Felsefe

Bilim Felsefesi

Bilimin yapısını, işleyişini ve ürettiği bilgiyi sorgulayan felsefe dalıdır. Bilim insanın ihtiyaçları ve merakının bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bilimde doğada görülen olayları hipotezler yoluyla açıklama esastır. Doğa olayları bilim adamları tarafından neden ve sonuçlarıyla birlikte genişçe irdelenir. Anlama tutkusunun bir sonucu olan felsefe yaşamla doğrudan ilişkili olan bilimi de rahat bırakmayarak sorgular.

Bilim felsefesinin önem kazanmasına neden olan asıl olay 20. yüzyılın başlarında büyük bilim adamlarının ortaya çıkmasıyla bilimde yaşanan büyük ilerlemelerdir. Bu dönemde bilimin gerçeğe ulaşma konusundaki tekliği ve bilimle her şeyin bilinebileceği düşüncesi yaygınlaşmıştır. Bu nedenle bilimden farklı çalışan ve felsefenin bir alt dalı olan bilim felsefesi bilim ile gerçek ilişkisini, bilimin yapısını, işlevini ve yöntemini, işleyiş sürecini ve doğruluk ölçütünü geniş çapta inceleme gereği duymuştur. Bu incelemenin kendisi felsefeye bilimle ilgili temel problemleri çözümlemek üzere sunar.

Bilimin Serüveni

Bilimi bugünkü yüksek gelişmişlik düzeyine çok uzun bir tarihsel süreçle erişmiştir. Bilimin sağladığı teknik gelişmeler bilim yapmayı da kolaylaştırdığı için bilim geometrik bir artış göstermiştir. Son iki yüzyılda bilim çok gelişmiş ve insanoğlu doğa ile ilgili binlerce yıldır sorduğu soruların bir kısmına cevap bulmuştur. Bilimin bu ilerleyişi tarih içinde farklı medeniyetlerin katkısı ile gerçekleşmiştir. Ortaçağ karanlığından İslam dünyası ile tanışarak kurtulan batı, özellikle 15. yüzyılından itibaren büyük bir aydınlanma dönemini girmiş ve günümüz biliminin önemli bir kısmını ortaya koymuştur. 19. asırla birlikte bilim sanayiye dönüşerek insanın hayatını kuşatmıştır. Bu dönemde bilim yapılan savaşların kaderini de belirlediği için insanların bilime olan hayranlığı artmış, bilim adeta bir din gibi algılanmaya başlanmıştır.

20. yüzyıl bilimin en çok tartışıldığı dönem olmuştur. Bu dönemde bilimde devrim niteliğinde kurumlar ortaya atılmıştır. Einstein, Planck ve Heisenberg gibi parlak bilim adamları sayesinde hız, zaman ve mekan gibi kavramlar bilimsel açıdan tartışılmaya açılmış, bilimin yanılabilir ve düzeltilebilir olduğu fikri ortaya konmuştur. Bu da ister istemez bilimin anlamının ne olduğu tartışmasını doğurmuştur.

Bilimin Ne Olduğu Problemi

Bu konuda temel olarak iki görüş ortaya atılmıştır. Bunlardan ilki bilimin elde edilmiş bilgilerden oluşan bir ürün olduğu görüşüdür. İkinci görüşe göre ise bilim, bilim insanlarının yaptığı bir etkinliktir. Birinci görüşü genellikle pozitivist olarak adlandırılan filozoflar savunmuştur. Mantıkçı pozitivistler, doğada tecrübe edilmeyen bütün metafizik kavramları reddetmişlerdir. Bu görüşe göre doğrulanabilirlik bilimselliğin temel ölçütüdür. Bu görüşe birçok eleştiri getirilmiştir. K. Popper doğrulanabilirliği ölçüt olarak kabul eden yaklaşımı şiddetli bir şekilde eleştirmiştir. Ona göre sınırlı sayıdaki verilerle bir genellemeye ulaşmak mümkün değildir. Yani istatistiksel veriler bilim için yeterli değildir.

İkinci görüşe göre de bilim, bilim insanlarının faaliyeti olduğu için bilim insanlarından bağımsız düşünülemezler. Bilimsel bir teori onu ortaya koyan bilim adamının yaşadığı koşullar ve hayata bakışı ile doğrudan ilgilidir. Bu yüzden paradigma denen kavram ortaya konmuştur. Paradigma; hangi yöntem veya teknikle neyin nasıl araştırılacağını ortaya koyan bir taslaktır. Birden fazla insanın çabasını içerdiği için değerlidir. 

Klasik Görüş ve Eleştirisi

19. yüzyılda August Comte önderliğinde sistemleşen pozitivizm Newton'cu bilim modelini temel alarak kendi ilkelerini bilime yüklemiş, bilimin nasıl olması gerektiğini belirlemiştir. Bir bilim ideolojisine dönüşerek bilimi tabulaştıran bu anlayış bir sonraki yüzyılda ortaya atılan yeni kuramlarla sorgulanmaya başlanmıştır. Bu anlayışa göre bilimsel bilgi doğaya egemen olmayı mümkün kıldığı için diğer bilgilerin üzerinde bir üstünlüğe sahiptir. Bilim, duygulardan bağımsız nesnel bir faaliyettir ve bulguları kesindir. Tarih çizgisinde bilim sürekli olarak birikimli ilerler. 

Klasik görüş çeşitli açılardan eleştirilmiştir. Öncelikle doğaya egemen olmak yerine doğa ile uyumlu yaşamak daha doğru bir eylemdir. Bilimsel bilgi paradigmalar çerçevesinde şekillendiği için nesnel ve kesin değildir. Bilimde salt bir birikimli ilerleme yoktur. Dönemsel farklılıklar farklı bilim anlayışlarını geliştirir. Varlığın çok boyutu olduğu için tek bir bilimsel metotla varlığa sınır çizmek akılcı değildir. Ayrıca insan hayatında tek etkin faktör bilim değildir. Sanat, spor, kültür, felsefe ve din gibi bir çok alan insan hayatına doğrudan etki yapar. Bu gibi nedenlerden dolayı klasik bilim anlayışının doğru bir yaklaşım olmadığı ifade edilmiştir.