Felsefe

Bilim Felsefesinin Tanımı ve Konusu

Bilim, bir bilgi sistemidir. Bilimin araştırdığı bilgiye de bi­limsel bilgi denir. Bilimsel bilgi ve diğer bilgilerin tümü; ev­reni, toplumu, insanı ve varlığı bilme çabası içindedir. Amaç­ları aynı olmasına rağmen bilgiler, yapısı ve özellikleri bakı­mından birbirlerinden ayrılır. Bilim, var olan her şey üzerinde sistemli, yöntemli, doğru ve geçerli bilgi üreten kuramsal bir sistemdir. Bilim, dinamik bir bilgidir. Bilim, sistemli, düzenli, belli yöntemleri olan, bilimsel yöntemlerle elde edilmiş ger­çekler hakkında doğrulanabilir bilgidir.

Bilim felsefesi, bilimin doğasını, kapsamını, sınırlarını, yön­temini, bilimsel bilginin yapısını ve özelliklerini, bilimsel ku­ram ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi felsefi bir tavırla araştırır. 

Bilimin Özellikleri

  • Bilimler birikimli olarak ilerleme özelliğine sahiptir.
  • Bilim olgusaldır.
  • Bilimsel bilgi herkese açıktır. (Evrenseldir.)
  • Bilimsel bilgiler nesneldir. (Objektiftir.)
  • Bilim dinamiktir.
  • Bilimsel bilgi tutarlıdır.
  • Bilimsel çalışmalarda öngörüler vardır.
  • Bilimler seçicidir. (Sınırlıdır.)

Bilimin Tarih İçindeki Gelişimi

Bilim tarihi, bilimin nasıl ortaya çıktığı ve hangi aşamalardan geçtiğiyle ilgili çalışmalar yapar. Bütün insanlığın ortak çabasının ürünü olan bilim, günü­müzdeki gelişmişlik düzeyine, geçmişten günümüze büyük çabaların sonucunda ulaşmıştır.

Bilim tarihi, nesnel bilginin ortaya çıktığı ve gelişimi açısından dört aşamada açıklanabilir. 

1. Mezopotamya ve Mısır’da Bilim

İlk uygarlıkların yerleşim merkezi olan Dicle, Fırat ve Nil ne­hirlerinin kıyıları aynı zamanda ilk bilimin ortaya çıktığı yer­lerdir. M.Ö. 3000'lerde, Mezopotamya’da kurulan Sümer uy­garlığının, özellikle matematik işlemlerinde çok ileri düzeyde hesaplamalar yaptıkları bilinmektedir. Mısır uygarlığı mate­matik, geometri, astronomi ve tıp bilimi alanlarında bilimsel çalışmaların kapsamını genişletmiştir.

2. Eski Yunan'da Bilim

M.Ö. 600'lerde başlayan Yunan uygarlığı mitolojinin etkisin­den çıkıp aklın, yani felsefenin etkisine girmiştir. Thales ve diğer düşünürler, doğa felsefesi ile bilimsel çalışmalara kat­kıda bulunmuşlardır. Bu dönemde bilim adamlarıyla filozof­lar aynı kişilerdi.

Bu dönemde Aristoteles, biyolojik varlık alanı ile uğraşmış, ilk defa canlıları sınıflandırmıştır. Arschimedes (Arşimed) mekanik ile Galenos (Gailen) ise fizyoloji ile uğraşmıştır. Bu çalışmalar daha sonradan deneysel bilim olan doğa bilimle­rinin ilk adımlarını oluşturur.

3. Ortaçağ'da Bilim

Roma İmparatorluğu'nun M.S. 5. yüzyılda yıkılmasıyla 15. yüzyılda Rönesans’ın doğuşu arasındaki bin yıllık dönemde Batı Avrupa’da düşünce sisteminin merkezi olarak Hıristi­yanlık kabul edildi. Bir düşünceyi ya da buluşu önermeden önce, Hıristiyanlıkla bağdaştığının inananlara garanti edil­mesi gerekiyordu. Böylece, hangi düşüncelerin Hıristiyanlık­la uyumlu hale getirilebileceğinin, hangilerinin reddedilmesi gerektiğinin belirlenmesi için antik çağın en büyük filozofla­rının eserleri inceden inceye irdelendi. Dönemin sonuna doğru, zamanın büyük düşünce sistemlerini uyumlu bir bü­tün haline getiren bir dünya görüşü ortaya koyan Aquıno’lu Thomas’ın yazılarında bu senteze ulaşıldı.

Ortaçağ Avrupa’sında Hıristiyanlığın etkisiyle bilimsel çalış­malar terk edilerek, dinsel dogmaların akılla açıklanması yo­lu benimsendi. Bilim, incilin izin verdiği kadarıyla yapıldı.

Kilisenin düşünce üzerindeki yetkisi gevşediğinde, pek çok insan sadece aklın kullanılmasıyla dünyanın bilgisine ulaşı­labileceğine inanmaya başladı. Felsefede bu gelişme akılcı­lık olarak bilinir. Bu gelişmeyi Descartes başlattı, onu, akılcı felsefenin önemli simaları olan Spinoza ve Leibniz izledi. Ortaçağ Avrupası’nda bilimin gerilemesine karşın, doğuda İslam’ın etkisiyle gelişmeye başlamıştı. İslam dünyasında, dinin bilime verdiği önem sonunda, müslüman ve müslü- man olmayan bilim adamları büyük bir bilimsel çaba içine girerek, yeni bir bilimsel çağı başlatmıştır. Öncelikle, Yu­nan, Hint, İran ve diğer uygarlıklardan yapılan çeviriler, İslam dünyasına aktarıldı. Bu çalışmalar M.S. 9, 10 ve 11. yüzyıl­larda en üst noktaya ulaşmıştı.

4. Rönesans'ta Bilim

Ortaçağın etkisinden kurtulan Avrupa, 15. ve 16. yüzyıllar­da Rönesans hareketini yaşadı. Rönesans “yeniden do­ğuş” demektir. Eski Yunan uygarlığındaki aydınlanma dö­nemini yeniden başlatmak isteyen batı düşünürleri felsefe ve bilimde çok önemli çalışmalar yaptılar. Öncelikle evreni din ile değil, akıl ile açıklamaya başladılar. Özellikle F. Bacon ve Roger’in etkisiyle, rönesans döneminde deneyi temel alan doğa bilimlerine yönelme olmuştur. Felsefe ile bilimin sınırları çizildi. Bu dönemde bilim giderek felsefeden ayrıl­maya başlamıştır.

Bu dönemde, Aristoteles'in fizik bulgularıyla desteklenmiş, Batlamyus’un yer merkezli evren kuramı (Geosantrik), Kopernik tarafından çürütülerek yerine güneş merkezli evren (Helyosantrik) kuramı getirilmiştir. Kopernik aynı zamanda insan merkezli evreni (Egosantrik) kaldırarak, güneş mer­kezli (Helyosantrik) evren anlayışını getirerek, modern çağın en önemli olayını gerçekleştirmiştir.

Kopernik’in devrimi, Kepler ve Galileo'nun çalışmalarıyla desteklendi. F. Bacon’un bilim üzerinde yaptığı bilim felsefe­si ve Descartes’ın yöntem arayışı, bilimsel çalışmaların öne­mini iyice arttırdı. Newton, klasik fiziğin temel yasalarını or­taya koydu. Huygens, Böyle ve Gassandi'nin çalışmalarıyla bilim, artık modern dönemin tek bilgi kaynağı olmuştur.

5. Rönesans'tan Sonra Blim

Descartes'la başlayan yöntem sorunu J. St. Mill tarafından ele alındı. "Mantık Sistemleri” adlı kitabında Mill’in çağdaş doğa bilimlerinin yöntem sorununa bir çözüm getirmesi, bi­limlerin felsefeden ayrılması sonucunu doğurdu. Claude Bernard modern biyolojiyi, Auguste Comte sosyolojiyi kur­du. Wilhelm Wundt ve Fechner'in çalışmalarıyla da deney­sel psikoloji kuruldu. 20. yy.’ın ortalarına gelindiğinde ise, fi­zikte devrim niteliğinde gelişmeler oldu ve modern fiziğin te­melleri atıldı; Max Planck'ın kuantum kuramı, Albert Einstein'in görecelik kuramı, Werner Heishenberg'in olasılık kura­mı fizikte yerini aldı.

Bilime Farklı Yaklaşımlar

Bilim, tarihi süreç içerisinde farklılaşmış ve bu durum bilime karşı farklı yaklaşımları ortaya çıkarmıştır.

Bunlar;

-    Bilimi bir ürün olarak anlamaya çalışan yaklaşım

-    Bilimi bir etkinlik olarak anlamaya çalışan yaklaşım

1. Ürün Olarak Bilim

Bu görüş bilimi ve bilimsel kuramı, bilim adamının kişisel et­kinlikleri sonucunda ortaya çıkan bir ürün veya bitmiş bir so­nuç olarak ele alır. Bu görüşü 20. yüzyılın başlarında poziti­vizm etkisiyle gelişen Mantıkçı Pozitivistler savunmuşlardır.

H.Reichenbah bilimi anlamak için bilim dilini çözümlemekle işe başlar. Konuşma dilinin hataları, bilime de yansıdığı için, dili iyi çözümleyerek belirsizlikleri ortadan kaldırmayı amaçlar. Bunu da dili, sembolik bir diziye çevirerek yapabi­leceğini düşünür.

Bu yaklaşıma göre, bilimi anlamak için bilim diye ortaya konmuş ürünlere bakmak gerekir. Bu yaklaşımda söz konu­su bilimsel metinler, sembolik mantığa çevrilir, ortaya çıkan ürüne bakılarak onun mantığı bulunmaya çalışılır (Mantıkçı Pozitivizm). Çünkü, sembolik mantıkla söz konusu metinler açıklığa kavuşturulabilir.

Burada önemli olan, bir önermenin doğrulanabilir olup ol­mamasıdır. Doğrulanabilir olan önerme, anlamlı (Bilgi verici) önermedir. Bu açıdan, yalnız bilimin önermeleri anlamlı önermelerdir. Anlamlı bir cümle veya önerme olgusal olarak doğrulanabilir biçimdedir. Eğer doğrulanma biçimine uymu­yorsa anlamsızdır.

Mantıkçı pozitivizmin anahtar kavramı olan doğrulama kav­ramını, R. Carnap en gelişmiş biçimiyle ifade eder. Carnap'a göre, sembolik mantık doğru ya da yanlış bilgi vermez. O, yalnız bilimlere ait metinleri anlamak için çözümleyici bir ge­reçtir.

Bilim felsefesinin amacı, doğrulanabilir önermelerden yola çıkarak yeni kuramlar oluşturmaktır. Mantık kurallarıyla öne sürülen varsayımlar, deney ve gözlemle doğrulanırsa kuram geçerli, yanlışlanırsa geçersiz ve çürütülmüş olur. 

Bu yaklaşıma göre, bilim tümevarım yöntemini kullanır. Fakat Carnap'ın bu görüşleri Karl Popper tarafından çok ciddi eleştirilmiştir. Carnap'ın doğrulanabilirlik ölçütü tümevarıma dayanmaktaydı. Popper'a göre, doğadaki herhangi bir olayı veya olguyu tümevarım ile doğrulamak imkansızdır. Bu yüzden bilimin yöntemi tümevarım değil; tümdengelim olmalıdır. Bilimselliğin ölçütü de doğrulama değil, yanlışlama olmalıdır.

Ürün Olarak Bilime Yapılan Eleştiriler 

  1. Farklı alanlara ait bilimleri tek bir bilime (Fizik) indirge­mek, gerçeğin değişik boyutlarını anlamayı engeller.
  2. Bilimin bağımsız, kendine özgü kurallar koyma niteliği önemlidir. Ancak bilim, insan topluluğunun ortaklaşa oluşturduğu kültürel üründür.
  3. Bilimin ilerleyişi tekdüze değildir. Bilimlerdeki ilerleyişte zikzaklar, sıçramalar vardır. Bunlar ilerlemeyi çabuklaştı­rır.
  4. Bilim "temel bilim" haline gelmemiştir. Her bilim kendi içinde de alt disiplinlere ayrılmıştır.

2. Etkinlik Olarak Bilim

Bu yaklaşıma göre bilim, bilim adamının içinden geldiği top­lumun etkisindedir. Bundan dolayı bilimi anlayabilmek için, bilimsel çalışmayı ortaya koyan insan topluluğunun iç yapı­sını, inançlarını, ilişkilerini incelemek gerekir.

Bu yaklaşımın temsilcileri S. T. Kuhn ve S. Toulmin’dir. Kuhn; bilimi, bilim adamları topluluğunun etkinliği olarak inceler.

Kuhn; bilimsel süreci oluşturan adımları bir sıra ile açıklar. Bu süreç kendini yenileyerek devam eder. Bilim, statik (dur­gun) değil, devamlı hareket halinde ilerleyen bir etkinliktir.

Bilim öncesi dönem, tüm bilimler için bir tür hazırlık dönemi­dir. Bu dönemde bilimsel olsun olmasın çeşitli yöntemler kullanılır. Kuhn, etkinlik olarak bilimi açıklarken paradigma kavramını kullanır. Paradigma, belli bir insan topluluğunun görüşü veya bilim adamının dış dünyayı açıklamada kullan­dığı bakış açısıdır. Örneğin, Kopernik’in güneş merkezli sis­temi, astronomların evrene bakış açısını belirleyen bir para­digmadır. Eğer paradigma, yeterli sayıda bilim adamları ta­rafından destekleniyorsa, bu paradigma etrafında toplanan bilim adamları topluluğu meydana gelir.

Bilimsel Yöntemin Özellikleri

Bilimsel Yöntem

Bilim, evrende yaşananları anlamak için olguları betimleme ve açıklamaya yönelir. Bilimsel yöntem ise betimleme ve açıklama yollarını içeren bir süreçtir. Bilim adamları bilimsel yöntemi kullanarak problem olarak gördükleri olayların ne­den - sonuç ilişkisini araştırırlar. Evrende, geçerli ve güveni­lir bilgi elde etmek için "Bilimsel Yöntem” kullanılır.

 Bilimsel yöntemin kullanılması için bir problemin olması zo­runludur. Sonra bu problemi ortaya koyan nedenler bulunur, neden - sonuç ilişkisi araştırılır. Araştırmanın yapılabilmesi için şu aşamalar gerçekleştirilir;

a) Betimleme (Tasvir) Aşaması

Problem, anlaşılır bir biçimde tanımlanır ve diğer benzer olaylardan arındırılır. Daha sonra gözlem aşamasına geçilir. Gözlem aşamasında öznelliği ortadan kaldırmak ve nesnel­liği sağlamak için çeşitli araç - gereçler kullanılabilir. Gözlem aşamasındaki bulguları desteklemek veya yeni bilgilere ulaşmak için deney aşamasına geçilir. Araştırmacının oluş­turduğu şartlar doğrultusunda deney yöntemi kullanılarak nesnel sonuçlara ulaşılmaya çalışılır.

b) Açıklama Aşaması

Bir olayı meydana getiren öğeler ortaya konur. Bu aşamada belirlenmiş olguları ifade eden genellemelere ulaşılır. Genel­lemelerin nedenlerini açıklamak için hipotezler kurulur. (Hi­potez, doğruluğu ya da yanlışlığı henüz tespit edilmemiş taslak halindeki açıklamalardır.) Hipotezler geçici olarak ol­guları açıklamada kullanılır. Daha sonra hipotezlerin olguları açıklamada yeterli olup olmadıkları test edilir. Doğrulanan hipotezler düzenlenerek kurama ya da buluşa ulaşılır. Ku­ramlar ya da buluşlar farklı bilimsel çalışmalarla destekle­nerek bilimsel yasa haline dönüştürülür.

c) Bilimsel kuram

Olguları sistematik bir biçimde ve deneysel verilere dayan­dıran geniş kapsamlı açıklamalardır.

Bilimsel Kuramın Aşamaları

Hipotez: Olguları açıklamak için kabul edilen varsayım­lardır.
Kuram: Sınanmış, doğrulanmış hipotezlerin yasa öncesi en güçlü nedensel açıklama modelleridir.
Yasa: Her bilimsel buluşun (Kuram) tek tek olguları değil de olgular sınıfını açıklayarak birer kanun haline gelmesidir.
Öndeyi: Olgular arasındaki ilişkilerden oluşturulan genel­lemelerden yararlanarak henüz olmamış bir olguyu önce­den kestirmedir.

Bilimin Değeri Üzerine Farklı Görüşler

Bilimin Teknolojik Değeri

Bilimin saf bilgisi, pratikte uygulama amacına göre iyi veya kötü olarak ortaya çıkar. Bilimin pratikte uygulanmasına ise teknoloji denir. Teknoloji, bir tür bilimsel bilginin kullanımı sonucu elde edilen araç gereçlerdir. Teknoloji, insan yaşa­mını kolaylaştırmak için üretilir. Ancak teknolojiyi, kullananın niyetine göre faydalı veya zararlı olabilir.

Bilimin Ahlaki Değeri

Bilim ve teknoloji, insanlığı daha ileri götürebileceği gibi, in­sanlığı yok da edebilir. Ahlaki ve manevi değerler, insanlara ait olgulardır. Bilim, teknolojiyi kullanana göre iyi veya kötü olabilir. Bu anlamda bilimin en büyük yararının ve değerinin “ahlaki” yararı ve değerinde bulunduğu bile söylenebilir. Çünkü dünyanın küçüldüğü, bütün insanların farklı ırk, milli­yet, cinsiyet, din ve ideolojileriyle birbirleriyle yakın ilişkiler içine girmek zorunda kaldıkları bir dünyada yaşıyoruz. Bu durumda, barışın sağlanması için gerekli olan temel ahlaki nitelikler, her halde yukarıda sözünü ettiğimiz niteliklerdir.

Bilimin Entelektüel Değeri

Bilim insanlara belli bir dünya görüşü oluşturma, dünyaya bilim açısından bakma ve anlama imkanı verir. Bilimsellik sonucu insanlar yaşadığı toplumu, devleti ve dünyayı daha güzel ve yaşanabilir hale getirerek, huzur, barış ve hoşgörü atmosferinde aydın toplum bireylerinin yetişmesini sağlar. Bilim ve bilimsel bilgi hayatla iç içedir, insanın geliştikçe evren, insan ve yaşam hakkındaki sorularımıza cevap bulma isteği de artmaktadır.

İnsanın entelektüel yönü, insanı tüm canlı ve cansız varlığın ötesine taşınmış doğaya egemen hale getirmiştir.