Tarih

Soğuk Savaş

Bu tabir II. Dünya Savaşı sonrası gündeme gelmiş olup ABD ile Sovyetler Birliği arasında ortaya çıkan gerginliktir. Aslında bu tabiri daha da öne çekebiliriz. 1917 senesinde başlayan Doğu - Batı çekişmesi II. Dünya Savaşı’ ndan sonra Doğu, Orta ve Güneydoğu Avrupa Sovyetler Birliği tehdidi ve şemsiyesi altına girmişti. Bu durum doğal olarak başta ABD ve İngilte­re olmak üzere Batı ülkelerini tedirgin etmiştir.

Hatta bu ülkeler Batı Avrupa başta olmak üzere birçok yerde Rus yanlısı partilerin iktidara gelmemesi için mücadele etmişlerdir.

Amerika Batı Avrupa ülkelerini kendi yanına çekmek için Marshall Plânını hayata geçirmiş ama Doğu Avru­pa Sovyet yanlısı hükümetler kurulmaya başlamıştı.

Yani Soğuk Savaş çok ciddi olarak başlamıştı. Amerika pes etmiyordu ve Marshall Plânından sonra Truman Doktrini’ni hayata geçiriyordu. Bu plân çerçe­vesinde Batı Avrupa, SSCB tehdidinden korunacaktı. ABD’nin girişimleri sonucu 4 Nisan 1949’da NATO (North Atlantic Treaty Organization - Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) kurulmuştur. Sovyetler Birliği, ABD’nin bu hamlesine karşılık vermede çok gecikme­di ve NATO’ya karşı Varşova Paktı’nı kurdu.

ABD ve Sovyet Rusya

II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan iki süper güç vardır. Bu devletler savaş sonrası dünya siyasetine yön veren iki yeni kuvvetti (Super Power). Bu iki dev­let ABD ve Sovyet Rusya’dır.

ABD, I. Dünya Savaşı’na sonradan girmiş ve aslında savaşın sonucunu tayin eden devlet olmuştur. Hatta ABD, savaşa girerken bazı şartlar öne sürmüştür. (Wilson İlkeleri). Bu şartları İtilaf Devletleri arasında pek de kabul edilebilir değildi. Ama ABD’ye mecbur­dular. Çünkü Çarlık Rusya’sı savaştan çekilmiş ve İti­laf bloğunda açık meydana gelmişti. Bu açık ise an­cak ABD ile doldurulabilirdi. Nitekim ABD savaşa gir­miş ama savaş sonrası ABD umduğunu bulamamıştı. Wilson İlkeleri’ne uyulmuyordu. Sonuçta ABD yöneti­mi Monroe Doktrini’ni uygulayarak Avrupa siyasetin­den çekilmişti. Fakat II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD bu doktrini terketmiş ve aktif olarak Avrupa siya­setine girmiştir. Sovyet Rusya’da aslında 1917 -1945 arası ABD’ye benzer bir politika izlemiştir.

Savaştan çekilmenin ve ihtilâlinin meydana getirdiği çekingenlik Rusya için 1945 yılına kadar devam et­miştir. Sovyet Rusya bu tarihlerde teknolojik alanda gösterdiği gelişmelerle dünya siyasetinin aktif devlet­lerinden biri haline gelmiştir. Aslında bu iki devletin en büyük şansları dünya arenasındaki diğer devletlerin durumuydu. İkinci Dünya Savaşı’nın galiplerinden İn­giltere ve Fransa ile yenilen devletlerden olan Alman­ya, Japonya ve İtalya’nın toparlanmaları uzun sür­müştür. Toparlansalar bile ABD gölgesindeki ikinci devlet durumuna düşmüşlerdir.

Kızıl Ordu savaş sırasında işgal ettiği Doğu ve Orta Avrupa’dan kolay kolay çıkmıyordu. Hatta Rusya bas­kısını batı yönünde artıracağının sinyallerini vermişti. Amerika ise Monroe Doktrini gömleğini çoktan çıkar­mıştı. Sovyet baskısına boyun eğmeyeceğini gösteri­yordu. Oysa bu iki devlet kısa süre öncesine kadar Al­manya’ya karşı kader birliği etmişlerdir. Durum böyle olunca bu iki galip devlet yenilenlerle yapılacak barış antlaşmalarını dahi imzalanamaz hâle getiriyorlardı. Fakat arada istisnalar da vardı. 1947 yılında İtalya ile yapılan antlaşma bu istisnaya verilebilecek bir örnek­tir.

1945 - 1947 Soğuk Savaşa Geçiş Dönemi

II. Dünya Savaşı 1945 Mayıs’ında Avrupa’da, 1945 Eylül’ünde ise Asya’da son bulmuştur. Savaş diktatör­lüğe karşı demokrasinin zaferi ile neticelenmişti. Mussolini’nln İtalya’sı; İngiltere, Fransa, ABD ve Sovyet Rusya karşısında kaybetmişti. Avrupa ve Asya’nın güç dengesi değişmişti.

Avrupa’da Almanya ve İtalya’dan, Asya’da ise Japon­ya’dan doğan bir boşluk vardı. Savaşın galibi olması­na rağmen İngiltere ve Fransa savaştan çok yıpran­mış olarak çıkmışlardı.

Tablo kısaca böyle idi. Yani ne Asya’daki Japon­ya’dan doğan boşluk ve ne de Avrupa’da Almanya ve İtalya’dan doğan boşluk tek başına bir devlet tarafın­dan doldurulabilecekti. Bu boşluk için iki aday vardı. İki kenar devlet. Biri Avrupa’nın batısındaki ABD, biri ise doğusundaki Sovyet Rusya idi.

Savaş sonunda kurulan Birleşmiş Milletler sayesinde devletler barış ve huzura kavuştuklarını zannetmiş­le ve bu doğrultuda 6 yıl süren savaşın getirdiği eko­nomik sıkıntıları da göz önüne alarak ordularını terhis etmişlerdi. Avrupa’nın tersine Sovyet Rusya hem sa­vaş teknolojisini ve hem de ordularını takviye ile güç­lendiriyordu. Yani Batılılar ile Sovyet Rusya arasında hem bir dengesizlik hem de çekişme başlıyordu. Sovyet Rusya sadece askeri alanda değil geliştirdiği ekonomik hamleler ile sanayi alanında da kendini göstermişti. Savaşa rağmen ayakta kalabilen Sovyet­ler Birliği Avrupalı için önemli bir endişe kaynağı idi. İşte bu dönemde ABD kendi kabuğuna çekilme politi­kasını bırakarak Sovyetler Birliği’nin karşısında yer al­mıştır.

ABD ve Sovyet Anlaşmazlığı

Savaş sırasında çok iyi kararlar veren 3 devlet göze çarpıyordu. ABD, İngiltere ve Sovyet Rusya. Birçok karar bu üç devlet tarafından alınmıştı. Savaş sonra­sı Avrupa’nın biçimlendirilmesi de yine bu 3 devlet ta­rafından yapılacaktı. Fakat bir devlet birazcık geri planda kalıyordu ki, bu devlet İngiltere idi.

İngiltere ne ABD’nin ekonomik gücüne ne de Rus­ya’nın askeri gücüne ulaşabiliyordu. Dolayısıyla iki devlet kalıyordu. Bu devletler ABD ve Sovyet Rusya idi.

Bu dönemde ortaya çıkan ABD - Sovyet Rusya anlaş­mazlığını şu şekilde maddeleyebiliriz:

1. Savaş sürerken Sovyetler Birliği, ABD’den büyük miktarda “Ödünç verme” ve “Kiralama” adı altında yardımlar almıştır. 1945 Mayıs’ında bu yardımla­rın birden kesilmesi anlaşmazlığın ilk işaretiydi.

2. ABD ile Sovyet Rusya birbirine esasında güven­miyorlardı. Sovyet Rusya, batıda ikinci cephenin açılmamasını ABD’ye bağlıyordu. Hatta Sovyet Rusya, ABD’nin Almanya ile anlaşıp Hitler’in Sov­yet Rusya’ya saldıracağını düşünüyordu.

3. Sovyet Rusya’nın Baltık ülkelerini bırakmayaca­ğını, bazı Fin topraklarını ilhak edeceğini düşünü­yorlardı. Yani Sovyet Rusya ile baltıklar arasında karşılıklı güvensizlik söz konusuydu.

Soğuk Savaşın Mimarları

Charles de Gaulle

Fransız asker ve siyasetçi De Gaulle, II. Dünya Sa­vaşı öncesinde zırhlı savaş teorisyeni olarak tanındı. II. Dünya Savaşı'nın başında tuğgeneralliğe terfi etti. Fransa'nın Almanya'ya yenilmesi ve çok ağır şartları kabul ederek savaştan çekilmesinin ardından Lon­dra'ya giderek Nazi karşıtı Özgür Fransa hareketini başlattı. 1940 - 1944 yıllarında Özgür Fransa Kuvvetleri'nin önderliğini, 1944 yılında Fransa'nın Alman iş­galinden kurtulmasının ardından ise Fransız hüküme­tinin başkanlığını yaptı. 1946 yılında kurulan Dördün­cü Fransa Cumhuriyeti anayasasının devlet başkanına yeterli yetkileri vermediğini söyleyerek görevinden istifa etti ve 1958 yılına kadar yönetimden uzak kaldı. Cezayir Bağımsızlık Savaşı ve Hindiçini Savaşı'ndaki başarısızlıkların Fransa'da yarattığı bunalımların ar­dından 1958 yılında siyasete döndü. Kurulmasını sağladığı Beşinci Fransa Cumhuriyeti'nin ilk başkanlı­ğını yaptı. 1969 yılında görevinden istifa etti ve 1970’te öldü.