Biyoloji

Sindirim Sistemi

Hayvanlar heterotrof canlılar olmaları nedeniyle, yaşamlarını sürdürebilmek için inorganik (su, mineraller, tuzlar) ve organik (proteinler, karbonhidratlar ve yağlar) besin maddelerini dışarıdan almak zorundadırlar.

Alınan besin maddelerinin işlenmesinin yeme, sindirim, emilim ve dışkılama olmak üzere dört temel aşaması vardır.

1. Yeme: Besinin işlenmesinin ilk basamağıdır. Hayvanlar yedikleri büyük moleküllü (polimer) besinleri doğ­rudan kullanamazlar. Çünkü polimer yapıdaki besinler hücre zarından geçemez ve organizma için antijen özelliği gösterir. Bu nedenle dışarıdan alınan besinlerin sindirim sisteminde hidrolizle yapı taşlarına dönüştürülmesi gerekir. Canlı bu yapı taşlarını vücudun yapısına uygun şekilde yeniden birleştirerek karmaşık yapılı moleküllerini sentez­ler.

2. Sindirim: Besinin işlenmesinde ikinci basamaktır. Sindirimin amacı besin moleküllerinin hücre zarından geç­mesini sağlamaktır. Alınan besinlerin parçalanarak enzimlerin etki edeceği yüzey alanının genişletilmesine meka­nik sindirim denir.

  • Mekanik parçalama dişler, mide ve bağırsaktaki kas hareketi ve safra salgısı ile gerçekleşir.
  • Büyük moleküllü organik maddelerin, su ve enzimler yardımıyla yapı taşlarına ayrılarak hücre zarından emilebilecek hale gelmesine kimyasal sindirim denir.
  • Sindirim sonucunda monomerler oluşur. Monomerler hücre za­rından doğrudan geçebilirler.
  • Monomerler hücre tarafından yapı ve enerji maddesi olarak kul­lanılır.
  • Sindirim su ile besinlerin parçalanması yani hidroliz olayıdır.

3. Emilim: Besinin işlenmesinde üçüncü basamaktır. Sindirimden sonra gerçekleşir. Monomerler haline gelen besin maddelerinin hayvan hücreleri tarafından alınmasıdır.

4. Dışkılama: Besinin işlenmesinde dördüncü basamaktır. Sindirilmeyen atık maddeler dışkılama sistemiyle vücuttan dışarı atılır.

Sindirim Şekilleri

Hayvanların çoğunda besinin alınması, sindirilmesi ve sindirilmeyen atıkların vücuttan uzaklaştırılması için özel yapı ve organlar gelişmiştir.

Hayvanların hücre ve dokuları; protein, yağ, karbonhidrat gibi organik moleküllerden oluşmaktadır. Sindirim en­zimleri bu organik molekülleri parçalayan enzimlerdir. Hayvanların yapı ve organlarını sindirmemeleri için sindirim olayı özelleşmiş kısımlar içerisinde yapılmaktadır.

Canlılarda hücre içi ve hücre dışı sindirim olmak üzere iki çeşit sindirim görülür.

Hücre İçi Sindirim

Besinler hücreye alınarak besin kofulları içerisinde enzimlerle yapı taşlarına parçalanır. Buna hücre içi sindirim denir. Hücre içi sindirim; bit­kiler, protistalar, süngerler ve sölenter gibi canlılar ile akyuvar hücrelerinde görülür.

Protista ve süngerlerde besinler hücre içine fagositoz (katı besin) veya pinositoz (sıvı besin) yoluyla alınır. Alı­nan besinin çevresi bir zar ile kap­lanarak besin kofulu oluşur. Besin kofulu, lizozomla birleşir. Lizozomun içindeki sindirim enzimleri besini par­çalar. Oluşan yapı taşları koful zarından sitoplâzmaya geçerek hücre metabolizmasında kullanılır. Atık maddeler oluşur. Bu maddeleri taşıyan kofula boşaltım kofulu adı verilir. Atık maddeler ekzositozla hücre dışına atılır.

Sindirimin yapıldığı en basit yapı besin kofullarıdır. Sindirim işleminin zarla çevrili organel içerisinde ol­ması hücrenin kendini sindirmesini engeller.

Hücre Dışı Sindirim

Büyük organik moleküller, yapı taşları­na parçalandıktan sonra hücre içine alınır. Hücre dışı sindirim; çürükçül canlılarda (çü­rükçül bakteri, ekmek küfü gibi mantarlar), böcekçil bitkilerde, sindirim sistemi gelişmiş omurgasızlarda ve omurgalı hayvanlarda görülür.

Hücre dışına veya vücutla bağlantılı özel sindirim boşluklarına sindirim enzimleri salgılanır. Büyük moleküllü besin maddeleri enzimler yardımıyla yapı taşlarına parçala­nır. Daha sonra yapı taşları difüzyon veya aktif taşıma ile hücre içine alınır. Sindirim olayı hücre dışında gerçekleştiği için hücre dışı sindirim adı verilir.

Hücre dışı sindirimde kullanılan enzimlerin sentez ve salgılanması sırasında; ribozom, endoplazmik retikulum, golgi aygıtı ve hücre zarı görev yapar. Lizozom organeli görev yapmaz.

Hücre dışı sindirimle canlılar hücre içine alınamayan büyük moleküllü besinlerden de yararlanırlar. Bu nedenle hücre dışı sindirim hücre içi sindirime göre daha avantajlıdır.

Omurgasızlarda Sindirim

Süngerlerde sindirim sistemi bulunmaz. Hücre içi sindirim gerçekleşir. Süngerin yapısı çok sayıda porları (delik) olan bir torba gibidir. Yapılarında porlardan başka, ağız ve anüs görevi yapan tek sindirim açıklığı bulunur. Porlardan su akıntısı ile giren planktonları (mikroskobik bitki ve hayvan) fagositozla hücre içine alarak sindirirler. Sindirilemeyen atıklar ise suya verilerek tek vücut açıklığından dışarıya atılır.

Sölenterlerde dışarıya açılan tek delikleri bulunur. Hücre dışı ve hücre içi sindirim gerçekleşir.

Örneğin; Hidra'da ağız ve anüs görevi yapan tek açık­lık bulunur. Bu yapının etrafında besinin alınmasına yar­dımcı olan tentakül denilen uzantılar bulunur. Açıklıktan giren besinler, sindirim boşluğuna geçer. Boşluğun iç ta­rafında bulunan hücrelerin salgıladığı enzimlerin etkisiyle yarı sindirilmiş parçalar haline gelir (Hücre dışı sindirim).

İç taraftaki hücreler, yarı sindirilmiş besin parçalarını endositozla hücre içine alarak besin kofulu oluştururlar. Be­sin kofulundaki besinler, lizozomdaki enzimlerle parçalanır (Hücre içi sindirim). Sindirilemeyen atık maddeler ve ka­buklar hem ağız hem anüs görevi yapan tek açıklıktan dışarı atılır.

Yassı solucanlardan Planarya’da da tek açıklık bulunur. Sindirim hidradaki gibidir. Yalnızca sindirim boşluğu hidraya göre çok fazla dallanmıştır. Hücre dışı sindirimi, hücre içi sindirim takip eder.

Yuvarlak solucan, halkalı solucan, yumuşakça, eklembacaklı, derisi dikenli ve omurgalı hayvanların ağızla başlayan ve anüsle biten tam sindirim kanalları vardır.

Tam sindirim kanalı, alınan besinlerin sindirimi bitmeden tekrar besin alınmasını sağlar.

Toprak solucanında ağızla başlayıp anüsle biten tam sindirim kanalı bulunur. Toprak solucanında hücre dışı sindirim yapılır. Ağız­dan sonra besini emen kaslı bir yutak bulunur. Besin yemek boru­sundan sonra kursağa geçer. Kursakta besinler nemlendirilip depola­nır. Kursaktan taşlığa geçen besin, buradaki küçük taşların etkisiyle mekanik olarak ufalanır. Küçülen besinler bağırsakta enzimlerin etki­siyle monomerlerine parçalanır. Oluşan son ürünler bağırsaklar tara­fından emilir. Sindirim atıkları anüsten dışarı atılır.

Böcekler grubundan çekirgede ağız beslenme şekline göre çiğneyici, emici, delici gibi değişik şekil­lerde özelleşmiştir. Ağzın yanlarına tükürük bezleri açılır. Sindirim kanalı; ön bağırsak, orta bağırsak ve son bağırsaktan oluşur. Ön bağırsak; ağız, yemek borusu ve kursaktan meydana gelir. Kursakta nem­lendirme ve depolama yapılır. Orta bağırsakta mide ve sindirim bezleri bulunur. Orta bağırsağa geçen be­sinler sindirilir ve emilir. Arka bağırsak, sindirim kana­lının son bölümü olup anüs ile dışarı açılır. Sindirim sonucu oluşan atıklar buradan dışarı atılır.

Omurgalılarda Sindirim

Kuşlarda sindirim kanalı; ağız, yutak, yemek borusu, kursak, mide, taşlık, bağırsak ve kloaktan oluşur. Ayrıca karaciğer ve pankreas sindirimde görev alan diğer organlardır. Kuşlarda diş bulunmaz. Kuşlarda gaga ve taşlık di­şin görevini yapar. Gagaların farklı olması beslenme biçimi ile ilgilidir. Ağız içinde hareketli olan dil, besinleri alır ve yemek borusuna gönderir.

Kursağın görevi; alınan besinleri depolamak, ıs­latmak ve mideye geçmelerini sağlamaktır. Midedeki besinler mide özsuyu ile ıslatılarak taşlığa gönderilir.

Taşlık, güçlü kaslar ve içindeki taşlarla besini öğütür (Mekanik sindirim). Besin ince bağırsağa geldiğinde karaciğer ve pankreas salgılarıyla sindirim gerçekleşir (Kimyasal sindirim). Burada sindirim ürünleri emilir.

Kör bağırsak salgıladığı enzimlerle selülozu sindi­rir. Sindirim atıkları kalın bağırsaktan geçerek anüsten dışarı atılır.

Omurgalı hayvanlarda besinlerin mekanik ve kimyasal olarak sindirildiği bölümler omurgasızlardan daha fazla gelişmiştir. Bu canlılarda sindirim sistemleri beslenme şekillerine göre farklılık gösterse bile genellikle ağız, yutak, yemek borusu, ince ve kalın bağırsaktan oluşur. Memeliler dışında kalan omurgalılarda sindirim atıkları kloak denilen açıklıktan sonra anüsten dışarı atılır. Ayrıca kloak, üreme hücreleri ve boşaltım atıklarının dışarı atıldığı bölümdür.

Memelilerin aldıkları besine göre ağız, dil, diş, mide ve bağırsak gibi yapılarında farklılaşmalar görülür.

Otçul ve etçil memeli hayvanlarda beslenme durumlarına göre diş yapılarında farklılıklar görülür.

Otçullarda sert yapılı bitkiyi uzun süre çiğneyebilmesi için geniş ve girintili yüzeyli azı dişleri çok gelişmiştir. Ön kesici ve köpek dişleri bitkileri kopartmaya uyum sağlamıştır. Etçillerde avını yakalayabilmek ve parçalayabil­mek için çene yapısı güçlü, kesici dişler sivri uçlu, köpek dişleri gelişmiştir. Azı dişleri ise besini ezip parçalamaya
uygun şekildedir. Hem otçul hem etçillerde bütün dişler aynı oranda gelişmiştir. Örneğin; insanda kesici, köpek ve azı dişleri 32 adettir. Hepsi eşit düzeyde görev yapar.

Otçullar geviş getirip getirmediğine göre gruplandırılır.

Geviş getiren otçul memelilerde simbiyotik mikroorganizmalar, işkembe ve börkenekte bulunur. Bu canlılara örnek olarak koyun, keçi, inek, geyik, zürafa, deve verilebilir. Geviş getiren otçullarda mide, işkembe, börkenek, kırkbayır ve şirden olmak üzere dört bölümlüdür. Bu canlılarda ağızla alınan besin işkembe ve börkenekte depolanır. İşkembe ve börkenekte bulunan mikroorganizmaların salgıladıkları enzimler besinlerdeki selülozun sindirimini sağlar. Besinler tekrar ağza getirilip öğütülür. Bu olaya geviş getirme denir, iyice parçalanan besinler ikinci defa yutularak önce kırkbayıra, sonra şirdene geçer. Şirdende enzimlerle besinler sindirilir. Yapı taşlarına ayrılan besinler ince ba­ğırsakta emilerek kana karışır. Sindirim atıkları kalın bağırsağa gelir ve anüsten dışarı atılır.

otçulların midesi

Geviş getiren otçulların mide bölümlerinden şirden, memelilerin midesine karşılık gelen bölümdür. 

Geviş getirmeyen otçul memelilerde simbiyotik mikroorganizmalar, ince ve kalın bağırsağın birleştiği yerdeki çekumlarda (kör bağırsak) bulunur. Bu canlılara örnek olarak at, eşek, katır, domuz verilebilir. Mideleri tek bölüm­lüdür.

Etçillerin büyük ve genişleyebilen mideleri vardır. Bu özellik av yakaladıklarında çok fazla yiyebilmelerini sağlar. Ayrıca besini mideye depoladıkları için sık avlanmak zorunda kalmazlar.

  • Bazı herbivor kuşların kursaklarında selülozu glikoza parçalayan mikroorganizmalar bulunur.
  • Termit adı verilen böceklerin bağırsaklarında selülozu glikoza parçalayan protozoalar bulunur.
  • İnsanların sindirim sistemlerinde selülozu sindirecek enzimleri üreten bakteriler bulunmadığından selüloz sindirilemez.

Otçulların bağırsakları etçillere göre daha uzundur. Çünkü selü­lozun sindirimi etin sindirimine göre daha zordur. Daha uzun sindirim kanalı besinlerin emiliminin daha uzun za­manda ve geniş yüzey alanında olmasını sağlar. Geviş getirmeyen otçul memelilerde, geviş getiren otçul meme­lilere göre ince bağırsak daha uzundur.

İnsanda Sindirim Sistemi

İnsanda sindirim sistemi; ağızla başlayıp anüsle sona eren ve vücudun ortasında uzanan iki ucu açık bir boru şeklindedir. Bu boru sırasıyla; ağız, yutak, yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak ve anüsten oluşur. Ayrıca pankreas, karaciğer ve tükürük bezleri yaptığı çeşitli salgılarla sindirime yardımcı organlardır.

Sindirim kanalının iki ortak özelliği bulunur. Bunlar;

  1. Sindirim kanalı yapısal olarak içten dışa doğru mukoza, düz kas ve bağ dokudan oluşur.
  2. Besin maddelerinin sindirim kanalında ilerlemesi kanal duvarındaki düz kasların ritmik kasılmaları ile (peristaltik hareket) gerçekleşir.

Ağız

Sindirim kanalına besinlerin alındığı yerdir. Ağızda besinleri yakalamaya, parçalayıp çiğnemeye ve kaygan bir lokma haline getirmeye yarayan dişler, tükürük bezleri ve dil bulunur.

Dişler: Çiğneme ile beraber besini parçalamaya ve öğütmeye yarar (mekanik sindirim), insanda, her biri farklı bir göreve uyum yapmış çeşitli diş tipleri bulunur. Kesici dişler ısırmada, köpek dişleri parçalamada, azı dişleri ise besini öğütmede ve ezmede görev yaparlar.

Bir dişte diş etinin üstünde kalan kısım taç, diş etine gömülü kısım boyun, çene kemiği içindeki kısım kök adı­nı alır. Dişlerin kesiti incelendiğinde dıştan içe doğru mine, dentin (fildişi) ve diş özü (pulpa) olmak üzere üç önemli yapı ayırt edilir. Diş minesi sert ve parlak bir tabaka olup, dişin taç kısmını örter. Minenin altında bulunan dentin kemiğe çok benzeyen bir maddeden yapılmıştır ve dişin büyük bir bölümünü kaplar. Dentinin altında bulunan diş özünde sinir ve kan damarları bulunur.

Tükürük bezleri: İnsanda kulak altı, dil altı ve çene altı olmak üzere üç çifttir. Hepsi ayrı ayrı kanallarla salgı­larını ağız boşluğuna aktarır. Tükürük bezleri; ağızı nemli tutan, sindirimi başlatan ve dişleri çürümekten koruyan tükürük salgılar. Ayrıca tükürük içindeki lizozim, bakterileri yok ederek diş çürümesini engeller. Yetişkin bir insanda 24 saatte ortalama 1000-1500 mİ tükürük salgılanır. Tükürük içerisinde, mukus ve amilaz (pityalin) enzimi bulunur. Mukus içerisinde su, sodyum, kalsiyum gibi bazı iyonlar ve glikoprotein bulunur. Su ve mukus lokmanın kaygan- laşmasını, amilaz (pityalin) enzimi nişasta ve glikojeni daha küçük polisakkaritlere ve maltoza dönüştürmeyi, iyon­lar da ağız içi pH’ının 6-8 arasında olmasını sağlar.

Dil: Çiğneme sırasında besini yönlendiren, lokma oluşumunda görev yapan, besinlerin yutak ve yemek borusu­na iletilmesini sağlayan çizgili kaslardan oluşan yapıdır.

Yutak ve Yemek Borusu

Yutak; ağız boşluğu ve yemek borusu arasında yer alan kısımdır. Bu bölge solunum ve yutma olaylarında hava ya da besinlerin ilgili organlara ulaşmalarını sağlayan bir geçit olma görevini üstlenmiştir.

Yutakla bağlantılı yapılar şunlardır:

  1. Ağız boşluğu
  2. Burun boşluğu
  3. Östaki borusu (kulak)
  4. Soluk borusu
  5. Yemek borusu

Besinler yemek borusuna geçerken soluk borusu gırtlak kapağı (epiglottis) ile kapatılır ve besinlerin soluk boru­suna geçmesi engellenir.

Yemek borusu; yutaktan mideye kadar uzanan, yaklaşık 25 cm uzunluğunda olan bir organdır. Yemek borusu duvarı dıştan içe doğru; bağ doku, düz kas ve mukoza tabakasından oluşur.

Yemek borusundaki kaslar, peristaltik hareketlerle besin maddelerinin mideye iletilmesini sağlar. Yemek boru­sunda mekanik ve kimyasal sindirim gerçekleşmez. Peristaltik hareket mideden ağza doğru olursa kusma gerçekleşir.

Yemek borusunun ilk kısmı çizgili kaslardan, kalan kısmı ise düz kaslardan oluşur. Bu nedenle yutma istemli olarak başlar ve besinlerin ilerleyişi yemek borusunun diğer kısımlarındaki düz kaslarla istemsiz şekilde devam eder.

Mide

Karın boşluğunun sol üst bölgesinde, kaburgaların altında yer alan organdır. Kese şeklinde olan mide üst kı­sımda yemek borusu, alt kısımdan ise ince bağırsakla bağlantılıdır. Mide; besin maddelerinin mekanik ve kimyasal olarak sindirime uğradığı organdır. Ayrıca mide içinde besin varsa; mide kasları dalgalanma hareketleri oluşturarak besinleri yarı sıvı bulamaç halindeki kimusa dönüştürür. Midenin yemek borusuna bağlandığı bölümüne mide ağzı (kardia), ince bağırsakla bağlandığı bölümüne ise mide kapısı (pilor) denir. Mide ağzı midedeki besinlerin yemek borusuna geri dönmesini engel olur. Mide kapısı ise midedeki besinlerin onikiparmak bağırsağına geçişini kontrol eder. Mide duvarının dış kısmında iki katlı mukoza tabakası, ortasında enine, boyuna ve çapraz yerleşmiş düz kaslar, dışında bağ doku bulunur. Bağ dokunun üzerini periton denilen karın zarı örter. Bu zarın salgıladığı sıvı, mide ve bağırsakların kayganlaşmasını ve çalışırken birbirine sürtünmesini önler.

Midenin çalışmasını düzenleyen vagus siniri ve gastrin hormonudur. Besinlerin ağızda dişlerle parçalanması sırasında vagus siniri, mide hücrelerini uyararak gastrin hormonu salgılanmasını sağlar. Midedeki besinlerin varlığı da gastrin hormonunun salgılanmasını devam ettirir.

Gastrin hormonu etkisiyle mide bezleri; mukus, HCI, pepsinojen ve süt çocuklarında lap enzimi (renin) salgılar. Mukus mide duvarını örtme ve koruma görevi yapar. Ayrıca hidroklorik salgısını bağlayıp asite karşı tampon görevi yaparak mide duvarının sindirilmesini engeller. HCI, pepsinojeni aktif hale getirdiği gibi midede asidik bir ortam (pH 1-3) oluşmasını da sağlar. Bu asit mideye gelen bazı mikroorganizmaları öldürür. Pepsinojen enzimi HCI yar­dımıyla asitli ortamda aktif olan pepsin haline geçer. Pepsin proteinleri polipeptitlere çevirir.

İnce Bağırsak

Mide ile kalın bağırsak arasında yer alan ince bağırsak 7,5 metre boyunda kıvrımlı bir borudur. Onikiparmak bağırsağı (duodenum), boş bağırsak (jejenum) ve kıvrımlı bağırsak (ileum) olmak üzere üç kısımdan oluşur.

İnce bağırsak dıştan içe doğru; bağ doku, halka ve boyuna yerleşmiş düz kaslar ile epitel dokudan oluşur. Bağ dokunun üzerini periton denilen karın zarı örter, ince bağırsağın yüzeyindeki epitel doku bağırsak boşluğuna doğru kıvrımlar oluşturur. Bu kıvrımlara villus denir. Villusları oluşturan sitoplazmik uzantılara ise mikrovillus adı verilir. Villus ve mikrovilluslar emilim yüzeyini arttırırlar.

Mideden oniki parmak bağırsağına geçen asitli kimusun etkisiyle onikiparmak bağırsağından sekretin, kolesistokinin ve enterogastrin hormonları salgılanır.

Sekretin hormonu pankreasın bikarbonat iyonlarının salgılanmasını sağlar. Bu salgı ince bağırsak pH’ının ba­zik olmasında etkilidir. Sekretin hormonu ayrıca karaciğerde safra üretimi ve salgılanmasını artırıcı etki yapar.

Kolesistokinin hormonu pankreası uyararak pankreasın sindirim enzimleri salgılamasını sağlar. Ayrıca safra­nın safra kanalına boşalmasını da sağlar.

Enterogastrin hormonu besinler mideyi terk ettiğinde, mide özsuyu salgılanmasını engeller. Böylece mide ha­reketleri yavaşlayarak boş midenin kendi kendini sindirmesi önlenir.

İnce bağırsak bezleri; disakkaritlere etki eden maltaz, lâktaz, sükraz, enzimlerini ve proteinlere etki eden erepsin enzimini salgılar.

İnce bağırsakta besinlerin kimyasal sindirimi tamamlanır ve sindirim sonucu oluşan ürünlerin emilimi gerçekleşir.

Kalın Bağırsak

İnsanda karın boşluğuna yerleşmiş olan kalın ba­ğırsak 1,5 metre boyunda, 6-7 cm çapındadır. Yapısal olarak ince bağırsağa benzerlik gösterir. Ancak villus ve mikrovilluslar bulunmaz.

Kalın bağırsak üç kısımdan oluşur:

Çekum (Kör Bağırsak): İnce bağırsak ile bir­leştiği kısımdır. Burada apandis adı verilen bir çıkıntı bulunur. Bu yapı iltihaplanırsa apandisit hastalığı gö­rülür.

Kolon: Önce yukarı, sonra yatay daha sonra da aşağı doğru yönelerek ince bağırsağı çepeçevre sarar.

Rektum: Kalın bağırsağın düz olan son kısmıdır. Anüs ile dışarı açılır.

Kalın bağırsak sindirilmeyen atıkların depolandığı ve atıldığı organdır. Su, mineral madde ve vitaminlerin büyük bir kısmı bu organda emilir. Kimyasal sindirimin gerçekleşmediği kalın bağırsakta, simbiyotik bakteriler bulunur. Bu bakteriler B ve K vitamini sentezler.

Pankreas

İnsanda midenin altında uzanan 15-22 cm bo­yunda, 2-3 cm çapında olan bir organdır. Pankreas dış ve iç salgı yapabilen karma bezdir. Dış salgı bezi olarak pankreas özsuyu salgılar. Pankreas özsuyunda;

  • Karbonhidrata etki eden amilaz
  • Proteinlere etki eden tripsinojen ve kimotripsinojen
  • Yağlara etki eden lipaz
  • Nükleik asitlere etki eden nükleaz enzimleri bulunur.

Bu enzimler pankreasta inaktif olarak bulunurken ince bağırsağa geçince aktifleşir. Pankreas özsuyu pH değeri 8,5 olan bazik sıvıdır. Bu sıvı içinde bulunan bikarbonat iyonları mideden gelen asidik özellikteki kimusun nötrleş­mesini sağlar. Pankreas özsuyu Virsung kanalı ile onikiparmak bağırsağının Vater kabarcığına salgılanır.

Pankreasın iç salgısı langerhans adacığı denilen bölgede yapılır. Buradan salgılanan insülin ve glukagon hor­monları doğrudan kana verilir. Bu hormonlar kan şekerinin ayarlanmasında görev yaparlar.

Karaciğer

Vücudun en büyük organı olan karaciğer, midenin sağ üst kısmında yer alır. Ortalama 2 kg ağırlığındadır. Ka­raciğer, bağ dokudan oluşan bir kapsül ile örtülüdür. Bu kapsülün dışında karın zarı (periton) yer alır.

Karaciğere başlıca iki kaynaktan kan gelir. Birincisi dalak ve sindirim kanalından gelen kapı toplardamarıdır. İkincisi ise aorttan ayrılarak temiz kanı getiren karaciğer atardamarıdır. Karaciğerden çıkan ve kanı kalbe götüren damar ise karaciğer üstü toplardamarıdır.

Karbonhidratlı besinle beslenen ve sindirimi tamamlanan bir insanın kapı toplardamarında, glikoz seviyesi en yüksektir. Uzun süren açlık durumunda ise karaciğer üstü toplardamarında glikoz seviyesi diğer damarlara göre daha yüksektir.

Karaciğerin Sindirimdeki Görevi

Karaciğer yağların sindirimi ve emiliminde görev yapan safrayı üretir. Safra karaciğerde üretildikten sonra ka­raciğer kanalına verilir. Karaciğer kanalı iki kanal haline gelir. Safra bir kanal ile safra kesesine götürülür. Diğer kanal yani koledok kanalı ile onikiparmak bağırsağındaki vater kabarcığına dökülür. Safranın büyük bir kısmı ince bağırsağın son kısmından (ileum) geri emilir. Geri kalan kısım ise dışkı ile dışarı atılır ve dışkının rengini oluşturur.

Safra; bilirubin, safra tuzlan, kolesterol, yağ asitleri ve sudan oluşan karmaşık bir çözeltidir. Eğer safra tuzla­rında azalma olursa, kolesterol çökerek safra taşlarını oluşturur. Safra taşı safra salgısının bağırsağa dökülmesini engellediğinde, karaciğer ve safra kesesi safrayı geri emer. Safra pigmentleri deride birikir. Sarılık hastalığı oluşur. Dışkı açık renkli olur.

Safranın görevleri

  • Safra sindirim enzimi içermez. Fakat sindirimde görev alır.
  • Bazik olan safra salgısı; pankreastan gelen salgıyla birlikte, mideden gelen asidik besinleri nötralize eder. Safra tuzları yağları daha küçük yağ damlacıklarına ayırarak lipaz enziminin etki yüzeyini artırır.
  • Bağırsak villuslarının hareketini artırır.
  • Safra tuzları yağların ve yağda eriyen A, D, E, K vitaminlerinin emilimini gerçekleştirir.
  • Hemoglobinin parçalanması sonucu oluşan biluribin gibi yıkım ürünlerinin atılmasında rol oynar.
  • Antiseptik özelliği ile bağırsakta zararlı bakterilerin üremesini engeller.

karaciğer ve pankreas

Karaciğerin sindirim dışındaki görevleri şunlardır:

  • Vücuda alınan fazla glikozları glikojene dönüştürür.
  • Glikojenin glikoza yıkımını sağlayarak kan şekerinin düzenlenmesine yardım eder.
  • Proteinlerin karbonhidrat ve yağlara dönüşümünü sağlar.
  • Temel aminoasitler dışındaki aminoasitleri sentezler.
  • Provitamin A’yı A vitaminine dönüştürür.
  • A, D, K, B12 vitaminlerini ve demir, bakır gibi mineralleri depolar.
  • Bazı hormonların yapısında yer alan kolesterolü üretir.
  • Albümin denilen plazma proteinini sentezler.
  • Kanın pıhtılaşması için gereken protrombin ve fibrinojeni üretir.
  • Kanın damar içinde pıhtılaşmasını engelleyen heparini üretir.
  • Embriyo döneminde ve kansızlık durumunda alyuvar üretimini sağlar.
  • Yaşlı alyuvarları parçalar.
  • Lenf yapımında görev alır.
  • Vücuda girmiş olan birçok ilaç ve zehirlerin meydana getirdiği toksik etkiyi azaltır ya da ortadan kaldırır. Ayrıca alkolü zararsız hale getirir.
  • Zehirli H202’i (hidrojen peroksit) katalaz enzimiyle su ve oksijene parçalar.
  • Amonyağı daha az zehirli olan üre ve ürik aside dönüştürür.
  • Vücudun ısısını ayarlar.

Kimyasal Sindirim

Kimyasal sindirim sonucu proteinler aminoasitlere, karbonhidratlar glikoza, yağlar yağ asidi ve gliserole parça­lanarak hücre zarından geçebilecek büyüklüğe getirilir.

Kimyasal sindirim bir hidroliz olayıdır. Bu olayda su ve enzimlere gerek vardır.

Karbonhidratların Sindirimi

Besinlerle alınan nişasta ve glikojenin sindirimi ağızda başlar ve ince bağırsakta sonlanır.

Ağız: Nişasta ve glikojen molekülleri tükürük amilazı ile ağız boşluğunda maltoz ve dekstrine parçalanır.

Pişmiş nişasta + Glikojen + Su → Maltoz + Dekstrin

Onikiparmak Bağırsağı: Pankreatik amilaz ağızdan sindirilmeden gelen nişastayı ve glikojeni parçalar.

Nişasta + Su → Maltoz + Dekstrin

İnce Bağırsak: İnce bağırsağa gelen disakkaritler, bu­radan salgılanan enzimlerle monosakkaritlerine parçala­nır. Ayrıca dekstrinaz enzimi de dekstrini glikoza parçalar.

Proteinlerin Sindirimi

Besinlerle alınan proteinlerin sindirimi; midede başlar ve ince bağırsakta sonlanır.

Mide: Besinin mideye gelmesiyle salgılanan gastrin hormonu, mide bezlerinden hidroklorik asit saglılanmasım uyarır. Hidroklorik asit inaktif haldeki pepsinojeni aktif pepsin haline dönüştürür. Pepsin enzimi proteinleri, polipeptitlere ve peptonlara parçalar.

Pepsinojen (pasif enzim) + HCl → Pepsin (aktif enzim) 

Protein + H2O → Polipeptit (pepsin yardımıyla)

Süt çocuklarında lap enzimi (renin) sütteki kazein proteinlerini çökeltir. Daha sonra kazeine pepsin enzimi etki ederek polipeptit ve amino asitlere dönüştürür.

Onikiparmak Bağırsağı: Besinlerin onikiparmak bağırsağına gelmesiyle pankreastan tripsinojen ve kimotripsinojen enzimlerini salgılanır. Tripsinojen bağırsak mukozasından salgılanan enterokinaz enzimi ile etkileşerek aktif tripsin haline dönüşür. Tripsin de kimotripsinojeni aktifleştirir.

Tripsin ve kimotripsin enzimleri mideden gelen polipeptitlere etki ederek dipeptitlere ve amino asitlere parçalar.

İnce Bağırsak: Dipeptitler ince bağırsaktan salgılanan erepsin enzimi ile amino asitlere dönüşürler.

Yağların Sindirimi

Besinlerle alınan yağların sindirimi ince bağırsakta gerçekleşir. Kolesistokinin hormonu etkisiyle safra kesesin­den salgılanan safra yağların mekanik sindirimini sağlar.

Pankreastan salgılanan lipaz enzimi, safra etkisiyle küçülen yağ damlalarını daha hızlı parçalayarak yağ asidi ve gliserole dönüştürür.

Emilim

Alınan besinlerin sindirimi, ince bağırsakta tamamlanır. Sindirimden sonra emilim gerçekleşir. Sindirimi tamam­lanan besin maddelerinin dolaşım sistemine geçmesine emilim denir.

Sindirim ve emilim; peristaltik hareket, enzim salgılanması ve aktif taşıma gibi olaylarla gerçekleştiğinden besi­nin işlenmesinde enerji harcanır.

Ağızda ve midede emilim çok azdır. Ağızda bazı zehirler, nikotin, iyonlar emilir. Mideden alkol, bazı ze­hirler, K, Na, Cl iyonları ve su emilir.

İnce Bağırsakta Emilim

Besin maddelerinin emiliminin çoğu ince bağırsakta gerçekleşir.

İnce bağırsakların iç yüzeyinde, çok sayıda villus ve mikrovillus bulunur. Bu yapılar iç yüzeyi genişleterek emilimin daha fazla gerçekleşmesini sağlar. Villüsun yapı­sında bir atardamar, bir toplardamar ve bunları birleştiren kılcal damar ağı vardır. Kılcal damarların ortasında lenf damarı bulunur. Tüm yapıyı epitel hücreleri çevreler. Emi­lim epitel hücreleri tarafından; difüzyon ve aktif taşıma ile gerçekleşir. Epitel hücreleri aktif taşıma yaptıklarından mitokondri sayıları fazladır.

Glikoz, aminoasit, mineraller, su, B ve C vitaminleri epitel hücreleri tarafından emildikten sonra kılcal kan da­marlarına geçer ve kapı toplardamarı yoluyla karaciğere ulaşır. Gelen besinleri kontrol eden karaciğer, glikozun fazlasını glikojene çevirerek depo eder. Karaciğerdeki kupffer hücreleri zararlı maddeleri kandan alarak zararsız hale getirir. Besinler daha sonra karaciğer üstü toplarda­marı ile karaciğerden çıkar ve kalbe gönderilir.

Yag asitleri, glıserol, yağda eriyen A, D, E, K vitamin­leri lenf yoluyla dolaşıma katılır. Yağ asitleri ve gliserol, ince bağırsağın epitel hücrelerinde birleştirilerek yağlara (tirigliserit) dönüştürülür. Yağlar, kolesterol ve özel proteinlerle kaplanarak şilomikron denilen küçük taneciklere dönüşürler. Şilomikronlar lenf kılcallarına oradan daha büyük lenf damarına geçer. Daha sonra kan damarıyla kal­be gelir.

İnce bağırsaktan emilen yağların %90’ı ve A, D, E, K vitaminleri bu yolla taşınır. Geriye kalan %10’luk kısa zincirli yağ asitleri ise villuslardan kılcal kan damarlarına geçerek dolaşıma katılır.

Kalın Bağırsakta Emilim

Kalın bağırsağa gelen atıklardaki su, bazı vitaminler ve mineraller emilir. Kalın bağırsakta bulunan bakteriler K ve B vitaminleri sentezler. Bu vitaminler ve tuzların emilimi kalın bağırsakta gerçekleşir.

Kalın bağırsaktaki sindirim atıkları (dışkı), peristaltik hareket ile ilerledikçe içerdikleri su emilir ve katılaşır. Pe­ristaltik hareket hızlı olursa, her zamankinden daha az su emilir, ishal denilen bu durumda dışkı sulu olur. Peristal­tik hareket yavaş olursa, su daha fazla emilir ve dışkı çok katılaşarak kabızlık oluşur. Dışkıda çok sayıda bakteri, sindirilmemiş atıklar, selüloz, tuzlar bulunabilir. Selüloz insanda sindirilemez. Fakat peristaltik hareket için gerekli­dir.