Felsefe

Varlık Felsefesinin Konusu

Varlık felsefesi, varlığın ne olduğunu, anlamını, doğasını, ya­pısını, ilkelerini ve türlerini inceleyen felsefe disiplinidir. Var­lıkla ilgili her türlü konu ve soruyu araştırma alanına alır. Var­lık felsefesinin ele aldığı varlık, duyularla algılanan sınırlı ve göreli nesnel dünyaya ait değildir. Aksine, bunların da ken­disine bağlı olduğu genel, nesnel dünyaya ait varlıktır.

Varlık Felsefesinin Temel Kavramları

1. Varlık

Düşünce tarihi içinde, varlık hakkında çok şey söylenmiş ol­masına rağmen, genel olarak varlık; var olan her şeydir. Bu anlamda varlık, insan bilincinden bağımsız olabileceği gibi, insan bilincine bağımlı olarak da var olabilir. Dolayısıyla var­lığı insan bilincine bağımlı olan "düşünsel" ve insan bilincin­den bağımsız olarak var olan, "gerçek varlık" olmak üzere ikiye ayırırız. Varlığı, felsefe incelediği gibi bilim de incele­mektedir. Bilim gerçek varlığı, felsefe ise var olan her şeyi in­celer.

Gerçek Anlamda Varlık

Uzay - zamanda yer kaplayan ve değişebilen varlıklardır. Masa, ağaç, at... gibi

İdeal Anlamda Varlık

Kaf Dağı, Anka kuşu, kanatlı at... gibi yalnızca düşüncede var olan varlıklardır.

Bilime Göre Varlık

Bilime göre varlık, dış-nesnel gerçeklikte var olan her türlü olgusal şeydir. Bilim, varlığa daha realist yaklaşmak­tadır. Bilim bu görüşüyle varlığı dış dünyada nesnel olarak kabul eder. Bilim için varlık, vardır. Varlığın yokluğu kesinlik­le düşünülemez.

Felsefeye Göre Varlık

Bilimin nesnel varlıktan hareket etmesine karşılık felse­fe; varlık kavramında gizlenen problemleri açığa çıkar­maya çalışır. Felsefe genel olarak, varlık veya var olmak ba­kımından varlığı inceler.

Felsefe, varlığı akıl yoluyla kavrar. Bu varlık somut bir varlık olabileceği gibi idea veya ruh da olabilir. Sadece düşün­cede ya da hayalde de olabilir. Çünkü felsefe, varlığı varlık olarak genel biçimde inceler.

2. Ontoloji

Yunanca "Onto" kelimesi, varlık demektir. “Loji" ise bilim, bilgi demektir. Ontoloji; var olanın, varlığın bilimi anlamına gelir. Varlığın nedenlerini, temel ilkelerini ele alan felsefedir.

3. Metafizik (Fizikötesi)

Metafizik; tarih boyunca bilimin ele alamadığı konuları ince­leyen, daha çok çözümlenmemiş konularla ilgilenen, tüm varlıkların ilk nedenlerini araştıran; varlık, bilgi, ahlak, sanat, din, adalet gibi tüm konuları bütüncül ve akılcı bir yaklaşım­la ele alan felsefe dalıdır.

Metafiziğin konusu Aristoteles tarafından “Varlığın İlk Nedenleri” olarak belirlenmiştir, ilkçağ’daki bu anlayış Ortaçağ’da da devam etmiş; metafizik, önemli bir felsefi etkin­lik olarak varlığını sürdürmüştür. 

Sözcük olarak metafizik ve ontoloji farklı anlamlara gelmele­rine rağmen, ikisinin de ele aldıkları konular bakımından aralarında bir benzerlik vardır. Her ikisinin de konusu varlık problemidir. Ancak ontoloji, sadece varlık problemini incele­mesine rağmen; metafizik, varlık probleminin yanında bilgi, bilim ve değerler alanında ortaya çıkan, bilimsel verilerle çö­zülemeyen problemlerle de uğraşır. Bu anlamda metafizik, ontolojiden daha kapsamlıdır.

Metafiziğin Varlıkla İlgili Genel Soruları Şunlardır:

Metafizik, varlıkla ilgili tümel açıklamalar yapabilmek için, varlık hakkında bilimler tarafından çözülemeyen birtakım so­rulara cevap arar. Metafiziğin varlık hakkındaki temel sorula­rı şunlardır:

Varlık nedir?
Varlık var mıdır?
Varlığın ana maddesi nedir?
Varlık değişken midir?
Varlık sonlu mudur?
Evrende bir düzen var mıdır?
Evrendeki bu düzenin anlamı nedir?
Ölüm nedir?

Metafizik, bu tür sorulara cevap aramaktadır. İnsan, bu tür soruları merak ettiği sürece de metafizik, varlığını koruya­caktır.

Varlık Felsefesinin Problemleri

Varlık felsefesi açısından varlığın var olup olmadığı proble­mi, mantıksal olarak varlığın ne olduğu probleminden önce gelir. Buna göre varlık, şu iki temel problem çerçevesinde ele alınır:

-    Varlığın var olup olmadığı problemi

-    Varlığın ne olduğu problemi

Düşünürler, varlığın ne olduğuna dair çeşitli görüşler öne sürmüşlerdir.

Varlığın Var Olup Olmadığı Problemi

Varlık felsefesinin bu sorularını cevaplamak için, önce; “Var­lık var mıdır; yoksa varlık yok mudur?” sorularına düşü­nürler farklı iki cevap vermişlerdir.

I. Nihilizm (Hiççilik)

Nihilizm, hiç anlamına gelen Latince "nihil" kelimesinden tü­remiştir. Nihilizm, varlığın var olmadığını, varsa da bilineme­yeceğini. bilinse de anlatılamayacağını iddia eder Bundan dolayı nihilizm, ontolojiyi (varlık) reddettiği gibi epistemoloji­yi (bilgi) de reddeder.

Nihilizmin bu üç iddiasını İlkçağ düşünürlerinden Gorgias temsil eder. Bir sofist olan Gorgias'ın;

Hiçbir şey var olamaz; yani varlık diye bir şey yoktur. Var olsa bile bilinemez. Bir şey var olsa ve bilinse bile, bir başkasına anlatıla­maz veya öğretilemez, sözleri ile her türlü varlığı ve onun bilgisini reddetmiştir.

Bir diğer nihilist filozof Nietzsche’dir. Ona göre; nihilizm, bi­zim bütün yüksek değerlerimizin sona erdiğini düşünen mantıktır. Bu kökten inkarcı tavrı ile Nietzsche kendini Avru­pa'nın ilk ve en yetkin nihilisti olarak tanımlar.

II. Realizm (Gerçekçilik)

Varlığın, gerçekten insan zihninden bağımsız olarak var ol­duğunu savunan görüşe denir. Genel olarak realizm, insan zihninden bağımsız, gerçek varlığın olduğunu savunan gö­rüştür. “Varlığın var olup olmadığı” probleminin yanı sıra, varlığın nasıl olduğu problemi de varlık felsefesinde önemli bir yer tutmaktadır. Öte yanda, varlığın var olduğunun kabul edilmesi duyularımızla ya da aklımızla onun bilinebilme im­kanını da beraberinde getirir. Realist düşünürler, ontolojik gerçekliğin var olduğunu ve bunun bilinebileceğini savunur­lar.

Bizim dışımızda gerçek varlığın olduğunu kabul eden düşü­nürler, varlığın ne olduğu konusunda da farklı düşünceler ileri sürmüşlerdir.

Varlığın Ne Olduğu Problemi

İnsan zihninden bağımsız “gerçek varlığın” var olduğu kabul edilince, bu varlığın ne türden olduğu sorusu ortaya çıkmak­tadır. Bu soruya verilen cevaplar beş grupta incelenebilir:

  1. Varlığı oluş olarak kabul eden görüşler
  2. Varlığı idea olarak kabul eden görüşler
  3. Varlığı madde olarak kabul eden görüşler
  4. Varlığı hem idea hem de madde olarak kabul eden görüşler
  5. Varlığı fenomen olarak kabul eden görüşler

1. Varlık Bir Oluştur

Varlığı bir oluş olarak kabul eden iki önemli düşünür vardır: Bunlar. Herakleitos ve A. Whitehead'dır.

Herakleitos, varlığın ilk ana maddesini (arkhe) araştırmıştır. Ona göre, evrenin ilk maddesi ateştir. Var olan her şey on­dan gelir. Yine ona döner. Evrende, karşıtlar içinde bir savaş vardır. Aynı zamanda bütün karşıtların içinde eridiği bir birlik vardır. Hayat, sürekli bir oluştan bir hareketten ibarettir. Bu oluşun bir başı olmadığı gibi, bir sonu da yoktur. O, bu ha­liyle bir nehre benzer. Aynı nehre iki kere girmek mümkün değildir, içine girilen ikinci nehir, birinci nehir olmaktan çıkar. Herakleitos, bu durumu (Pantaa-Ree) "Her şey akar.” diye­rek özetlemektedir.

Varlığın oluş olduğunu öne süren başka bir düşünür de Whitehead'dır. Ona göre evren, mekanik, soyut bir varlık değil; sonsuz, sürekli bir oluş halinde dinamik bir varlıktır. Bu olu­şu gerçekleştiren güç Tanrı'dır. Tanrı oluş süreci ile sonsuz sürede varlık yaratır ve bu yaratma sırasında sınırlamalar ko­yarak ortaya çıkması gereken varlıkları belirler.

2. Varlık Bir Düşüncedir

Varlığı bir idea, ruh, düşünce, kavram veya zihinsel, manevi bir varlık olarak kabul eden düşünürler idealist düşünür­lerdir. Bu düşünürler aynı zamanda realisttirler; çünkü onlar insan zihnine bağımlı da olsa bir varlık olduğunu kabul eder­ler. Bu varlığın maddi değil; zihinsel, soyut ve kavramsal ol­duğunu ileri sürerler. Felsefe tarihinde varlığı düşünce ola­rak kabul eden filozoflar Platon, Aristoteles, Farabi, Berkeley ve Hegel’dir.

Platon, duyular evreni ve idealar evreni olmak üzere iki tür evrenin varlığını kabul eder. Ona göre, içinde yaşadığımız ve duyu organlarımızla kavradığımız evren gerçek evren değil­dir. Gerçek evren, akılla kavranan idealar evrenidir. Du­yular evreni, idealar evreninin bir kopyasıdır. Tanrı ide­alar evrenine bakarak içinde yaşadığımız duyular evreni­ni meydana getirmiştir.

Platon'un idealarla ilgili düşüncesi şu şekildedir: "Anne kar­nındaki çocuk dışarıya çıkmak istemez. Tıpkı mağara ada­mının dışarıya çıkmak istememesi gibi. Oradan çıkınca ger­çeği görür. Ve mağara önünden geçenlerin gölge olduğunu anlar. Bu adam tekrar mağaraya dönse oradakilere gerçeği anlatamaz. Anlattığı şekilde olduğunu ısrar etse onu öldü­rürler. Tıpkı Sokrates'in öldürüldüğü gibi..."

Aristoteles’in varlık anlayışı hocası Platon’dan farklıdır. Aris­toteles'te idealar, varlıkta madde ile birlikte bulunur, var­lıktan ayrı bir şey değildir ve varlığın özünü oluşturur.

Her varlık madde ve formdan oluşur. Madde, formun güç halidir. Her şeyde madde başlangıçtır. Form ise onun yönel­diği amaçtır.

3. Varlık Maddedir

Varlık, insan zihninden bağımsız olarak vardır, fakat varlık idea değil, madde türündedir. Varlığı madde türünde açıkla­yan tüm görüşlere “materyalist görüş" denir. Materyalizme göre varlık; insandan bağımsız dış gerçeklik olarak vardır. Materyalizmin İlkçağ'daki temsilcileri Demokritos’tur. Bu görüş; Hobbes, La Mettrie ve Manc'la günümüze kadar gelmiştir.

Demokritos’a göre, bütün varlıklar, atomlardan meydana gelmiştir. Atomlar sonsuz sayıda, sonsuz küçüklükte ve bö­lünemez. Aynı türden atomlar bir araya gelerek varlıkları meydana getirir. Ayrılmaları ile de varlıklar yok olur. Ancak atomlar ezelî ve ebedidir.

Varlığı madde olarak kabul eden düşünürlerin Yeniçağ'daki temsilcilerinden biri Thomas Hobbes’tur.

Hobbes'a göre, var olan her şey madde, değişen her şey harekettir.

Marx’a göre, evrenin yapısı maddeseldir. Madde, insan zih­ninden bağımsız bir gerçeklik olarak vardır. Evren maddi ni­teliklidir; olmuş bitmiş bir şey değil, diyalektik biçimde ilerle­yen bir süreçtir. Evrenin, hareket halinde maddeden oluştu­ğunu, bu hareketin diyalektik bir süreç izlediğini kabul ettiği için Marx'ın sistemine, diyalektik materyalizm denir.

4. Varlığı Hem “Madde” Hem de “İdea” Olarak Kabul Edenler

İnsan zihninden bağımsız bir gerçekliğin var oluşunu kabul eden realist filozoflar arasında bir de varlığı hem "madde” hem de “düşünce” olarak tanımlayan filozoflar vardır. Bu fi­lozoflar dualist (ikici) olarak tanınırlar. En önemli temsilcisi Descartes’tır.

Descartes'ın varlık felsefesi cevher görüşüne dayanır. Ona göre, sonsuz bir cevher (töz) olarak bütün gerçeği kendisin­de toplayan Tanrı, yaratılmamış bir varlıktır ve bu dünyanın dışındadır. Yaratıcı bu cevher (Tanrı) den, içinde yaşadığımız dünyaya; yani doğanın kendisine geçtiğimizde, yalnızca iki cevherden söz edilebilir. Bunlar yaratılmış cevherler olarak, ruh ve maddedir. Ruh ile madde, sonlu olan cevherdir. Bu iki cevher kendi başlarına var olamazlar, var olmak için Tanrı’ya gerek duyarlar. Ruhun özü ve niteliği düşünme, maddeninki ise yer kaplamadır. Ruh ve madde birbirinden özce ayrı olan, birbiriyle uzlaşmayan ve birbirlerinden etkilenmeyen iki ayrı cevherdir.

5. Varlığı “Fenomen" Olarak Kabul Edenler 

Bu anlayışa göre, insan zihninden tam anlamıyla bağım­sız olmayan bir varlık alanı vardır ve insan bu varlık ala­nını bilebilir, insanın, bilen öznenin, bilinci tarafından belir­lenen bu varlığa “fenomen” denilmektedir. En önemli temsil­cisi Edmund Husserl'dir.

Husserl'e göre fenomen, dolaysız kavranan "öz", insanın bilme yeteneğinin temelinde bulunan “bilincin belirlediği varlık”tır. Tek tek olgulardan, nesnelerden hareketle (bilin­cin yönelmesiyle) bu özlere ulaşılır. Varlıkları, duyu organla­rımızla algıladığımız özelliklerinden soyutlayarak düşündü­ğümüzde (zaman, uzay, renk, ses, koku vb.) onların özlerini bilebiliriz. Bu özler, günlük deneyimlerimizin görünümleri, yani fenomenlerdir. Örneğin; çevremizde gördüğümüz gül­leri duyularımızla kavrıyoruz. Gülü renginden, kokusundan, biçiminden bağımsız olarak düşündüğümüzde geriye gül kavramı, ideası, yani özü kalır, işte bu öz, Husserl'e göre, başka varlığa indirgenemeyen gerçeklik, yani fenomendir.