Tarih

İslam Öncesi Orta Asya Türk Tarihi

Türklerin tarihi çok eskiye dayanmaktadır. Bu ünitede İslam öncesi Orta Asya Türk tarihi incelenecektir. İslam öncesi Türk tarihi genel tarih ve kamu dersleri açısından önemli ve kapsamlı bir konudur.

Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışı

Türklerin anayurdu Orta Asya'dır. Orta Asya'nın sınırları doğuda Kingan dağları, batıda Hazar denizi, güneyde Hindikuş ve Karanlık dağları ile kuzeyde Sibirya ile çevrili geniş bozkırlardan oluşan bir bölgedir.

Türkler bu bölgede hayvancılıkla uğraşıp göçebe bir yaşam sürmüşlerdir. Türklerin hayvancılıkla uğraşması yaşam şekillerini etkilemiş, özellikle hayvanlarına otlak bulmak için göçebeciliği benimsemişlerdir.

Türk adı; Türeyen, çoğalan anlamına gelmekle beraber bazı kaynaklarda güçlü, kuvvetli anlamına da gelmektedir. Türk adının anlamıyla ilgili bilim adamları birçok araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalara dayalı olarak bazıları şöyledir;

  • Kaşgarlı Mahmut'un “Divan-ı Lügat'it Türk” adlı eserinde “olgunluk çağı” anlamına geldiğini,
  • A. Wambery, “türemek” fiilinden geldiğini,
  • Ziya Gökalp “türeli (töreli) kanun nizam sahibi” anlamına geldiğini söyler.

Orta Asya Kültür Merkezleri

Anav Kültürü: Bilinen en eski Orta Asya Kültür merkezidir.

Afanesyova Kültürü: Orta Asya uygarlığının temelini oluşturur.

Keltüminar Kültürü: Aral gölü çevresinde Andronova Kültürü: Bugünkü Türklerin ataları olarak kabul edilir.

Karasuk Kültürü: Dört tekerlekli arabalar bulunmuştur. Tağar Kültürü: En geç kültürdür. Metal silahlar bulunmuştur.

Türkler göçebe hayatı benimsediğinden yazıyı diğer uygarlıklara nazaran geç kullanmışlardır. Bu durum Türk tarihiyle ilgili bilgileri Çin kaynaklarından öğrenmemize neden olmaktadır. Orta Asya'da Türk adıyla kurulan ilk Türk devleti ise Göktürklerdir.

Türkler çeşitli nedenlerden ötürü zaman içinde Orta Asya'dan başka bölgelere göç etmişlerdir.

Türklerin atlı bir kavim olmaları bir yerden bir yere daha rahat ve kolay bir şekilde göç etmelerine neden olmuştur.

Göçlerin Nedenleri

  • İklim değişiklikleri
  • Otlakların azalması
  • Nüfus artışı
  • Hayvan hastalıkları
  • Türk boyları arasındaki mücadeleler
  • Dış baskılar
  • Çin baskısı ve bağımsız yaşama duygusu

Türklerin çeşitli nedenlerle Orta Asya'dan ayrılarak değişik bölgelere göç etmesi, Türk tarihinin bir bütün olarak bir coğrafyada incelenmesini zorlaştırmaktadır.

Türk göçleri

Göçlerin Sonuçları

Türklerin göç etmesi Türk ve dünya tarihi açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. Bu sonuçları şöyle sıralayabiliriz.

  • Nüfus olarak az gittikleri bölgelerde eridiler, çok gittikleri bölgelerde büyük Türk Devletleri kurdular.
  • Farklı bölgelerde farklı Türk Devletleri kurdular.
  • Kavimler göçüne sebep oldular.
  • Türkler fetihçi karakter kazandılar.
  • Kültürel alanda etkilendiler ve etkilediler.

Orta Asya Türk Tarihinde Kültür ve Medeniyet

Orta Asya Türk tarihinde kültür ve medeniyet devlet idaresi, ordu, sosyal ve iktisadi yaşama bakılarak kavranabilir.

Devlet Yönetimi

Türk devletlerinin başında Han, Hakan, Kağan, Şanyü, Tan - hu, İlteber ve idikut gibi isimlerle anılan kişi bulunurdu.

Türk hükümdarlarının başlıca görevleri:

  • Halkını düşmanlardan korumak, huzur ve refahı sağlamak
  • Halkına eşit davranmak adaletli olmak
  • Orduyu komuta etmek
  • Açları doyurmak, çıplakları giydirmek

Hükümdarlık sembolleri:

  • Otağı (hükümdar çadırı) Örgün (taht)
  • Tuğ (sancak)
  • Davul (Növbet)
  • Yay

Türk devlet yapısının temelinde kut inancı bulunmaktadır.

Kut:Tanrının kişiye devleti ve milleti yönetme yetkisini vermesine denir.

Kut babadan oğla geçer yani kana bağlıdır. Kut'a sahip olan herkes devleti ve milleti yönetme hakkına da sahip olur. Bu durum bütün bir sülalenin erkek çocuklarını kapsamaktadır.

Kuta sahip olan herkesin devleti yönetme hakkına sahip olması Türk devletlerinde taht kavgalarının yaşanmasına, devletin kısa süre içinde ikiye parçalanmasına ve kısa zamanda yıkılmasına neden olmuştur. Merkezi otorite bu sebepten zayıftır.

Türk hükümdarlarının eşlerine Hatun (Katun) denilirdi. Hatun Kurultay toplantılarına ve elçi kabullerinde bulunurdu. Türk devletleri siyasi olarak boylar federasyonu özelliği taşımaktadır. Güçlü olan boy diğer boyları hâkimiyetine alarak devleti kurar, diğer boy beyleri ise devlet yönetiminde hükümdara yardımcı olurdu.

Devlet içinde hükümdardan sonra en yetkili kurum Kurultay, Kengeş veya Toy adı verilen meclistir. Kurultay boy beylerinden oluşmakla beraber, danışma meclisi özelliğine sahiptir. Hükümdarın yetkilerini kısıtlayamazdı.

Türk hükümdarlarının yetkisi sınırsız değildir. Hükümdarda dâhil herkes Türk töresine uymak zorundadır.

Meclis sadece hükümdar seçimi, savaş ve barış gibi önemli kararları vermek için toplanırdı.

Kurultay üyelerine Toygun denirdi. Kurultay üyeleri şunlardır: Hakan (Hükümdar), Aygucı (Vezir), Hatun (Hakanın eşi), Hanedan üyeleri, Boy beyleri ve Ordu komutanları.

Ülke yönetiminde bulunan diğer görevliler şunlardır:

  • Tigin: Hakanın oğlu
  • Şad: Doğuda görev yapan, Hakanın büyük oğlu
  • Yabgu: Batıda görev alan genellikle Hakanın kardeşi
  • Aygucı: Vezir (Başbakan)
  • Buyruk: Bakan
  • Tamgacı (Bitikçi): Dış işleri ve  yazışmadan sorumlu
  • Tarkan: Askeri yönetici
  • Apa: Sivil yönetici
  • Tudun (Vali): Vergi toplayan
  • Ağılı: Hazine görevlisi
  • Subaşı: Ordu komutanı

Veraset: Türklerde belirlenmiş bir veraset sistemi yoktur. Kut inancı gereği devlet hükümdar ve ailesinin ortak malı sayılmıştır.

Töre: İslam öncesi orta Asya Türklerinde toplum içinde uygulanan sözlü hukuk kurallarına denir.

Türk devletlerinde ikili ve üçlü devlet yönetim şekli görülmektedir. İkili devlet yönetim şeklinde devlet iki idare merkezine ayrılır. Doğu topraklarını hükümdar, batı topraklarını ise hükümdarın kardeşi veya kuta sahip bir kişi idare ederdi. Üçlü idare şeklinde ise; doğu ve batı topraklarını şehzadeler idare ederken, ortada hükümdar görev yapardı. Ancak hem ikili hem de üçlü yönetim şeklinde şehzadeler iç işlerde serbest dış işlerde merkeze bağlı hareket ederlerdi.

İkili veya üçlü devlet yönetim şeklini ilk defa uygulayan Asya Hun Devleti hükümdarı Mete'dir. Bu sistemin uygulanmasındaki temel neden devlet yönetimini kolaylaştırmaktır.

Ordu ve Askeri Teşkilat

Türklerde ordu millet anlayışı hâkimdir. Yani eli kılıç tutan her erkek asker sayılırdı. Erkekler kadar kadınlarda savaşçı bir yapıya sahiptirler.

Türklerin savaşçı bir yapıya sahip olmasının temel sebebi; göçebe olduklarından açık arazide ve saldırıya maruz bir şekilde yaşamalarında yatar. Erkekler kadar kadınlarda savaşçı bir şekilde yetişirlerdi.

Türk askeri

Türk askeri yapısının temelini Mete Han atmıştır. M.Ö.209'da Mete Han askeri alanda onluk sistemi uygulamış, Türk ordusunu düzenli ve disiplinli bir şekilde hareket etmesini sağlamıştır. Mete Hanın kurduğu onluk sistem daha sonraları bütün dünya milletleri tarafından alınıp kullanılmıştır. Türk ordusunun başkomutanı hakandır. Ordunun genel komutanına ise Subaşı denilirdi.

Türk ordusunun tamamı süvari birliklerinden oluşmaktadır. Süvari birliklerinden oluşması hızlı hareket etmelerini sağlamıştır. Türkler savaşta hıza önem verdiğinden kullanmış oldukları savaş araç ve gereçleri de hafif silahlardan oluşmakladır. Çoğunlukla kılıç, kalkan, ok ve yay kullanmışlardır. Türkler ağırlık teşkil etmesi sebebi ile zırh kullanmamışlardır.

Türkler savaşlarda Turan (Hilal, Kurt kapanı) ve Vur- kaç adı ile bilinen iki tip savaş tekniğini kullanmışlardır. Turan tekniğini çoğunlukla meydan savaşlarında kullanmışlarken, Vur-kaç tekniğini kendilerinden daha kalabalık ordulara karşı uygulamışlardır.

Din ve İnanış

İslam öncesi Türklerde görülen inanç sistemi temelde üç gruba ayrıla bilir;

Gök tanrı inancı: Tek tanrılı bir inanç sistemine dayalıdır.

Tabiat güçleri (Şamanizm): Dağın, ağacın, güneşin, suyun gizli güçlerine inanma olarak tanımlana bilir.

Atalar kültü: Atalarının ruhlarına saygı duymadır. Türkler atalarının kendilerini koruyup kolladığına inanırlardı.

Göktanrı dininde ahiret inancı bulunmaktadır. Türklerde cennet (Uçmağ) ve cehennem (Tamu) kavramları görülmekle beraber. Kişi öldüğünde kullanmış olduğu eşyalarıyla birlikte kurgan adı verilen mezarlara gömülürdü. Yuğ adı verilen cenaze merasimleri düzenlerlerdi. Bu törenler Şaman veya Kam (Baksı) adı verilen din adamları tarafından idare edilirdi. Şamanlar aynı zamanda doktor ve büyücü olarak görev yaparlardı. Türkler kurgan adı verdikleri mezarların başına, hayatta iken öldürdüğü düşman adedince balbal adı verilen taşlar dikerlerdi.

Türkler balbalların ahrette kişiye hizmet edeceğine inanırlardı.

Ongun: Türklerin kutsal gördükleri hayvan veya bitkilere denilirdi. Türker zaman içinde değişik dinleri de kabul etmişlerdir. Maniheizim, Budizm, Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslamiyet Türkler arasında kabul gören bazı dinlerdir.

Türklerin zaman içinde değişik dinleri kabul etmesi Türklerde dinsel hoşgörünün olduğunu gösterir.

Sosyal ve İktisadi Hayat

Türklerin sosyal hayatı bir hiyerarşi içindedir ve aile, oba, boy ve budun Türk milletinin sosyal yapısını oluştururdu.

Türklerde aile toplumun en küçük yapı taşıdır. Türk aile yapısı çok güçlü olmakla beraber aileye çok önem verilirdi. Baba erkil aile yapısı mevcuttur ve tek eşlilik görülmektedir.

Sosyal hayatta en önemli görülen ve bütün herkes tarafından uyulması gereken Töre denilen sözlü hukuk kuralları mevcuttur. Ceza hukukunda savaştan kaçmak, suçsuz yere adam öldürmek, ırza tecavüz, casusluk yapmak vb. gibi suçların cezası idamdır. Türklerde hapis cezası on gün ile sınırlıdır.

Göçebe yaşam Türklerde;

  • Sosyal sınıfların olmamasında,
  • Mimari alanda eserler vermemelerinde
  • Askeri ve teşkilatlanma alanlarında başarılı olmalarında etkili olmuştur.

Türklerde hapis cezasının sınırlı olmasının sebebi göçebe hayat sürmelerinden kaynaklanır.

Toplumsal alanda tabakalaşma görülmez ve kölecilik anlayışı yoktur.

Türklerde kölecilik anlayışının görülmemesinin nedeni insanlar arasında ekonomik gelir düzeyinin aynı olması ve herkesin kendine ait hayvan sürülerinin olmasında yatar.

Türklerin iktisadi hayatlarının temelinde hayvancılık yatmaktadır. Her ailenin kendine ait sürüsü bulunmaktadır.

Türklerin ipek yolu ve Kürk Yolu güzergâhı üzerinde yaşamış olmaları, ticaretle ilgilenmelerine neden olmuştur. Çoğunlukla ihraç ettikleri ürünler hayvansal olurken, dışarıdan çoğunlukla tarımsal ürünler satın almışlardır.

Göçebe hayat

Türklerin iktisadi hayatlarında ki en önemli uğraş alanlarından biride, madencilik ve maden işlemeciliğidir. El sanatları içinde çoğunlukla at koşum takımları, üzengi, savaş araç ve gereçleri ile keçe yapımı ve çadır sanatı gelişmiştir.

Uygurlar döneminde Türklerin din değiştirmeleri yaşam şekillerini ve ekonomik uğraşlarını değiştirmiş, hayvancılıktan ziyade tarım ekonomisine yönelmişlerdir.

Türk Devletlerinin başlıca gelir kaynakları şunlardır;

  • Ticaret yollarından alınan vergiler
  • Bağlı beylik ve devletlerden alınan vergiler
  • Halktan alınan vergiler
  • Savaş ganimetleri

Dil, Edebiyat ve Sanat

Türkçe Ural - Altay dil grubundan olmakla birlikte sondan eklemeli dil yapısına sahiptir. Türklerin hayvancılıktan dolayı göçebe hayat tarzını benimsemiş olmaları yazıyı geç kullanmalarına neden olmuş, ancak bu durum Türklerde sözlü edebiyatın gelişmesini sağlamıştır.

Sözlü Edebiyat

  • Sav: Atasözleri
  • Sagu: Ağıtlar
  • Koşuk: Müzik eşliğinde söylenen şiirler

Destanlar:

Oğuz Kağan Destanı Asya Hunlarına aittir. Mete'nin hayatını konu etmiştir.

Bozkurt ve Ergenekon Destanları Göktürklere aittir.

Türeyiş ve Göç Destanları Uygurlara aittir.

Alp Er Tunga ve Şu Destanları Sakalara (İskitlere) aittir.

Alp Er Tunga Destanı en eski Türk destanıdır.

Manas Destanı Kırgızlara aittir. En uzun Türk destanıdır. Halen yazılmaya devam etmektedir.

Yazılı Edebiyat

Yenisey Yazıtları VI. yy'da Kırgızlara aittir. Göktürk Alfabesiyle yazılmıştır. Mezar taşlarına yazılan edebi değeri olmayan yazıtlardır.

Karabalasagun Yazıtları Uygurlara aittir.

Sine - Uşi Yazıtları (Bengü taş) Uygurlara aittir.

Orhun Yazıtları Göktürk Kitabeleri adıyla alınan ilk eserdir.

Türk tarihinde ilkyazı II. Göktürkler döneminde kullanılmıştır. Bu alfabe 38 harften oluşmakla birlikte, yazılmış olan ilk eserde Göktürk yazıtları (Orhun abideleri )dir. Orhun Abideleri üç tane olmakla beraber bunlar; II. Göktürk hükümdarı Bilge kağan, kardeşi Kültigin ve vezir Tonyukuk adına dikilmiştir. Abidelerin bir yüzü Göktürkçe diğer yüzü ise Çince yazılmıştır. Bu kişilerin sözlerini taşa yazan kişi ise Yulluğ Tigindir.

Orhun Abideleri 1833 yılında Danimarkalı Wilhem Thomsen tarafından çözülmüştür.

Türklerin ilk yazılı eseri olan Orhun Kitabeleri Türklerin siyasi hayatları ilgili önemli bilgiler vermektedir. Örneğin Bilge kağan adına dikilmiş olan abidede Bilge Kağan; “Ey Türk budunu aç idiniz doyurdum, çıplak idiniz giydirdim.”diye ifade kullanmıştır. Bu ifadeden Türklerde sosyal devlet anlayışının olduğunu anlıyoruz.

Türklerin diğer kullandığı alfabe ise Uygurcadır. Bu alfabe ise 18 harften oluşmaktadır. Uygurların yerleşik hayata geçmeleri kâğıt, mürekkep ve matbaayı kullanmaları bu alfabe ile yazılmış eserlerin daha fazlaca günümüze ulaşmasını sağlamıştır.

Türklerde özellikle Bozkır sanatı ön plandadır. Göçebe hayatın etkisi görülmektedir. Av sahneleri ve hayvan figürleri her noktada etkisini göstermektedir. Sekizgen köşeli Otağ adı verilen Türk çadır sanatı ve Türk halı ve kilimleri meşhurdur. Uygurlar döneminde ise minyatür sanatı gelişme göstermiştir. Türklerde sanat eserleri çoğunlukla taşınabilir eserlerden oluşmuştur.

  • Türklerin sanat eserlerini taşınabilir malzemeden yapmalarındaki temel sebep göçebe olmalarından kaynaklanmaktadır. Küçük heykelcikler, halı, kilim ve çadır vs. gibi.
  • Türk sanatı Türklerin yaşadıkları konar - göçer hayat şartlarına uygun olarak gelişti.
  • Orta Asya Türklerinde, sanatlarına ait eserlere kurganlarda yapılan kazılarda rastlanmıştır.
  • Pazırlık ve Esik kurganlarında insan ve hayvan ölüleri, ahşap ve madenden birçok eşya, el dokuma ürünler bulunmuştur.
  • Pazırlık kurganında Hun sanatının en önemli eserleri çıkartılmıştır. Kılıç, yay, mızrak, eyer takımları, kadınlara ait süs eşyaları ve dünyanın en eski düğümlü halısı bulunmuştur.
  • Esik kurganında seramik kaplar, tahta kaşıklar, gümüşü kupalar altın elbiseli Adam adı verilen zırhın yanındaki silah ve kamçı da altın işlemelerle süslüdür.
  • Türklerde hayvan üslubu, kıvrık dal ve bitki üslubu çok kullanılmıştır.
  • Türklerde maden işlemeciliği, dokumacılık, deri işlemeciliği, halıcılık, terzilik, oymacılık ve kürkçülük gelişmiştir
  • Kopuz ve çöğür Türklerde müzik aletleridir. Türklerin devlet bandosu tarzında müzik ekipleri de vardır.
  • Türk heykel sanatı ile ilgili ilk örnekler Orhun vadisinde yapılan araştırmalarda bulunmuştur. Kültigin'in iki parça halindeki başı, eşine ait heykel parçaları ile koç, kaplumbağa heykelleri ve balballar bulunmuştur.
  • Yerleşik hayata geçen Uygurlarda ilk mimari eserler görülmektedir.
  • Uygurlar heykel yapımında alçı, toprak ahşap ve taş kullanmışlardır.
  • Uygurlar duvar üzerine fresko denilen resimler yapmışlardır. Resim konusu olarak rahipler, vakıfçılar, müzisyenler yapılmıştır. Minyatürde dini ya da günlük hayattan alınmış konular seçilmiştir.

Orta Asya'da Kurulan İlk Türk Devletleri

Tarihten bugüne birçok Türk devleti kurulmuştur. Bu devletlerden bilinen ilkleri ise Türklerin ilk anayurdu olan Orta Asya'da kurulmuşlardır.

Asya Hun Devleti (Büyük Hun Devleti)

Orta Asya da kurulduğu bilinen ilk Türk devletidir. Ancak kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, bu devletle ilgili ilk bilgileri Çin kaynaklarından öğrenmekteyiz. Çin kaynaklarında Hunlarla ilgili ilk bilgi M.Ö.318'de Çince yazılmış olan bir antlaşmadır. Bilinen ilk hükümdarı Teoman'dır. Devletin başkenti Ötüken'dir. Teoman döneminde Çin sayısız seferler düzenlenmiş, toprak kazanılmıştır. Çin, Türklerin seferlerinden korunmak için Çin Seddi'ni bu dönemde tamamlamıştır. Asya Hun Devletinin, en parlak ve güçlü dönemi ise Mete Han dönemidir. İlk devlet teşkilatlanmasını gerçekleştiren ve orduda Onluk sistemi uygulayan, orduyu disiplin altına alan Mete Handır. Mete Han, Orta Asya'daki bütün Türk boylarını hâkimiyeti altında toplamış, siyasi gücünü arttırmıştır.

Not: Orta Asya'da Türkleri ilk defa tek bayrak altında toplayan ve siyasi birliği sağlayan kişi Mete Han, devlet ise Asya Hun Devleti'dir.

Mete Han, Çin'e birçok sefer yaparak Pekine kadar ilerlemiş, Çini yıllık vergiye bağlamıştır. Ancak Mete Han, Türklerin Çin'e giderek yaşamalarını yasaklamıştır.

Mete'nin, Türklerin Çin'e gidip yaşamalarını yasaklamasının sebebi; Çin'in o dönemde kalabalık nüfusa sahip olması ve yerleşik hayat sürmeleridir. Eğer Türkler, Çin'e gidip yerleşecek olsalardı, kalabalık Çin nüfusu içinde asimile olabilirlerdi.

Mete döneminde, devlet en geniş sınırlara ulaşmışsa da onun ölümünden sonra, devlet eski gücünü devam ettirememiştir. Özellikle hükümdarlar Çin prensesleriyle evlenmişler, bu prensesler casusluk faaliyetleriyle Türk devletinin, Çin'e karşı zayıflamasını sağlamışlardır. Devletin zayıflamasıyla Çin ödediği vergiyi kesmiş, kısa süre sonra İpek Yolu, Çin hâkimiyetine girmiştir. Ekonomik olarak zayıflayan Asya Hun Devletinde iç karışıklıklar çıkmış ve devlet önce doğu ve batı, daha sonra ise Kuzey ve Güney olarak ayrılmıştır.

Asya Hun Devletinin bu şekilde parçalanması Çin saldırıları karşısında tutunamayarak yıkılmalarına ve Orta Asya'nın, Çin hâkimiyetine girmesine neden olmuştur.

Kuzey Hunları, Çin hâkimiyetine girmektense bağımsız yaşamak için batıya doğru göç etmişlerdir.

Not: Kavimler göçünü başlatanlar Kuzey Hunlarıdır.

Kavimler Göçü (375)

Orta Asya'nın batısındaki Kuzey Hunları, Asya Hun Devleti'nin yıkılması ile Hazar ile Aral gölü arasında yaşayan Alanların topraklarını ele geçirdiler. İşte bu olay Hunların, Avrupa içlerine kadar ilerlemelerinin başlangıcı oldu. Önlerine çıkan barbar kavimlerin (Ostrogot, Vizigot, Gepit, Vandal) göçe zorlanmaları ile kavimler göçü meydana geldi. Hunlar ise günümüz Macaristan'a gelerek yerleştiler.

Kavimler Göçünün Sonuçları

  • Barbar kavimlerin ve Türklerin Avrupa'ya gelmesiyle, Avrupa'da yüzyıl sürecek kadar iç karışıklıklar başladı.
  • Avrupa'da, Avrupa Hun Devleti kuruldu.
  • Orta Asya Türk kültürü, Avrupa'da yayılmaya başladı.
  • Roma İmparatorluğu Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldı.
  • Batı     Roma yıkıldı. Avrupa'da siyasi bir otorite olmadığından feodalite (Derebeylik) adı verilen rejim ortaya çıktı.
  • Avrupa'nın siyasi haritası değişti.
  • Barbar kavimler arasında Hıristiyanlık hızla yayıldı.
  • Kuzey Afrika ve Britanya adası istilaya uğradı.
  • Günümüz Avrupa'nın etnik yapısı oluştu.
  • İlk Çağ kapandı, Orta Çağ başladı.
  • Almanların ünlü Nebelungen destanı ortaya çıktı.

Avrupa Hun Devleti

Kuzey Hunları, Balamir Han önderliğinde 375'te Hazar ve Karadeniz'in kuzeyinden, Avrupa'ya doğru göç etmiş ve günümüz Macaristan'a gelerek yerleşmişlerdir. Avrupa Hun Devletinin ilk Hükümdarı Balamir'dir. Balamir handan sonra devletin başına Uldız geçti. Uldız döneminde Hunlar, Macaristan'a hâkim olmuşlardır. Avrupa Hun Devletinin en parlak ve güçlü dönemi Attila dönemidir. Attila Avrupa'nın hâkimiyetini ele geçirmek için, ilk olarak Bizans üzerine iki sefer düzenledi. İlk seferinde Bizans İmparatorluğu, Atilla'nın karşısında tutunamayacağını anlayınca barış teklif etmek zorunda kaldı ve iki taraf arasında Margos Barış antlaşması yapıldı. Bu antlaşmayla, Bizans yıllık vergiye bağladı. Bizans yıllık vergisini bir yıl ödedi ancak ertesi sene vergiyi kesince, Atilla Bizans üzerine ikinci seferine çıktı. Ordusuyla Çatalca'ya kadar ilerleyen Atilla'ya karşı, Bizans barış teklifinde bulunmak zorunda kaldı. Yapılan Anatollios barışına göre; Bizans'ın vergisi iki katına çıkarıldı ve iki taraf arasında serbest ticaret bölgesi kurulmasına karar verildi. Bu Antlaşma ile Bizans, Avrupa Hun Devletinin siyasi üstünlüğünü kabul etmiş oldu.

Attila, bu gelişmeden sonra bütün hazırlıklarını tamamladıktan sonra, Batı Roma üzerine Galya seferine çıktı. Batı Roma İmparatorluğu, Avrupa Hun Devletine karşı koyacak gücü olmadığından, arabulucu olarak Papa II. Leon'u elçi olarak Attilla'ya gönderdi. Attilla ile Papa Leon arasında yapılan görüşme neticesinde Attila Galya seferinden vazgeçerek geri döndü.

Attila, Avrupa'nın hâkimiyetini ele geçirmek amacıyla yaptığı bu seferden geri dönmesinin sebebi; Batı Roma İmparatorluğunun Attila'nın siyasi üstünlüğünü kabul etmesinde geçer. Çünkü Batı Roma'nın elçi olarak Papa gibi geniş yetkiye sahip birini göndermiş olması ve papanın bu seferden vazgeçmesi için Attila'ya, ricada bulunması Attila'nın bu amaca ulaştığını gösterir.

Bizanslı bir prensesle evlenen Attila, kısa bir süre sonra da zehirlenmek suretiyle öldürüldü. Attila'nın ölümünden sonra tahta çıkan hun hükümdarları devleti iyi idare edememişlerdir. Bizans saldırıları devletin güçten düşmesine neden olmuş ve kısa süre sonrada yıkılmıştır.

Orta Asya'dan, Avrupa'ya göç eden hunların bir kısmı devletin yıkılmasından sonra, Orta Asya'ya geri dönmüştür. Ancak Avrupa'ya yerleşerek kalan Hunlar ise kısa bir sure sonra Hıristiyanlığı kabul etmiş, Avrupa'nın yerli insanlarıyla karışıp kaynaşmış Türklük özelliklerini kaybetmişlerdir. Günümüzdeki Macarlar Avrupa'da kalan Hunların devamıdır.

Göktürk Devleti

Asya Hun Devletinin yıkılmasından sonra Orta Asya'da Avar Hakanlığı kurulmuştur. 552'de Avarlara karşı baş kaldıran Aşina boy beyi Bumin Han, Avar Türk hakanlığına son vermiş, başkent Ötüken olmak üzere Göktürk Devletini kurmuştur.

Asya Hun Devletinden sonra Orta Asya'da kurulan ikinci Türk devletidir. Aynı zamanda Türk adıyla kurulan ilk Türk devletidir.

Bumin Kağan devleti kurduktan sonra Orta Asya'da dağınık bir şekilde yaşayan bütün Türk boylarını hâkimiyet altına almış ve siyasi gücünü arttırmıştır.

Orta Asya'da yaşayan Türk boylarını Asya Hun Devletinden sonra, ikinci kez tek çatı altında toplayan Türk devletidir.

Çin üzerine sayısız sefer düzenleyerek Çin'i yıllık vergiye bağlamış, İpek yolunu hâkimiyet altına almıştır.

Bumin Han, Türklerdeki Kut anlayışına bağlı olarak devletin batı topraklarının idaresini kardeşi İstemi Yabguya vermiştir. İstemi yabgu, iç işlerde serbest, dış işlerde Bumin han'a bağlı hareket etmiştir.

Bumin Hanın devlet yönetiminde kardeşi İstemi Yabguyla birlikte hareket etmesi, Göktürklerde ikili devlet yönetim şeklinin uygulanmış olduğunu göstermektedir.

İstemi Yabgu, İpek yolunun batı kanadının hâkimiyetini ele geçirmek için Akhun devletine karşı Sasaniler'le ittifak yapmış, bu devleti yıkarak topraklarını Sasaniler'le paylaşmıştır. Ancak Sasaniler kısa bir süre sonra, ipek yolunu ele geçirmek için Göktürklere karşı saldırıya geçince İstemi yabgu, Sasaniler'e karşı Bizans'la ittifak yapmış, Sasaniler'i yenilgiye uğratılmıştır. Bumin han ve İstemi yabgu döneminde uygulanan politikalar neticesinde Göktürk Devletinin sınırları, doğuda Çin, batıda ise Hazar Denizine kadar ulaşmış oldu.

Bumin Han ve İstemi Yabgunun ölümünden sonra, Bumin ve İstemi'nin çocukları arasında taht kavgaları baş göstermiş, devlet kısa süre sonra doğu ve batı olarak ikiye ayrılmıştır.

Devletin siyasi olarak ikiye ayrılması, Çin saldırılarının artmasına neden olmuş, 582'de Doğu Göktürkler, 630'da ise Batı Göktürkler yıkılarak Çin hâkimiyetine girmişlerdir.

Kutluk (II. Göktürk) Devleti

Göktürk devleti yıkıldıktan sonra Orta Asya, Çin hâkimiyetine girdi. Çin esaret dönemi 50 yıl sürmüşse de Türkler, bağımsızlıklarını kazanmak için birçok defa isyan etmiş fakat başarılı olamamışlardır. Bu isyanlar içinde en önemlisi Kürşat İhtilalidir.

Kürşat ihtilal'i milli duygularının artmasına, bağımsızlık şuurunun gelişmesine neden olmuştur. Bu nedenle Kürşat ihtilali, Türk tarihi için büyük bir önem arz eder.

Türkler, Kutluk Bilge Han önderliğinde birleşerek Çin'e karşı bağımsızlık mücadelesine başladı. Bu mücadelede başarılı olan Kutluk Bilge Han, başkent Ötüken olmak üzere, Kutluk (II. Göktürk ) Devleti'ni kurdu.

Türkleri bağımsızlığa kavuşturması ve devlet kurması gibi sebeplerden dolayı Kutluk Bilge Han'a İlteriş unvanı verilmiştir.

Orta Asya'da yaşayan bütün Türk boylarını kendi etrafında toplayan Kutluk bilge han kısa zamanda sınırlarını genişleterek siyasi ve askeri açıdan güç kazandı. Çine sefer düzenleyen Kutluk han Çin'i yıllık vergiye bağlamış, İpek Yolunu kontrol altına almıştır.

Devletin en parlak dönemi Bilge Han, kardeşi Kültigin ve vezir Tonyukuk dönemidir. Vezir Tonyukuk aslen Çin asıllı olsa da uzun yıllar Türkler arasında yaşamış, devlete sadık ve Çin siyasetini iyi bilen bir kişidir. Çeşitli dönemlerde Bilge Hanı ve Kültigin'i, Çin oyunlarına karşı uyarmıştır.

Kutluk devletinde de, I.Göktürklerde olduğu gibi ikili devlet yönetim şekli uygulanmıştır.

Bu dönemde Çin ile savaşlardan ziyade dostluk ilişkisi kurulmuş, ticari ilişkiler geliştirilmeye çalışılmıştır.

Bilge kağan dönemi Türk kültür tarihi açısından da çok önemlidir. Bu dönemde Türk tarihinin ilk yazılı eseri olan Orhun Abideleri dikilmiştir.

Bilge kağanın ölümünden sonra tahta çıkan Türk hükümdarları devleti iyi idare edememiş, Çin oyunları neticesinde Türk boyları arasında iç çekişmeler artmıştır. Uygur, Basmil, Karluk gibi Türk boylarının saldırıları neticesinde devlet 745'de yıkılmıştır.

Uygur Devleti

745'te Göktürk devletinin yıkılmasından sonra Uygur, Basmil, Karluk, Yağma ve Çiğil gibi Türk boylarının birleşmesiyle kurulmuştur. Uygur devleti kuruluş itibariyle boylar federasyonu özelliği arz eder

Uygur devletinin kurucusu Kutluk Bilge Kül Han'dır. İlk başkenti Ötüken'dir. Ancak daha sonradan başkentlerini Karabalasagun (Karabalgasun)'a taşımışlardır. Beşbalık, Ordubalık ve Turfan en önemli şehirleridir.

Mayençur Han döneminde yapılan askeri seferler neticesinde Kırgızlar ve Türgişler hâkimiyet altına alınmış sınırlarını genişletmişlerdir.

Bögü kağan döneminde Çin ile iyi ilişkiler kurulmuş hatta Çin'de ortaya çıkan isyanı bastırmak için Çine yardım edilmiştir. Bögü han Çin'den geri dönerken yanında dört tane mani din rahibi getirmiş, bu durum Uygurlar arasında mani dininin yayılmasını sağlamıştır. Uygurların Mani dinine geçmeleri Türklerin hayatlarında büyük değişikliğe neden olmuştur. Mani dininin hayvansal ürünlerin kullanımını yasaklaması Türklerin hayvancılığı bırakarak tarım ekonomisine geçmesine neden olmuştur. Bu durum Türkler'in yaşamında köklü değişikliklere sebep olmuştur. Özellikle Türkler bu olaydan sonra ilk defa yerleşik hayata geçiş yapmışlardır. Türk tarihinde ilk defa yerleşik hayata geçenler ve ilk mimari eserleri bırakanlar Uygurlardır.

Türkler arasında ilk defa yerleşik hayata geçen ve mimari eserler bırakanlar Uygurlar olmasına rağmen, Uygur mimarisi Çin ve Tibet mimarisinin birer taklididir. Bundan önce tamamen çadır hayatı süren Türklerde mimari alanında bilgi birikimi olmadığında, kendilerine ait bir mimari anlayışı gelişmemiştir.

Uygurların hayvancılığı bırakıp tarım ekonomisine geçmesi ve yerleşik hayatı benimsemesi, Türklerin savaşçılık özelliğinin zaman içinde zayıflamasına neden olmuştur.

Uygurlar dönemde Çin'den kâğıt, Matbaa ve mürekkep alınarak kullanılmıştır. Matbaanın kullanılmasından dolayı günümüze Uygurlardan kalma birçok eser ulaşmıştır.

840 yılında devlet güçten düşmüş, diğer Türk Boyları devlete karşı isyan etmeye başlamıştır. Devlet Kırgız saldırıları neticesinde yıkılmıştır. Devletin yıkılmasından sonra Uygur kabileleri tarafından Kansu ve Turfan Uygur devletleri kurulmuştur.

Uygurların Medeniyet alanındaki Faaliyetleri:

  • Uygurlar, Hunların ve Göktürklerin kültür mirasına sahip çıkmışlarsa da medeni yönden diğerlerinden daha önemli gelişmeler göstermişlerdir.
  • Bunlardan farklı olarak tam bir yerleşik hayat yaşamışlardır.
  • Kâğıt,  matbaa, pusula ve ipek imalatını Çinlilerden öğrenerek uygulamışlardır.
  • Kâğıt üzerine yazılı belgeler bırakmışlardır.
  • Mimaride ilerlemişlerdir.
  • 12 Hayvanlı Türk Takvimi'ni icat etmişlerdir.
  • Uygur alfabesini kullanmışlardır.

Avarlar

Asya Hun devletinden sonra IV. yüzyılda Orta Asya'da devlet kurmuşlardır. 552'de Göktürkler tarafından yıkıldıktan sonra Avrupa'ya göç etmek zorunda kalmışlardır. İkinci devletlerini Orta Avrupa'da kuran Avarlar, Sasaniler'le birlikte hareket ederek Bizans'ı iki defa kuşatmışlarsa da başarılı olamamışlardır. Zaman içinde giderek zayıflayan Avarlar, Frank saldırıları neticesinde yıkılmışlardır.

Avrupa'ya göç eden Avarlar zaman içinde Avrupa'nın yerli kavimleriyle karışıp kaynaşmış ve Hristiyanlığı kabul etmiş, kültürel özelliklerini kaybetmişlerdir.

Özellikle devlet idaresi ve askerlik alanında Slavlar üzerinde etkili olmuşlardır. Slav asıllı Rusların basit kabile hayatından devlet kuran bir topluluk haline gelmelerini sağlamışlardır.

Bulgarlar

Bulgarlar, Oğuz Boyunun Ogur koluna mensup olmakla birlikte, İdil ve Tuna Bulgarları olmak üzere iki kola ayrılmışlardır. İdil Bulgarları V. Yüzyılda İslamiyeti benimsemişler, 1237'de Altınorda Devleti'nin hâkimiyeti altına girmişlerdir. Tuna Bulgarları, Tuna nehri kenarlarına yerleşip yaşadıklarından bu isimle anılmışlardır. Zaman içinde o bölgede yaşayan topluluklardan etkilenmiş ve Hristiyanlığı kabul etmişlerdir. Hıristiyanlığın ve birlikte yaşadıkları Slavlar'ın etkisiyle kültürel özelliklerini kaybedip

Slavlaşmışlardır. Tarihi süreç içinde Bizans, Sırp ve son olarak Osmanlıların hâkimiyeti altına girerek yaşamışlardır. Fransız İhtilalinin etkisiyle ortaya çıkan, milliyetçilik hareketleri neticesinde 1908'de Osmanlılardan ayrılarak bağımsızlıklarını kazanmışlardır.

Peçenekler

IX. yy'da Karadeniz'in kuzeyine X. yy'da Balkanlar'a yerleşmiş olan Peçenekler teşkilatlı bir devlet kuramamışlardır. Peçenekler, Karadeniz'in kuzeyine ve Balkanlara göç ederken Macarlara baskı uygulayarak, Macarlar'ın bugünkü yurtlarına göç etmelerine sebep olmuşlardır. Macarlar'a katılan bazı Peçenek boyları bu bölgelere Türk kültürünü taşımışlardır. Peçenekler, ayrıca Slavlar'ın Karadeniz'e inmesini engellemişlerdir. Xl. yy'da Ruslar'ın ve Oğuzlar'ın saldırıları ile Bizans'ın topraklarına girmişlerse de Bizans imparatorluğu, Kıpçaklar ile Peçenekleri birbirine kışkırtarak savaşmalarını sağlamıştır. Bu mücadelede başarısız olan Peçenekler dağılıp yok olmuşlardır. Peçenekler'in bir kısmı daha sonradan Bizans ordusunda paralı askerlik yapmışlardır.

Hazarlar

Kafkasya'nın kuzeyinde yaşamış olan bir Türk Boyudur. Emevilerin Arap ırkçılığını yapmalarından dolayı hanedan ailesi Museviliği benimsemişse de halkı çeşitli dinlere mensuptur, yani hazarlarda dini hoşgörü mevcuttur. Hatta mahkemelerinde Hristiyan, Musevi ve Müslüman din adamları birlikte görev yapardı. Emeviler döneminde İslam ordularıyla çok kanlı savaşlar yapmış, İslamiyet'in o dönem içinde, Kafkasya'ya girişini önlemişlerdir.956'da Rus Kinezlikleri'nin saldırılarıyla tarih sahnesinden silinmiştir.

Türgişler

Batı Göktürklerin yıkılmasından sonra bu devletin toprakları üzerinde kurulmuşlardır. Bu devletin en parlak ve en güçlü hükümdarı Baga Tarkan dönemidir. Baga Tarkan döneminde ilk defa parayı basarak kullanmışlardır. Maveraünnehir dolaylarına ilerleyen Emeviler'e karşı başarılı savaşlar yaparak Emevilerin bu bölgeye girişini engellemişlerdir.

Kırgızlar

VI. ve IX. yüzyıllarda Yenisey Nehri kıyılarında yaşayan Kırgızlar, Mukan Kağan döneminde Göktürklere bağlanmışlardır. 758'de Uygur devletine bağlanmışlar, 840 yılında ise Uygurlara son verip kendi devletlerini kurmuşlardır.

1207 tarihinde Cengiz Han'a bağlanmışlardır. Moğol devlet teşkilatlarında önemli görevler üstlenmişlerdir. Türk tarihinin önemli yazılı eserlerinde olan Yenisey kitabeleri ve Manas destanı Kırgızlara aittir.