Coğrafya

İnsan ve Doğa Etkileşimi

İnsan ve doğa sürekli etkileşim içerisindedir. Bu etkileşim insan oğlunun doğada var olmaya başlamasından bugüne sürekli devam etmiştir. İnsan ve doğa etkileşimini birkaç başlık altında inceleyeceğiz.

Doğadaki Ekstrem Durumlar

Dünya üzerindeki doğa olayları her zaman normal sü­reci içinde gerçekleşmez. Bazen normal süreçlerinin dışına çıkarak o güne kadar görülmeyen ya da çok en­der görülen doğa olayları şeklinde gerçekleşir. Norma­linin dışında gerçekleşen bu doğa olayları ekstrem doğa olayları olarak ifade edilir.

Ekstrem doğa olayları; klimatolojik, jeolojik ve hidrolo­jik karakterli olmak üzere üç grup altında toplanabilir.

Klimatolojik Karakterli Ekstrem Olaylar

Ekstrem Sıcaklıklar (Aşırı sıcak ve so­ğuklar)

Bir yerde o güne kadar görülmeyen aşırı sıcak ve so­ğukların yaşanması, başta insan olmak üzere birçok canlı türünün yaşamını olumsuz etkilemektedir. Bugü­ne kadar yeryüzünde ölçülen en yüksek sıcaklık değe­ri 13 Eylül 1922 tarihinde Libya’nın El Aziz kentinde 57 °C olarak ölçülmüştür. Dünya üzerinde ölçülen en dü­şük sıcaklık ise 21 Temmuz 1983 tarihinde Antarkti­ka'da -89,2 °C olarak ölçülmüştür.

Hava sıcaklığında görülen uç değerlerin doğal sistemler üzerindeki en büyük etkisi kuraklıktır. Bir yer­de hava sıcaklığının uzun süre aşırı yüksek veya dü­şük değerler göstermesi kuraklığa neden olur. Bu sü­renin uzaması kuraklık şiddetini daha da artırır.

Türkiye'de de aşırı sıcaklar ve aşırı soğuklar ile kurak­lıklar görülebilmektedir. Bunda Türkiye’nin orta kuşak­ta yer almasının etkisi vardır. Bu nedenle kutuplardan gelen soğuk hava kütleleri ile tropikal bölgelerden gelen sıcak hava kütlelerinin etkisi altına girmektedir.

Sibirya oluşumlu karasal hava kütlesi ile denizel kutbi hava kütlesinin ülkemizi etkilemesi ve belirli bir süre etkisinin devam etmesi, aşırı soğukların yaşanmasına neden olur. Örneğin, Türkiye’de bugüne kadar ölçülen en düşük sıcaklık 9 Ocak 1990 tarihinde Van’ın Çaldı­ran ilçesinde -46,4 °C ölçülmüştür. Söz konusu hava kütlelerinin etkili olduğu dönemlerde insan yaşamı olumsuz etkilenmekte, akarsular ve göller donmakta, hidroelektrik enerji üretimi aksamakta ve büyük eko­nomik kayıplar yaşanmaktadır.

Ülkemizde aşırı sıcakların meydana gelmesinde ise, karasal tropikal hava kütlesinin (Basra alçak basıncı) belli dönemlerde güney ve güneydoğu yönlerinden etkili olması yatmaktadır. Özellikle Güneydoğu Anado­lu’da yaz aylarında bu etki daha fazla hissedilmektedir. Örneğin, Türkiye’de bugüne kadar ölçülen en yüksek sıcaklık 14 Ağustos 1993 tarihinde Mardin’de 48,8 °C ölçülmüştür. Türkiye’de aşırı sıcaklıkların yaşandığı dönemlerde akarsu, göl ve barajlardaki su seviyeleri düşmekte, içme ve kullanma suyu sıkıntısı çekilmekte, tarımsal verim düşmekte ve insan sağlığı olumsuz et­kilenmektedir.

Şiddetli Rüzgârlar ve Fırtınalar

Kasırga, hortum ya da tayfun gibi adlarla tanımlanan şiddetli rüzgâr veya fırtınalar çok büyük can ve mal kaybına yol açan hava olaylarıdır. Bu hava olayları sü­rekli alçak basınç alanları olan tropikal bölgelerde ani ve büyük basınç farklarına bağlı olarak ortaya çıkmak­tadır.

Saatteki hızları 300 km’yi bulabilen rüzgârlar, Güney Yarım Küre'de saat ibresi yönünde, Kuzey Yarım Küre’de ise saat ibresinin tersi yönünde dönerek ilerler. Bünyelerine aldıkları nem yükseklerde yoğuşarak şid­detli yağmurlar olarak yeryüzüne düşer. Şiddetli rüzgârlar karaya ulaştıklarında giderek hız kaybetse de yağışlarla birlikte büyük hasara neden olabilirler. Ayrıca estiği denizde veya okyanusta suları kabartarak büyük dalgaların oluşmasına ve su baskınlarına ne­den olur. Çok sayıda insan yaşamını yitirerek, evlerin yıkılmasına yol açar.

Kasırga, hurricane, hortum gibi şiddetli rüzgârlar daha çok Orta Amerika, Güneydoğu Asya, Avustralya gibi yerlerde etkisini gösterir. Şiddetli rüzgâr ve fırtınaların etkisi Türkiye’de fazla görülmez. Bu durumun nedeni de Türkiye’de tropikal alçak basınç alanının fazla etki­li olmamasıdır.

Jeolojik Ve Jeomorfolo­jik Karakterli Ekstrem Olaylar

Tsunami

Deniz tabanında oluşan depremin, deniz tabanını ani olarak yükseltmesiyle deniz suyu dalgalar şeklinde kı­yıya doğru hareket eder. Başlangıçta dalgalar arasın­daki uzaklık fazla iken kıyıya doğru yaklaştıkça dalga­lar birleşerek 30 - 50 metre yüksekliğe kadar ulaşır. Tsunamiler su kütlelerinin fazla olduğu okyanuslarda daha etkili olmaktadır. Bununla birlikte volkanik faali­yetler de tsunamilere neden olabilir.

26 Aralık 2004 tarihinde Endonezya’nın Sumatra Ada­sı açıklarında 9 büyüklüğünde yaşanan deprem son­rası meydana gelen tsunami sonucu Güneydoğu As­ya’da, 10 ülkede 150 000'den fazla kişi hayatını kay­betmiştir. Aynı şekilde 22 Mayıs 1960'ta Şili'de meyda­na gelen depremin sonucunda oluşan tsunami dalga­ları Şili, Japonya, Hawai, Filipinler gibi birçok alanda can ve mal kayıplarına yol açmıştır.

endonezya sumatra tsunamisi

Depremler

Çok sık görülen doğa olayı olan depremlerin çoğunun şiddetleri az olduğu için insanlar tarafından hissedil­mez. Ancak, yıkıcı olan depremler doğada çeşitli deği­şimler meydana getirir. Bu değişiklikler;

  • Tsunamilerin oluşması,
  • Zeminde sıvılaşmanın olması,
  • Fayların oluşması,
  • Göl ve yer altı su seviyelerinde değişmelerin olması,
  • Kaynak ve kaplıca sularının kimyasal ve fiziksel özelliklerinde değişmelerin olması,
  • Kütle hareketlerinin(heyelan, toprak kayması, çığ) olması,
  • Akarsu yatakları ile kıyı şeridinin yer değiştirmesi şeklinde sıralanabilir.

1550 yılında Çin’in Shensi kentinde yaşanan ve 830 000 kişinin yaşamını yitirdiği deprem, tarihe can ve mal kaybının en fazla olduğu deprem olarak geçmiştir. Türkiye’de, 1939'da Erzincan'da meydana gelen ve 30 000 civarında insanın yaşamını yitirdiği deprem, ül­kemizdeki en şiddetli deprem olarak tarihe geçmiştir.

Volkanik Olaylar

Volkanik faaliyetlerin oluşumu ve devamında bazı eks­trem durumlar ortaya çıkabilir. Patlamalar sonucu bol miktarda malzemenin yeryüzüne püskürmesi ile bir yandan volkanik araziler oluşurken, bir yandan da du­man ve küller atmosferi kaplayarak güneş ışınlarının yeryüzüne gelmesini engeller. Bunun sonucunda sı­caklık değerlerinde kısa veya uzun süreli sıcaklık düş­meleri görülebilmektedir. Ayrıca çok sayıda insan ya­şamını yitirebilmektedir. Örneğin, 1883 yılında Endo­nezya’daki Krakatau Yanardağı’ndaki patlama sonucu binlerce insan yaşamını yitirmiştir.

Okyanus tabanında meydana gelen püskürmeler ise deniz suyunda sıcaklığı artırabilmekte, bunun sonu­cunda okyanuslarda yaşayan çok sayıda canlı olum­suz olarak etkilenebilmektedir. Buzul bölgelerindeki volkanik püskürmeler ise buzulların hızla erimesine neden olmakta ve buzul erimeleri sonucunda büyük sel felaketleri yaşanabilmektedir.

Heyelanlar

Yeryüzünde çok yaygın olarak görülen ve sık aralıklar­la meydana gelen kütle hareketleri arasında heyelan­lar önemli bir yer tutar. Heyelanların oluşumunda ara­zi yapısının eğimi ve aşırı yağışların etkisi fazladır.

Heyelanlara bağlı olarak meydana gelen doğal olaylar şunlardır:

  1. Bağ, bahçe ve tarla gibi tarım alanlarındaki verimli topraklar, heyelanla taşınan verimsiz materyallerle örtülmektedir.
  2. Doğal hayat kesintiye uğramakta, bazı canlılar yok olmaktadır.
  3. Ağaçlar ve bitkiler, toprak tabakası ile birlikte yerin­den sökülerek aşağı doğru taşınır. Bölgede bitki örtüsünün özelliği bozulur.
  4. Göller ortaya çıkmakta, akarsuların yatağı değiş­mektedir.

Hidrolojik Karakterli Ekstrem Olaylar

Aşırı Yağışlar

Uzun yıllar boyunca elde edilen maksimum yağış orta­laması üzerindeki yağış değerleri aşırı yağışlar olarak ifade edilir. Sel ve taşkınlar aşırı yağışların ortaya çı­kardığı en önemli sorunlardır. Sel ve su baskınları ba­zen çok tehlikeli boyutlara varabilir.

Kuraklık

Yağışların kaydedilen normal değerlerin önemli ölçü­de altına düşmesi kuraklığa neden olur. Kuraklık, ge­nellikle yavaş gelişir ve etkisi uzun sürelidir. Ayrıca et­ki alanı diğer doğal afetlere göre daha geniştir.

kuraklık

Kuraklık hesaplarında, bir bölgedeki yağış ve buhar­laşma arasındaki dengenin uzun süreli ortalaması göz önünde bulundurulur. Yüksek sıcaklık, şiddetli rüzgâr ve düşük nem kuraklığın oluşmasında etkili olan fak­törlerdir. Örneğin; 1907'de Çin’de etkili olan kuraklık ve sonucunda açlık nedeniyle 24 milyon insan zarar görmüştür.

Bir bölgede uzun süreli kuraklığın görülmesi;

  • Tarımsal ürünlerde azalma,
  • Otlaklarda ve ormanlık alanlarda azalma yangınlarda artma,
  • Yer altı ve yer üstü su seviyesinde düşme,
  • Hayvan ölüm oranlarında artma
  • Balık türlerinin zarar görmesi veya yok olması olay­larına yol açabilir.

Doğal ve Beşerî Süreçler Arasındaki Etkileşim

İnsanlar yaşamın ilk dönemlerinde doğal sistemlerin onlara çizdiği sınırlar içeriside hayatlarını devam ettirmişlerdir. Ancak zamanla insanoğlunun Dünya'yı tanımasıyla ona hükmetme isteği uyanmıştır. Özellikle makine gücünün kullanılmaya başlandığı sanayi devriminden sonra insanların doğaya müdahalesi hız kazanmıştır. Günümüzde insanların doğayla mücadelesi en üst düzeye ulaşmıştır. Hatta diyebiliriz ki günümüz dünyasında doğaya karşı girişilen hoyratça savaş bazı durumlarda doğanın işleyişine ciddi manada zararlar vermektedir.

Beşeri sistemler ile doğal sistemler arasındaki etkileşimi en iyi örneklerle anlayabiliriz. Bunun için birkaç önemli örnekten bahsedelim.

Manş Tüneli

İngiltere ile Fransa'yı Manş Denizi'nin altından birbirine bağlayan tünel Manş Tünelidir. Bu tünel aynı zamanda yeryüzünün en uzun su altı tünelidir. 50,5 kilometre uzunluğundaki tünelin 37,9 kilometresi su altındadır. Tünel deniz seviyesinin yaklaşık 91 metre altında inşa edilmiştir. Aralarında yaklaşık 30 metre bulunan iki demir yolu tüneli ile bunları birbirine bağlayan ser­vis tünellerinden oluşmaktadır.

Kaliforniya’daki Central Valley Projesi

Günümüzde çöl alanları bile yapılan sulama projeleri ile verimli tarım alanlarına dönüştürülebilmektedir. Ör­neğin, sulama projesi sayesinde Kaliforniya’da eski çöl alanı olan Central Valley, verimli bir tarım alanına dönüşmüştür. Vadinin yukarı kesimlerindeki barajlarda depolanan sular, kanallarla güneydeki kurak alanlara bağlanmıştır. Böylelikle çöl alanlarında turunçgil yetiş­tirilmeye başlanmış, hayvanlar için otlaklar oluşturul­muştur. Bunun sonucu olarak bölgenin nüfusu hızla artmakta ve tarım arazileri şehirleşme tehdidi ile karşı kar­şıya kalmaktadır.

central valley projesi

Libya Yapay Nehir Projesi

Çöl bölgelerini tarımsal arazilere çevirmeye yönelik bir proje de Libya’da uygulanmaktadır. Bu projeyle ülke­nin güneyindeki yer altı sularının, sulama yapmak amacıyla kuzeyde yer alan sahil kesimlerine taşınma­sı amaçlanmaktadır. Bu projeyle çöl bölgelerine gün­de 5 milyon metreküp su taşınması hedeflenmektedir. Proje tamamlandığında su taşım hattının uzunluğu 4000 km’yi bulacaktır. Bu yönüyle Dünya’nın en büyük su nakil projesidir.

İsviçre ve Dağlar

İsviçre'nin yaklaşık % 60’nı yükseltileri yer yer 4000 metreyi bulan Alp Dağları oluşturur. İsviçreliler, Alp Dağları'nın bu olumsuz koşullarına rağmen, uzun tü­nel ve viyadükler yaparak ülkenin her bölgesine kara yolu ve demir yolu ulaşımını sağlamayı başarmışlardır. Ayrıca bu dağlık alanları kış turizminde değerlendir­mişlerdir. İsviçre’de toplam turizm hareketlerinin % 60’ından fazlası Alp Dağları bölgesinde yoğunlaşmış­tır. Bu durum bölgeler arası eşitsizliği ve göçü azalt­mıştır. Ayrıca kış turizmi ülkeye büyük oranda döviz girdisi sağlamıştır.

Kıyı Bölgelerinin Doldurulması

Toprakların yerleşme, ulaşım, sanayi ve tarım için az olduğu veya nüfusa göre yetersiz olduğu ülkeler kıyı bölgelerini doldurarak çeşitli amaçlarla değerlendir­mektedir. Bu duruma Hollanda, örnek olarak verebilir.

Hollanda kıyılarının büyük bölümü deniz seviyesinde veya deniz seviyesinin altındadır. Ülke taşkınlara karşı doğal ve yapay birimlerden oluşan bir kıyı koruma ya­pısı ile korunmaktadır. Ülkede kıyı alanındaki yerleş­meler, barajlar ve setlerle Dünya’daki en kapsamlı kıyı koruma sistemiyle korunmaktadır.

Japonya da, Hollanda gibi kıyı bölgelerinin doldurul­masıyla toprak kazanan ülkelerden biridir. Japon­ya'nın Aichi Bölgesi’ndeki Nagoya Hava Alanı karadan getirilen malzemelerle denizin doldurulmasıyla oluştu­rulmuştur. Japonya diğer alanlarda olduğu gibi, bu alanda da teknolojinin bütün olanaklarını sonuna ka­dar kullanmıştır.

Doğanın Yakın Geleceği

21. yüzyılın küresel iklim değişimleri önceki yüzyıllara göre daha kuvvetli olacaktır. Sıcaklık ekstremlerinin; deniz ve kara buzullarında azalmalara, şiddetli tropikal fırtınalarda artışlara yol açması beklenmektedir.

Dünya var olduğundan bu yana doğal olayların seyrin­de değişmeler meydana gelmiştir. İklim değişmeleri, kara ve denizlerin alanlarında değişmeler, buzulların kapladığı alanlar gibi. Bunlarda jeolojik zamanlar için­de değişmeler olmuştur. Günümüzde de bunlar ve benzeri konularda değişmeler olmaktadır, ancak bu değişimler önceki yüzyıllara göre daha kısa zaman di­liminde meydana gelmektedir.

Karbondioksit, metan ve diazotmonoksit gibi gazlar Güneş’ten gelen ve yerden yansıyan ışınları tutarak Dünya’nın aşırı ısınıp soğumasını önler. Bu gazların oranlarında meydana gelecek değişimler Dünya’daki iklim koşullarını önemli ölçüde değiştirecektir. Bunların başında küresel ısınma gelmektedir. Bu gazların at­mosferdeki yoğunluğunun artmasının sonucu olarak güneş ışınları atmosferde daha çok tutulur ve yeryü­zünde sıcaklık artar. Yapılan araştırmalara göre bu gazlardan özellikle karbondioksit gazının son yıllarda önemli oranda arttığı görülmüştür. Bunun nedeni sa­nayide, motorlu taşıtlarda ve evlerin ısıtılmasında fosil yakıt kullanımının artmasıdır.

Küresel ısınmayla birlikte meydana gelmesi beklenen değişimler şunlardır:

Küresel ısınmayla birlikte buzulların erimesi beklen­mektedir. Son yıllarda yapılan incelemelerde kutup bölgelerindeki buzul alanlarının azaldığı görülmekte­dir.

Buzulların erimesiyle birlikte;

  • Deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı şeritlerinde bü­yük değişimlerin meydana gelmesi, buna bağlı olarak çok sayıda kişinin göç etmek zorunda kal­ması,
  • Toprakları deniz seviyesine yakın veya deniz sevi­yesinin altında olan Hollanda ve Bangladeş gibi ül­kelerin büyük bölümünün deniz suları altında kal­ması,
  • Tuzlu suların tatlı sulara karışarak tatlı suları kulla­nılmaz hâle getirmesi ve birçok canlının bundan etkilenmesi,
  • okyanusların sıcaklık ve tuzluluk oranlarında deği­şimin olması, bunun sonucunda okyanus akıntıla­rının yavaşlayarak iklim değişikliklerinin olması, beklenmektedir.

Bitki ve Hayvanların Küresel Isınmadan Etkilenmesi

Her bitki ve hayvan türünün yaşamını sürdürebilmesi için bir sıcaklık isteği vardır. İklim koşullarındaki değiş­melere bağlı olarak bitki ve hayvan türleri yeni duruma adapte olmak isteyeceklerdir. İklim değişimleri daha hızlı devam ederse birçok bitki ve hayvan yaşamlarını yitirecektir.

Küresel ısınmayla yükselen sıcaklıklar, bitkilerin yetiş­me alanlarını da etkileyecektir. Örneğin, orta kuşakta yetişen bitkiler sıcaklık koşullarının artmasına bağlı olarak daha kuzeydeki Sibirya, Kanada ve Alaska’da da yetişebilecektir.

Uyarı: Küresel ısınmayla birlikte kuraklık ve orman yangın­larının artması, göl ve akarsuların kuruması, salgın hastalıkların yayılması, mevsimlerin başlangıç tarih­lerinin değişmesi gibi durumların da olacağı tahmin edilmektedir.

Süper Volkanlar

Süper volkanlar, bilinen yanardağ patlamalarından yüzlerce kat büyük doğa olaylarıdır. Bu volkanların et­ki alanı Kuzey Amerika Kıtası büyüklüğünde bir alanı tahrip edebilecek kadar geniştir. Bunun yanı sıra bu volkanlardan atmosfere yayılan küller küresel boyutta iklim değişikliklerine neden olabilir. Yapılan araştırma­lara göre volkanlardan atmosfere yayılan sülfürik asit tabakası güneş ışınlarını ve Dünya’dan yansıyan ısıyı emerek buzul çağlarının yaşanmasına neden olabilir. Nitekim tarihte en yıkıcı süper volkan patlamasının 74 bin yıl önce Endonezya'nın Sumatra Adası'ndaki Toba Dağında olduğu tahmin edilmektedir. Bu patlamalar­dan sonra 5 - 6 yıl dondurucu soğukların olduğu sanıl­maktadır. Diğer bir süper volkan tehlikesi olan yer ise ABD’deki Yellow Stone’dir.