Psikoloji

Bellek, Düşünme ve Bilinç

Belleğin Tanımı ve Türleri

Geçmiş yaşantı, bilgi ve becerileri kaydedebilme, saklama ve tekrar canlandırabilme gücüne bellek denir.

Duyum Belleği

Uyarıcıların duyu organını etkilemesine duyum dendiği daha önceki bölümlerde anlatılmıştı. Bir duyu organına gelen uyarıcı kesildikten sonra da duyu organındaki etkisi yani duyum milisaniyeler seviyesinde devam etmektedir. Buna duyum belleği denir. Örneğin göz kapağımız kapanıp açıldığı sürede görmemizde bir aksama olmamaktadır. Bunun nedeni ışığın gözdeki etkisinin göz kapağının kapandığı sürede devam etmesidir. Bu duyusal kayıt duyum belleğini oluşturur. Bu süre göz için 100 milisaniye, kulak için ise 1000 milisaniye kadardır.

Kısa Süreli Bellek

Gerekli olan bilgilerin 30 saniye kadar kısa süre tutulduğu, kullanıldıktan sonra kaybolan bellektir. Tekrar ve gruplama (523 62 09 gibi) bu süreyi arttırabilir. Bilgiler uzun süreli belleğe aktarılmazsa tamamen unutulur.

Kısa süreli bellekte hata yapma ihtimali yüksektir. Örneğin; bir telefon numarasını bakıp çevirirken hata yapılabilir. Bu bellekte unutma olduktan sonra bilginin tekrar hatırlanması mümkün değildir.

İşlevleri;

  • Kendisine gelen bilgiyi uzun süreli bellektekilerle karşılaştırma, bütünleştirme
  • Bilgilerin uzun süreli belleğe geçmesini sağlama

Uzun Süreli Bellek

30 saniyeden çok, günler, haftalar, aylar ve hatta yıllarca bilgilerin saklandığı bellektir. Bu bellekteki bilgiler edilgen durumdadır. Uzun süreli belleğin kapasitesi belli değildir ve mutlak unutma da yoktur. Yani bilgiler yok olmaz, ama hatırlanması güçleşebilir.

elektronik bellekler

Elektronik bellekler de insan belleğinin çalışma mantığı örnek alınarak geliştirilmiştir.

Belleğin Temel İşlevleri

Bir bilginin bireyin belleğinde kalması için ilk ve temel koşul bilginin algılanmasıdır. Algılamadan sonra;

Kodlama

Bilgiler belleğe bilinçli veya farkında olmadan kaydedilir. Renkler, sesler, kokular, tatlar dokunma gibi uyarıcılar da kodlanır. Örneğin; yemeklerin kokusundan ne olduğunu anlayabiliriz ve kaydederiz.

Kodlama aşaması belleğin en önemli aşamasıdır. Bu aşamada bilgiler belli özelliklerine göre belleğe yerleştirilir. Kodlama bilginin niteliğine veya geliş kanalına göre yapılır. Örneğin okuma bir kodlama, duyma ayrı bir kodlama, görme ayrı bir kodlamadır. Bilgi ne kadar fazla kodlanmışsa hatırlama o oranda fazla olur.

Saklama

Kodlanan bilgilerin gerektiğinde kullanılmak üzere depolanmasıdır.

Çağırma

Kodlanarak saklanan bilgilerin gerektiğinde bilinç düzeyine çıkarılarak hatırlanmasıdır.

Bilgisayar sistemleri beynin çalışma prensibine benzer.

Hatırlama ve Tanıma

Hatırlama; önceden öğrenilmiş bilgi ve becerilerin gerektiğinde tekrar canlandırılmasıdır. Tanıma ise; karşılaşılan bir bilgi veya nesnenin önceden öğrenilmiş olduğunun fark edilmesidir.

Hatırlamayı Etkileyen Etmenler

Öğrenmeyi etkileyen etmenler hatırlamayı da etkiler.

  • Hafıza, bellek gücü
  • Öğrenme derecesi
  • Konuların özelliği
  • Tekrar ve uygulamalar
  • Öğrenmeden sonraki faaliyetler, dinlenme, uyku

Unutma ve Nedenleri

Öğrenilmiş bilgi, beceri ve nesnelerin hatırlanamaması, karşılaşıldığında tanınamaması olayıdır. Unutmanın birden fazla nedeni vardır.

Organik bozulma

Bilgilerin kaydedildiği nöronların, sinir sisteminin, beynin hasara uğramasıyla ortaya çıkan unutma nedenidir. Amnezi, yaşlılık, mikrobik hastalıklar, tümörler, frengi, bedensel çöküntü, alkol, uyuşturucu, sigara beyin hücrelerini etkileyerek unutmaya yol açar.

Ket Vurma

Öğrenilen bilgilerin birbirine bozucu etki oluşturmasıdır. Bilginin kendisinden önce veya sonra öğrenilmiş başka bir bilgiyi unutturması veya hatırlanmasını engellemesidir. Geriye ve ileriye ket vurma olmak üzere ikiye ayrılır.

Geriye Ket Vurma

Sonradan öğrenilenlerin önceden öğrenilenlere bozucu etkide bulunarak unutturmasıdır. Örnek; Lokanta da siparişleri alan garsonun sonradan aldığı siparişlerden dolayı ilk siparişleri karıştırması, unutması gibi.

İleriye Ket Vurma

Önceden öğrenilenlerin sonradan öğrenilenlere bozucu etkide bulunarak unutturmasıdır. Örnek; uzun süre oturduğumuz evi değiştirince önceki adresi çok kullandığımızdan dolayı yeni adresi hatırlamakta güçlük çekmemiz.

Transfer ile ket vurma karıştırılmamalıdır. Transfer öğrenme süreci devam ederken gerçekleşir. Ket vurma ise öğrenme süreci bittikten sonra unutma ile ilgilidir. Yani transferde birincisi öğrenilmiş İkincisi öğrenilmektedir. Ket vurmada ise her ikisi de öğrenilmiştir.

Bilinçaltına Atma

Hoşa gitmeyen, rahatsız edici duyguların, düşüncelerin, yaşantıların bilinçaltına itilerek unutulmasıdır. Örnek; sevmediğimiz birinin doğum gününü unutmamız, çocukken yaşanılan kötü bir olayı unutmamız.

Öğrenilenlerin Kullanılmaması

Tekrar edilmeyen, pekiştirilmeyen bilgilerin unutulmasıdır. Örneğin; konuyu öğrenen öğrencilerin konuyu tekrar etmemeleri, konuyla ilgili alıştırma yapmamaları sonucu öğrendiklerini unutmaları.

Hatırlama ve unutma ile ilgili araştırma sonuçları:

  1. Uykuda unutma az olur, çünkü zihin uyarıcılara kapalı olduğu için geriye ket vurma oluşmaz.
  2. Uyuşturucu maddeler, ateşli hastalıklar, zihinsel yorgunluk unutmaya yol açar.
  3. Yaş ilerledikçe unutma artar.
  4. Mutlak unutma yoktur.
  5. Unutma aradan geçen zamana bağlı olarak artar.
  6. Normal sınırlar arasındaki unutma yararlıdır.
  7. En son öğrenilen en geç unutulur. Fakat bazen eski anılar daha uzun süre hatırlanabilir.
  8. Kullanılan bilgiler daha az unutulur.
  9. Unutma başlangıçta hızlı, sonra yavaşlayarak devam eder.

Bellek Güçlendirici Yöntemler

Gruplama/Kümeleme: Gruplandırmak daha fazla bilginin bellekte kalmasını sağlar. Örneğin; 6512311 sayısını 651 23 11 biçiminde gruplamak hatırlamayı artırır.

Hayal etme, zihinde canlandırma ve kodlama: Çeşitli nesneleri öğreneceğimiz yabancı kelimelerle veya Türkçe kelimelerle kodlayarak saklamak. Özellikle dil öğretiminde etkilidir.

Örgütleme: Öğrenilecek konulan benzerliklerine göre gruplandırılmasına örgütleme denir. Örneğin, canlıları bitkiler, hayvanlar, insanlar diye sınıflandırılması bir örgütlemedir. Alışverişe giderken alınacakları kahvaltılıklar, sebzeler, meyveler diye sınıflandırılması belekte daha uzun süre tutar.

Sesselleştirme: Bilginin bireyin sesli olarak kendi sesiyle tekrarlaması, diğer bilgilerle ilişkilendirmesidir.

Ayrıntılama ve kodlama: Bazı konuların yüzeysel öğrenilmesi çabuk unutulmasını sağlar. Fakat ayrıntılı, detaylı öğrenmek hatırlamayı güçlendirir.

Alıştırma yapma, alışkanlık edinme: Konunun çok tekrar edilmesi hatırlamayı güçlendirir.

Çağrışım ilkelerinden yararlanma: Bir bilginin başka bir bilgiyi hatırlatmasına çağrışım denir. Çağrışım; benzerlik, zıtlık, ardışıklık, yakınlık gibi faktörlere göre gerçekleşir.

Benzer uyarıcılar birbirini çağrıştırır. Örnek; turuncu rengi portakalı çağrıştırır. Bazen konuların öğrenilmesi ve hatırlanmasında benzerliklerden yararlanılabilir.

Zıtlık da bazen çağrışımı kolaylaştırır. Örnek; siyah beyazı, sıcak soğuğu çağrıştırır.

Ardışıklık durumu da çağrışımın kolaylaşmasında etkilidir. Örneğin; bir çocuğun günleri öğrenirken hatırlamak için pazartesiden itibaren sayması gibi. Yakınlık da; zamanda yakınlık ve mekânda yakınlık olarak ikiye ayrılır. 1453'ün İstanbul’un fethini, 1071'in Malazgirt savaşını çağrıştırması zamanda yakınlığı Piramitlerin Mısır'ı, Tokyo’nun ise Japonya'yı çağrıştırması ise mekanda yakınlığı ifade eder.

Düşünme, Problem Çözme ve Dil

Düşünme, insanın sembol, imge ve kavramlar arasında bağ kurarak, akıl yürütmesi ve problem çözmesidir.

Düşünmenin Temel Birimleri

Dil; düşünme için şart değildir. Fakat insanlar düşünürken dili kullanır. Dil düşünmeyi, düşünmede dili geliştirir.

Kavram; nesne veya olayların zihindeki tasarımıdır. Kavramlar nesnelerin ortak ve genel özelliklerini temsil, ederler. Örneğin; siyah kedi, beyaz kedi, kahverengi kedi, Van kedisi gibi varlıkların genel ve ortak özelliği kedi olmasıdır.

Semboller; nesnenin veya kişinin işaretidir. Semboller doğal veya yapay olabilir. Örneğin yaprakların dökülmesi, sararması sonbaharın sembolüdür. Sözcükler ise yapay sembollerdir.

İmge; nesnelerin zihinde bıraktığı hayallerdir. Kavramlar nesnel olmasına karşılık imgeler özneldir. Örneğin “ev” kavramı barınak anlamında nesnel olmasına rağmen her bireyin kendi ev hayali farklıdır.

Düşünme çeşitleri

Yaratıcı Düşünme: Bazen birey öyle problemlerle karşılaşır ki bilinen çözüm yolları etkisizdir. Bu durumda birey farklı ve yeni çözümler bulmalıdır. Farklı, yeni, alışılmamış ve orijinal çözümler bulmayı içeren düşünme biçimine yaratıcı düşünme denir. Yaratıcı düşünmenin bünyesinde, kalıplaşmış düşüncelerden arınmış olan “ıraksak” düşünme ile bulunan çözümlerin eski bilgilerle birleştirildiği “yakınsak” düşünme vardır.

Iraksak Düşünme: Belli kurallara, formüllere, alışılmış yollara bağlı kalmaksızın problemlere orijinal çözümler bulmaktır.

Yakınsak düşünme: Problem çözümünde belli kalıp ve yolları kullanmaktır. Bu düşünme türünde nesneler işlevleri dışında düşünülemez. Örneğin; bir insanın bıçağı sadece kesme aleti olarak kullanması yakınsak, bıçağı işlevi dışında tornavida olarak kullanmak ise yaratıcı düşünmedir.

Yaratıcı Kişilerin Özellikleri

  • Zekâ düzeyi yüksektir.
  • Eğitim düzeyi yüksektir.
  • Güdülenmiştir.
  • Farklılığa, yeniliğe açık, kuşkucu, bağımsız düşünebilen, kavrayışı geniş kişilerdir.

Yaratıcı Düşünmeyi Engelleyen Faktörler

Algısal engeller: Şartlanmalarımız yeni yöntemlerin denenmesine engel olabilir Örneğin; yıllarca dünyanın dönmediğini savunan insanlar havaya atılan taşın aynı yere düşmesini buna kanıt göstermişler fakat sonraki bulgular onların düşüncelerinin yanlışlığını ortaya koymuştur. Bu durum algılamadaki yanılgılardan kaynaklanır.

Duygusal engeller: Örnek; kendi köyünü araştıran bir sosyologun duyguları köyü ile ilgili aykırı olabilecek bilgilere ulaşmasını engeller.

Kültürel Engeller: Toplumdaki değerler, görenekler yaratıcı düşünmeyi engeller. Örneğin; Avrupa’da ortaçağda uzun süre cesetleri incelemenin günah sayılmasından dolayı tıp ilerlememiştir.

Geçmiş deneyimler: Deneyimler bilimsel çalışmalar için önemlidir. Fakat bazen geçmiş deneyimler sonucu oluşan alışkanlıklar zihinsel kurulum ve işleve takılmaya yol açarak yaratıcı düşünmeyi engeller.

Zihinsel Kurulum: Problemleri hep aynı davranış kalıplarıyla, yöntemlerle alışkanlıklarımızla çözmeye hazır olmaktır. Yani alışılagelen yöntemler farklı yolların denenmesini engeller. Sözgelimi ticarette satışları düşen bir fabrika sahibi, satışları artırmak için; malların kalitesi, türü, çeşitliliğini artırması, gerekirken babasından gördüğü geleneksel yöntemlerle mesela malı aynı müşterilere fiyatları düşürerek pazarlamakla yetinmesi zihinsel kurulumundan kaynaklanmaktadır.

İşleve takılma: Nesneleri alışılagelen işlevleri dışında kullanmamaya denir. Örneğin, sirkenin sadece salata da kullanılmasını bilen birinin, sirkeyi kireç çözmede kullanmaması bir işleve takılmadır.

Problem Çözme

Bilgilerin amaca ulaşmak için kullanılması, karşılaşılan sorunları, engelleri, zorlukları aşma sürecidir.

Problem Çözme Aşamaları

Hazırlık: Konu ile ilgili bilgi sahibi olma.

Kuluçka aşaması: Zihnin bilgilerle gizli veya açık sürekli meşgul olması.

Kavrayış ve aydınlanma: Problemin çözüm yolunun bulunması.

Değerlendirme: Sonucun problemi çözüp çözmediğinin tetkik edilmesi.

Dil (Sembolik İletişim Aracı)

İnsanların düşüncelerini duygularını, isteklerini aktaran sözcük ve simgelerden oluşan iletişim aracıdır.

Dilin Özellikleri

  • Duyguları, düşünceleri, istekleri aktaran bir araçtır.
  • Her dilde kendine özgü semboller vardır.
  • Diller ve semboller, zamandan zamana, toplumdan topluma değişebilir.
  • Her dilin kendine özgü kuralları vardır.

Dil, duyguları ve davranışları etkiler.

Dilin kazanılması, öğrenilmesi doğumda ağlamayla başlar, refleks (0-6 ay), cıvıldama (6-12 ay), seslerin anlamlandırılması (1-2 yaş), dilin kazanılması (2-3 yaş) biçiminde gelişir.

Hayvanlarda dil, türe özgüdür. Omurgalılarda omurgasızlara göre daha gelişmiştir.

Dil düşünme için şart değildir. Fakat dil ve düşünme birbirini tamamlar, yani düşünme dili geliştirir, dile nitelik kazandırır. Dil de düşüncelerimizi başkalarıyla paylaştırır ve düşüncelerimizi somutlaştırır.

Bilincin Değişik Biçimleri

Bilinç

Bireyin, kendisinin ve çevresinin farkında olmasıdır. Bilinç bir uyanıklık halidir. Uyku, koma, sara krizi, bayılma, bazı ruhsal rahatsızlıklar, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı gibi durumlarda insanlar bilinçlerini yitirirler. Yani kişi kendisinden ve çevresinden haberdar değildir.

Normal Bilinç Durumları

Normal bilinç durumları daha çok uyanıklık halini ifade eder. Birey algılamalarının, düşüncelerinin, çevresinde oluşan olayların farkındadır.

Normal bilinç durumunda üç özellik vardır. Bunlar;

  1. Dikkatli bir uyanıklık hali
  2. Uyarıcıların algılanabilmesi
  3. Algıların bilgi haline dönüşmesi

Normal bilinç durumuyla ilgili kavramlar

Pasif bilinç; rahat, sakin normal uyanıklık halidir. Duyusal deneyimlerin yaşandığı estetik duyguların tatmin edildiği dönemdir.

Aktif bilinç; araştırma, planlama, değerlendirme gibi bilim adamının yaratıcı düşüncelerinin yoğunlaştığı dönemdir. Dikkatin yoğunlaştığı uyanıklık halinde bilinç tam olarak açıktır.

Fizyolojik açıdan bilinç; beyin ve merkezi sinir sistemidir. Uyanıklık ve farkında olmayı sağlayan temel organ beyin kabuğudur.

Nörofizyoloji; bilinç üzerinde sinirlerin etkisini ve işlevlerini inceleyen bilim dalıdır.

Lokalizasyon; beynin çeşitli yerlerinin elektrik akımıyla uyarılarak beyin işlevlerinin beyinde özel yerleri bulunduğunun saptanmasına denir. Örneğin; hipotalamus bölgesi açlık, doyum, susuzluğu düzenler, omurilik soğanı soluk alma, kalp atışı, beynin sağ yarım küresi mantıklı düşünme, zaman algısı, sol yarım küre uzay ilişkileri, beden biçimini kontrol eder.

Beyin dalgalarının kaydedilmesi (EEG=elektroansefagram); beyin kabuğu alfa, beta, teta dalgaları denilen zayıf elektrik dalgaları yayar. İnsanların gerginlik durumunda bu dalgaların frekansı değişiklik gösterir. Bu yöntemle sara ve tümörler incelenebilmektedir.

Bilinç alanı ve bilinç odağı; insanın bir anda kavrayabileceği ama açık olmayan duyum ve duyulardan oluşan bütüne bilinç alanı, üzerine odaklanılan noktaya ise bilinç odağı denir. Örneğin bir sokaktaki bütün insanlar bilinç alanımızdadır ancak üzerine yoğunlaştığımız kişi bilinç odağındadır.

Farklı Bilinç Durumları

Uyku ve Rüyalar

Biyolojik saat, biyolojik ritim (biyoritm) Organizmanın zaman sürelerini algılayabilme özelliğine biyolojik saat denir.

Biyolojik ritmin bozulması yorgunluğa, gerginliğe yol açar.

Biyolojik saat sayesinde insanlar herhangi bir zaman göstergesi olmadan, biyolojik yaşamlarında tekrarlar yaşamalarına biyolojik ritim denir. Örneğin; insanların belli saatlerde uykuları gelir, belli saatlerde acıkırlar, günün belli saatlerinde dikkat daha açıktır. Kıtalararası uzun yolculuklar yapan kişiler ani saat değişikliğinden dolayı bir süre sorun yaşarlar, bu durum biyolojik ritminin bozulmasından kaynaklanır.

Uykunun bilinen yapısı

  • İnsanlar yaşamlarının yaklaşık 1 /3’ünün uykuda geçirirler.
  • Uykunun 4 aşaması vardır; uyuklama, hafif uyku, geçiş dönemi ve derin uyku. Derin uyku dönemindeki rüyalar hatırlanmaz.
  • Uyku beynin işlevlerinden biridir.
  • Uyku sırasında vücut dinlenir, yenilenir, düzenlenir, kasların işleyişi yavaşlar, dış uyarıcılar reddedilir, kan basıncı, vücut ısısı düşer.
  • Uyku ihtiyacı; bebeklerde 18 saate kadar çıkabilir, 2-4 yaşta ise, 12-14 saat, yetişkinlerde normal uyku süresi 6-8 saattir. Uyku süresi kişinin beden, zihin yorgunluğuna, beslenme, hava durumuna göre değişebilir.

REM Uykusu ve Rüyalar

Hızlı göz hareketlerinin bulunduğu hafif uyku dönemine REM uykusu denir. Bu dönemde göz kapaklarının altında göz hızla hareket eder, kan basıncı, solunum, merkezi sinir sisteminin etkinliği artar. Rüyaların çoğu REM uykusu döneminde görülür ve hatırlanır. Zihinsel etkinlikler düzenlenir. Uykunun başlangıcından ilk 90-120 dakikadan sonra REM uyku dönemi başlar. 

Yetişkinlerde REM uyku dönemi 5-10 dakika arasında sürer ve toplam uykunun %20-25 kadarıdır. Normal uyku süresince 5-6 kez REM uyku dönemi olur. Uyku süresi arttıkça REM uyku evreleri de uzar.

NREM ise derin uyku dönemidir. Vücut dinlenir, metabolizma düzenlenir. Rüyalar az görülür ve hatırlanmaz. Bu dönemde kan basıncı, solunum, merkezi sinir sisteminin etkinliği azalır.

Rüyaları, uyurken görülen hayaller biçiminde açıklayanlar vardır. Rüyaların oluşunu açıklayan hiçbir kuram tek başına yeterli değildir. Her biri rüyanın bir yönünü açıklar.

Rüyayı etkileyen unsurlar; fizyolojik durum, biçimsiz yatma, ses, ışık, koku, umutlar, ihtiyaç ve beklentiler, günlük yaşantılar, çevredeki uyarıcılardır. Freud'a göre rüya, baskı altında kalmış, doyum bulamamış; duygu, istek ve düşüncelerin uyku sırasında bilinç düzeyine çıkmasıdır.

Rüyalar da hayaller gibi ruhsal doyum sağlar.  Geştalt yaklaşımı da rüyayı sonuçlanmamış bir işin yarattığı gerilime bağlamıştır.

Rüyaların ve Uykunun İşlevi

Beden tüm sistemleriyle dinlenmeye geçer. Öğrenilenler, ayıklanır, gruplanır ve depolanır. İnsanın endişe, kaygı, korku, gerginlik gibi psikolojik açılardan rahatlamasına ve dengelenmesine yardımcı olur.

Uyku Bozuklukları

Uykusuzluk; uyuyamama, uykuya dalamama, uykunun bölünmesi, erken uyanma gibi durumlar uyku bozukluğudur.

Aşırı uyku; aşırı yorgunluk, kaygı, zehirlenme, fiziksel hastalıkların neden olduğu bozukluktur.

Derin uyku; beyin hastalıklarında görülür.

Narkolepsi; nöbet şeklinde gelen uyku halidir. Birey iradedışı ve ani şekilde uykuya dalma problemi yaşar.

Karabasan; kişinin gece rüyasında korkulu rüyalar görerek uyanmasıdır.

Apne; uyku sırasında nefes darlığı çekerek sıklıkla uyanma ya da nefesin durması durumudur.

Uyurgezerlik; uyku sırasında yeme, içme, dolaşma, konuşma gibi günlük hareketlerin görülmesidir. 7-15 yaş aralığında sıklıkla görülebilir. NREM döneminde (derin uyku) ortaya çıkar.

Diğer Bilinç Durumları

Meditasyon

Beden üzerinde ruhsal denetim sağlayarak gerginlikten kurtulma yöntemidir. Duyu organları ve iradeyi beden üzerinde odaklaştırma, yoğunlaştırmayla bedensel işlevleri kontrol etmektir. Hint dini ve Zen Budizm'inde görülür.

meditasyon

Hipnoz

Bir kişinin başkası tarafından yapay olarak uyutulması halidir.

Uyuklama dönemi; tabii uyku görünümlü dönem ve dış dünya ile bağlantının kesildiği dönem diye ikiye ayrılır.

Sözle, keskin kokularla, dokunma ile görme dikkatini kullanmayla, parlak uyarıcılarla hipnoz yapılır.

Tüm insanlar hipnoz olmayabilir. Hipnozda bilinç hipnoz eden kişinin telkinine açıktır. Hipnozla kişinin dikkatinde, motivasyonunda değişmeler sağlanabilir.

İlaç kullanımının sakıncalı olduğu bazı ameliyatlarda acıyı azaltmada hipnoz kullanılmaktadır.

hipnoz ekranı

Bilinci kontrolün sınırları

Bireyi kendi biyolojik verilerini kullanması konusunda eğiterek, dış dünyada gelişen olaylara karşı vücut tepkilerini iradeli olarak kontrol etmesidir. Fakat sınırlıdır.

Beden İşlevlerinin Bilinç ve Dikkat Yoluyla Kontrolü (Biofeedback = Biyolojik Geri besleme, Dönüt)

Bireyin kendi fiziksel tepkilerini izleme ve denetim altına alma yollarını gösteren tekniktir.

Bu eğitimle;

  • Beyin dalgaları
  • Beden işlevleri
  • İç organları kontrol altına alınabilmektedir.

Beyin dalgalarının kontrolü: Beyinde alfa, beta, teta dalgaları denilen dalgalar vardır.

Deneklerin başına elektrotlar yerleştirilerek EEG'ye bağlanır. Deneklere farklı beyin dalgaları yayışlarında bu bildirilerek o durumu korumaları

Bu eğitimi alan insanlar daha sonra cihaza bağlanmadan kendi iradeleri ile kendi beyin dalgalarını kontrol etmesini öğrenmiş olurlar.

Solunum egzersizleri, kasları gevşetme, kas gruplarında odaklaşma yöntemiyle bireyin bedenini kontrol etmesidir.

Solunum egzersizleri özellikle, endişe, kaygı, stres, korku, saplantı, takıntıların giderilmesinde etkin yöntemdir.

Beden işlevleri ve iç organların kontrolü: Biofeedback (biyolojik geri bildirim) ağrı, kas gerginliği bazı hastalık belirtilerinin hafiflemesinde kullanılmaktadır. Bireyin kas gerginliğini gösteren alete bağlanarak bu eğitimi alması gerekir.

Klinik ve sağlıktaki uygulamalar: Bireyin yaşadığı stres verici olaylar bireyin sinir sistemini ve buna bağlı biyolojik fonksiyonlarını bozmaktadır. Beyin dalgalarının kontrolü, solunum egzersizleri ve biofeedback ile bedenin kontrolü sağlanıp kalp atışları, kolit, mide, bağırsak bozuklukları, karın ağrıları gibi olumsuz durumlar hafifletilebilmektedir.