Tarih

Eskiçağ Medeniyetleri Özet

Anadolu ve Türk tarihini anlamak için burayı etkileyen eskiçağ medeniyetlerini bilmek gerekir. Anadoluda ve çevresinde birçok eskiçağ medeniyeti kurulmuştur. Bu medeniyetleri özetleyecek şekilde kısaca inceleyelim.

Asya'da Kurulan İlk Medeniyetler

Anadolu Medeniyetleri

Tarih boyunca çok sayıda toplumun dikkatini çeken ve bir o kadar da uygarlığa sahne olan Anadolu'da medeniyet Yontma Taş Devri'nde başlar. Birçok uygarlığa beşiklik etmesinin yanı sıra doğudaki ilerlemelerin batıya aktarılmasında da önemli bir köprü olmuştur. 

Anadolu'da en eski uygarlık merkezleri Karain, Hacılar, Çatalhöyük, Truva, Alişar ve Alacahöyük'tür. Anadolu tarihini aydınlata ilk yazılı belgelerse Asurlu tüccarlardan kalan Kültepe tabletleridir. Anadolu'da ilk bölgesel yönetimler Proto - Hititler tarafından kuruldu. İlk merkezi yönetim ise Hititler tarafından kuruldu.

Hitiler: Şehir devletlerini birleştirerek bölgede ilk siyasi birliği sağladılar. Hazırlayıp tanrılara sundukları anal adı verilen uluslararası diplomasinin ilk yazılı belgesi olan Kadeş Antlaşması'nı imzaladılar. Pankuş denilen danışma meclisini kurarak çağdaşlarından daha yumuşak bir mutlakıyet uyguladılar. Ceza ve aile hukuku alanlarında insani yasalar çıkardılar. Kölelere mülkiyet hakkı tanıdılar. Kale yapımına, demirden silah imalatına önem verdiler. 

Frigler: Kızılırmak ve Sakarya çevresindeki topraklarda etkili oldular. Tarım kültürüne dayalı bir uygarlık kurdular. Tarıma zarar verenlere en ağır cezaları uyguladılar. Tabiat tanrılarına inandılar. Kaya mimarisine önem verdiler. 

Lidyalılar: Doğu - batı ticareti sayesinde zenginleştiler. Ticaret hayatına parayı kazandırdılar. Buna bağlı olarak ekonomik sistemlerin, bankacılığın ve faiz uygulamalarının temelini attılar. Kral Yolu'nu açtılar. 

İyonlar: Batı Anadolu'da kurdukları şehir devletlerinde hür düşünce ve müsbet ilimin temelini attılar. Anadolu sahillerinde yurt amaçlı ilk kolonileri kurdular. Yunan kültürünün temellerini atan düşünürleri yetiştirdiler. 

Urartular: Van merkez olmak üzere Doğu Anadolu'da ilk sistemli uygarlığı kurdular. İmar ve bayındırlığa önem verdiler. Şehir surlarına ve kale yapımına önem verdiler. Maden işletmeciliğinde ileri gittiler. 

Mezopotamya Medeniyeti

Mezopotamya, dar anlamıyla Fırat ve Dicle nehirleri arasıdır. Geniş anlamda Anadolu'nun güneyinden ve Güneydoğu Toroslardan başlar, Basra Körfezi'ne kadar uzanır. Verimli toprakları, uygun iklimi, saldırıya açık konumu ve ulaşım kolaylığı gibi nedenlerden dolayı sık sık istilalara uğramıştır. Ancak bu istilalar, başta Sümerler olmak üzere Mezopotamya toplumlarının üstün bir uygarlık meydana getirmelerini engelleyememiştir. 

Mezopotamya Uygarlığı'nda adı geçen başlıca toplumlar; Sümerler, Akadlar, Babiller ve Asurlulardır. 

Sümerler; bölgede M.Ö. IV. bin - II. bin yılları arasında etkili oldular. Mezarlarında yapılan kazılar sonucunda bölgenin yerli halkı olmadıkları, dillerinin özelliklerine bakılarak da büyük bir olasılıkla Hazar Denizi'nin doğusundan geldikleri anlaşıldı. 

Yönetim: Dünya Tarihi'nin ilk yönetim örgütleri olan site adı verilen şehir devletlerinin kurucaları Sümerlerdir. Siteleri yöneten prensler, başrahipliği de üstlenmişlerdi. Yönetimde din adamlarının giderek artan etkinliğine karşı ilk tepki Lagaş sitesinde ortaya çıktı. Urgakina, rahip egemenliğine son vererek koyduğu yasalarla yönetimi daha demokratik hale getirdi. Akadlar, şehir devletlerini birleştirerek imparatorluk tarzında ilk merkezi krallığı kurdular. Ülkeyi belli bir bölgeyle sınırlı olmaktan çıkarıp toroslara kadar genişlettiler. Babiller ve Asurlular tarafından mutlakiyet daha da güçlendirildi.

Ordu: Saldırılara açık bir konumda olan ve savunulması oldukça güç olan Mezopotamya'da ülke savunmasına Sümerlerden itibaren özel bir önem verildi. Düzenli ve sürekli bir orduları olmayan Sümerlerde eli silah tutan herkes askerdi. Akadlar ilk düzenli orduları kurdular. Asurlular süvari birlikleri oluşturdular. Görüldüğü gibi Sümerlerde askeri amaçlar ülkenin savunulmasına yönelik iken, diğer Mezopotamya toplumlarında savunmanın yanı sıra saldırı ve genişleme düşünceleri de askeri amaçlar arasına girdi. 

Hukuk: Kısasa kısas uygulamasının görüldüğü Mezopotamya hukukuna ilk yazılı kanunlar Sümer Krallarından Urgakina tarafından hazırlandı. Aynı zamanda dünya hukukun da temelini atan bu yasalar, daha sonraki Mezopotamya yasalarına göre daha yumuşaktı ve bedel usulüne dayanıyordu. Urgakina yasaları tapınak ekonomisine ve rahip egemenliğine dayalı teokratik yönetimlere karşı dünyada görülen ilk ihtilal sonucu yayınlanmıştır. Bu yasalar, dünyada toplumsal ve ekonomik hayat düzenleyici ilk yazılı hukuk kurallarıdır. 

Mezopotamya devletlerinden Babil Krallığı'nın ünlü hükümdarı Hammurabi'nin koyduğu kanunlar, Mezopotamya hukukunun en kapsamlı yasalarıdır. Aynı zamanda ilk sert kanunlardır. Mezopotamya'nın en sert kanunlarını ise Asurlular çıkarmıştır. 

Yazı: Mezopotamya Uygarlığı ve Sümerler denilince akla ilk gelen etkinlik hiç kuşkusuz yazının bulunmasıdır. Çünkü yazı uygarlığın temeli, gerçek anlamda tarihin başlangıcıdır. Türkçe gibi son ek alan Sümerce dünyada yazıya geçirilen ilk dildir. M.Ö. IV. binden itibaren çalışmalar çivi yazısı ile Sümer tabletlerine geçirilmiştir. Buna bağlı olarak başta Sümerlerde, ardından diğer Önasya toplumlarında Maden devrinden tarih çağlarına geçi başlamıştır. Sümerlerin çivi yazısını bulmalarını hızlandıran etken ticari faaliyetler esnasında bir takım rumuz ve işaretleri kullanma zorunluluğu olmuştur. 

Dünya tarihinin ilk önemli destanı Gılgamış destanıdır. Sümer krallarından Gılgamış'ın ölümsüzlüğünü arayışını konu edinen bu destanın yanı sıra; Yaradılış ve Tufan menkıbeleri gibi Sümer sözlü edebiyat ürünleri Çivi yazısı ile tabletlere aktarılacak çevre uygarlıklara yansıtılmıştır.

Bilim: Sümerler, matematikte ondalık sistemi buldular. Geometrinin ilk esaslarını belirlediler. Tapınakların son katını bir tür gözlemevi haline getirerek astronomi çalışmalarını başlattılar. Gün, ay, yıl gibi kavramları ortaya koydular.

Sanat:  Mezopotamya mimarisinin karakteri bölgenin coğrafi özellikleriyle yakından ilgilidir. Az bulunması nedeniyle yapıların sadece temelinde taş kullanılmış, diğer bölümlerde kerpiç ve tuğla gibi yumuşak malzemelere yer verilmiştir. Bu durum, yapıların günümüze sağlam olarak ulaşmasını engellemiştir. Mimarinin en yaygın eserleri ziggurat denilen yedi katlı tapınaklardır. En büyük eserlerse Akadlar döneminde dikilen Zafer Anıtı ile Babil sanatının simgesi haline gelen ünlü Babil Kulesi'dir. Babillerin bayındırlığa ve tarıma verdikleri önemin bir sonucu olan Asma Bahçeleri de Mezopotamya sanat anlayışını sergileyen önemli bir belgedir. 

Mimariden başka heykel, resim, kabartma ve bibloculuk gibi sanatlar da gelişmiştir. Sanatın tüm dallarında en çok kullanılan temel malzeme topraktır.

Din: Sümerlerin ilk zamanlarında görülen ahiret inanışı daha sonra kaybolmuştur. Mutluluk dünyada ve dünyanın zenginliğinde aranmıştır. Mezopotamya insanı almadan vermeye karşı çıkmıştır. Tanrılara yakarışlarında bile bu düşünce egemendir. İnanca bağlı olarak ölülerine ve mezarlara fazla önem verilmemiştir. Gök, yer, yeraltı ve okyanus tanrılarına inanılmıştır. Göğün katlarının sayısını yedi olarak düşündüklerinden tapınaklarını yedi katlı inşa etmişler, bir haftayı yedi gün olarak düzenlemişlerdir. Astronomi çalışmalarının başlaması da Güneş, Ay ve yıldızları yani gök tanrıları izleme düşüncesinin bir sonucudur. Sümerlerde her şehir, ayrı bir tanrı adına kurulduğundan diğer şehirlerin egemenliğine karşı çıkılmış, bu durum merkezi birliğin sağlanmasını uzun süre engellemiştir. 

Mısır Medeniyeti

Mısır, bir Afrika ülkesidir. Ancak konumu ve sosyo - ekonomik ilişkilerine bakıldığında hem geçmişte hem de günümüzde bir Önasya ülkesi görünümündedir. 

Mısır uygarlığının oluşumu, Önasya uygarlıklarından farklı biçimde gelişmiş, ülkede tamamen özgün bir uygarlık kurulmuştur. Bunun nedeni Mısır'ın çevresinin çöl ve denizlerle kaplı olması ve uygarlığın oluştuğu sıralarda ulaşım olanaklarının de gelişmemiş olmasıdır. 

Özgün Mısır uygarlığı yönetim anlayışı, din ve yazı da Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarından ayrılır. 

Yönetimde; Firavun denilen krallar, aynı zamanda tanrılık iddiasında bulunmuşlar, bu durum mutlakiyeti koyulaştırmıştır. 

Dinde ahiret inanışı vardır. Hayatın ölümünden sonra da devam edebilmesi cesedin çürüyüp dağılmaması şartına bağlanmıştır. Bu nedenle cesetler mumyalanmış, inşa edilen geniş, ferah mezarlara defnedilmiştir. Piramit denilen Firavun mezarları, Mısır sanatının en görkemli eserleridir. 

Sümer çivi yazısını almayan Mısırlılar, Hiyeroglif adı verilen resim yazısını kullanmışlardır. Eğitim, tapınaklarda rahiplerin kontrolünde sürdürülmüştür. Mısır Krallığı'nın siyasi varlığına M.Ö. IV. yüzyılda büyük bir imparatorluk kuran Makedonya kralı Büyük İskender son vermiştir. 

İran Medeniyeti

İran'daki ilk siyasi varlık Med Krallığı'dır. Med Krallığı'na son veren, ardından Anadolu ve Mısır'a doğru genişleyen Persler büyük bir imparatorluk haline gelmişlerdir. Perslerin Anadolu'da ilerleyişi Büyük İskender'in Asya Seferi'ne çıkmasına neden olmuştur. 

İran kültüründe Zerdüşt İnancı'nın önemli yeri vardır. Tanrılara ulaşmak için ateşin tapınma amacı olarak kullanıldığı bu dini benimseyen son büyük devlet, Ortaçağ'da hüküm süren ve Hz. Ömer Dönemi'nde Müslümanların son verdiği Sasani İmparatorluğu'dur. 

İran sanatının en önemli eserleri kral (kisra) saraylarıdır. Persler döneminde ilk düzenli posta örgütleri kurulmuştur.

Fenike Medeniyeti

Anayurtları Lübnan dolayları olan Fenikelilerin dünya uygarlığına en önemli katkısı, harf yazısını yani alfabeyi bulmalarıdır. Mısır ve Mezopotamya yazılarından esinlenen ve sesli harfler ilave ederek Latin Alfabesi'nin temelini atanlar onlardır. 

Doğu Akdenizde sömürge amaçlı ilk kolonilerin kurucuları Fenikelilerdir. Gemicilik, deniz ticareti, fildişi işlemeciliği, cam üretimi onların başlıca uğraşlarıdır. 

İbrani Medeniyeti

İbraniler, Filistin dolaylarında yaşamışlardır. Hz. Musa döneminde Mısır'a göç etmek zorunda kalmışlardır. Hz. Davud zamanında ilk İbrani krallığı kurulmuş, bu krallık en zengin ve en güçlü dönemini Hz. Süleyman döneminde yaşamıştır. 

Aşırı ırkçı bir toplum olan İbraniler, semavi dinlerden Museviliğe inanmışlar, ancak bu dini Milli bir din olarak gördüklerinden diğer toplumlara yaymaya çalışmamışlardır. Müslümanlarca da kutsal sayılan Mescid-i Aksa'yı İbraniler inşa etmiştir. 

Çin Medeniyeti 

Çok uzun bir geçmişe sahip olan Çin'de Yontma Taş Devri'nden itibaren insanın izlerine rastlanır. Çin Medeniyeti, dışarıdan gelen komşu kavimlerin etkisiyle gelişmiştir. M.Ö. II. Bin'de yazılı hayata geçilmiş, bölgeyi istila amacıyla gelenler kalabalık nüfus sayesinde kolayca eritilmiştir. Bu nedenle daha sonra Çin'e giren Metehan kalıcı olmayı düşünmemiş, vergiye bağlayarak geri dönmüştür. 

Sanat: Mimaride saray, tapınak ve şehir surlarının önemli bir yeri vardır. En büyük mimari eser, Hun akınlarına karşı inşa edilen Çin Seddi'dir. Heykeltıraşlığın en güzel eserleri Buda heykelleridir. Çinicilik, resim, minyatür, müzik, edebiyat, dokumacılık, kağıt yapımı gelişen başlıca güzel sanatlar ve el sanatlarıdır. Dünya'nın en güzel porselenleri de Çinlilerin eseridir. 

Yazı: Geliştirilmiş resim yazısı kullanılmıştır. Mısırlıların kullandığı Papirüs yerine ipek kağıdı icat etmişlerdir. Çin yazılı kaynakları Türk Tarihi'nin aydınlanmasına yardımcı olan önemli unsurlardan biridir. Yazının ve kağıt üretiminin gelişmesine bağlı olarak mürekkep de üreten Çinliler, matbaanın ilk biçimi olan baskı tekniği konusunda öncüdürler.

Din: Başlangıçta her ilkel toplum gibi çok tanrılı basit dinlere inanan Çinliler, daha sonra Türklerden Gök Tanrı dinini öğrendiler. Hindistan'da ortaya çıkan Buda Dini en çok Çin'de taraftar buldu. Konfüçyüs gibi mistik filozofların görüşleri, ölümlerinden sonra bazı değişikliklerle din haline getirildi. Çin kültüründe bu dinlerin izlerine günümüzde bile rastlanmaktadır.

Buluşlar: Çinliler; ipek, kâğıt, mürekkep ve matbaanın yanı sıra pusula ve barut gibi teknik buluşlarda da öncüdür. Ancak; İlkçağ'da Hun akınları Ortaçağ'da da Talas yenilgisi ve Moğol istilası Çinlilerin etkin bir siyasal güç olmasını önlemiştir. Çin teknik buluşları önce Türkler ve Müslümanlar tarafından Haçlı, seferlerinin ardından da yaygın olarak Avrupalılar tarafından benimsenmiştir.

Çinliler, birçok alanda Türklerden etkilenmişlerdir. Bu etki en çok askeri alanda olmuştur. Çin ordusunda süvari birliklerine rastlanması ve askerlerin giydiği Türk usulü kıyafetler bunun kanıtlarıdır. Türkler ayrıca; derebeylikler tarzında yönetilen Çinlileri Çu Hanedanı kanalıyla merkezi yönetime kavuşturmuşlardır. 

Hint Medeniyeti

Büyük bir yarımada olan Hindistan, oldukça geniş bir ülkedir. İlk zamanlardan itibaren sık sık istilaya uğramıştır. Hindistan'ın tarih boyunca göze çarpan en belirgin özelliği, dil ve kültür birliğinin bulunmamasıdır. Bölgede yapılan kazılarda ortaya çıkarılan en eski uygarlık, Sint Medeniyeti'dir. Ele geçirilen eserlerde Mezopotamya uygarlığı ile önemli benzerlikler göze çarpar. Sint Medeniyetini etkileyen diğer bir unsur da Ortaasya Anav kültürüdür. 

Ülkenin genişliği, iklim, özellikle de Kast sisteminin getirdiği sınıflaşma sosyal bütünlüğü ve kurulan bir devletin uzun süre egemen olmasını engellemiştir. 

Kast Nedir?

Hint halkının mesleklerine göre sınıflara ayrılmasıdır. Arilerin egemenliklerini sürekli kılabilmek amacıyla oluşturdukları bu sistemde meslek değiştirilemez, bir üst sınıfa geçilemez, aynı sınıftan olmayanlar birbiriyle evlenemez. Kast'ta yer alan sosyal sınıflar şunlardır:

Brahmanlar (Din adamları): Dini nüfuzlarını kullanarak halkı ezmeye çalışmışlardır. Kendilerini insanüstü güçleri olarak en üstün sınıf olarak tanıtmışlardır.

Vaysiyalar (Asiller): İkinci önemli sınıftır. Yöneticilik ve askerlikte uğraşmışlardır. 

Südralar (Orta sınıf): Toplumun üretici olarak nitelendirebileceğimiz tarım, ticaret ve sanatla uğraşan kesimidir.

Köleler: Diğer sınıfların hizmetinde çalışan alt tabakadır. Kasttan atılan ve en kötü şartlarda en ağır işlerde çalışanlara Parya adı verilir. 

Din: Hindistan'ın en eski dini Tabiat kuvvetlerine inanılan vedacılıktır. Bu dinle ilgili esaslar, Hint kültürünün en eski eserleri olan vedalarda toplanmıştır. Din adamları sınıfının nüfuz ve çıkarlarına hizmet eden Veda dini Brahmanizm adıyla da anılır. 

Vedacılığa ilk tepki, Buda'dan gelmiştir. Doğruluğu, eşitliği ve bilgeliği savunan Buda, doğuştan gelme asalete karşı çıkmıştır. Gerçek asaletin bilgi ve kültürle kazanılacağını savunmuştur. O'na göre olgunlaşan ve kurtuluşa eren insan Nirvana'ya ulaşır. Hindistan'da fazla yayılma alanı bulamayan Budizm; başta Çin olmak üzere Tibet, Japonya, Afganistan, kısmen de Ortaasya'nın bazı bölgelerinde taraftar bulmuştur. İlkel dinlerin ardından Hindistan'a Gaznelilerden itibaren İslamiyet, Yeniçağ'da coğrafi keşiflerinden itibaren de Hıristiyanlık girmiş, din sanatı da yönlendirmiş, en yaygın eserler dini mimari alanında verilmiştir. Hintlilerin en eski alfabesi Sümer yazısına benzeyen Sanskrit alfabesidir. 

Girit Uygarlığı

Göçebe Yontmataş devri kültürünün izlerine rastlanmayan Girit'te uygarlık, Cilalıtaş devrinde başlar. Ege Medeniyeti'nin ilk önemli merkezi Girit Adası'dır. Yapılan araştırmalar, Ada halkının Anadolu'dan gittiği görüşünü güçlendirmiştir. Medeniyetin yüksek bir seviyeye ulaşmasında deniz yoluyla Mısır'dan etkilenmesi önemli rol oynamıştır. Önce tıpkı Mısırlılar gibi resim yazısı kullanan Giritliler, daha sonra kendilerine özgü orijinal alfabeler geliştirmişlerdir. Kendilerini savunabilmek için zorunlu güçlü donanmalar kurmuşlar, ekonomilerinde deniz ticareti büyük yer tuttuğu için de geniş bir ticaret filosu oluşturmuşlardır. 

Girit mimarisinin en görkemli eserleri saraylardır. En büyük eser Knossos Sarayı'dır. Seramik, resim ve duvar süslemeciliği gelişmiştir. Tabiat ve bereket tanrılarına inanmışlar tanrıçaları (kadın tanrılar) daha önemli saymışlardır. Girit'teki yüksek uygarlığa göçler yoluyla gelerek tüm ege havzasını istila eden Akalar son vermişlerdir. 

Miken Medeniyeti

Akalar tarafından Yunanistan'da kurulan uygarlıktır. Akalar bu uygarlığı kurarken istila ettikleri Girit'ten etkilenmişlerdir. Akaların siyasi tarihinin en önemli olayı, Çanakkale Boğazı egemenliği yüzünden Truvalılarla yaptıkları ünlü Truva savaşlarıdır. 

Miken sanatının en önemli eserleri şato adı verilen kral saraylarıdır. Soylularla işbirliği yaparak şehirleri yöneten krallar, bu şatolarda oturmuşlardır. En ünlü şatolar Miken ve Trins şatolarıdır. Birçok alanda Girit'in etkisinde olan Akalar, aşırı savaşçı özellikleriyle Giritlilerden ayrılırlar. 

Yunan Medeniyeti

M.Ö. II. bin sonlarına doğru Yunanistan'a gelen Dorlar, Aka egemenliğine son verip Yunan medeniyetini kurdular. Dorlar, Akaları köleleştirerek Yunanistan'da sosyal sınıflaşmayı başlattılar. Kendileri de aristokrat (soylu) sınıfı oluşturdular. Ticaret ve diğer üretim faaliyetleriyle uğraşanlar da orta sınıfı oluşturdu. 

İlk zamanlarda krallar tarafından yönetilen şehirler (polis), daha sonra aristokrat meclisleri tarafından idare edildi. Bazı şehirlerde orta sınıf ayaklanarak doğrudan demokrasi uygulamaları başlattı. Arhon denilen kanun koyucuların düşünceleri uygulamaya konuldu.

Yunanlılar, Önasya toplumları gibi (İbraniler dışında) çok tanrılı dinlere inandılar ve tanrılarını insan şeklinde düşündüler. Baş tanrı Zeus için başlattıkları dini ayinler, giderek Yunan kültüründe birleştirici rol oynayan olimpiyat şenliklerine ve yarışmalara dönüştü. 

Yunan mitolojisinin en ünlü eserleri, şair Homeros tarafından derlenen İlyada ve Odesa destanlarıdır. Şiir, tiyatro, güzel konuşma ve tarih yazımına önem verilmiştir. Hikayeci tarih yazımı Yunan düşünürü Heredot'la başlar. Felsefede üç büyük isim; Sokrat, Eflatun ve Aristo'dur. Aristo, dünya felsefesinde birinci öğretmen olarak anılır. Tıpta Hipokrat, matematik ve geometride de Pisagor ve Tales diğer ünlü Yunan düşünürleridir. 

Tanrılar adına yapılan tapınaklar ve dikilen tanrı heykelleri Yunan sanatının en önemli eserleridir. Eserlerde üç ayrı sanat nizamı (Dor, İyon, Korint nizamları) göze çarpar. Tiyatro binaları da mimarinin kayda değer eserleri arasında yer alır. 

Hellenizm Medeniyeti

Yunan şehir devletlerini siyasal bir birlik etrafında toplama çalışmaları Makedonya krallığı tarafından başlatıldı. Anadolu'yu istila eden Perslere karşı Yunan ve İyon kolonilerini koruma görevini de bu krallık üstlendi. 

Asya Seferi'ne çıkan Makedonya kralı Büyük İskender, Pers İmparatorluğu'na son verdi. Anadolu, İran, Mezopotamya ve Mısır'ı ele geçirerek büyük bir imparatorluk kurdu. Mısır'da kurdurduğu iskenderiye şehrini büyük bir kültür merkezi haline getirdi. Yunan kültürüyle Doğu kültürünü kaynaştırdı. Yepyeni bir uygarlık doğdu. Hellenizm Medeniyeti adı verilen bu uygarlığa ait düşünce eserleri daha sonra Bizans ve İslam uygarlıklarına önemli katkı sağladı. 

Roma Medeniyeti

İtalya, Akdeniz havzasındaki birçok ülke gibi en eski devirlerden itibaren yerleşim alanıdır. Tarih öncesinin tüm devirleri yaşanmıştır. Başlangıçta sade bir krallık olan Roma Devleti, Akdeniz'e egemen olduktan sonra güçlü ve zengin bir imparatorluk haline geldi. Zenginlik, sosyal hayatta çarpıklıkları beraberinde getirdi. Halk, Particiler, Plebler, Köleler gibi sınıflara ayrıldı. 

Roma siyasi tarihi, krallık, cumhuriyet ve imparatorluk dönemlerinden oluşur. Başlangıçta asillerden oluşan Roma Cumhuriyet Meclisine (senato) patrici - pleb mücadelesi sonunda orta sınıftan olanlar da girmeye hak kazanmışlardır. Roma Hukukunun en önemli yasaları 12 levha kanunlarıdır. Bu yasalar, günümüz Avrupa hukuk sistemlerinin temelini oluşturmuştur.

Yunanlılar kanalıyla aldıkları Mısır takvimini geliştirerek Jülyen  adıyla kullanan Romalılar yarıca; Fenike Alfabesinden yararlanarak Latin Alfabesini oluşturdular. Basın - yayın çalışmalarına edebiyat, hitabeti tiyatro ve tarih çalışmalarına önem verdiler. Dinde ve sanatta Yunanlılardan etkilendiler. Mimaride Yunanlılardan farklı olarak estetiğe önem vermeyip büyük ve görkemli eserler inşa ettiler. Bir süre sonra Yunan dinlerinden uzaklaşarak başlangıçta yasakladıkları Hıristiyanlığı benimseyip ilk kez resmi devlet dini ilan ettiler. 

Hun baskısının neden olduğu Kavimler Göçü, Roma garnizonlarını barbar adı verilen Avrupa toplulukları karşısında etkisiz hale getirildi. İmparatorluk parçalanarak Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı. Bir süre sonra Batı kesimi yakıldı. Roma İmparatorluğu'ndan sonra hiçbir devlet Avrupa'da siyasal birliği sağlamayı başaramadı.