Coğrafya

Ekonomik Faaliyetlerin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi

İnsanın varoluşundan günümüze kadar olan dönemde, geçim kaynakları sürekli olarak değişikliğe uğramıştır. Geçim kaynaklarının değişmesi de toplumsal yapının farklılaşmasına neden olmuştur. Ekonomik faaliyetlerin ortaya çıkışı ve gelişimi de bu farklılaşma sürecinin takip edilmesini konu alır.

Geçmişten Günümüze Eko­nomik Faaliyetler

İnsanların geçim tarzlarında tarihi çağlara göre mey­dana gelen değişimler şu şekildedir:

Paleolitik Çağ (Kaba Taş Çağı)

Bu çağda insanların geçim kaynakları arasında avcılık ön planda idi. Küçük gruplar hâlinde ve göçebe olarak yaşayan insanlar, barınak olarak mağaraları kullanı­yorlardı. İnsanların küçük gruplar hâlinde yaşamaları toplumsal yaşamın gelişmesini engellemiştir. Paleolitik Çağ’da mağaraların yaraşıra doğal etkilere karşı fazla koruması olmayan kaya sığınakları da barınak olarak kullanılmaktaydı.

Mezolitik Çağ (Yontma Taş Devri)

Doğal yiyeceklerin bulunduğu verimli sulak alanların bulunması, bu çağda insanların göç etmeden yaşa­maya başlamasına neden oldu. Bu alanlarda yiyecek­lerin yaraşıra av hayvanlarının da fazlaca bulunması göç olgusunu azalttı. Bu dönemin sonuna doğru ta­rımla ilgili ilk denemeler yapılmaya başlandı ve tarıma geçiş aşamasına gelindi. Bu dönemde hayvan türleri içinde ilk olarak köpek evcilleştirildi.

Neolitik Çağ (Yeni Taş Çağı)

Hayvanların evcilleştirildiği, tarımsal faaliyetlerin yapıl­dığı neolitik çağda insanın yaşam biçiminde köklü de­ğişiklikler meydana gelmiştir. Yürütülen ekonomik fa­aliyetler insanların bir yere yerleşmesini zorunlu hâle getirmiştir. Çünkü ekilen tohumların yetişmesini ve üreyen hayvanların büyümesini beklemek göçebeliğin terk edilmesine neden olmuştur. Göçebeliğin sona er­mesiyle kerpiç evler yapılmış, köyler oluşturulmuş ve nüfus artmıştır. İnsanların günlük hayatta kullandıkları çeşitli eşyaları yapan seramik ustaları ortaya çıkmıştır. Zanaatkârlarla tarım ve hayvancılık yapanlar arasında takas yapılmaya başlanmıştır. Bu durum ticaretin doğ­masına neden olmuştur.

Kalkolitik Çağ (Maden Çağı)

Tarımsal yerleşmelerin büyümesi, beslenen hayvan sayısının artması bu döneme rastlamaktadır. Savunma amaçlı olarak köylerin etrafı surlarla çevrilmiştir. Daha sonraki dönemlerde köyler büyüyerek kentlere dönüş­müş ve devletler ortaya çıkmıştır. Bu dönemin en önem­li özelliklerinden biri de devletlerarası sıkı ve örgütlü ti­cari ilişkilerin ortaya çıkmasıdır. Tarım, maden işleme, el aletleri yapımı ve silahlarda gelişmeler oluştur. Si­lahların gelişmesi askeri açıdan güçlü imparatorlukla­rın kurulmasına neden olmuştur. Gelişen tarım, hay­vancılık ve ticaret toplumun sosyal yapısındaki deği­şimlerin hızlanmasına neden olmuştur. Bu durum, meslek çeşitliliğinin artmasına neden olmuştur.

Ekonomik Faaliyetlerin Çeşitlenmesi

İnsanın geçim kaynaklarının değişmesi toplumsal ya­pının da değişmesine neden olmuştur. İnsanlar, gün­lük hayatlarında önce hayvan gücünü, sonra buharı, daha sonrada elektriği kullanmaya başlamışlardır. Mi­lattan sonra 11. ve 12. yüzyıllarda tarım ve hayvancılık önemini korumakla beraber ticaret de önemliydi. Tica­retin gelişmesiyle birlikte ülkeleri ekonomik olarak bir­birine bağlayan yollar yapılmaya başlandı.

Hititler dönemindeki yollar, Roma döneminde geliştiril­di ve ilave yollar yapıldı. Bu dönemde ticaret ülkeler için önemli bir gelir kaynağı oldu. Ancak ticaret yolları uzun ve tam güvenli değildi. Bu yüzden Selçuklular döneminde ticaret kervanlarının güvenliği ve rahatlığı için kervansaraylar yapıldı. Osmanlılar döneminde de aynı amaçla hanlar inşa edilmiştir. İpek Yolu, Asya ve Avrupa arasındaki toplumsal iletişim açısından önemli bir yere sahip olmuştu.

16. yüzyılda toplumlar arasındaki ticaretin gelişmesiy­le ülkeler arasındaki ilişkiler de gelişmeye başlamıştır. Ticaretin uzak ülkeler arasında yaygınlaşması özellikle Avrupa açısından önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Ekonomik yaşam, Batı Avrupa'da buhar makinesinin icadı ile değişmeye başlamıştır. Sanayi Devrimi’nden önce ekonomik hayata kırsal bölgelerde yaşayanlar yön vermiştir. Bu dönemde insanlar için sahip oldukla­rı toprağın ve yaşadıkları yerlerin büyüklüğü önemli bir güç kaynağıydı.

17. yüzyılda başlayan hızlı bilimsel gelişmeler tarım ve ticaret gelirlerini artırmış, böylece Sanayi Devrimi’nin temelleri atılmıştır. Sanayi Devrimi’yle toplumların ya­şamlarında köklü değişiklikler olmuş, üretim ve ulaştır­ma araçlarında da büyük gelişmeler meydana gelmiş­tir. Dünya hızla yayılan bir makineleşmeye yönelmiş, nüfus daha hızlı artmaya başlamıştır.

Teknolojik gelişmeler tarım ve sanayi üretimini artırır­ken insan gücüne olan ihtiyacı azaltmıştır. Tarımda makineleşmenin yaygınlaşması elde edilen ürün mik­tarını artırmış ve tarım alanlarının genişlemesine ne­den olmuştur.

Bilgisayarın icadı, bilgi paylaşımında önemli bir adım olmuştur. Bilgisayar ve internetin önemli özelliği, geliş­melerden ve yeniliklerden toplumun tamamının çok kı­sa sürede yararlanabilmesidir. Örneğin, Sanayi Devri­mi’nin yaşandığı dönemlerde bir makinenin daha ve­rimli çalışmasının sağlanması en çok o işletmeyi ya da o bölgeyi etkilemekteydi. Ancak günümüzde bilişim teknolojisindeki bir buluş tüm Dünya’yı çok hızlı biçim­de etkileyebilmektedir.

Günümüzde en önemli gelişmelerden biri de tarım alanında olmuştur. Yakın zamana kadar tarımda klasik bitki ıslah yöntemleri kullanılmıştır. Yirminci yüzyılın sonlarında biyoloji alanında önemli gelişmeler, insa­noğlunun tarımsal ürün ihtiyacının karşılanmasına da yansımıştır.

Biyoteknoloji ile gen aktarımı yapılarak, ürünlerin has­talıklara karşı daha dayanıklı olması sağlanmıştır. Aynı zamanda biyoteknoloji ile yeni türler geliştirmek ve var olan türlerde de çeşitlilik oluşturmak olanaklı hâle gel­miştir.

Nesli tükenmekte olan ve kaybolmaya yüz tutmuş tür­lerin korunması ve çoğaltılması zor olan türlerin üreti­minde doku kültürü yöntemleri uygulanmaktadır. Biyoteknolojinin tarımsal üretimin ve çeşitliliğin artmasını sağlamasının yanı sıra, bazı olumsuz yanlarının bulun­duğunu savunan görüşler de vardır. Çünkü genetik yapısı değiştirilen bazı ürünler insan sağlığına olum­suz etki yapmaktadır. Farklı görüşler olmakla birlikte hızla artan Dünya nüfusunun ihtiyacını karşılamak için tohum ıslahında biyoteknolojinin kullanılmasının kaçı­nılmaz olduğu görülmektedir.

Ekonomik Faaliyetlerin Sınıflandırılması

İnsanlar hayatlarını devam ettirebilmek ve ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmak zorundadır. Bu nedenle çeşit­li ekonomik faaliyet kolları oluşmuştur. Bu ekonomik faaliyetleri birincil, ikincil ve üçüncül faaliyetler olmak üzere üç ana gruba ayırabiliriz.

Birincil Faaliyetler (Tarım)

Madencilik, balıkçılık, hayvancılık ve tarım ürünü yetiş­tiriciliği bu sektörün temel faaliyetleridir.

İkincil Faaliyetler (Sanayi)

Ham maddelerin işlendiği ve değerli ürünlere dönüş­türüldüğü sanayi ile ilgili faaliyetler bu grupta yer alır.

Üçüncül faaliyetler (Hizmet)

İnsanlara hizmet eden pazarlama, turizm, eğitim, sağ­lık, bankacılık ve ulaşım gibi sektörler üçüncül faaliyet­ler grubuna girmektedir.

Birincil Faaliyetler İkincil Faaliyetler Üçüncül Faaliyetler
  • Balıkçı
  • Çoban
  • Çiftçi
  • Maden işçisi
  • Marangoz
  • Fabrika işçisi
  • Marangoz
  • Mobilyacı
  • Fırıncı
  • Terzi
  • Öğretmen
  • Doktor
  • Muhasebeci
  • Otobüs şoförü
  • İtfaiyeci

Aktif Nüfusun Ekonomik Faaliyetlere Göre Dağılımı

Ülkeler arasında ekonomik faaliyet gösterilen alanlardaki nüfus oranı farklılık gösterir. Çalışan nüfusun faaliyet alanlarına göre dağılımı bir ülkenin gelişmişlik düzeyi ile ilgili bizlere fikir verir. ABD, İngiltere, Fransa gibi gelişmiş ülkelerde üçüncül ekonomik faaliyetlerde çalışan nüfus daha fazla iken, Somali, Mısır, Mali gibi ülkelerdeki nüfusun büyük bir kısmı birincil ekonomik faaliyet alanlarında çalışmaktadır.

Ülkelerin gelişmişlik düzeyi yükseldikçe birincil ekono­mik faaliyetlerde çalışan nüfus oranı azalırken, ikincil ve üçüncül ekonomik faaliyet grubunda çalışanların oranı artmaktadır.

Doğal ve Beşerî Unsurla­rın Ekonomiye Etkisi

İnsanlar yaşamlarını ve geçimlerini sürdürebilmek için ekonomik kaynakları işletirler. Ekonomik kaynakların işletme şekilleri, mal ve hizmet etkinlikleri ile bu etkin­liklerden doğan ilişkilerin bütününe ekonomi adı veri­lir. İnsanların eseri olan ya da doğal çevreden elde edi­len, işletildiğinde gelir getiren zenginliklere ekonomik kaynak denir. Ekonomik kaynakların işlenmesi ve tü­keticiye sunulmasındaki bütün aşamalar ekonomik fa­aliyetler içinde yer almaktadır.

Dünya üzerindeki ekonomik faaliyetlerin farklılık gös­termesindeki temel neden, insanların ihtiyaçlarının çe­şitlilik göstermesidir. Beslenme, barınma, korunma gi­bi temel ihtiyaçlar ekonomik faaliyetlerin çeşitlenmesi­ne ve gelişmesine neden olmuştur. Ekonomik faaliyet­ler birbiriyle bağlantılıdır. Örneğin, tüketim için üretim, üretim için de tüketim gerekir. Tüketimin artması üretimi de artırmaktadır. Üretim ile tüketim arasındaki köprüyü dağıtım kurmaktadır. Dağıtımdaki teknolojik gelişmeler, üretim ve tüketimi karşılıklı olarak etkiler. Ekonomik faaliyetleri daha iyi kavrayabilmek için konuyla ilgili bazı terimleri açıklayalım.

Üretim: Mal ve hizmetlerin sağlanmasıdır. Ekonomik faaliyetlerin ilk zincirini oluşturur. Üretim, yetiştirme ve imalat olmak üzere ikiye ayrılır. Örneğin tarım alanla­rında yetiştirme faaliyeti, fabrikalarda ise imalat faaliye­ti yapılır.

Dağıtım: Mal ve hizmetlerin tüketiciye (pazara) ulaştır­ılmasıdır.

Tüketim: Mal ve hizmetlerin kullanılmasıdır.

Üretim, Dağıtım ve Tüketimi Etkile­yen Faktörler

Doğal Faktörler

Üretim, dağıtım ve tüketim etkinlikleri birçok faktörden etkilenir. Bunlar; sanayi tesisleri için yer seçimi, su kay­nakları, iklim ve yer şekilleridir. Ham maddenin bozula­bilir olduğu yerlerde fabrikalar genellikle ham madde kaynağına yakın veya kolay ulaşılabilir yerdedir.

Bu duruma konserve, şeker ve süt ürünleri fabrikaları­nı örnek gösterebiliriz. Bazı ham maddelerin işlenme­si sırasında büyük oranda suya ihtiyaç duyulur. Bu ne­denle bu tesislerin kuruluş yerinin seçiminde suyun bulunabilirliği göz önünde tutulur. Örneğin kâğıt, de­mir - çelik ve nükleer santrallerde su tüketimi çok faz­la olduğu için, bu tesisler çoğunlukla su kaynaklarına yakın yerlere kurulur.

ekonomi etkileyen doğal faktörler

İklim, bazı sanayi kollarının yer seçiminde dolaylı etki­ye sahiptir. Ham madde olarak tarımsal ürünlerin kul­lanıldığı fabrikaların kuruluş yeri, iklimin bu ürünleri et­kilemesi nedeniyle iklimden dolaylı olarak etkilenir. Ör­neğin, Türkiye'de çay fabrikalarının tamamının Doğu Karadeniz kıyılarında olması, iklim özelliklerinin yalnız­ca buralarda çay yetiştirilmesine olanak sağlamasın­dan dolayıdır.

İklim elemanlarından sıcaklık, yağış, rüzgâr gibi faktör­ler bazı sanayi kuruluşlarındaki çalışmaları doğrudan etkiler. Örneğin, gemi imal eden tersaneler iklimden doğrudan etkilenir. Kışın şiddetli soğuklar gemi inşa faaliyetlerinin durmasına neden olurken, yazın sıcakta demir akşamının ısınması çalışma koşullarını güçleşti­rir. Aynı zamanda aşırı sıcak çalışanların verimini düşü­rürken, soğuk dönemlerdeki ısıtma sorunu maliyetin artmasına neden olur.

Yer şekilleri, ulaşımı etkilediği için üretim, tüketim ve dağıtım faaliyetlerini dolaylı olarak etkiler. Ülkemizde ve Dünya’da sanayi tesisleri ulaşım koşullarının elverişli olduğu yerlerde toplanmıştır. Ham maddenin fabrikaya götürülmesi, fabrikada üretilen ürünün tüketiciye ulaş­tırılması ulaşımla bağlantılıdır. Ulaşım koşullarının elve­rişli olduğu alanlarda dağıtım faaliyetleri daha kolay ya­pılabilir. Dağıtımın sağlanabilmesi için pahalı olmasına rağmen, engebeli alanlara kara yolu ve demir yolu ya­pılmıştır.

Enerji nakil hatlarının geçtiği yerler de fiziki koşullarla ilgilidir, iklim koşullarının elverişsiz olduğu yerlerde na­kil hatlarının yer altına alınması gerekmektedir. Enerji üretimi yapılan hidroelektrik santrallerin kuruluş yeri de yer şekillerine ve su potansiyeline bağlıdır. Hidro­elektrik santraller genel olarak akarsu vadilerinin dar ve derin olduğu yerlere kurulmaktadır.

Teknik ve coğrafyanın birbirine yaptığı etkiyi araştıran bilim dalına teknocoğrafya denir. İmalatın çevre ko­şullarına uygun olarak yapılmasını teknocoğrafya ele alır. Çevre koşullarının farklılığı imalat ve üretimde so­runların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Örneğin, standart üretilen bir ürünün kullanımında çok sıcak bölgelerde veya çok soğuk bölgelerde sorunlar çıka­bilmektedir Bu nedenle firmalar, pazar bölgelerinin koşullarına göre üretim yapmaktadırlar.

Beşeri Faktörler

Üretim, dağıtım ve tüketim üzerinde etkili olan faktör­lerden biri de beşerî faktörlerdir. Beşerî faktörler de do­ğal faktörlerle sıkı ilişki içindedir.

Üretimi Etkileyen Beşerî Faktörler

Dağıtımı Etkileyen Beşerî Faktörler Tüketimi Etkileyen Beşerî Faktörler
  • Sermaye birikimi
  • İş gücü kaynaklar
  • Tarımsal faaliyetler
  • Sanayi faaliyetleri
  • Ulaşım olanakları
  • İnsan kaynakları
  • Modern pazarlama teknikleri
  • İletişim
  • Yerleşim özellikleri
  • Temel ihtiyaçlar
  • Tanıtım faaliyetleri
  • Kitle iletişim araçları
  • Gelir düzeyi
  • Moda
  • Teknolojik gelişmeler

Ulaşım; üretim, dağıtım ve tüketimin gelişmesini etkile­yen en önemli faktörlerden biridir. Bazı ham madde kay­nakları Dünya’nın her yerinde bulunmaz ya da az bulu­nur. Bu nedenle ham maddenin taşınması ulaşım ağla­rı ile mümkündür. Yine üretilen ürünlerin tamamı aynı ül­kede tüketilmez. Mamul maddelerin de bir ülkeden baş­ka ülkelere taşınmasında ulaşımın rolü büyüktür.

Bir ülkede bölgeler arasındaki ticari faaliyetlerin geliş­ilmesinde, bölgelerdeki ekonomik etkinliklerin farklı olmasının rolü büyüktür. Ülkemizde bazı bölgelerde sanayi, bazı bölgelerde tarımsal faaliyetler, bazı bölgelerde ise hayvancılık faaliyetleri yoğundur. Bu nedenle diğer bölgelerin sanayi ürünleri ile tarımsal ürün ihtiyaçları bu bölgelerden sağlanır. Örneğin, ülkemizde beş tane petrol rafinerisi vardır. Bu rafinerilerde işlenen petrol ürünleri diğer bölgelere taşınmakta ve tüketici­lere ulaştırılmaktadır.

Kış mevsiminde Akdeniz ve Ege kıyılarındaki seralarda yetiştirilen sebze ve meyveler, buralardan ülkemizin her tarafına dağıtılmaktadır. Bu faaliyetlere bağlı olarak ülkemiz içinde bölgeler ve yöreler arasındaki ticari iliş­kiler gelişmektedir.

Üretim, Dağıtım ve Tüketim Sektörle­rinin Etkileşimi

Üretim, dağıtım ve tüketim faaliyetleri birbirleriyle sü­rekli etkileşim hâlindedir. Tüketimin artması ya da azal­ması üretimi etkilemektedir. Bu nedenle üretim, tüketi­me paralel artış ya da azalış göstermektedir. Üretim ile tüketim arasındaki köprüyü dağıtım kurmaktadır. Dağı­tımdaki teknolojik gelişmeler hem üretimi, hem de tü­ketimi etkiler.

Üretim, dağıtım ve tüketim faaliyetleri farklı ekonomik etkinlikler arasında da etkileşime neden olur. Örneğin tarımsal faaliyetler sonucunda elde edilen şeker pan­carı, şeker fabrikalarında ham madde olarak işlenir. Fabrikada üretilen şeker, ulaşım ağlarıyla taşınarak tü­keticiye ulaştırılır. Bu durum tarım ile sanayi sektörleri­nin etkileşimine örnek olarak gösterilebilir.

Tarım ve Hayvancılıkta Üretim, Dağıtım ve Tüketim Etkileşimi

Ulaşımın gelişmediği ya da yetersiz olduğu dönemler­de çiftçiler kendi ihtiyaçları kadar üretim yapmaktaydı­lar. Tarım teknolojisindeki gelişmeler üretim miktarını artırmış ve kırsal kesimde ihtiyaç fazlası ürünler elde edilmiştir. Ulaşım ağlarının gelişmesiyle bu ürünler baş­ka tüketim alanlarına ulaştırılmıştır.

Ulaşımın gelişmesi tarımdaki üretim artışı ve tarımsal faaliyetlerin devamlılığı açısından büyük önem taşı­maktadır. Özellikle sebze ve meyve gibi çabuk bozu­lan ürünlerin kısa sürede tüketiciye ulaştırılması gerek­mektedir.

Ürünlerin tüketiciye bozulmadan ulaştırılabilmesi için özel donanımlı araçlar geliştirilmiş ve ürünler taze şe­kilde tüketiciye ulaştırılabilmiştir. Aynı durum hayvancı­lık faaliyetleri için de geçerlidir. Et ve süt ürünleri kolay bozulabildiği için, fabrikalarda işlenen ürünler frigorifik (soğutuculu) araçlarla tüketiciye ulaştırılmaktadır.

Tüketimin Üretimi Etkilemesi

Tüketimin artması üretimin artmasına neden olduğu gibi, tüketimin azalması da üretimin azalmasına neden olur. Tüketimin herhangi bir üründen başka ürüne yö­nelmesi, o ürünün üretiminin azalmasına neden olur.

Bu konuya en güzel örnek 2004 yılında ortaya çıkan kuş gribi vakalarıdır. Kuş gribinin kümes hayvanlarına bulaş­ması vakalarının ortaya çıkması, beyaz et sektörünü olumsuz etkilemiş ve beyaz et tüketimi azalmıştır. Bu dö­nemde tüketici balık ve kırmızı et tüketimine yönelmiştir.

Tüketimin Fazla Olmasının Üretimi Etki­lemesi

Tarım ürünlerinin her birinin kendine has yetişme koşul­ları vardır. Ürünlerin sıcaklık ve nem isteklerinin farklılık göstermesi, her ürünün her bölgede yetişmemesine neden olmuştur. Örneğin buğday çimlenme dönemin­de yağış, olgunlaşma döneminde sıcaklık ve kuraklık is­ter. Bu nedenle daha çok orta kuşakta karaların iç kısımlarında yetiştirilir. Temel besin maddelerinden biri olma­sı ve uzun süre saklanabilmesi, bu ürünün Dünya gene­linde yaygın olarak yetiştirilmesine neden olmuştur.

Tüketimin artmasının üretimi etkilemesine bir başka örnek de kahvedir. Kahveye olan talebin artması, bu ürünün ana vatanı dışında öncelikle Yemen, Hindistan ve Doğu Hint adalarında yetiştirilmesine neden olmuş­tur. Sonraki dönemlerde Kolombiya, Meksika, Ekvador ve diğer Orta Amerika ülkelerinde de kahve üreti­mine başlanmıştır.

Üretim, Tüketim ve Dağıtımın Yeni Sektörlerin Ortaya Çıkmasına Etkisi

Nüfusun artması ve ulaşım olanaklarının gelişmesi tüke­timi artırmıştır. Tüketimin artmasıyla ürünlerin daha uzak alanlara taşınması zorunluluğu, yeni sektörlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çabuk bozulabilen ürünle­rin taşınmasında soğutuculu araçların kullanılması, ürünlerin işlenerek pazara sunulması ve ambalajlama yapılması, yeni çıkan sektörlere örnek olarak verilebilir. Günümüzde et ve süt sektöründe üretim merkezinden tüketiciye ulaştırılmasına kadar “soğuk zincir” adı veri­len sistem kullanılır. Soğuk zincir; gıda maddelerinin üretim aşamasından başlanarak depolama, nakliye da­hil, tüketime sunulana kadar geçen tüm aşamalarda düşük ısılarda muhafaza edilmesi şeklinde tanımlanabi­lir. Üretimden tüketime kadar olan aşamaların herhangi birinde soğuk zincirin bozulması, ürünlerin tüketiciye sağlıksız şekilde ulaştırılmasına neden olur.

Günümüzde Danimarka, Norveç ve Japonya gibi ül­keler balık üretiminde önde gelen ülkelerdir. Bu ülke­lerde açık deniz balıkçılığının gelişmesi, balıkçılık tek­nolojisinin gelişmesine neden olmuştur. Bu ülkeler­deki balıkçı gemileri uzun süre denizde kalabilecek şekilde donatılmıştır. Gemilerde, tutulan balıkları mu­hafaza edebilecek soğutucular ve şoklayıcılar bulun­maktadır. Hatta bazı gemilerde balık işleme bölümle­ri bulunmakta, gemide işlenen ürünler limana geldik­ten sonra doğrudan satış yerlerine gönderilmektedir.

Tükenebilir Enerji Kaynaklarında Üretim, Tüketim, Dağıtım İlişkisi

Petrol, doğal gaz, kömür gibi yer altı kaynakları tükene­bilir enerji kaynakları olarak adlandırılır. Bunlardan kö­mürün üretim ve kullanım alanlarının büyük ölçüde aynı alanda toplandığı görülmektedir. Kömürün sanayileşme sürecindeki rolü, farklı sanayi kollarının kömür havzaları­nın çevresinde toplanmasına neden olmuştur. Metal sa­nayisine ait fabrikaların kömür havzalarının çevresinde toplanması buna örnek olarak gösterilebilir. Ancak gü­nümüzde dağıtım ağlarının gelişmesi, metal sanayinin kömür havzalarının çevresinde toplanma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır. Günümüzde ulaşım olanaklarının fazla olmasından dolayı limanların çevresinde de metal sanayisine ait fabrikalara rastlanmaktadır. Bazı kıtalardaki kömür havzalarının dağılımı şu şekildedir:

Asya: Sibirya, Çin, Hindistan, Endonezya ve Rusya Federasyonu’nda kömür yatakları bulunur. Çıkarılan kömür bu sahalardaki sanayi tesislerinde kullanılır.

Avrupa: İngiltere, Almanya, Fransa, Belçika ve Polonya'da kömür yatakları bulunur. Bu bölgelerde metal sanayisi gelişmiştir. İngiltere ve Almanya'da sanayinin gelişmesinde zengin kömür yataklarının büyük bir payı vardır.

Okyanusya: Avustralya'da Sydney ve Brisban civarındaki kömür yatakları, metal sanayisinin buralarda kurulmasına ve gelişmesine neden olmuştur.

Ekonomiye Yön Veren Doğal Kaynaklar

Günümüzde doğa, insan faaliyetleri sonucunda sürek­li değişime uğramakta ve şekil değiştirmektedir. Eğer insan müdahalesi olmasaydı, Dünya'daki değişim do­ğal hâliyle devam edecekti. İnsanoğlunun ihtiyaçları­nın değişmesi, yaşadıkları alanları kendilerinin ihtiyaç­larına göre uyarlamalarına neden olmuştur. Böylece yollar, köprüler, fabrikalar, binalar ve barajlar ortaya çıkmıştır. İnsanlar yeryüzünü şekillendirmede ve farklı ortam oluşturmada büyük ölçüde doğal kaynaklardan faydalanmışlardır.

Doğada kendiliğinden oluşmuş, insan aklı ve tekniği­nin ürünü olmayan, meydana gelme aşamalarında in­sanın herhangi bir rolünün bulunmadığı bütün zengin­liklere doğal kaynak denir.

Ekonomik faaliyetlerin yürütülmesinde doğal kaynak­lardan yararlanılır. Örneğin insanoğlunun yaptığı tarım, beşerî bir faaliyettir. Ancak tarımsal faaliyetler doğal kaynak olan tarım topraklarında yapılmaktadır. Aynı şekilde doğal kaynaklardan olan akarsu, göl ve deniz­lerde ulaşım faaliyeti yürütülmekte ve balık başta ol­mak üzere su ürünleri üretiminde yararlanılmaktadır.

Doğal Kaynakların Sınıflandırılması

Günlük hayatta yaşantımızı kolaylaştıran doğal gaz, or­man, rüzgâr ve su doğal kaynaklardan bazılarıdır. Kul­landığımız doğal kaynaklar çok fazla çeşitlilik gösterdiği için, bunların sınıflandırılmasında farklı kıstaslar kullanılır. Rüzgâr, dalga, su ve Güneş tükenmeyen ya da yenilenebilen enerji kaynakları arasında yer almaktadır. Bu­na karşın orman, jeotermal enerji, toprak ve hava be­lirli şartlar dahilinde kendini yenileyebilmektedir.

Örneğin nemli bölgelerde ormanlar tahrip olsa bile belli bir süre zarfı içerisinde kendini yenileyebilmektedir. Doğal gaz, kömür, petrol gibi madenler ise tükenebilen kaynaklardır.

Doğal Kaynakların Faydaları

Doğal kaynakların insan  yaşamında büyük bir önemi vardır. Çünkü insanların beslenme, barınma gibi ihtiyaçlarının karşılanması için kullandıkları araç gereçlerin neredeyse tamamı doğal kaynaklardan sağlanmaktadır. İnsanların doğal kaynaklardan faydalanma biçimi farklılık gösterir. Örneğin bazı bölgelerde ormanlık alanlar turizm amaçlı kullanılırken bazı bölgelerde ise kereste gibi orman ürünü elde edilmesinde kullanılır.

İnsanoğlunun gerek bilgi, gerekse ekonomik alanlar­daki gelişimi doğal kaynaklardan sağlanan ürünler sa­yesinde olmuştur. Sanayi Devrimi’nin başlamasıyla birlikte doğal kaynakların önemi daha fazla artmış, yer altı kaynakları yönüyle zengin olan ülkeler ekonomik gelişimlerini diğer ülkelere göre daha kısa sürede ta­mamlamışlardır.

Doğal Kaynak ve Ekonomi İlişkisi

Doğal kaynaklar, ülkelerin ekonomik gelişimlerini be­lirlemede en önemli unsurlardan biridir. Bu nedenle ül­ke ekonomileri ile doğal kaynaklar arasında sıkı bir iliş­ki vardır. Ekonomiyi oluşturan tarım, sanayi ve hizmet sektörleri doğal kaynaklara bağlı olarak kurulur ve ge­lişir. Dünya nüfusunun giderek artması doğal kaynak­lara olan ihtiyacın da artmasına neden olur.

Doğal kaynak yönüyle zengin olan ve sermaye biriki­mi fazla olan ülkeler, doğal kaynaklardan etkin şekilde yararlanmaktadır. Örneğin, Rusya Federasyonu doğal kaynak yönüyle zengin ülkelerden biridir. Bu ülkedeki en önemli yer altı kaynakları petrol, doğal gaz ve de­mirdir. Ayrıca Sibirya’daki ormanlar ülke için büyük bir zenginlik kaynağıdır. Rusya kendi ihtiyacını karşıladık­tan sonra doğal kaynakların bazılarının ihracatını yap­maktadır.

Bir ülkenin doğal kaynak yönüyle zengin olması, o ül­kenin gelişmişliğinin kanıtı olamaz. Zengin doğal kay­naklara sahip bazı ülkeler, teknik bilgi ve sermaye ba­kımından yetersiz oldukları için gelişememişlerdir. Ör­neğin Nijerya, Afrika'nın en çok petrol üreten ülkesi ol­masına rağmen halkının büyük bölümünün geliri ve yaşam standardı çok düşüktür. Aynı durum birçok Af­rika ülkesi için de geçerlidir.

Hem doğal kaynak bakımından, hem de teknoloji ve sermaye yönüyle fakir olan ülkeler gelişmemişlerdir. Bu ülkeler var olan doğal kaynaklardan da etkin şekil­de yararlanamazlar. Bu grupta yer alan ülkelere en gü­zel örnek Moğolistan'dır.

Doğal kaynaklar yönüyle fakir, ancak sermaye, iş gü­cü ve teknoloji yönüyle zengin olan ülkeler, dışarıdan ham madde alıp bunları işler ve açıklarını kapatırlar. Örneğin Japonya, doğal kaynakların çeşitliliği ve re­zervi yönüyle fakir olmasına rağmen gelişmiş ülkeler­den biridir. Bu ülke sanayisi için gerekli olan madenle­rin ve enerji kaynaklarının büyük bölümünü ithalat yo­luyla karşılar. Ancak gelişmiş teknolojisiyle bu ham maddeleri sanayi ürünlerine dönüştürerek büyük ka­zanç sağlamaktadır.

Doğal kaynakların öneminin artmasına neden olan asıl faktörler, Dünya nüfusunun hızla artması ve sanayide­ki teknik gelişmelerdir. Nüfus artışı pazar alanı oluştu­rurken, teknik icatlar ve üretimdeki sistem değişiklikle­ri farklı kaynaklara yönelme ihtiyacını artırmıştır. Örne­ğin son yıllarda bor minerallerinin kullanım alanının yaygınlaşması, bu madenin öneminin artmasına ne­den olmuştur. Fosil yakıtların rezervlerinin azalması, al­ternatif enerji kaynaklarının önemini artırmıştır.

Doğal kaynakların kullanımında son dönemde ortaya çıkan eğilimlerden biri de tükenebilir enerji kaynakları yerine, yenilenebilir (tükenmeyen) enerji kaynaklarının kullanılmasıdır. Çünkü petrol, doğal gaz, kömür gibi doğal kaynakların belli bir süre sonra tükenecek olma­sı, insanları farklı enerji kaynaklarına yöneltmiştir.

Doğal Kaynaklar ve Kalkınma

Kalkınmakta olan ülkeler sürekli ve bol kaynaklara ih­tiyaç duyarlar. Bu kaynakların başında insan kaynakla­rı ve doğal kaynaklar gelmektedir. Doğal kaynaklar in­sanlar tarafından kullanıldığı için, insanın olmadığı yer­de doğal kaynaklar hiçbir anlam ifade etmez. Kaynak­ları çıkaran, şekillendiren, başka kaynaklarla birleştire­rek yeni kaynak üreten ve bunları kendi ihtiyaçları için kullanan insan faktörüdür.

İnsanın hayatında vazgeçilmez bir yere sahip olan do­ğal kaynaklar, gelişmiş ülkelerin bugünkü teknoloji ve refah düzeyine ulaşmalarında etkin rol oynamıştır. Bu nedenle doğal kaynaklar, ülkelerin en önemli ekono­mik güçleridir. Kalkınma modellerini öncelikle yerli kaynaklara dayandıran ve eksiklerini dış kaynaklarla destekleyen ülkeler, kalkınma sürecini istikrarlı ve gü­venli bir şekilde aşmışlardır.