Felsefe

Felsefe Nedir?

Günlük yaşamda zihnimizi meşgul eden pek çok şey olsa da, ara sıra bütün bunların ne anlama geldiğini düşünürüz. İşte o zaman, olağan durumlarda hiç sormadığımız temel soruları sormaya başlarız. Felsefe nedir sorusuyla felsefeye giriş yaptıktan sonra felsefeyi kavramaya çalışacağız.

  • Ben kimim?
  • Dünya nasıl yaratıldı?
  • İnsan olmanın sırrı nedir?
  • İyi ile kötünün ayrımı nedir?
  • Herkes için ortak iyi var mıdır?
  • Yaşamın amacı ve anlamı nedir?

Evet, tahmin edilebileceği gibi bu ve benzeri sorulara hiçbir bilim yanıt veremez. Fakat bu sorular insan zihnini insanlığın var oluşundan beri meşgul etmektedir. İnsan; algılayan, an­lamlandıran ve sorgulayan bir varlık olarak bu sorulara hiç olmazsa kendince yanıt verme ihtiyacı duyar. İşte insanın, yaşamın ve varlığın temellerine ilişkin sorgulayıcı düşünce faaliyeti felsefenin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

İnsanoğlu sadece para kazanmak peşinde değildir. O; evre­nin yapı ve düzenini, yaşamın değer ve amacını, madde ve ruh ilişkisini, bilgilerimizin güvenirlik derecesini, iyi, güzel ve doğrunun niteliklerini bilmek ister. Felsefe, işte bu isteği kar­şılama çabasının ürünüdür.

Felsefe, Yunanca philia (sevgi) - sophia (bilgelik) kavramla­rından oluşan philosophia “bilgelik sevgisi” anlamına gel­mektedir. Philosophia, doğru bilgiye ulaşma çabasıdır. Felsefe; düşünme üzerine düşünmek, hayatın güzelliklerine farklı açılardan bakmak, insan olmanın mutluluğunu hisset­mek ve adeta hayata yeniden başlamak için yapılan bir faaliyettir.

Filozof Kimdir?

Felsefe nedir sorusunun en alt başlığı filozof kimdir sorusudur. Bilgiyi ve bilgeliği seven ve ona ulaşmaya çalışan ve bunun için çaba gösteren, felsefi konularla uğraşan insanlara filozof denir. Filozoflar, insan yaşamıyla ilgili her şeyin hakiki bilgisini elde etmeye çalışmış; felsefeyi, her şeyi araştıran, sorgulayan bir etkinlik alanı haline getirmişlerdir.

Filozoflar, kendilerinden önceki insani bilgi ve deneyimleri sorgulamak ve çözümlemekle işe başlamıştır. Thales Yunan mitolojik geleneğini, sofistler Yunan doğa filozoflarını, Sok­rates de sofistleri sorgulamıştır ve bu böyle günümüze ka­dar devam etmiştir.

Birçok filozof kendinden önce gelenlerin görüşlerinden fark­lı, kimi zaman onlara zıt bir görüşle ortaya çıkmış; kendin­den sonra gelen filozoflar tarafından reddedilme kaderiyle de karşı karşıya kalmıştır. Bir bakıma, filozofun, felsefede kendisine kadar olan gelişmeleri ve savları gözden geçire­rek yeni bir felsefe sistemine ulaşma çabası içinde olduğu söylenebilir.

Filozof, bir temele oturtulmuş ama sonuna kadar geliştiril­memiş bir düşünceden işe başlar ve bu düşünce üzerine çalışmaya devam ederse, bu ışığın ilk kıvılcımlarını borçlu olduğu düşünürün ulaştığı yerden daha ileri gidebilir.

Felsefe Niçin Yapılmalıdır?

İnsan, yalnızca bir organizma olmaktan öte, zihne ve buna bağlı olarak da bilince sahip bir varlıktır. İnsan, kimi gereksi­nimlerini bilincinden bağımsız bir şekilde, içdürtüleriyle sağ­layabilir. Yine de onun en belirgin özelliklerinden biri, eylem­lerinin büyük bir bölümünü bilerek ve isteyerek yapıyor ol­masıdır. İnsan bilinçli eylemleriyle doğayı, yaşamı açısındar daha uygun koşullara doğru değiştirir. Düşünme, insanın doğasında vardır. Felsefe var olanı kavramaya ve açıklama­ya çalışır. Ancak doğru düşünebilmeyi becerebilenler felse­fe yapabilirler. Felsefi düşünce, ancak soru sorabilen insan­lar tarafından gerçekleştirilen zihinsel bir faaliyetidir. Soru sormak ise merakla başlar. İnsan kendisi, çevresi ve yaşadı­ğı dünya hakkında merak duymaya başladığında sorular gelir.

İnsan, sıradan anlamanın dışında zihinsel sorgulamaya baş­ladığında felsefe yapmaya başlar. Felsefe insemsiz olarak yapılmayan başlanan bir eylemdir diyebiliriz. Felsefe nedir diye sorduğumuzda alacağımız yanıtlardan biri de budur.

Felsefe, insanı insan yapan ve onu bir hiç olmaktan kur­taran araştırma, anlamlandırma, yorumlama ve değer­lendirme etkinliğidir. Ayrıca felsefe sorular yoluyla varlığı irdeleme, erdemli olma ve mutlu yaşama isteği, bilgeliğe ulaşma özleminin bir ifadesidir.

İnsanın en önemli özelliği, merak etme, düşünme ve soru sormasıdır. Merak etmenin, düşünmenin ve soru sormanın olduğu her yerde felsefe var olduğuna göre, felsefe insan için kaçınılmaz bir etkinliktir. O halde, felsefenin işlevi eski­den ve günümüzde olduğu gibi gelecekte de varlığını devam ettirecektir.

Felsefenin Tanımları

Felsefe; insanın merak etme, öğrenme, düşünme ve anla­ma çabasının ürünüdür. Dolayısıyla felsefenin varlık neden­lerinden biri, dogmaları, tabuları ve bunlarla temellendirilen geleneksel inançları sorgulamaktır. Bu amaçla düşünceye yön veren sorularla, bilgiye ulaşma yolları geliştirilir ve bu yolla yeni ve özgün çözümlere ulaşılır. MÖ. VI. yüzyıldan iti­baren Yunanlılar için kutsal gelenekler ve mitolojiye inanma devri kapanmıştır.

Felsefenin günümüze kadar birçok tanımı yapılmıştır. Bun­lardan bazıları şunlardır:

Felsefe; insanın kendisi, hayatı, içinde yaşadığı toplum ve evren hakkında düşünmesi sonucunda ortaya çıkmış bir di­siplindir.

Felsefe; bilginin temelinde bulunan birtakım doğrulara ulaş­ma çabasıdır.

Felsefe, kendine dönük düşünmedir. Felsefe yapan zihin hiçbir zaman yalnızca bir nesne hakkında düşünmez. Her­hangi bir nesneyi düşünürken, aynı zamanda hep o nesne­ye ilişkin kendi düşüncesi hakkında da düşünür. O zaman felsefeye ikinci dereceden düşünce, düşünce hakkında dü­şünce de denebilir.

Felsefede her filozof kendi açısından bir tanım ortaya koy­muştur. Filozofların inceledikleri problemler aynı ya da ben­zer olmasına rağmen, kendi zihin ve karakter yapıları, olay­lara bakış açıları, yaşam biçimleri, içinde bulundukları toplumların kültürleri, farklı tanımların ortaya konulmasında rol oynamıştır.

En genel tanımıyla felsefe; insanı, evreni ve değerleri an­lamak için sürdürülen geniş bir araştırma çabası, birleş­tirici ve bütünleştirici bir açıklama gayretidir.

Felsefi Düşünce Nasıl Doğmuştur?

Felsefe nedir, filozof kimdir gibi sorulara yanıt aradıktan sonra felsfi düşüncenin nasıl doğduğuna bakalım. Felsefi düşüncenin doğmasına etki eden faktörleri şu şekil­de sıralayabiliriz.

1. İnsanın Evreni Tanıma Merakı

Eğer insan doğasında merak duygusu olmasaydı evrenle ilgili herhangi bir araştırma yapmazdı. İnsanoğlunun ilk me­rak ettiği sorular ise kendi varlığı ve evrenle ilgili sorular olmuştur. Bu sorulara cevap bulma isteği ise felsefi düşüncenin doğmasını sağlamıştır.

Felsefe, insanın bilme arzusu ve merak duygusundan doğmuştur. Aristoteles bu düşünceyi: “Bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler. ” sözüyle açıklar.

2. Mitolojik Açıklamaların Yeterli Olmaması

Felsefenin ortaya çıkışından önce insanlar evrendeki olay­ları mitoslarla (efsaneler) açıklıyorlardı. Fakat her şeyin do­ğaüstü güçlerle açıklanması bir süre sonra insanları tatmin edemez olmuştu. Çünkü mitoslara ait bilgi insana ait değil, mitolojik varlıkların bilgisiydi. Mitoslardan sonra birtakım ilkel dinlere ait bilgilerle insan ve evren açıklanmaya çalışıldı. Fakat insanoğlu ne zaman ki; var olan her şeyi kendi aklı ve düşüncesiyle açıklamaya çalışmışsa felsefi düşünce de işte, o zaman ortaya çıkmıştır.

3. Akla Verilen Önemin Artması

Felsefe; insanın, evreni açıklamak için kendi aklına dayan­ma cesaretini göstermesiyle ortaya çıkmıştır. Bu ise insan ve evrenle ilgili açıklamaların doğaüstü güçlere göre değil, olgularla ve akıl yoluyla temellendirilmesiyle gerçekleşmiştir.

4. Ekonomik Faktörler

Felsefi düşüncenin doğması ve gelişmesi içinde bulunduğu toplumun refah düzeyiyle de yakından ilişkilidir. Çünkü te­mel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çeken toplumlar için felsefi konuların araştırılmasının bir önceliği yoktur. Nitekim felsefi düşüncenin ilk ortaya çıktığı Yunan toplumunda bedensel çaba gerektiren tüm işleri köleler yapıyor, toprak sahiplerine ise diğer konular üzerinde düşünecek ve araştır­ma yapacak bol zaman kalıyordu.

5. Kültürel Etkileşim

Felsefe ilk kez Batı Anadolu’nun zengin liman kentlerinde ortaya çıkmıştır. Doğudan gelen kervan yollarının sonunda bulunan bu kentler, deniz ticaretinin de merkezini oluştur­maktaydı. Ticari ilişkilerde ise sadece mallar değiş tokuş edilmezdi. Bu malların üretiminde kullanılan bilgi, görüş ve teknikler de öğrenilirdi. İşte bu bilgi alışverişi, düşünmeye, araştırmaya zaman ayıran insanları ortaya çıkarmıştır. Batı Anadolu'nun liman kentlerinde yaşayanların dünyayı tanıma isteği, dolayısıyla eski düşüncelerinden kuşku duymaları, bunların yerine yeni bilgi ve birikimlere uygun bir düşünce sisteminin oluşumunu sağlamıştır. 

6. Özgür Düşünce Ortamı

Kendi içinde kapalı olan toplumların gelişmesi, farklı kültürlerle etkileşim kuran toplumlara göre daha zordur. Çünkü değişik kültürlerle etkileşim kuran toplumlar birçok yeni düşünceyle karşılaştığından farklı kültürlere karşı hoşgörülü olmayı ve kendi kültürel yapılarındaki eksiklere karşı da eleştirel bir gözle bakabilmeyi öğrenirler. Bu da toplumda düşünsel alanda ilerlemeyi sağlar. Örneğin, Ortaçağ'da skolastik bir anlayış hakimdi ve tek gerçeklik Hristiyanlık dini kabul ediliyordu. Bu nedenle bu dönemde gerçek anlamda felsefi ve bilimsel bir gelişim olmamıştı. Ne zaman ki, insanlar özgürce araştırma yapma ve düşüncelerini serbestçe ortaya koymaya başlamışlarsa düşünsel ve bilimsel anlamda ilerleme de işte o zaman gerçekleşmiştir.

Felsefenin Özellikleri

  1. Felsefe öznel (subjektif) bir bilgidir. Felsefede aynı konu üzerinde filozoflar farklı düşünceler ileri sürülebilirler. 
  2. Felsefe, düşünce üzerine düşünce üretmektir. Çünkü felsefede amaç kesin bilgiye ulaşmaktan çok o bilginin aranması, amaç edinilmesidir. Bu yüzden Felsefede yeni ve özgün bir soru ortaya atmak, bir felsefi probleme cevap vermek kadar değerlidir. 
  3. Felsefe, hakikati araştırırken, bütün zamanlar için geçerli olabilecek değerler ortaya koymaz. Çünkü felsefede herhangi bir konuda kesinliğe ulaşıldığında o konu artık felsefe olmaktan çıkar, bilimin konusu olur. 
  4. Felsefe insan için kaçınılmaz bir etkinliktir. İnsanın en önemli özelliği düşünen, merak eden ve soru soran bir varlık olmasıdır. Düşünmenin, soru sormanın ve merak etmenin olduğu heryerde ise felsefe vardır. Aristotales bu düşünceyi; "Felsefeyi reddetmek farkında olmadan felsefe yapmak demektir." sözüyle özetler.
  5. Felsefi bilgi, sistemli ve tutarlı bir bilgidir. Felsefi bir sistemde ele alınan konularda mantık ilkeleri etkili bir şekilde kullanılır ve hertürlü çelişkiden özenle kaçınılır. 
  6. Felsefe, insana mutluluk sağlamak amacıyla kendini araç yapar. 
  7. Felsefe eleştirel bir bilgidir. Filozof, hem eserlerinde hem de yaşantısında önyargılardan uzak durmaya çalışan, içinde yaşadığı çevrenin inançlarını, tutkularını ve alışkanlıklarını sorgulayabilen kişidir. 

Çıkmış Soru (2004 ÖSS)

Hegel tarihi keşfeder, Schopenauer ise ondan vazgeçer. Onların bu uyuşmazlığı hala çözüm bekliyor. 

Bu parçadan, felsefi düşünceyle ilgili aşağıdaki düşüncelerden hangisi çıkarılabilir?

A) Soruların kendi cevaplarını içerdiği

B) Çağın değerlerine bağlı olduğu

C) Kesin bir doğruya ulaşılamadığı

D) Bilimsel düşünceden etkilendiği

E) Doğrusal ilerleme gösterdiği

Çözüm

Parçada iki filozofun bir kavrama yaklaşımının farklı olduğu ve henüz bir uzlaşma sağlanamadığı ifade ediliyor. Bu nedenle cevap C seçeneğidir. (Cevap: C)

Felsefenin İşlevi

  1. Felsefe, yaşamla ilgili farklı görüşler sunarak insanın kendi yaşamına ilişkin düşünceler üretmesine katkıda bulunur.
  1. 2500 yıldan beri var olduğu bilinen felsefe, insanlık tarihi boyunca etkili olmuş ve birçok işlevleri yerine getirmiştir. Bu işlevler şunlardır:
  2. Felsefe, insanın sorgulama ve anlama ihtiyacını karşıla­yarak onu “insan olmanın bilincine” ulaştırır. Felsefe bi­ze, evrende düşünen, anlamaya çalışan, sorgulayan, yo­rumlayan bir varlık olmanın ayrıcalıklı onurunu hissettirir.
  3. Felsefe, insanın çevresinde olup biten her şeye eleştirel yaklaşmasını sağlar, böylece kendi düşünme gücüyle olayların anlaşılmasını kolaylaştırır. Bu konuda Sokra­tes: “Sorgulanmamış hayat, hayat değildir.” diyerek var olanların sorgulanması gerektiğini savunur.
  4. Felsefe, bilimlere yol göstermiş, bilimlerin gelişiminin di­namiğini oluşturmuştur. Örneğin; insanlar yıldızları tarih öncesi dönemde olduğu gibi Tanrısal varlıklar olarak ka­bul etmeyi sürdürerek inceleme konusu yapmasalardı, astronomi bilimi hiçbir zaman ortaya çıkmayacaktı.
  5. Felsefe, öznel olmasından dolayı başkalarının görüşleri­ne karşı saygılı ve hoşgörülü olmayı öğretir.
  6. Felsefe, bireysel alanda olduğu gibi toplumsal alanda da çeşitli değerlere sahiptir. En iyi yönetim biçiminin, in­san haklarının ve demokrasinin sorgulanması için felse­feye ihtiyaç vardır.
  7. Felsefe, toplumsal yaşamda diğer insanlarla iletişim kurmaya yardımcı olur.
  8. Felsefe, inancın biçimlenmesinde etkilidir. Örneğin, Ortaçağ’da felsefe, Hristiyanlığın akıl ile temellendirilme-sinde etkin biçimde kullanılmıştır.
  9. Felsefe, binlerce yıldan beri ortaya konan fikir ve düşün­celeri, bu düşünceleri yansıtan kavramları tanıma imkâ­nı sunarak düşünce tarihini bilmemizi sağlar.

Felsefe ve Toplum

Felsefenin insana ve topluma yaptığı katkıları göremeyen ki­şiler, onun boş ve gereksiz bir uğraş olduğunu ileri sürmek­tedirler. Oysa, insan yaşamındaki rolü kolayca gözlenen te­lefon, bilgisayar veya televizyon gibi nesnelerin üretiminde felsefenin doğrudan katkısı olmasa da değer ve düşüncele­rin üretimindeki katkısı yadsınamaz. Ancak, değer ve dü­şüncelerin insan yaşamındaki yansımaları yalnızca dolaylı olarak gözlenebilir.

Filozof, belli bir coğrafi mekânda ve toplum içinde yaşadığı için, o yerin ve toplumun özellikleri filozofun düşüncelerini etkiler. Bunun içindir ki, felsefi sistemler içinde doğdukları toplumun ve çağın özelliklerini yansıtır.

Toplumda meydana gelen sosyal çöküntü ve bunalımlar fi­lozofları etkiler, filozoflar da bu tür bunalımlarla düşünce ta­rihi boyunca ilgilenmişlerdir.

Filozof - toplum etkileşimi, düşünce tarihinde en önemli fak­törlerden birisidir. Bu faktörlerin temelinde de, eleştiri, inkâr, farklı görüşlerin çatışması vardır. Bu esaslara dayanan felse­fi bilgiler ve düşünceler her zaman toplumu etkilemiştir.

Felsefe her zaman toplum ile iç içedir. Bir felsefi görüş, için­de doğduğu toplumun kültürel, politik, sosyal özelliklerin­den etkilenir. Bu etki bazen olumlu olup, toplumla uyuşan özellikler gösterirken bazen de toplum tarafından reddedi­len görüşler olabilmektedir.

Felsefe eleştiriye açık ve özgür düşünce ortamında doğar. Bu nedenle ilk olarak Eski Hint, Çin ve Yunan medeniyetlerinde ortaya çıkmıştır.

Düşünce tarihine baktığımızda, filozoflar inanç konusunda, toplumla karşı karşıya geldiklerinde, toplumdan büyük tep­ki görmüşlerdir. Örneğin; Sokrates, Yunan kültüründeki çok Tanrılı inanç ile alay ettiği için ölüme mahkum edilmiştir. Kant “Salt Aklın Kritiği” adlı eserinde yaratıcıyı inkâr ettiği için, Katolik kilisesi ve toplum tarafından tepki görmüştür. Kant ancak ikinci eserinde Allah’ın varlığına, imana yer ver­diğinde toplumdan destek görmüştür.

Filozofların topluma etkisi yalnız din konusunda değildir. Ah­laki, ekonomik, siyasi alanlarda da toplum üzerinde etkili ol­dukları görülebilir. Toplumlarda görülen rejim kavgalarının temelinde, filozofların “İdeal devlet düzeni nasıl olmalı­dır?” sorusuna verdikleri farklı cevapları benimseyen insan­ların mücadelesi yatar: Sosyalizm ve demokrasi gibi.

Büyük İskender’in ölümünden sonra İlkçağ Yunan şehir devletleri parçalandığında, siyasi birliğin yeniden kurulması­nı ve belli bir ahlaki ülkü üzerinde birleşilmesini isteyen filo­zoflar ortaya çıktı. Örneğin, aklı esas alan Zenon’un ahlak felsefesi (Stoa), zevki (Hedonizm) esas alan Epikür’ün ahlak felsefesi bunlara birer örnektir. Bunların amacı, hayatta mut­lu olmak için hikmet sahibi bir kimsenin ne yapması gerekti­ğine dair esasları öğretmekti. Bütün bunlardan amaçlanan sonuç ise, dağılmış olan Yunan sitelerini bu dağınıklılıktan kurtarmaktı.

Başka bir örnek verecek olursak; Rönesansla birlikte batıda ulusal devlet düşüncesi doğmuş, bunun yanısıra, doğaya yönelme düşüncesi değer kazanmıştır. Felsefe de, bu çağ­daki toplumsal değişmelere uygun olarak, varlık ve bilgi problemlerini ve sosyal sorunları kendisine konu edinmiştir.

Fransız Devrimi ile birlikte özgürlük ve eşitlik gibi idealler de­ğer kazanmış, bu çağdaki filozoflar görüşlerini bu kavramlar üzerinde temellendirmişlerdir. Bir çağa damgasını vuran olaylar, o çağın felsefesini de etkiler.

İşte bu örneklerde görüldüğü gibi felsefe ile toplum iç içedir. Filozoflar düşünceleriyle hem toplumu etkilemek­te h

em de içinde bulunduğu toplumsal olaylardan etki­lenmektedir. Bu bağlamda, felsefi sistemler, toplumların “sosyal değerlerini” yansıtan ayna görevini görürler.

Felsefenin Diğer Alanlarla İlişkisi

Felsefenin ne tür bir bilgi olduğunu daha iyi anlayabilmek için onu diğer bilgi çeşitleriyle karşılaştırmak yararlı olacak­tır. Felsefe nedir sorusuna iyi bir yanıt verebilmek için felsefenin diğer alanlarla ilişkisini incelemek gerekir.

a. Felsefe - Bilim İlişkisi

İlkçağ’da, bugün bilim adını verdiğimiz tüm alanların konu­ları felsefenin içindeydi. İlkçağdaki doğa filozoflarından Pythagoras (Pisagor), felsefenin yanında matematikle de il­gilenirdi. Ancak zamanla konu alanlarını belirleyen bilimler felsefeden ayrılmış ve bağımsız bir bilim haline gelmiştir. Ör­neğin; M.Ö. 3 yy. Euclides (Öklid)’le geometri, felsefeden ayrılarak bağımsız bir bilim haline gelmiştir.

Burada şu soru akla gelebilir: “Bağımsızlıklarını kazanan bilimler felsefeyle olan bağlarını koparmış mıdır?”, “Fel­sefe bilimlerle ilişkisini kesmiş midir?” Bunların yanıtı kuşkusuz hayırdır. Çünkü ne felsefe bilimlerle ilgisini kesebi­lir ne de bilimler felsefenin yol göstericiliğinden vazgeçebi­lir.

Günümüzde bilim felsefesi, bilimin amaç, yöntem ve kuram­sal yapısını açıklamaya yönelik çalışmalardan oluşur. Bu tür­den bir çalışma için de araştırıcının bağımsız düşünce, eleş­tirel anlayış, doğruluğu amaçlama ve sistemli olma gibi ba­zı niteliklerle donanmış olması gerekir.

Felsefe, bilimlerin çözümlenemeyen alan ve sorunları ile il­gilenir, onları tartışır, bilimlerin dikkatini o alanlara çeker. Bi­limler kendi yöntem ve teknikleri ile bu alanlara yönelir. Böy- lece felsefe eleştirel özelliği ve ürettiği sorularla bilimlere katkıda bulunmuş, yeni bilim dallarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Şu halde felsefe ve bilim birbirlerinin gelişimine katkıda bulunan iki bilgi türüdür.

Felsefe ve Bilimin Ortak Yönleri

  • Her ikisi de akla dayanır.
  • Her ikisi de konuları bakımından evrenseldir.
  • Herr ikisi de bilinçli, yöntemli ve sistemlidir.
  • Her ikisi de kavram ve soyutlamalar kullanarak ilkelere ulaşmak ister.
  • Her ikisi de insanın merak ve hayretinden kaynaklanır. Her ikisi de doğruya ve gerçeğe ulaşmayı amaçlar.

Bilimsel bilgi olgulardan hareket eder; açıklamalarım ise tekrar olgulara yönel­erek temellendirmeye çalışır. Dolayısıyla bilimsel bilgiler doğrulanabilen, kanıtlanabilen bilgilerdir. Felsefi bilgi ise olgu­lardan hareket etse de açıklamalarını akıl yoluyla temellendirmeye çalışır. Bu yüz­den öznel bir bilgidir ve sonuçları varsayımlıdır.

Felsefe ile Bilimin Farklılıkları

  • Felsefe hem olgu, hem de değerlerle ilgilenirken; bilim ise sadece olgularla ilgilenir; “İyi, kötü, doğru, yanlış” tü­ründen değer yargıları içermez, onlara idealler ve anlam­lar yüklemez.
  • Bilimin önermelerinin doğrulanabilmelerine karşılık; fel­sefede önermeler doğrulanamaz.
  • Bilimsel araştırmalar, teknikleri belli ve öğretilebilir olma­larına karşılık; felsefede filozoflar tarafından uzlaşılan, belli bir standart düşünce yöntemi mevcut değildir.
  • Bilimsel çalışmalar sonucu teknoloji oluşturulabilirken; felsefede böyle bir imkân yoktur.
  • Bilimler, varlığın sadece bir yönüyle ilgilenirken; felsefe varlığın tüm yönlerini anlamaya ve açıklamaya çalışır.
  • Bilimler, kendine özgü yöntemler kullanırken; felsefe bi­limlerin yöntem ve konularını eleştirip tartışabilir.
  • Bilimler, “nasıl” sorusuna cevap ararken; felsefe “neden” sorusuna cevap arar.
  • Bilimlerin sonuçları kesin, felsefenin sonuçları varsayım­lıdır.
  • Bilimlerin araçları deney ve gözlem; felsefenin araçları düşünme, hayâl gücü ve sezgidir.
  • Bilimler birikimli ilerleyen bilgidir. Felsefe yalnızca yığılan bilgidir.
  • Bilimler var olanla, felsefe ise olması gerekenle ilgilenir.

b. Felsefe - Din İlişkisi

Felsefe aynı zamanda din nedir sorusuyla birlikte dinin birçok yönünü inceler. Din; insanın, onu idare eden ilkeye, Tanrı’ya, insan hayatının bir anlamı olduğuna inanma ihtiyacına karşılık verir.

  • İnsan ve evrenin var oluş amacı nedir?
  • İnsanın evrendeki yeri ve kaderi nedir?
  • İnsan ve evren nasıl var olmuştur?
  • İnsan mutluluğa nasıl ulaşır? gibi sorular, hem felsefenin hem de dinin üzerinde durduğu sorulardandır.

Felsefe, dinin sorduğu sorulara akıl ve mantık ilkeleri ile gi­derken; din, inanca dayalı bir hareket tarzı sergiler. Ayrıca felsefenin sonuçları kesin değilken, dinin bilgileri kesin ola­rak kabul edilir ve eleştiri kabul etmez. Dini bilgi ile bilimsel bilgi gerek kaynakları gerekse yapıları bakımından farklılık­lar gösterir.

c. Felsefe - Sanat İlişkisi

Felsefe için sanat nedir sorusu da çok önemlidir. Sanat, dünyayı sezgi ve duyularla anlama ve yorumlama et­kinliğidir. Her bir sanat eserinde belli bir varlık yorumu dile gelir. Örneğin; Leonardo Da Vinci’nin resmindeki varlık yo­rumu ile Picasso’nun varlık yorumları farklıdır. Bu nedenle hem sanatta, hem de felsefede bireysellik söz konusudur.

Felsefi bilgi filozof tarafından, sanat bilgisi ise sanatçı tara­fından ortaya konur. Bu yönüyle her ikisi de sübjektiftir. Fa­kat felsefe, mantık ilkelerine uygun hareket etmeyi amaçlar­ken, sanat sezgilere, hayal gücüne ve duygulara dayanır.

Sanatta hiçbir şey doğru ya da yanlış değildir. Sanat sanatçının dünyasını, onun gerçeğini bize anlatır. Sanatın amacı bize bir şey söylemek, bir şey öğretmek değildir. Bir şey telkin etmek veya bizde bir duygu bir heyecan uyandır­maktır.