Biyoloji

Hayatın Başlangıcına Ait Görüşler

İnsanoğlu, aklının mevcudiyeti gereği ben neyim, hayat nedir, hayat nasıl başlamış olabilir gibi soruları kendine sormuş ve bu sorulara elindeki verilerle cevap aramıştır. Hayatın başlangıcına ait görüşler bir anlamda bilimdeki ilerlemelinin başlangıcı gibidir. İşte bu görüşlerden bazıları şunlardır:

  • Abiyogenez hipotezi
  • Biyogenez hipotezi
  • Panspermia (kozmik) Hipotezi
  • Ototrof hipotezi
  • Hetetrof hipotezi
  • Yaratılış görüşü

1. Abiyogenez hipotezi

Çok eskide bazı canlıların, kendiliğinden cansız maddelerden oluştuğuna inanılmıştır. Örneğin kokutmuş etten kurtçukların, balıklardan sivrisineklerin, çamur halindeki topraktan kurbağaların ve timsah yavrularının, suyu kurumuş bir havuzun dibindeki toprak ve cansız maddelerden yağmurdan sonra değişik tür canlıların meydana geldiği ileri sürülmüştür. Kısaca bu görüşün özü tüm canlıların kendiliğinden ve cansız maddelerden aniden ortaya çıktığıdır. 

Abiyogenez hipotezi kontrollü deneylerle desteklenmemiş ancak yine de uzun süre bu hipoteze inanan insanlar olmuştur. Bu hipotez, Francesso Redi tarafından çürütülmüştür. Redi'nin yaptığı kontrollü deney şöyledir. Birkaç cam balona et suyu, saman suyu ve şekerli su konmuştur. Deneydeki kontrol gruplarının ağzı açık, deney gruplarının ise ağzı kapalı tutulmuştur. Kontrol gruplarında canlı oluştuğu halde deney gruplarında canlı oluşmamıştır. Bu deney çok sağlıklı olmadığı halde Abiyogenez görüşüne karşı ilk olarak ortaya atılan eleştiridir. 

Daha sonra Pasteur da bu konuda deney yapmıştır. Pasteur, et suyundaki kurtçukların oluşmasının kendiliğinden olup olmadığını, kurtçukların çeşitli sineklerin yumurtalarından geliştiğini kanıtlamıştır. Pasteur deneyi şu şekilde yapmıştır:

  • Çok sayıdaki cam balona et suyu, şekerli su ve samanlı su koymuştur.
  • Bu balonların boyunlarını ısıtarak kuğu boynu haline getirmiştir.
  • Balondaki sıvıyı ısıtarak sıvıda bulunması muhtemel canlı organizmaların veya yumurtaların ölmesini sağlamıştır.
  • Bu balonlardan bir kısmını Fransa'daki Mont Blan Dağı'nın zirvesine, bazılarını ise evinin bahçesine bırakmıştır.
  • Dağın zirvesine bırakılan balonlarda canlı gözlenmediği halde, bahçedeki balonların bazılarında canlılar gözlenmiş, bazılarında ise gözlenmemiştir. 

Pasteur'un görüşünün özeti şudur. Hava ile beraber gelen mikroorganizma veya yumurtalar cam balonun boyun kısmını aşarak besine ulaşamazlar. Bu yüzden cam balonda canlılar çoğalmaz. Ancak çok kirli bir ortamda bazı mikroorganizma ya da yumurtalar kuğu boyunlu kısmı aşarak besine ulaşır. Sonuçta canlılar kendiliğinden oluşmuyor daha önce var olan canlılar hava ile birlikte besin karışımına geçiyor ve kurtlanma meydana geliyor. 

Pastörizasyon: Besin maddelerinin uygun şekilde ambalajlanıp kaynar suda 15 - 25 dakika bekletilmesi işlemidir. Bu uygulama ile besinin içerebileceği organizmalar öldüğü ve atmosferle teması kesildiği için bozulmadan uzun süre kalması sağlanır. 

2. Abiyogenez hipotezi

Redi ve Pasteur canlıların kendiliğinden oluşmadığını ileri sürdüler. Bu görüşe Biyogenez denir. Biyogenez, canlının nasıl ortaya çıktığını açıklayan bir hipotez değildir. Sadece Abiyogenez görüşünün geçersiz olduğunu kanıtlayan karşı bir görüştür. Abiyogenez hipotezini bilimsel olarak Pasteur çürütmüştür. 

3. Panspermia hipotezi

Bu görüşe göre dünyadaki hayat uzaydan gelen canlı tohumları veya sporları ile başlamıştır. Bilim kurgu olarak kabul edilen bu varsayım, uzay araştırmalarının özellikle incelenen konularından birisi olmuştur. Bu hipotezin tutarlı olmayan yönleri vardır. Uzaydan dünyada çeşitli şekillerde ulaştığı varsayılan tohum veya sporlar uzay boşluğundaki radyasyon enerjisini, çok değişken olan sıcaklık  ve basınç değişimlerini nasıl geçmişlerdir? Çünkü bilimsel veriler hiçbir canlının  bu değişimlere dayanamayacağı yönündedir.  Ayrıca bu spor veya tohumlar söz konusu gezegenlerde nasıl oluşmuşlardır  veya canlılık buralarda nasıl başlamıştır? Panspermia hipotezi bu sorulara mantıklı cevap vermekten yoksundur. 

4. Ototrof hipotezi

Bu görüşe göre ilk canlılar ototrof olarak beslenmişlerdir. Yani hayatı başlatan canlılar kendi besinlerini kendileri üretmişlerdir. Bu görüşün de çeşitli tutarsız yönleri vardır. Ototrof olarak beslenen canlıların gelişmişlik derecesi yüksektir. Yani ototrof canlılar, karmaşık yapılı canlılardır. Oysa ilk canlının çok basit yapılı olması gerekir. Ayrıca bu ototrof canlıların nasıl ortaya çıktığı da bu hipotezle ortaya konulmamıştır. Bu tutarsızlıklardan ötürü ototrof hipotezi de tutarsızdır. 

5. Hetetrof hipotezi

Bu hipotez, ilk oluşan canlıların basit yapılı ve hetetrof olduğunu iddia eder. Canlı oluşumundan önce dünyanın oluşumunu açıklar yani dünyanın oluşumu sırasında kimyasal bir evrim görüldüğünü ve bir defaya mahsus özel koşullarda canlının kendiliğinden oluştuğunu ileri sürer. Bu görüşe göre evreler şu şekilde gerçekleşmiştir. Yer kabuğu soğurken atomlar radyasyon enerjisi ve sıcaklığın etkisiyle inorganik molekülleri meydana getirmiştir. Bu moleküllerin tümü ilkel atmosferdir. İlkel atmosferden ultraviyole ışınları geçerken bu karışım aminoasit veya yağ asidi gibi basit moleküllere dönüşmüştür. Basit organik moleküller, ılık sularda birleşerek protein ve yağ gibi kompleks molekülleri oluşturmuştur. Kompleks moleküller, basit organik molekülleri çekerek koaservat denilen organik madde yığınlarına dönüşmüşlerdir. Koaservatların en gelişmiş ve ağır olanları suların biraz derinliklerinde ilkel hetetrof canlıyı meydana getirmiştir. 

Hetetrof hipotezine göre, bundan sonraki gelişmeleri adım adım şöyle sıralayabiliriz:

  • İlk olarak çekirdeksiz, kalıtsal maddelerin sitoplâzmaya dağılmış olduğu hetetrof prokaryotlar ortaya çıkmıştır. 
  • Ribozom ve çekirdek zarı ortaya çıkmıştır. 
  • Kloroplastlar oluşmuştur. 
  • Mitokondri ve diğer hücresel organeller meydana gelmiştir. 

İnorganik maddelerden organik maddelerin oluşumu herkesçe kabul edilen bir deneyle ispatlanmıştır. Stanley Miller ilkel atmosferde bulunduğu varsayılan CH4, NH3, H2 ve H2O karışımını hazırlayıp bir deney düzeneğinden geçirmiştir. Birkaç gün sonra canlıların yapısına katılan birçok bilişeğin ve bazı aminoasitlerin oluştuğunu gözlemiştir. Bu deney cansız ortamda kendiliğinden organik moleküllerin oluşabildiğini kanıtlamaktadır. 

miller deneyi

6. Yaratılış hipotezi

Bu görüş, bütün canlıların Allah tarafından yaratıldığını kabul eder. Bütün canlı çeşitleri ayrı ayrı yaratılmıştır. Canlı türlerinde ufak tefek değişmeler olmasıyla birlikte bir tür tamamen başka bir türe dönüşemez. Canlı ve cansızın hepsini var edicisi yüce bir güçtür. Dünyanın yaratılışı bir kez olmuştur ve insanlar tarafından gözlenemeyecek bir olaydır.  

Evrimle İlgili Görüşler

Canlılarda uzun zaman içerisinde meydana gelen ve yeni türlerin oluşumuyla sonuçlanan olaylara evrim denir. Evrim görüşüne göre,

  • Tür sayısı sabit olmayıp değişmektedir.
  • İlk canlı türleri basit yapılıdır ve basitten karmaşığa doğru bir değişme söz konusudur.
  • Bugün yaşayan türlerin hepsi bir veya birkaç türün zamanla değişiminden meydana gelmiştir.
  • Canlıların evrimleşme hızı ortam şartlarının değişim hızıyla paralellik gösterir.
  • Körelmiş organların eski haline dönmesi mümkün değildir.
  • Kısır bireylerin evrimsel açıdan önemi yoktur.

Evrim teorisinin temelini Lamarck ve Darwin'in hipotezleri oluşturmuştur. Lamarck'ın evrimle ilgi görüşleri genel anlamda iki başlık altında toplanabilir. Bunlardan ilki kullanma ve kullanmama ikincisi ise kazanılan özelliklerin kalıtım yoluyla oğul döllere geçmesidir.

Lamarck'a göre, hayvanların çevre koşullarına göre bazı organları çok görev yapar ve gelişir; bazı özellikleri ise kullanılmadığı için körelir. Özelliklerin değişmiş hali oğul döllere geçer. Bu olayların yıllarca sürmesi sonucunda yeni türler ortaya çıkar. Kullanılan özelliklerin gelişmesi kullanılmayan özelliklerin ise körelmesini modifikasyon olarak adlandırırız. Modifikasyon, çevrenin etkisiyle canlılarda görülen kalıtsal olmayan özelliklerdir. Bu açıdan bakıldığında Lamarck'a ait olan kazanılan özelliklerin kalıtımı hipotezi geçersizdir. Çünkü modifikasyonlar kalıtsal değildir.

Darwin'in görüşleri

Canlıların evrimiyle ilgili çok sayıda gözlem yapan İngiliz bilim adamı Charles Darwin görüşlerini "türlerin kökeni" adlı eserinde yayınlamış ve doğal seçilim teorisini ortaya atmıştır. Doğal seçilim veya doğal seleksiyon teorisini ana hatları şu şekildedir. Canlılar sayıca geometrik dizi gibi artma halinde olduğu halde bir türdeki artma sınırlıdır. Bir türe ait bireyler kalıtsal özellikleri bakımından farklılık gösterirler. Canlılar yaşayabilmek için aralarında karşılıklı olarak besin, alan gibi konularda mücadeleye girerler. Çevreye uygun varyasyonlara sahip bireyler hayatta kalır. Sahip olmayanlar ise ölerek elenir. Dolayısıyla çevreye en iyi uyum gösteren ayakta kalır. Farklı ortamların koşulları da farklı olduğundan özelliklerin seçimi de her ortamda farklı olur. Bu farklı seçimler ve birçok döl boyunca meydana gelen uyumlar bir zaman sonra yeni türlerin oluşmasını sağlar.

Darwin canlılardaki varyasyonların nedenlerini açıklayamamış ve bunun canlıların iç özelliği olduğu kabul etmiştir. Bir tür içinde çeşitlilik olduğu için çevre bazı varyasyonları seçer bazılarını da eler. Seçme ve eleme sonucunda çevreye uygun özellikler seçilir. Buna adaptasyon denir. Eşeyli üreme, mayoz bölünme ve krossing-over ve kalıtsal mutasyonlar gibi faktörler bir tür içerisinde varyasyonlara neden olur.

Darwin'e yapılan eleştiriler

Aynı türe ait bireylerin veya aynı populasyonda yaşayan bireylerin birbirinden farklı özellikler taşıması doğaldır. Çünkü mayoz bölünmenin temel amaçlarından biri krossing-over ile çeşitliliği arttırmaktır. Bu çeşitliliğin yeni bir tür oluşturabilmesi çok zordur. Bütün canlılarda ortak bazı özelliklerin olması onların aynı atadan evrimleştiğini kanıtlamaz. Ayrıca mutasyonların çok büyük bir kısmı öldürücüdür. Yani mutasyonlara bağlı değişmelerin yeni türler meydana getirmesi pek tutarlı değildir. İnsanın başka canlılardan geldiğine dair yeterince delil yoktur.

Bu tür eleştiriler Darwin'in teorisine karşı yapılmıştır. Ancak bilim dünyasında bu konu hâlâ tartışılmaktadır. Canların evrimini destekleyen katınlar da mevcuttur. Canlı fosilleri de evrim teorisini desteklemektedir. Şimdi bu kanıtlardan bazılarını ele alalım.

Sınıflandırma verileri

Sınıflandırma canlılar arasındaki akrabalık derecelerine göre yapılmakta ve her zaman homolog organlar esas alınmaktadır. Canlıların âlemden türe doğru hiyerarşik bir biçimde dizilişi evrime kanıt olarak gösterilmektedir.

Morfolojik benzerlikler

Canlıların homolog organlarının karşılaştırılmasıyla elde edilen kanıtlardır. Omurgalılardaki sırt ipliği, körelmiş veya iz halinde kalmış olan yirmi yaş dişleri, kör bağırsak, kuyruk sokumu ve kulak kaşı gibi yapılar evrimi destekler niteliktedir.

Embriyolojik kanıtlar

Canlılardaki embriyolojik gelişimde benzerlikler vardır. Örneğin balık, tavuk, domuz gibi hayvanların embriyolarının erken evreleri birbirine çok benzer. Gelişim ilerledikçe bu özelliklerin birçoğu kaybolur. Bir canlının embriyolojik gelişimi sırasında ilk önce şubeye ait özellikler ortaya çıkar. Tür ve bireye ait özellikler ise en son ortaya çıkar.

Bunların dışında hayvan türlerindeki kan proteinlerinin benzerliği, hayvanların evcilleştirilmesi ve canlıların hücresel yapılarının benzerlik göstermesi gibi özellikler evrim teorisini destekler niteliktedir.