Psikoloji

Organizma ve Çevre

Organizma: Organizma, biyolojik gelişimini tamamlamış ve uyarıcılara tepki verebilen canlı varlıktır. Psikolojide organizma ifadesi ile insan ve hayvanlar kastedilir.

Çevre

Organizmanın varlığını sürdürdüğü, çeşitli uyarıcılarıyla organizmayı sürekli etkileyen ve organizmadan etkilenen öğeler bütünüdür. Çevre, doğum öncesi ve doğum sonrası olarak ikiye ayrılır. Doğum sonrası çevre de fiziksel ve toplumsal çevre diye ikiye ayrılır. Organizma ve çevre bu iki kavramın etkileşimini konu alır.

organizma ve çevre

Doğum Öncesi Çevre

İnsanın anne karnında geçirdiği süreyi ifade eder. İnsan gelişimi ve davranışları açısından çok önemli bir dönem olduğu için psikolojinin konusudur. Annenin bu dönemde yaşadığı olaylar, sevinç ve stresleri, beslenme, sigara, alkol gibi faktörler bireyi etkilemektedir. Organizma ve çevre açısından yaşamın bu kısmı da önemlidir.

Doğum Sonrası Çevre

Doğumla başlayan ve yaşam süresince devam eden çevredir. Organizma ve çevre konusu daha çok bu çevre ile ilgilenir. İki grupta ele alınır:

Fiziksel Çevre: Organizmanın yaşamını sürdürdüğü, beslenme, barınma ve korunma gibi hayat ihtiyaçlarını karşıladığı, ses, ışık, basınç, iklim koşulları gibi uyarıcılardan oluşan çevredir.

Sosyal Çevre: İnsanlar arası etkileşimlerden ortaya çıkan, sosyal olay ve olgulardan oluşan aile, arkadaş, okul, çarşı, pazaryeri gibi oluşumlardır. Organizma ve çevre göz, kulak, burun, deri, dil gibi duyu organlarıyla ilişki kurarlar.

Uyarıcı: Organizmayı, duyu organlarını harekete geçiren her türlü etkidir. Uyarıcılar iç veya dış kaynaklı olabilir. Zil sesi, ışık, insanın acıkması ve susaması gibi.

Uyarım: Uyarıcıların organizmayı etkilemesi olayına uyarım denir. Zil sesinin kulağı etkilemesi veya susuzluğun organizmayı etkilemesi uyarımdır.

Tepki: Organizmanın uyarıcılara verdiği cevap, davranıştır. Zil sesiyle derse girmek, susayınca su içmek gibi.

Duyum

Organizma ve çevre ilişkisi çoğunlukla duyum aracılığıyla meydana gelir. Uyarıcıların duyu organları tarafından alınarak beyne iletilmesi süreci ile gerçekleşen yalın olaya duyum denir. Koklama, işitme, tat alma, dokunma, görme, gibi. Duyum uyarıcının organizma tarafından fark edilmesidir.

Duyumun Koşulları

Her durumda duyum meydana gelmez. Duyumun oluşabilmesi için;

  1. İçten veya dıştan gelen bir uyarıcıya
  2. Uyarıcının organizmaya ulaşmasına olanak veren bir ortama
  3. Sağlıklı duyu organları, sinir sistemi ve beyne uyarıcının, uyarım oluşturacak şiddete sahip olmasına (duyum eşiği) ihtiyaç vardır.

Uyarıcıların algılanabilmesi uyarıcının şiddetinin duyum eşikleri aralığında olmasına bağlıdır. Duyum eşiği uyarıcının organizma tarafından fark edildiği uyarım düzeyidir.

Uyarıcının organizma tarafından fark edilebildiği en düşük sınıra “alt duyum eşiği”, en yüksek sınıra ise “üst duyum eşiği" denir.

Örneğin, insan kulağı her sesi alamaz. Sesin insan tarafından fark edilebilmesi için frekansının 20 ile 20000 Hertz aralığında olması gerekir. Buradaki 20 frekanslık şiddet insan için alt duyum eşiği, 20000 frekanslık şiddet ise üst duyum eşiğidir. Aynı durum göz için de geçerlidir. Göz 360 ile 780 milimikron aralığındaki ışımaları görebilmektedir. Nitekim ultraviyole veya mor ötesi gibi ışımaların varlığı bilindiği halde insan gözü bunları görememektedir.

Duyum eşiği ile bağlantılı bir diğer kavram da fark eşiği kavramıdır. Bir uyarıcının şiddeti değiştiğinde bu değişmenin organizma tarafından anlaşılabilmesi için değişikliğin bir eşiğin üstünde olması gerekir. Örneğin, hava sıcaklığı 10 dereceden 11 dereceye yükselse bu değişiklik organizma tarafından fark edilmez; ama 20 dereceye yükselse organizma hava sıcaklığındaki değişmeyi fark edecektir. Yine insan 30 gr ile 31 gr ayırt edememektedir. Fakat 30 gr ile 50 gr ayırt edebilmektedir. İşte şiddet değişikliğinin fark edilebileceği minumum değere fark eşiği denilmektedir.

Fark eşiği uyarıcının şiddetine göre değişen bir değerdir. Örneğin, elinizin 0°C de bir suda olduğunu ve bu suyun sıcaklığının 3°C ye çıkarıldığını düşünelim. Suyun sıcaklığındaki değişiklik hemen fark edilecektir. Ancak eliniz 50°C’lik sudayken sıcaklık 53°C ye çıkarılsa sıcaklık değişimi büyük olasılıkla fark edilmeyecektir. Bu açıdan fark eşiği sabit bir değer değil, bir orandır.

Duyum eşiği ve fark eşiği insandan insana ve canlılar arasında değişiklik gösterir. Örneğin, köpeklerin kokuyu ayırt edebilme yetisi diğer canlılardan daha fazladır. Bazı insanların kulakları diğerlerine göre daha hassastır ve çok düşük sesleri bile duyabilmektedir. Konservatuar sınavlarında notaların ayırt edilebilmesine yönelik değerlendirmeler yapılması fark eşiğinin insandan insana farklı olmasından kaynaklanır.

Duyum eşiği ve fark eşiği yaşamın sürmesi açısından önemlidir. Her uyarıcının duyum oluşturduğu, her değişimin fark edildiği bir duyum hali hayatı yaşanmaz hale getirirdi.

Uyarım ve Duyum İle İlgili Kavramlar

Aşırı Uyarılma

İç ve dış uyarıcıların organizmayı normalin üstünde bir şiddet ve süreyle etkilemesidir. Kuvvetli ışık, yüksek frekanslı ses, aşırı gürültü, aşırı açlık veya susuzluk, aşırı ağrı veya kaygı, aşırı üzüntü gibi. Organizma uyarıcılarla uzun süre uyarılırsa bu da aşırı uyarılmadır. Uzun süre uykusuzluk veya yorgunluk, açlık grevi gibi. Açlık grevine giren insanların duyu organlarında (tat, görme, koklama... gibi) ve dikkat konsantrasyon yetilerinde, zeka düzeylerinde kalıcı hasarlar oluşabilmektedir.

Aşırı uyarılan organizma çevreye uyum sağlamak için çaba gösterir. Uyum sağlanamazsa organizmada yorgunluk, stres, gerginlik, huzursuzluk olur. Bu durum devam ederse psikosomatik hastalıklar ortaya çıkar.

Yetersiz Uyarılma

Organizmanın normal etkinlikte bulunmasına yetmeyecek derecede ve az süre uyaran almasıdır. Uyarıcıların organizmayı normalin altında şiddet ve süreyle etkilemesidir. Bu durumda organizma ve çevre ilişkisi bozulur. Uzun süre evde tek başına kalmak ya da, hücre de kalmak gibi.

Yetersiz uyarılma ile ilgili yapılan bir deneyde; sesten yalıtılmış bir odada herhangi bir ışık görmeleri engellenmiş deneklerin dokunma duyusunu engelleyecek biçimde kartonlarla vücutları yalıtılmış ve uzun süre kalmaları istenmiştir. Fakat denekler büyük para ödüllerine rağmen uzun süre devam edememişlerdir.

Çin işkence biçimleri, uzun süre karanlıkta kalma, yatalak hastaların durumu, uzun süre karanlıkta kalma gibi durumlar yetersiz uyarılmadır.

Uyum

Organizmanın yaşamını sürdürmesi için çevresi ile denge kurmasıdır. Uyarıcıların şiddeti değişmedikçe uyum hali devam eder.

Alışma, Duyarsızlaşma: Organizmanın uyarıcılarla sürekli karşılaşması sonucu belli bir süre sonra uyarıcıyı fark etmemeye, tepkisiz kalmaya başlamasıdır. Alışma(duyusal uyum); ısı, ses, ışık, koku gibi fiziksel uyarıcılara duyumun azalmasıdır. Örneğin; uzun süre gürültülü ortamda çalışan işçinin belli bir süre sonra gürültüye alışması, parfüm kokusuna alışma, elbiselerin temasına alışma gibi.

Duyarsızlaşma ise, üzüntü, sevinç, korku gibi psikolojik uyarıcılara karşı duygulardaki azalmadır. Örneğin; annesinden sürekli azar işiten bir çocuğun bu durumdan belli bir süre sonra etkilenmemesi gibi. Doktor veya savaştaki askerin kan görmeye alışması ve kandan etkilenmemesi bir duyarsızlaşmadır.

Duyarlılık

Organizmanın çevresindeki belli bir uyarıcıya normal olarak beklenenin üstünde tepki göstermesidir. Örneğin, bir annenin derin uykusuna rağmen bebeğinin sesine hemen uyanması gibi.

Dengelenme (Homeostasis)

İç ve dış koşulların sürekli değişmesine karşın organizmanın kan şekeri, sıcaklık, su seviyesi gibi değerleri belli bir düzeyde tutarak içinde bulunduğu ahengi, düzeni korumasına denir. Aşırı ve yetersiz uyarılma sonucunda organizmanın yeniden denge sağlama çabasına dengelenme denir. Vücudun aşırı sıcakta terlemesi, soğukta titremesi, fazla tuz ve şeker oranlarında dengenin sağlanması gibi. Dengelenme, uyumun bir türüdür.

Algı

İnsanın uyarıcıları anlamlandırarak tanımasıdır. Duyumun anlam kazanmasıdır.

Duyum, duyu organları aracılığıyla edinilen basit deneyim, algı ise basit öğelerden çağrışım yoluyla oluşturulan karmaşık yapıdır. Duyumda öğrenmenin etkisi yoktur. Bu nedenle herkeste aynı şekilde görülür. Algıda ise öğrenmelerin etkisi vardır. Kişiye göre duyumlar farklı algılanabilir. Duyum her zaman aynı iken algı zaman içinde gelişir, değişir.

Duyum ve Algı Çeşitleri

Duyum ve algının çeşitleri vardır. Görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma temel duyum ve algılardır.

Görme Duyumu ve Algısı

Gözün görme alanındaki ışık uyarıları, gözün kornea ve saydam tabakasından geçerek merceğe gelir. Mercek ışığı retina üzerine odaklar. Retina üzerinde ışığı alan alıcı hücreler bunu görme sinirleri aracılığıyla beyin görme merkezine ulaştırır ve görme duyumu gerçekleşir.

Aydınlık ve karanlık algısı; gözün yapısında bulunan koni ve çubuk hücreleri aracılığıyla oluşur. Koni hücreleri gün ışığında görmemizi sağlayan ve renkleri ayırt etmemizi mümkün kılan hücrelerdir. Çubuk hücreleri ise daha çok karanlıkta görmemizi sağlayan akromatik renkler denilen siyah beyaz ve gri aralığındaki renkleri görmemizi sağlar.

Renkleri algılayan koni hücreleri sadece güçlü ışıkta uyarılırlar. Göz üç ana renk çiftini algılayabilir. Bu renk çiftleri kırmızı-yeşil, sarı-mavi ve siyah-beyazdır. Diğer bütün renkler bu renklerin karışmasıyla meydana gelir.

Gözlerin renkleri ayırt edememesi durumuna renk körlüğü denir. Renk körlüğü üç grup renkten birini görememekle ortaya çıkar. Fakat en çok rastlanan renk körlüğü kırmızı ve yeşil renklerin ayırt edilmemesi şeklindedir. Tüm renklere karşı körlük çok nadir karşılaşılan bir durumdur.

İşitme Duyumu ve Algısı

Cisimlerin titreşimi ile oluşan basıncın hava moleküllerine çarpması ile ses oluşur. Bu ses dalgaları önce kulak kepçesinde toplanır. Sonra dış kulak yolundan geçerek kulak zarını titretir. Bu titreşimin orta kulaktaki kemikler tarafından şiddeti arttırılarak iç kulaktaki yarım daire kanalları ve salyangoza aktarılır. Burada titreşim elektriksel iletiye dönüştürülüp beynin ilgili bölümüne ulaştırılması ile işitme duyumu oluşur.

Sesin dört özelliği vardır:

Sesin yüksekliği: Sesin frekansı ile ilgilidir ve sesin tiz veya pes (kalın) olarak algılanmasını etkiler.

Sesin şiddeti: Ses dalgalarının basıncı ile ilgilidir ve sesin yüksek veya düşük ses olarak algılanmasını etkiler.

Sesin tınısı: Temel ses titreşimlerine diğer titreşimlerin katılması ile oluşur. Seslerin ayırt edilmesini sağlar. Sesin temiz olup olmamasıdır. Çünkü titreşimlere başka titreşimler de karışabilir. Bu durum ise, sesin temizlik ve netliğinin bozulmasına yol açar. Örneğin, farklı insanların seslerini birbirinden ayırt etmemizi kolaylaştırır.

Sesin ritmi: Sesin yüksekliği, şiddeti ve tınısının karmaşık olup olmaması durumudur. Bu özellikler karmaşıksa gürültü ortaya çıkar.

Tatma Duyumu ve Algısı

Tat alma duyumu genellikle koku ile birlikte gerçekleşir. Dil yüzeyine temas eden maddeler tükürükle birlikte kimyasal uyaranlara dönüşür ve dilin yapısında bulunan alıcı hücreler tarafından tat duyumunun oluşması sağlanır. Dil; acı, tatlı, tuzlu ve ekşi olmak üzere dört temel tat alır. Aldığımız tat duyumları bu tatların karışımı ile oluşur. 

Koklama Duyusu ve Algısı

Burnun iç kısmında sürekli nemli olan bir zar vardır. Bu zarın üzerinde kökleri koklama sinirlerine uzanan tüylü hücreler bulunur. Koklama olayı bu hücrelerin uyarılması ile oluşur. Koklamanın oluşabilmesi için uyarıcıların gaz halinde bulunması gerekir.

Temel kokular:

  • Çiçek kokusu (menekşe, gül)
  • Baharat kokusu (tarçın, karabiber)
  • Reçineli kokular (çam ağacı, terebentin)
  • Meyve kokuları
  • Çürük kokusu (bozulmuş et, çürük yumurta)
  • Yanık kokuları

Koku ve tat alma duyumları birbirlerini destekleyen duyumlardır. Hatta yapılan bazı deneylerde gözleri kapatılan ve koku alması engellenen deneklerin dillerinin üzerine konan elma ile patatesi ayıramadıkları görülmüştür.

Dokunma Duyumu ve Algısı

Dokunma duyumu deriye bir temas olması durumunda ortaya çıkar. Bu duyumla bir nesnenin sertliği, yumuşaklığı, ıslaklığı, kuruluğu, sıcaklığı, soğukluğu anlaşılır.

Deri duyumunu, deği, basınç ve titreşim olarak üçe ayırabiliriz. Pamuk gibi yumuşak cisimlerin deriye teması deği, daha sert dokunuşlara basınç, titreşen cisimlerin deriye teması ise titreşimi oluşturur.

Basıncın hissedilmesi için basıncın derinin bir bölümüne uygulanması gerekir, deniz altında veya yüksekte bulunduğunda basınç değişimi olduğu halde bu organizma tarafından hissedilmez, çünkü basınç vücudun tamamını etkilemektedir. Basıncın şiddetli olması veya çok küçük bir noktaya olması (iğne batırma) ağrı meydana getirir.

Organ Duyumları

Hal duyumu (organik duyum): Açlık, tokluk, bulantı, yorgunluk gibi iç organlardan gelen duyumdur.

Hareket (kas) duyumu: Bu duyumla bedenimizin konumu ve hareketlerinin farkında oluruz. Derinin iç bölgelerinde, kas iğciklerinde, eklemlerde ve kirişlerde bulunan alıcılar sayesinde gözlerimiz kapalı bile olsa ayakta mı duruyoruz, oturuyor muyuz, hareket halinde miyiz, yan veya baş aşağı konumda mıyız bilebiliriz.

Denge duyumu: Beyincik ve iç kulaktaki yarım daire kanallarının içinde bulunan hücreler sayesinde bedenimiz, içinde bulunduğu koşulları algılar ve dengesini sağlar.

Mekân (Uzay), Zaman ve Devinim Algısı Mekân Algısı

Nesneleri uzayda bir konuma yerleştirerek algılarız. Nesneleri birbirine göre yukarıda, aşağıda, sağda, solda gibi konumlarla algılama eğilimindeyizdir. Bu algılamanın oluşmasında tek bir duyu organı değil, bütün duyu organları rol oynar.

Zaman Algısı

Zaman algısını sağlayan bir duyu organı yoktur. Zaman algısı deneyimler sonucu oluşur. Nesne veya olayların birbirini izlemesi, önce ve sonra kavramının oluşmasına, olayları belli bir sıraya koymamızı sağlar. Zaman algısı nesnel ve öznel olabilmektedir:

Nesnel (objektif) zaman algısı; değişken değildir. Güneşin hareketleri ile gece ve gündüzden oluşan bir günün 24 saat oluşu, bir haftanın 7 gün, ayların, yılların geçişinin bilinmesi bu türden bir zaman algısıdır.

Öznel (sübjektif) zaman algısı; kişiden kişiye, hatta aynı kişi için bile farklı durumlara göre değişir. 2 saatlik eğlenceli bir film çok kısa olarak algılanırken, iki saatlik sıkıcı bir konuşma uzun olarak algılanabilir. Sübjektif zaman kişinin yaşına, psikolojik durumuna, sağlık durumuna, fiziksel ve sosyal çevre koşullarına, geçmiş yaşantı ve deneyimlerine, beklentilerine göre göreceli olarak algılanır.

Devinim (Hareket) Algısı

Nesnelerin birbirlerine göre konumlarının değişmesi devinim algısını oluşturur. Bir arabanın hareketini duran bir ağaca göre anlarız.

Devinim algısı bazen algı yanılmasına neden olabilir. Yan yana duran iki araçtan biri hareket ettiğinde diğer araçtaki kişi kendi aracının hareket ettiğini sanabilir.

Algının Özellikleri

Algı alanı: Belli bir sürede insanın çevresinde olan ve yorumlayıp anlamlandırabildiği uyarıcıların tümüdür.

Algı alanı bireyin aynı çevrede bulunduğu sürece genişler. Örneğin, bir parka birkaç defa gittiğimizde algıladıklarımızın sayısı ilk defaya göre artmıştır.

Algı dayanağı: Organizmanın uyaranları, iyi-kötü güzel-çirkin, hoş-hoş olmayan olarak algılamasına yol açan değerler sistemi ile insanın algılamasını etkileyen tüm yaşantı ve öğrenmelere algı dayanağı denir. İnsanın çevresindeki uyarıcıları algılaması sadece uyarıcıların veya duyu organlarının bir özelliğinden kaynaklanmaz. Bir insanın içinde yaşadığı toplumun özellikleri de algılamada etkili olur. Örneğin kurbağa bacağı bir Fransız için iştah açıcı iken, bir Türk'ün midesini bulandırabilir. Algılamaların bu şekilde farklılaşmasına neden olan değerler sistemine algı dayanağı denir. Atmosferde yanan bir meteorun, yıldız kayması veya bir insanın ölümü olarak algılamasının kaynağı algı dayanağıdır.

Algıda Seçicilik ve Dikkat

Duyu organlarına gelen birçok uyarıcıdan sadece bazılarının algılanmasıdır. Algıda seçicilik İnsanın çevreden ve kendi fizyolojik yapısından gelen tüm uyarıcıları algılamayıp onlar arasında bir seçim yapması durumudur. Dikkati belli bir nesne veya olaya çevirerek, yalnız onunla ilgili olan uyarıcıları algılamamıza algıda seçicilik denir. Algıda seçiciliği sağlayan süreç dikkattir. Yani üzerinde dikkatimizi yoğunlaştırdığımız uyarıcıları algılar, diğerlerini algılamayız. Ders çalışan birinin dersine yoğunlaşarak sokaktan gelen sesleri veya TV’deki sesi duymaması, haberleri dinlerken sadece YGS ile ilgili haberi veya tutmuş olduğumuz takımla ilgili haberi algılamamız, yemyeşil bir bahçedeki kırmızı gülü algılamamız, ayrı boydaki insanlardan uzun boylu olanını önce algılamamız algıda seçicilikle ilgilidir.

Düşünce ve zihin gücünün (Psiko-fizik enerjinin) belli bir noktada yoğunlaşmasına dikkat denir. Dikkatin çeşitleri vardır.

Seçici Dikkat: Bireyin kendi iradesi ile belli bir nesne veya olaya dikkatini toplamasıdır. Birçok ses içinde öğretmenin konuşmasına yoğunlaşma gibi.

Çekilen Dikkat: Bireyin iradesiyle olmayıp, uyarıcının fiziksel özelliklerinden dolayı dikkatin oluşmasıdır. Fiziksel özellikler; şiddet, büyüklük, tekrar, zıtlık ve hareket gibi özelliklerdir. Birçok ışıklı tabela içinde en parlak olana yoğunlaşma gibi.

Dikkat değişmesi: Dikkatin bir uyarıcıdan diğer uyarıcılara kaymasıdır. Ders dinleyen birinin dikkatinin konuşan arkadaşına yönelmesi gibi.

Dikkatsizlik: Dikkatin kesik ve oynak oluşudur. Zihnin belli bir konuda yoğunlaşmamasıdır.

Dalgınlık: Bireyin kendisini, ilgisi dışındaki konulara fazlasıyla vermesidir. Dikkatsizlik değildir.

Dikkati ve Algıda Seçiciliği Etkileyen Etmenler

Dış Etmenler (Uyarıcının Özellikleri)

Uyarıcının şiddeti ve büyüklüğü: Şiddetli bir ses, parlak bir ışık veya uyarıcının büyük olması, algıda seçiciliğe neden olabilir. Büyük bir patlama, trafik kazası sonucu oluşan kuvvetli bir çarpma, binaların yanında bulunan bir gökdelen hemen fark edilir. Bir gazete sayfasındaki büyük punto yazılar, koyu yazılar önce algılanır.

Tekrar: Uyarıcılar içinde tekrar edenler daha çok dikkatimizi çeker. Polis otolarında ışıkların yanıp sönmesi, yol yapım çalışmalarında yanıp sönen ışıklar örnek verilebilir. Bazı öğretmenlerin bazı kelime ve cümleleri de çok tekrar etmesi dikkati çeker.

Tuhaflık: Hayatın akışı içinde alışmadığımız, değerlerimize ve beklentilerimize ters gelen uyarıcılar dikkat çeker. İskoçyalı bir erkeğin etek giymesinden ötürü dikkatimizi çekmesi gibi. Gazetecilikte geçerli olan “Köpeğin insanı ısırması değil, insanın köpeği ısırması haberdir.” ilkesi bu durumla ilgilidir.

Değişiklik: Bildiğimiz bir ortamda veya uyarıcıda meydana gelen değişikler veya ani değişmeler algıda seçiciliğe neden olur. Saçları uzun olan birinin saçlarını kestirdiğinde hemen fark edilmesi gibi.

Hareketlilik: Uyarıcılar içinde hareketli olanlar diğer uyarıcılara göre daha çok dikkat çeker. Örneğin, park halindeki arabalar arasında parka giriş yapmak üzere olan araba dikkat çeker. Duran insanlar yanında yürüyen, yürüyen insanlar içinde koşan daha çok dikkat çeker.

Zıtlık: Uyarıcılar içinde zıt olanlar daha çok dikkat çeker. Beyaz bir zemindeki siyah bir lekenin dikkat çekmesi örnek verilebilir. Askerlerin giydiği kamuflajlar zıtlık öğesinin minimuma indirilmesiyle fark edilmemeyi hedefler.

kamuflaj

İç Etmenler (Algılayanın Özellikleri)

İlgi ve merak: Birey öncelikle ilgi duyduğu konuları algılar. Haber programı içinde spordan hoşlanan bireyin, spor haberlerine daha çok dikkat etmesi gibi.

Meslek: Bireyin mesleği algıda seçiciliğe neden olur. Edebiyat öğretmeninin sık sık dil yanlışlıklarını ifade etmesi, tamircinin arabanın arızasını hemen fark etmesi gibi.

Güdüler ve ihtiyaçlar: Bireyin ihtiyaç ve güdüleri algıda seçiciliği etkiler. Ev almak İsteyen birinin gazetedeki emlak ilanlarını öncelikli algılaması gibi. Acıkan veya susayan kişi öncelikle ihtiyacı olduğu nesneye karşı güdülenir.

Beklenti ve hazır olma: Bireyin beklentileri algıda seçiciliği etkileyen faktörlerden birisidir. Önemli bir haber bekleyen bir kişinin telefon veya kapı ziline diğer insanlara göre daha çok duyarlı olması, sınav sistemi değişikliği beklentisi içinde olan bireyin eğitimle ilgili haberlere daha çok duyarlı olması bu duruma örnektir. Bir yakını hasta olan kişinin telefonu herkesten önce duyması hazır olma ve beklenti ile ilgilidir.

Algıda Değişmezlik

Daha önceden bilinen uyarıcıların farklı koşullarda olsa da gerçek biçim, renk ve boyutlarıyla algılanmasıdır. Özelliklerini bildiğimiz bir nesneyi farklı koşullar-da, farklı konumlarda farklı uzaklıklarda görsek de bildiğimiz haliyle algılamaya devam ederiz. Algıda değişmezlikte en önemli etken deneyimdir.

Algıda değişmezlik şekil (biçim), büyüklük ve renk değişmezliği olmak üzere üç şekilde meydana gelir.

Şekil değişmezliği: Bilinen nesnelerin farklı şekillerde görünmelerine rağmen gerçek biçimiyle algılanmasıdır.

Büyüklük değişmezliği: Bilinen nesnelerin farklı uzaklıklarda da olsa gerçek boyutlarıyla algılanmasıdır. Nesneler bizden uzaklaştıkça daha küçük görünür; ama biz nesneyi aynı şekilde algılamaya devam ederiz.

büyüklük değişmezliği

Resimde insan portresi fare ile aynı büyüklükte gösterilmiş olmasına rağmen biz onun daha büyük olduğunu biliriz.

Renk değişmezliği: Bilinen nesnelerin faklı koşullarda farklı renklerde görünmesine rağmen gerçek rengiyle algılanmasıdır.

Algıda değişmezlik sayesinde, uyarıcıları farklı farklı durumlarda da olsa gerçek nitelikleriyle tanımaya devam ederiz. Bu algı özelliği olmasaydı her uyarıcıyı her konumda ayrı ayrı öğrenmemiz gerekecekti. En basit bir uyancı örneğin, bir sandalye için bile yüzlerce ayrı öğrenme yapılması gerekecekti. Bu algı özelliği sayesinde bu zorunluluk ortadan kalkmış olmaktadır.

Derinlik Algısı

Zihnin nesneleri üç boyutlu algılamasıdır. Normalde gözün ağ tabakasına (retinaya) nesnelerin görüntüsü iki boyut (en ve yükselti) olarak düşer. Fakat beyin çeşitli ipuçlarını kullanarak üçüncü boyutu yani derinliği, uzaklığı nesneler arasındaki mesafeyi algılar. İpuçları kayboldukça derinlik algılaması azalır. Bu algılama özelliği ile nesnelerin yakınlık ve uzaklığı, önde ya da arkada, mesafesi hakkında bilgi sahibi olunur. Algıda derinlik için görme duyusu ve zihin bir takım ipuçlarından yararlanır.

Perspektif derinlik algısından kaynaklanır.

Derinlik algısını oluşturan yani üçüncü boyutun algılanmasında uzaklık ipuçları etkilidir.

Tek Gözle Elde Edilebilen İpuçları

Nesneler uzaklaştıkça birbirine yaklaşır. Özellikle paralel hatların gittikçe daralarak ufukta birleşiyor- muş gibi görünmesi (doğrusal perspektif ipucu)

Yakında olan nesnelerin çözünürlüğü daha yüksek, daha açık ve ayrıntılı olarak algılanırken, uzaktaki nesnelerin çözünürlüğü azalır, ayrıntılar yok olur, yanı algılanan doku değişir (Doku/Çözünürlük ipucu).

Birbirini kapatan nesnelerden tam görünenin daha önde algılanması (binişim/araya girme ipucu)

Uzaktaki nesnenin daha küçük, yakındaki nesnenin daha büyük algılanması (orantılı büyüklük)

Gölgeli kısımlar daha uzakta algılanır (Gölge ipucu). Hareket halinde iken yakın nesneleri zıt yönde ve hızlıca hareket ediyormuş gibi görünür. Uzak nesneler ise sizinle birlikte aynı yönde ve yavaş hareket ediyor gibi algılanır (Hareket paralaks ipucu).

İki Gözle Elde Edilen İpuçları

İki gözün olması derinlik algısına neden olur.

Gözler uzaktaki ve yakındaki nesnelere bakarken farklı açılar oluşturur.

Göz merceğinin kalınlaşması uzağı, incelmesi yakına bakıldığını ifade eder.

Silahla hedefi vurmaya çalışan bir asker bir gözünü kapatarak, namlu ile hedef arasındaki derinliği yok eder, adeta namlu ile hedef yapışık gibi algılanır. Ressamlar da derinlik oluşturma ipuçlarını kullanırlar. Örneğin çok uzakta yüce dağ görünümü ile bir nehir çiziminde, dağları mat, sisli, küçük, tepe kısmı bulutlar, içinde kaybolmuş gibi çizer. İnce bir noktadan kaynaklanıp bize doğru geldikçe genişleyen bir nehir çizer.

Algıda Organizasyon (Örgütleme)

Uyarıcıları örgütleyerek bir bütün, düzen içinde algılamadır. Müziği, tek tek notalarıyla değil, bir melodi halinde algılamamız, insanları tek tek organlarıyla değil, tanıdığımız veya tanımadığımız bir insan olarak algılamamız, bazı meyveleri tek bir özelliği ile değil, renk, biçim, tat ve kokusu ile anlamlı bir bütün olarak algılamamız gibi. Bir öyküde anlatılan fil hakkında hiçbir bilgisi ve deneyimi olmayan üç adamdan biri filin kulağına dokunan, yelpazeye; gövdesine dokunan, duvara; kuyruğuna dokunan ise ipe benzetmesi. Algıda organizasyon özelliği üzerinde özellikle Geştalt yaklaşımı durmuştur.

Hızlı bir şekilde yazıların renklerini söyleyin. Renklerin söylenirken zorlanmasının nedeni beynin aynı anda birden fazla uyarıcıyı organize etme eğiliminden kaynaklanmaktadır.

Algıda Organizasyonu Etkileyen Etmenler

Şekil-Zemin Algısı (Figür-Fon)

Bu eğilim şeklin (nesne) zemine (fon) göre öncelikle göze çarpmasına ve bize daha yakın görünmesine neden olur. Şekil - zemin ilişkisi tüm duyu organlarımız ve algılarımız için geçerlidir. Örneğin, bir şarkıda da müzik zemin, şarkıcının sesi şekildir. İlk algılanan öğe, şekildir. Onun arkasında bulunan ve hemen dikkat edilmeyen uyarıcılarsa zemindir.

figür fon ilişkisi

Algıda Gruplama

Çeşitli ipuçlarından yararlanılarak uyarıcılar gruplandırılarak algılanır. Bu ipuçları;

Benzerlik: Benzer nesneler gruplanarak algılanır. Aynı formayı giymiş futbolcular, bir takım olarak algılanır.

Yakınlık: Birbirine yakın yerde veya yakın zamanda meydana gelmiş uyarıcılar bir grup olarak algılanır.

Simetri: Simetri oluşturacak halde bulunan uyarıcılar gruplanarak algılanır Simetrik olarak yerleştirilen eşyalar grup halinde algılanır.

Tamamlama: Duyu organlarına eksik gelen uyarıcılar bütüne tamamlanarak algılanır. Telefonda kesik kesik gelen bir ses, kısmen silik bir yazı, bir kısmı görülen bir kedi tamamlanarak algılanır. Daha önce tamamı gösterilen bir reklamın daha sonra bir kısmının gösterilmesinin nedeni insanların reklamı tamamlayarak algılayacaklarının bilinmesidir.

Algıda Bütünlük

Organizmanın, algıda organizasyona ilkeleri çerçevesinde önce bütünü sonra ayrıntıları algılama özelliğidir. Uyarıcılar tek tek veya ayrıntıların toplamı olarak değil, bir bütün halinde algılanır. Bir canlı önce bütün olarak algılanır, sonra ayrıntılara inilerek türü, organları, diğerlerinden ayırt edici yönleri algılanır. Bir odadaki eşyaları önce döşenmiş bir oda olarak yani bütün olarak algılanır, sonra ayrıntılar algılanır.

Algı Yanılmaları

Algılamada oluşan yanlış yorumlamalardır. Uyarıcının özelliklerinden veya algılayanın özelliklerinden kaynaklanabilir. İki şekilde meydana gelir.

İllüzyon (Yanılsama): Uyarıcıların yanlış yorumlanarak algılanmasıdır. Yanlış algılama ya uyarıcının kendisinden ya da uyarıcıyı algılayan kişiden kaynaklanır. İkiye ayrılır:

Fiziksel illüzyon: Uyarıcının kendisinden, fiziki nedenlerden kaynaklanan algı yanılmasıdır. Tüm insanlarda aynı şekilde algılanır. Suya batırılan cismin kırık algılanması, binanın tepesinden hareket eden bulutlara bakınca binanın hareket ettiğini sanma, tren raylarını birleşiyormuş gibi algılanması fiziksel illüzyondur.

Psikolojik illüzyon: Uyarıcıyı algılayan kişinin psikolojik özelliklerinden kaynaklanan algı yanılmasıdır. Tüm insanlarda olur fakat aynı şekilde olmaz. Yerdeki bez parçasını fare sanma gibi.

Halüsinasyon (Sanrı): Olmayan bir uyarıcıyı varmış gibi algılamadır. Akıl ve ruh sağlığı bozuk kişilerde, şiddeti yüksek ateşli hastalıklarda, alkol ve uyuşturucu bağımlılarında yaşanır. Uyuşturucu krizine giren birinin vücudunda böceklerin dolaştığını sanması, aşırı çöküntü içinde bulunan birinin ölen eşiyle konuştuğunu söylemesi, bir akıl hastasının elinin üstünde minik fillerin dolaştığını görmesi gibi.

İllüzyon ile Halüsinasyon Arasındaki Farklar

İllüzyonda uyarıcı vardır. Halüsinasyonda uyarıcı yoktur.

İllüzyonu her normal insan görebilir. Fakat halüsinasyon akıl ve ruh sağlığı bozuk kişilerde, şiddeti yüksek ateşli hastalıklarda, alkol ve uyuşturucu bağımlılarında yaşanır.

İllüzyon dikkat edildiğinde ortadan kalkabilir. Halüsinasyon tedavi gerektirir.

Algıyı Etkileyen Faktörler

Dikkat

Algı öncesi bir durumdur. Organizmanın psikofizik enerjisini belli bir konuda toplamasıdır. Birey çevresinde olup bitenlerden dikkat ettiklerini daha önce algılar.

Dikkat etmeye göre resimde hem yaşlı bir kadın hem de genç bir kız görülebilir.

Psikolojik Durum

Organizmanın içinde bulunduğu ruhsal durumu algılamaya etki eder. Keyifli bir anında bir espriyi gülerek karşılayan bir kişi, morali bozuk olduğunda aynı espriye olumsuz tepki verebilir.

Fizyolojik, Organik Özellikler

Yaş cinsiyet, sağlık durumu algılamayı etkiler. Örneğin yaş, sağlık durumu zaman algısını; duyu organlarındaki eksiklikler derinlik algısını etkiler.

Doğal ihtiyaçların eksikliği ve güdülenme derecesi algılamayı etkiler. Örneğin, aç bir insan gördüğü nesneyi yiyeceğe benzetebilir.

Algıya Hazır Olma

Kişinin uyarıcılara belli bir tepkide bulunma hazırlığı içinde olması durumudur. Komedi filmi izleyen bir kişinin her sözde komik bir yön görmesi ve gülme eğiliminde olması böyle bir durumdur.

Geçmiş Yaşantılar ve Öğrenmeler

Önceden algılanan nesne ve durumların zihnimizde izleri vardır. Algılama sırasında yeni uyaranlar bellekteki izlere göre anlam kazanır. Köpek tarafından ısırılan bir çocuk tüm köpekleri korkutucu bir varlık olarak algılar.

Tutum ve Önyargı

Bireyin herhangi bir olayı nesneye, duruma ilişkin duygu, düşünce ve eğilimleri algılamayı etkiler. Sevilmeyen bir insanın sözleri ve konuşması da sevimsiz olarak algılanır.

Organizmanın içinde bulunduğu fiziksel ve sosyal çevre, algıyı etkiler. Buzlu bir içeceğin yazın algılanışı ile kışın algılanışı farklıdır.

Meslek ve İlgi Bilgisi

Bireyin ilgi alanı ve mesleki özellikleri algıda seçiciliği etkiler. Örneğin bir kayayı jeologun algılaması ile antropologun algılaması aynı değildir.

Fiziki çevre: Organizmanın içinde bulunduğu ortamdaki ses, ısı, ışık, tabiat şartları gibi etmenler algıyı etkiler. Loş ışıklı bir ortamdaki uyarıcılar farklı renklerle algılanabilir.

Sosyal çevre: İçinde bulunulan sosyal çevre algılamayı etkiler. Toplumun gelenek, görenek ve inançları algıyı etkiler. Bir boğa güreşinde İspanyolların algıladıklarıyla bir yabancının algıladıkları farklıdır: İspanyollar daha çok matadorun oynadığı oyuna dikkat ederken, diğer insanlar boğaya yapılanları bir vahşet olarak algılar.

Uyarılma İhtiyacı Ve Güdülenme

Organizmanın yaşamını sürdürebilmesi için uyarılma ihtiyacı zorunludur. Yemek yemek için acıkmak gerekir. Isınmak için üşüme hissinin oluşması gerekir. Organizmanın yaşaması için, hem fizyolojik, hem de psikolojik olarak güdülenmesi gerekir.

Güdülenme Süreci

İhtiyaç: Organizmanın eksikliğini hissettiği şeylerdir. İhtiyaçların karşılanmaması, organizmanın dengesini bozar. İhtiyaçlar açlık, susuzluk gibi biyolojik; başarılı olma, tanınma, ait olma gibi toplumsal ve psikolojik kökenli olabilir.

Dürtü: İhtiyacı gidermek için organizmada beliren güç. Organizmada besinin azalması ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı gidermek için doğan açlık hissine dürtü denir. Dürtülere aynı zamanda fizyolojik güdüler de denir.

Güdü (Motiv): Latincede “hareket etmek" anlamına gelir. Bu nedenle organizmanın ihtiyacını gidermek için belli bir yönde etkinlik gösterme eğilimi ve isteğine güdü denir. Davranışları şekillendirerek yönlendirir, davranışın türünü belirler. Her insanda açlık dürtüsü oluşur. Fakat her insan aynı dürtüye farklı tepkiler verebilir. Örneğin, acıkan biri yemek yer; fakat diyet yapan bir insan açlık dürtüsü oluşsa da yemeyebilir. Dürtü organizmanın ihtiyacı hissetmesi, güdü ise ihtiyacı giderme isteğidir.

Güdülenme: İhtiyaç İçindeki organizmanın harekete geçip ihtiyacını gidererek rahatlaması sürecidir. Güdülenme organizmaya enerji verir. Güdülenmiş organizma saatlerce çalışabilir. Kısaca organizmanın bir davranışı yönelik istekli olma durumudur.

Güdü Türleri

Fizyolojik Güdüler

Açlık, susuzluk, cinsellik, annelik, uyku, gibi güdülerdir.

  • Birincil güdüler de denir.
  • Organizmanın yaşaması, canlılığını koruyabilmesi için gerekli güdülerdir. Yaşam boyu devam ederler.
  • Tüm canlılarda vardır. Evrenseldir.
  • Doğuştan gelirler. Bazıları ergenleşmeyle ortaya çıkar. Bazıları üzerinde çevrenin, öğrenmenin etki-si vardır.
  • Yaşamın ilk yıllarında davranışlar üzerinde etkilidir. Çatışma durumunda büyük oranda sosyal güdülere üstün gelir.

Sosyal Güdüler

Ait olma, saygınlık, özgürlük, başarılı olma hazzı, şeref, namus gibi güdülerdir.

  • İkincil güdüler de denir.
  • İnsanlara özgü ve toplumsal kaynaklıdır.
  • Bireyin benliğini korur ve toplumdaki ilişkilerini düzenler.
  • Öğrenmeyle kazanılır.
  • Yaşamın ileriki yıllarında davranışları güçlü bir şekilde etkiler ve yönlendirir.
  • Yüksek değerler söz konusu olduğunda fizyolojik güdülere üstün gelebilir.

Güdülerin önem derecelerine göre sıralanması psikologların ilgilendiği bir konudur. Özellikle Abraham Maslow’un güdülerin sıralanışıyla ilgili piramidi önemlidir.

Buna göre en alt düzeyde fizyolojik güdüler, en üstte de kendini gerçekleştirme güdüsü vardır. Bu güdülerin öncelik sıralaması bireylere göre değişir. Bu farklılığı büyük ölçüde insanların içinde yaşadığı aile ortamı ve kültür belirler. Ayrıca üst düzeydeki bir güdünün doyurulması için alt düzeydeki tüm güdülerin doyuma ulaşması gerekmez. Ekonomik sorunları olmasına rağmen bir sanatçının beğenilme güdüsünden dolayı eser ver-meye devam etmesi buna örnek gösterilebilir.

İçgüdü

Canlıların kendi türüne özgü olan, doğuştan gelen, niçin yapıldığı organizmanın kendisi tarafından da bilinmeyen davranışlara içgüdü denir. Bazı kaplumbağa türlerinin her yıl aynı sahile yumurtlamak için gelmesi, kelaynakların her yıl aynı göç yolunu kullanarak göç etmesi içgüdüsel davranışlardır. İçgüdüsel davranışlar şu özellikleri gösterir.

ağ yapma

  1. İçgüdüler bir türün bütün fertlerinde aynıdır. Dünyanın her yerinde arılar aynı şekilde bal yapar.
  2. İçgüdüler doğuştandır. Canlı herhangi bir çaba göstermeden belli bir fizyolojik olgunluğa ulaştığında içgüdüsel davranışı yapmaya başlar.
  3. Belirli bir fizyolojik ihtiyacın sonucu değildir. Örneğin sincaplar ihtiyaçlarından çok fazla yiyeceği toprak altına saklar.
  4. Belirli zaman ve şartlar oluştuğunda ortaya çıkar. Örneğin farelerin gebelik sürecinde yuva yapması, leyleklerin sonbaharda göç etmesi gibi.

İçgüdüler fizyolojik güdülerle zaman zaman karıştırılmaktadır. Fizyolojik güdüler tüm canlılarda var iken yani evrensel bir nitelikte iken içgüdü türe özgüdür. Fizyolojik güdüler basit bir dürtü şeklinde ihtiyaca göre belirirken, içgüdüler beceri, yetenek gerektirir.