Biyoloji

Endokrin Sistem

Canlıların yaşamlarını sürdürebilmesi için uygun ve dengeli bir iç ortama sahip olmaları gerekir. Buna homeostasi denir. Gerek homeostasinin gerekse yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için denetleyici ve düzen­leyici sistemlere ihtiyaç vardır. Bunlardan biri sinir sistemi diğeri de endokrin sistemdir. Sinir sistemi nörotransmitter madde, endokrin sistem ise hormon salgılayarak düzenleme görevini yaparlar.

Endokrin sistem salgı yapan bezlerden oluşmaktadır. Epitel hücrelerin bazıları salgı yapar. Bu epitel bez epitelidir. Bez epiteli bir hücreli ve çok hücreli olmak üzere iki kısımda incelenir.

1. Bir Hücreli Bezler: Epitel hücrelerin arasında bulunan silindirik yapılı hücrelerdir. Mukus salgılayan bu hüc­relere goblet hücresi adı verilir. Mukus bulunduğu yerin kaygan ve nemli olmasını sağlar. Örneğin insanda sindi­rim kanalında, solunum sistemini oluşturan organlarda ve kurbağa derisinde bulunurlar.

2. Çok Hücreli Bezler: Çok sayıda hücreden oluşur. Örnek olarak deride yer alan ter bezleri ve yağ bezleri verilebilir.

Çok hücreli bezler salgılarını verdikleri yere göre üç grupta toplanır.

Ekzokrin bezler (Açık bez = Dış salgı bezi): Salgılarını bir kanalla vücut boşluğuna veya dışarı boşaltan bezlerdir. Gözyaşı, tükürük, ter ve süt bezleri bu grupta yer alır.

Endokrin bezler (Kapalı bez = İç salgı bezi): Salgılarını doğrudan kana verirler. Salgıladıkları düzenleyici kimyasal maddelere hormon adı verilir. Hipotalamus, hipofiz, böbrek üstü, paratiroid ve tiroid bezleri bu gruba girer.

Karma bezler: Hem ekzokrin hem de endokrin bez olarak görev yaparlar. Mide, bağırsak bezleri, pankreas ve eşeysel bezler (ovaryum ve testisler) bu grupta yer alır.

Hormonların Özellikleri

  • Kanalsız bezler tarafından salgılanırlar. Sinir uçlarından da nörotransmitter maddeler salgılanır. Sinirlerin uç kısımlarından hormon salgılanmasına nörosekresyon denir.
  • Noradrenalin gibi bazı hormonlar hem sinir sistemi hem de endokrin sistem tarafından salgılanır.
  • Genellikle protein veya steroit yapılı olurlar.
  • Hormonlar kan yoluyla hedef organa giderek organın çalışmasını düzenlerler.
  • Etki göstermeleri için az miktarda üretilmeleri yeterlidir.
  • Hormonlar kanda belirli seviyeye geldiklerinde etkili olurlar.
  • Hormonal tepki uzun sürede gerçekleşir, fakat etkisi uzun sürelidir.
  • Normalden az veya çok salgılanmaları hastalıklara neden olur.

Belirli bir hormona tepki gösteren organa o hormonun hedef organı denir. Hedef organdaki hücrelerin zarında bulunan reseptörler bozulursa hedef organ hormonu tanıyamaz. Bu durumda organ görevini yapamaz, hastalıklar ortaya çıkar. Vücudun iç dengesi (homeostasi) bozulur. Bazı hormonların resep­törleri tüm vücut hücrelerinde bulunduğu için, hedef organ tüm vücuttur. Örneğin tiroksin hormonunu tanıyan reseptörler tüm vücut hücrelerinde bulunur.

Hormonların Görevleri

  • Hormonların Görevleri Büyüme ve gelişmeyi düzenler.
  • Üreme ile ilgili özelliklerin gelişmesini sağlar.
  • Endokrin ve sinir sistemi birlikte çalışarak vücudun iç dengesini (homeostasi) sağlarlar.
  • Böceklerde kabuk değiştirme ve gelişim olayları hormonlarla kontrol edilir.

İnsanda Endokrin Sistem

İnsanda endokrin sistemi oluşturan iç salgı bezleri hipofiz bezi, tiroid bezi, paratiroid bezi, böbrek üstü bezi, eşeysel bezler ve pankreastır.

1. Hipofiz Bezi

İnce bir köprü ile hipotalamusa bağlı, yarım gram ağırlığında bir bezdir. Birçok organın çalışmasını düzenleyen hormonları salgılar. Hipotalamus salgıladığı salgılatıcı faktör (RF) ve engelleyici faktör denilen kimyasalları hipofiz bezine göndererek hipofizi denetler.

Hipofiz bezi ön lop, ara lop ve arka lop olmak üzere üç bölümde incelenir.

hipofiz bezi ve etkilediği yapılar

Hipofizin Ön Lop Hormonları

Büyüme hormonu (Somatotropin): Kemiklerin ve kıkırdakların büyümesini uyarır. Amino asitlerin hücre zarından geçmelerini kolaylaştırarak protein sentezini artırır. Mitozu sağlar. Kasları geliştirir. Enerji verici olarak karbonhidrat yerine yağların kullanılmasını sağlar. Büyüme hormonuna her yaşta ihtiyaç vardır.

Büyüme hormonu, büyüme çağında fazla salgılanırsa devlik, az salgılanırsa cücelik oluşur. Yetişkin insanlarda fazla salgılanırsa akromegali denilen hastalık ortaya çıkar. Yetişkin insanlarda kemiklerin büyüme bölgelerindeki kıkırdak sertleşir. O nedenle bu hastalıkta boy uzamaz. Kafatası, el ve ayaklardaki kemikler orantısız olarak büyür.

Tiroid uyarıcı hormon (TSH): Tiroid bezinin hormon salgılamasını düzenler.

Adrenokortikotropik hormon (ACTH): Böbrek üstü bezinin kabuk bölümünü, hormon salgılanması için uyarır.

Prolaktin (LTH = Lüteotropik hormon): Süt bezlerinin gelişmesini ve süt oluşumunu uyarır. Yavru ile ilgi­lenme içgüdüsünü geliştirir. Dişi bireylerin yumurtalıklarındaki korpus luteumun (sarı cisim) bozulmasını engeller.

Folikül uyarıcı hormon (FSH): Dişilerde yumurtalıklardaki folikülleri uyararak yumurtanın gelişimini (oogenez) başlatır. Foliküllerden östrojen salgılanmasına neden olur. Erkeklerde sperm oluşumunu (spermatogenez) başlatır. Ayrıca testosteron hormonu salgılanmasını uyarır.

Lüteinleştirici hormon (LH): Dişilerde yumurtanın yumurtalıklardan atılarak (ovulasyon) kirpikli kanala geçmesini ve korpus luteumun (sarı cisim) oluşmasını sağlar. LH hormonu, korpus luteumdan östrojen ve progesteron hormonlarının salgılanmasını sağlar. Erkeklerde testislerden testosteron hormonu salgılanmasını sağlar.

Hipofizin Ara Lop Hormonu

Melanosit uyarıcı hormon (MSH): Melanin pigmentinin oluşumunu sağlar. Melanin pigmenti güneş ışınlarını emerek deri altındaki dokuları korur, gözün görüş gücünü artırır.

Hipofizin Arka Lop Hormonları

Arka hipofiz denilen bölge, hipotalamus tarafından sentezlenen iki hormonu depolar ve salgılar. Bu hormonlar oksitosin ve antidiüretik hormondur.

Oksitosin: Doğum sırasında rahim kaslarının kasılmasını sağlar. Ayrıca süt bezlerinin süt salgılamasını uyarır.

Antidiüretik hormon (ADH = vasopressin): Böbreklerden suyun geri emilimini sağlayarak vücudun su dengesini düzenleyen hormondur. Vücutta sıvı kaybı olduğunda ADH artar, suyun geri emilimi hızlanarak su kaybı önlenir. Vücutta su fazla ise ADH az salgılanarak suyun fazlasının vücuttan atılması sağlanır.

ADH ayrıca ince atardamarların duvarındaki düz kasların kasılmasını sağlayarak kan basıncını yükseltir.

ADH yetersizliğinde böbreklerden su geri emilemediği için vücut susuz kalır, idrar miktarı artar, hasta sürekli su içmek durumunda kalır. Bu hastalığa şekersiz şeker hastalığı (Diabetes insipidus) denir.

2. Troit Bezi

Boyunda, gırtlağın altında, soluk borusunun her iki yanında bulunan iki loplu bir bezdir. Soluk borusunun ön kısmında bir köprü ile iki lop birbirine bağlanır. Tiroid bezi tiroksin ve kalsitonin hormonlarını salgılar.

Tiroksin hormonu

Hipofiz bezinin TSH salgısı tiroid bezinden tiroksin salgılanmasını kontrol eder. Metabolizma hızını düzenleyen hormondur. Hücrelerin kullandığı oksijen miktarını belirler (Oksijenli solunum). Ayrıca büyüme ve gelişmenin düzenlenme­sinde yardımcı olur.

Tiroksin iyot içeren protein yapılı bir hormondur. Vücuda yeterli iyot alınmadığı zaman vücudun ihtiyacı olan tiroksin üretilemez. Hipofiz bezi fazla miktarda TSH üreterek tiroid bezini uyarır. Tiroid bezi yeterli hormonu üretebilmek için dokularını artırır. Boyun bölgesinde şişkinlik oluşur. Bu hastalığa basit guatr denir. İyotlu besinler kullanarak hastalığın oluşumu önlenir.

Tiroksin hormonu küçük yaşlarda yeterli salgılanmazsa kretenizm (ahmaklık) denilen hastalık ortaya çıkar. Bu hastalıkta zekâ geriliği, eşeysel bezlerin geliş­memesi ve cücelik oluşur.

Tiroksin hormonunun yetişkin insanlarda az salgılanması, miksödem denilen hastalığa neden olur. Bu hastalıkta bazal metabolizma hızı düşer. Uyuşukluk, saç dökülmesi, şişmanlık, vücut ısısının düşmesi gibi sorunlar oluşur.

Tiroksin hormonunun yetişkin insanlarda çok salgılanması iç guatr (hipertiroidi) denilen hastalığa neden olur. Bu hastalıkta bazal metabolizma hızı yükselir. Kilo kaybı, sinirlilik görülür. Vücut ısısı artar. Solunum ve kalp atışları hızlanır. Göz yu­varlağı dışarıya doğru çıkmış olarak görülür.

Kalsitonin hormonu

Kandaki kalsiyum miktarını düşürür. Kandaki kalsiyum miktarı normalin üzerine çıkarsa kalsitonin salgısı artar. Kalsiyum kandan kemiğe geçer. Kalsiyum normal seviyeye gelir. Ayrıca kalsitonin böbreklerden kalsiyum geri emilimini azaltarak kandaki kalsiyum miktarını düşürür.

Kalsitonin az salgılanırsa kemikler zayıflar.

3. Paratiroid Bezi

Tiroid bezinin yüzeyinde bulunan dört küçük bezdir. Parathormon (paratirin) adlı hormonu salgılar. Parathormon kandaki kalsiyum ve fosfor düzeyini ayarlar. Kandaki kalsiyum miktarı normalin altına inerse parathormon artar. Kalsiyum kemikten kana geçer. Kalsiyum normal seviyeye gelir. Parathormon etkisiyle kalsiyum serbest kal­dığında kalsiyuma bağlı olan fosfor da serbest kalır ve kana geçer. Fosforun fazlası böbreklerden atılır.

Parathormon böbrek nefron kanallarından ve ince bağırsaklardan kalsiyum iyonlarının geri emilmesini sağlar. Böylece kandaki kalsiyum düzeyi artar.

Kalsiyum insan vücudunda kemik oluşumu, kanın pıhtılaşması, kasların kasılması, sinirlerin çalışması, hücre zarının aktif taşıma olaylarında gereklidir. O nedenle kalsiyum kanda belirli düzeyde bulunmak zorundadır.

Parathormon çok salgılanırsa, kemikten kana geçen kalsiyum miktarı artar. Kemikler zayıflar. Kasların uyarılara tepkisi yavaş olur. Kanda normalden fazla olan kalsiyum böbreklerde fosforla birleşerek böbrek taşlarını oluşturur.

Parathormon az salgılanırsa, kandaki kalsiyum miktarı normalin altına düşer. Kaslarda kramplar, titremeler gö­rülür. Bu durumda tetani denilen hastalık oluşur.

Kalsitonin ve parathormon birlikte kandaki kalsiyum ve fosfor miktarını ayarlar.

Kandaki Kalsiyum Miktarının Düzenlenmesi

Kanda kalsiyum dengesini, tiroid bezinden salgılanan kalsitonin ve paratroit bezinden salgılanan parathormon geri bildirim yoluyla sağlar.

Kanda kalsiyum yüksek ise;

  • Tiroid bezinden kalsitonin salgılanır.
  • Kandan kemiklere depolanmak üzere kalsiyum geçer.
  • Böbreklerden kalsiyum geri emilimi azalır.
  • Bağırsaklardan kalsiyum emilimi azalır.
  • Kandaki kalsiyum normal düzeye iner.

Kanda kalsiyum düşük ise;

  • Paratroit bezinden salgılanan parathormon artar.
  • Kalsiyum kemiklerden kana geçer.
  • Böbreklerden kalsiyum geri emilimi artar.
  • Bağırsaklardan kalsiyum emilimi artar. 
  • Kalsiyum normal seviyeye yükselir.

4. Böbrek Üstü Bezleri (Adrenal Bezler)

Böbreklere yapışık olarak üst kısımlarında bulunan iki bezdir. Bezlerin böbrekle görev olarak bağlantısı yok­tur. Böbrek üstü bezleri yapı ve fonksiyon bakımından birbirinden farklı iki kısımdan meydana gelir. Bezin dış bölgesine kabuk (korteks), iç bölgesine ise öz (medulla) adı verilir.

1. Kabuk (korteks)

Böbrek üstü bezinin kabuk bölgesi, hipofiz bezinin ACTH salgısı ile uyarılır. Kabuk bölümünden steroid ya­pılı çok sayıda hormon üretilir. Bunlardan en önemlileri kortizol, aldosteron, adrenal eşey hormonlarıdır.

a. Kortizol

Bu hormon yağ ve proteinlerden karbonhidrat yapımını uyarır. Karaciğerdeki glikojenlerden elde edilen glikoz yeterli olmadığında, kas proteinlerinden glikoz üreterek kan şekerini artırır. Stresli durumlarda salgısı artar. Yarala­nan insan bir süre acı hissetmez. Bunu sağlayan kortizol hormonudur. Sinir hücreleri kortizol etkisiyle acı duyusu­nu yavaş iletir. Yangısal tepkiye yol açan hastalıklarda, örneğin romatizmal hastalıklarda, alerjilerde tedavi amaçlı kortizol kullanılır.

b. Aldosteron

Böbreklerin nefron kanallarından sodyum ve klor iyonlarının geri emilimini artırır. Potasyum iyonlarının idrarla dışarı atılmasını hızlandırır. Böylece kan basıncı ve hacmi artar.

Aldosteron çok salgılanırsa kan basıncı yükselir, doku sıvısı artar. Potasyum eksikliği nedeniyle kas, sinir ve böbrek hastalıkları görülür.

Aldosteron az salgılanırsa kan basıncı düşer, doku sıvısı azalır. Kanda sodyum ve klor iyonlarının miktarı aza­lır, potasyum miktarı artar. Kaslarda yorgunluk görülür. Deri fazla pigment birikimi sonucunda tunç rengini alır, bu durumda Addison hastalığı ortaya çıkar.

Aldosteron hormonunun salgılanamaması durumunda yaşam biter.

c. Adrenal eşey hormonları

Testosterona benzeyen androjen ve az miktarda östrojen ve progesteron hormonu salgılanır. Bu hormonlar hem erkek hem de dişi bireylerde salgılanır. Erkek çocuklarında böbrek üstü bezi (adrenal korteks) çok çalışırsa, yetişkin erkek bireylerdeki özellikler ortaya çıkar. Ses kalınlaşır, kaslar gelişir, vücut kıllanır, sakal ve bıyık çıkar.

Dişilerde böbrek üstü bezi çok çalışırsa ses kalınlaşır, sakal çıkar ve eşeysel organlar körelir.

2. Öz (medulla)

Bu bölge sempatik sinir sisteminin kontrolünde çalışır. Bu bölgenin hormonları aşırı sevinç, heyecan, stres, kor­ku, üzüntü durumları yaşandığında salgılanır. Vücudu karşılaştığı zor durumlara karşı hazır hale getirir.

Öz bölgesinden salgılanan en önemli hormonlar adrenalin ve noradrenalindir.

a. Adrenalin (Epinefrin)

  • İskelet kasları ve karaciğerdeki glikojenin glikoza dönüşümünü hızlandırır.
  • Karaciğerden kana glikoz geçmesini hızlandırarak, kandaki glikoz düzeyini artırır.
  • Yağ hücrelerinden yağ asitlerinin serbest bırakılarak enerji verici olarak kullanılmasını sağlar.
  • Kalp atış hızını ve kan basıncını artırır.
  • Kalp, beyin ve iskelet kaslarına giden damarların genişlemesini sağlar.
  • Derideki kılcal damarları daraltır. Bu nedenle korkunca yüzün rengi sararır.
  • Göz bebekleri büyür.
  • Tüyler diken diken olur.

b. Noradrenalin (Norepinefrin)

Adrenaline benzer etkileri vardır. Kılcal damarları daraltır. Kan basıncını yükseltir. Sinirlerden de nörotransmitter madde olarak üretilir.

5. Eşeysel Bezler

Dişi bireylerde yumurtalık (ovaryum), erkek bireylerde er bezleri (testisler) karma bezlerdir. Hem üreme hüc­releri, hem de hormon üretirler. Eşeysel bezler ergenlik dönemine ulaştıktan sonra gelişirler. Hipofiz bezinden sal­gılanan hormonlarla çalışmaları kontrol edilir.

Ovaryum

Dişi bireylerde bulunan bir çift bezdir. Ergenlik döneminde östrojen ve progesteron hormonlarını salgılar.

Östrojen: Eşeysel olgunlaşmayı sağlar. Üreme organlarının büyümesi, ses inceliği ve süt bezlerinin ortaya çıkması gibi ikincil eşey özelliklerinin gelişmesini sağlar. Uterusun (rahim, döl yatağı) iç dokusunda gerçekleşen mitozun hızını artırır. Hipofiz bezinin salgıladığı FSH etkisiyle yumurtalıklardaki folikül denilen yapıdan salgılanır.

Progesteron: Dölyatağının iç dokusunun kalınlaşmasına etki ederek gebeliğe hazırlanmasını sağlar. Pro­gesteron etkisiyle embriyo dölyatağına yerleşir. Yumurtalıklarda korpus luteum (sarı cisim) denilen yapıdan ve gebelik süresince plasentadan salgılanır. Yumurta hücresi yumurtalıktan atıldıktan (ovulasyon) sonra, yumurtalıkta bulunan folikül hücreleri, korpus luteum hücrelerine dönüşür.

Testis

Erkek bireylerde bulunan bir çift bezdir. Hipofiz bezinden salgılanan FSH ve LH hormonlarının etkisiyle testislerden testosteron hormonu salgılanır.

Testosteron: Eşeysel olgunlaşmayı sağlar. Erkeklerde sakal - bıyık çıkması, sesin kalınlaşması, kaslı yapı gibi erkeklere özgü değişikliklere yol açar. Ergenlikten itibaren spermlerin olgunlaşmasını sağlar.

6. Pankreas

pankreas ve yapısı

Karın boşluğunda, midenin arka tarafında yer alan karma bir bezdir. Ekzokrin bez olarak, sindirim enzimleri üreterek onikiparmak bağırsağına boşaltır. Endokrin bez olarak, kan şekerini ayarlayan insülin ve glukagon hor­monlarını üretir.

İnsülin ve glukagon birbirine zıt olarak görev yapan hormonlardır.

İnsülin: Pankreasın langerhans adacıklarındaki beta hücreleri tarafından sentezlenir. Yemeklerden sonra kandaki glikoz miktarı arttığı için pankreastan insülin salgılanır. Kan yoluyla hücrelere gelir. İnsülin, glikozun vücut hücrelerine geçmesini sağlayarak kan şekerini düşürür. Glikozun fazlası karaciğer ve kaslarda glikojen şeklinde depolanır. İnsülin hormonu, kullanılmayan şekerin yağ dokusunda depolamasını sağlar. Ayrıca protein yapımını da uyarır.

İnsülin az salgılanırsa kandaki glikozlar hücrelere alınamaz. Kandaki glikoz miktarı yükselir. Bu duruma şeker hastalığı (Diabetes melitus) denir. Dokulardan kana su geçtiği için su içme isteği artar. Hastanın kanındaki fazla glikoz idrarla atılır. Hücrelerde enerji kaynağı olarak yedek enerji depoları olan protein ve yağlar yıkılır. Proteinler yıkılınca yaralar geç iyileşir, bazen de iyileşmeyebilir. İştah artmasına karşın kilo kaybı görülür.

İnsülin fazla salgılanırsa kan şekeri miktarı normalin altına düşer. Titreme, terleme, aşırı sinirlilik gibi belirtiler oluşur.

Şeker hastalığında; kandaki glikoz miktarı ve kanın osmotik basıncı artar.

Glukagon: Pankreasın langerhans adacıklarındaki alfa hücreleri tarafından sentezlenir. Açlık durumunda kandaki glikoz miktarı normalin altına düşer ve pankreastan glukagon salgılanır. Kana geçen glukagon, karaciğerdeki glikojenin glikoza dönüşmesini sağlar. Kana geçen glikozlar, kandaki glikoz miktarını yükselterek kan şekerinin normale dönmesini sağlar.

Kandaki Glikoz Miktarının Ayarlanması

Kandaki glikoz miktarını; böbrek üstü bezinin öz bölümünden salgılanan adrenalin, pankreastan salgılanan insülin ve glukagon hormonu düzenler.

Kandaki şeker miktarını kontrol eden yapılar ise pankreas, karaciğer ve böbrek üstü bezleridir.

Stres veya vücut zor durumda kaldığında sempatik sinirlerin etkisiyle böbrek üstü bezinin öz bölgesinden adrenalin salgılanır. Adrenalin, kas ve karaciğerdeki glikojen yıkımını uyarır. Glikozların karaciğerden kana geçmesini hızlandırır.

Kaslardaki glikojeni oluşturan glikozlar fosfat içerdiği için kana geçemezler. Kas hücresinin içinde kullanılırlar. O nedenle kan şekerini yükseltmezler.

Hormonların Çalışma Mekanizması

Hormonların hedef doku hücreleri tarafından tanınmaları hücrelerin dış yüzeyinde veya hücre içinde bulunan reseptörler tarafından sağlanır. Bir hormon, hedef olmayan dokunun hücrelerine ulaştığında bağlanacağı reseptör olmadığı için bu hormona tepki göstermez.

Hormonlar genellikle protein ya da steroit yapılı olurlar. Protein yapılı olanlar hücre zarının lipit tabakasında çözünemedikleri için hücre zarında bulunan reseptörlere bağlanırlar. Steroit yapılı olanlar ise hücre zarının lipit tabakasında çözündükleri için hücre zarından geçerek hücre içindeki reseptörlere bağlanırlar.

Hormon Salgısının Düzenlenmesi

Sağlıklı bir insanda homeostasi için, endokrin bezlerden salgılanan hormonların normal miktarda olmaları gere­kir. Hormon düzeyi normalden fazla olduğunda üretim azalır, az olduğunda üretim hızlanır. Bu denge, geri bildirim ile sağlanır. Endokrin bezlerin karşılıklı olarak birbirlerini etkilemelerine geri bildirim (feedback mekanizması) de­nir. Geri bildirim mekanizması iç çevrenin dengesini sağladığı için çok önemlidir.

Endokrin mekanizmasının kontrolünü hedef organlar, hipofiz bezi ve hipotalamus birlikte düzenler. Hipotalamus, endokrin bezlere hem bilgi iletir hem de gelen bilgileri alır.

Hipofiz bezinin, çok sayıda bezle arasında etkileşim vardır.

Hipofiz bezi;

  • Tiroid bezi ile tiroksin düzeyini
  • Böbrek üstü bezleri ile kortizol düzeyini
  • Yumurtalıklar ile östrojen düzeyini
  • Testisler ile testosteron düzeyini ayarlar.

hipofiz bezinin çalışması

Endokrin bezlerin salgıladığı hormonların kandaki miktarının azalması hipofiz salgısını artırır. Bu duruma po­zitif geri bildirim denir. Örneğin; kanda östrojenin azalması, hipofiz bezinin FSH salgısını artırır (pozitif geri bildi­rim).

Endokrin bezlerin salgıladığı hormonların kandaki miktarının artması hipofiz salgısını azaltır. Bu duruma nega­tif geri bildirim denir. Örneğin; kanda östrojenin artması, hipofiz bezinin FSH salgısını azaltır (negatif geri bildi­rim).

Hipotalamus, hipofiz bezi ve endokrin bez etkileşimine bir örnek:

  • Kanda tiroksin azaldığında hipotalamus RF salgısı ile hipofiz bezini uyarır.
  • Hipofiz TSH salgılar.
  • TSH tiroid bezini uyarır.
  • Tiroid bezi tiroksin salgısını artırır.
  • Tiroksin metabolizmayı hızlandırır.
  • Tiroksin hormonunun fazla olması hipofiz ve hipotalamus salgılarını azaltır veya durdurur.
  • Tiroid bezi salgısını azaltır.
  • Tiroksinin kandaki miktarı normal düzeyine döner.
  • Tiroksin miktarı normalin altına düşerse hipofiz bezi TSH miktarını artırır.

Canlıların çevreleri sürekli değişmektedir. Yaşamın sürmesi için, vücudun iç dengesinin korunması gerekir. Hücre ve dokuların bulunduğu ortamın sıcaklığı, iyon dengesi, sıvı miktarı gibi faktörlerin her zaman aynı kalması gereklidir. Bu durumda organlar, görevlerini sağlıklı olarak sürdürür. Örneğin vücut sıcaklığı 36,5 °C olarak kalma­lıdır. Vücut sıcaklığının yükselmesi enzimler gibi bazı protein yapılı moleküllerde bozulmalara yol açar. O nedenle sıcak havada kan damarları genişler. Vücut terler. Tiroksin hormonunun üretimi azaltılarak metabolizma yavaşla­tılır. Vücut sıcaklığı normale döner. Soğuk havada kan damarları daralır. Tiroksin hormonunun üretimi artırılarak metabolizma hızlandırılır. Bunun sonucunda ısı üretimi artar ve vücut sıcaklığı korunmuş olur.

Vücuda, ihtiyacı olan besin ve oksijen gibi maddeler alınırken, metabolizma atıkları dışarı atılarak kararlı bir iç denge oluşturulur. Canlının kendi iç ortamını belirli sınırlar içinde dengede tutmasına homeostasis denir.

Sinir ve endokrin sistemler birlikte iç dengenin oluşmasını sağlarlar.

  • Sinirlerde iletim hızlıdır, etkisi kısa sürelidir.
  • Hormonal iletim yavaştır, etkisi uzun sürelidir.
  • Hem sinirler hem de hormonlarla iletim olursa etki süresi uzun olur.

Homeostasis ya da organizmanın dengesi bozulduğunda organizmada hastalıklar görülür.