır ve Hitit gibi.

c. Demir Devri

Maden Devri'nde insanlar en son demiri bulup işlemeyi başarmışlardır. Artık daha dayanıklı silah, araç ve gereçler yapılmış, medeniyet gelişmeye başlamıştır. Kara ve deniz ulaşımında ve savaş teknolojisinde ilerlemeler kaydedilmiştir. Kavimler arasındaki ilişkiler artmış buna paralel olarak ticaret gelişmiştir.

Not: Tarih öncesi çağlar dünyanın her yerinde aynı zamanda yaşanmamıştır.

B. Tarih Çağları

Yazını kullanılmaya başlanmasından günümüze kadar geçen dönemdir. Tarihin çağlara ayrılmasında insanlık tarihine etki eden, bugünkü medeniyetlerin oluşmasında katkısı olan önemli toplumsal ve siyasal olaylar esas alınmıştır. Çağ ayrımında tarihçiler arasında tartışmalar vardır. Gerçekte çağlar arasında böyle keskin bir ayrım da yoktur. Ancak tarihin incelenmesini kolay hale getirmek için tarih çağlara ayrılmıştır.

İlkçağ (M.Ö. 3000- M.S. 375)

Sümerlerin M.Ö. 3000'de yazıyı kullanmaya başlamalarından 375 tarihindeki Kavimler Göçü'ne kadar geçen dönemdir. Bu dönemde yazı dünyanın büyük bir bölümüne yayılmış, Musevilik ve Hıristiyanlık dinleri bu dönemde ortaya çıkmıştır. Para, alfabe, takvim gibi önemli buluşlar gerçekleştirilmiştir. Bu çağ tarihi çağların içinde en uzunudur.

Ortaçağ (375-1453) 

Kavimler göçüyle başlayıp İstanbul'un alınmasıyla sona eren dönemdir. Bu dönemde Avrupa'da feodalite yaygınlaşmış, skolâstik düşünce Avrupa'ya yayılmıştır. Kağıt, barut, pusula, matbaa bu dönemde gerçekleşmiş buluşlardır. Haçlı Seferleri, Moğol istilası, Yüzyıl savaşları dönemin önemli siyasi olaylarıdır. Bizans ve Osmanlı devletleri bu dönemin güçlü devletleridir.

Yeniçağ (1453-1789)

İstanbul'un alınmasından Fransız İhtilaline kadar geçen dönemdir. Bu dönemde Avrupa'da mutlak krallıklar kurulmuş, Coğrafi Keşiflerle Avrupa İslam coğrafyasının önüne geçmiştir. Rönesans ve Reform hareketleriyle Avrupa'da kilise etkisini yitirmeye başlamıştır. Dönemin en güçlü devleri Osmanlı Devletidir.

Yakınçağ (1789-?) 

Fransız İhtilali ile başlayan ve halen süren çağdır. Ulusal devletler bu dönemde imparatorlukların yerini almıştır. Sanayi devrimi ile hammadde ve pazar rekabeti ortaya çıkmıştır. Teknolojik alanda büyük ilerlemeler görülmüştür.