Coğrafya

Doğadaki Üç Unsur: Su - Toprak - Bitki

Su Kaynakları

Su, insanlar ve diğer canlılar için vazgeçilmez bir kay­naktır. Dünya’daki başlıca su kaynakları;

  • Okyanuslar
  • Denizler
  • Buz dağları ve buzullar
  • Yeraltı suları
  • Göller
  • Bataklıklar
  • Akarsular

şeklinde ifade edilebilir. Dünya üzerindeki sular sürekli hareket halindedir. Yeryüzündeki su kaynaklarında meydana gelen buharlaşma ve bitkilerdeki terleme sonucu atmosfere karışan su buharı, soğumayla yoğunlaşarak sıvı veya katı olarak tekrar yeryüzüne düşerek su kaynaklarına karışır. Suyun bu hareketine su döngüsü adı verilir. Su döngüsü sonucunda su kaynakları kaybettikleri suyu tekrar kazanır. Dünya’daki su kaynaklarının % 97’sini tuzlu sular, % 3’ünü ise tatlı sular oluşturmaktadır. Tuzlu suların tarımda sulama, içme suyu ve sanayide kullanımı sınırlı olduğundan, tatlı suların da büyük bir kısmını buzullar ve yeraltı suları oluşturduğundan insanların kullanabileceği su miktarı çok azdır.
Günümüzde sınırlı olan bu su kaynaklarının yanlış kullanımı ve kirletilmesi sonucu Dünya’da 1 milyardan fazla insan su sıkıntısı çekmektedir.

Genel olarak su kaynakları yüzey suları ve yeraltı suları olmak üzere iki grupta incelenebilir.

Yüzey (Yerüstü) Suları

A) Okyanuslar ve Denizler

Kıtalar arasında yer alan yer kabuğundaki büyük çu­kurlukları dolduran su kütlelerine okyanus denir. Ok­yanuslar büyüklüklerine göre; Büyük Okyanus (Pasifik) 180 milyon km2, Atlas Okyanusu (Atlantik), 106 miyon km2, Hint Okyanusu 75 milyon km2 şeklinde sıralanabilir. 

Denizler okyanusların karalara sokulmuş kollarıdır. Kıtaların kenarlarında bulunanlara kenar deniz, iç kısımlarına sokulmuş olanlara ise iç deniz adı verilir. Yeryüzünün % 71’ni okyanuslar ve denizler kaplarken % 29’unu karalar oluşturmaktadır. Kara ve denizlerin oranı yarımkürelere göre farklılık gösterir. Kuzey Yarımküre’nin % 39’unu kaplayan karalar Güney Yarımküre’nin % 19’unu kaplamaktadır. 

İçme, kullanma ve tarımda sulamada pek kullanılamayan denizler ve okyanuslar milyonlarca canlının yaşam alanıdır. Okyanus ve denizlerin tuzluluk oranı enleme bağlı olarak Ekvator’dan kutuplara doğru azalmaktadır.

B) Göller

Karalar üzerinde çeşitli nedenlerle oluşmuş çukur alanlarda birikmiş genellikle tatlı ya da tuzlu olan su kütlelerine göl denir. Göllerin oluşumu bulundukları bölgenin iklimi, jeolojik yapısı ve yer şekillerine bağlıdır. Dünya’daki tatlı yüzey sularının % 87’sini oluşturan göllerin toplam alanı ise karaların ancak % 2’si kadardır. Dünya’daki en büyük göl Asya Kıtası’ndaki Hazar Gölü, en derin göl ise yine bu kıtadaki Baykal Gölü’dür. Göller yeraltı ve yerüstü sularıyla beslenmektedir. Göllerin suları acı, tatlı, tuzlu ya da sodalı olabilmektedir.  Bu farklılığın nedenlerini iklim koşulları, beslenme kaynakları, gölün bulunduğu arazinin kayaç yapısı ve gideğeninin (göl ayağı) olup olmamasıdır. 

Bir gölün fazla sularını denize veya başka bir göle bo­şaltan akarsulara göl gideğeni (göl ayağı) denir. Su­larını bir gideğen aracılığıyla dışarıya gönderebilen göllerin suları tatlıdır. Göller oluşumlarına göre iki ayrılır. 

1. Doğal Göller

Göl çanağının çeşitli iç ve dış kuvvetler tarafından oluşturulduğu göllere doğal göller denir. Bu göller genel olarak hangi doğal faktör tarafından oluşturulmuş ise göl o adla adlandırılır.

a. Tektonik Göller

Bu göller yerkabuğu hareketleri (tektonik hareketler) sonucu kıvrım alanlardaki senklinal çukurları ile kırık alanlardaki graben çukurlarının sularla dolması sonucu oluşmuştur. Güneydoğu Afrika’daki Tanganika, Niyassa, Albert Gölleri ile Asya’daki Baykal, Aral, Hazar ve İsrail - Ürdün sınırındaki Lût Gölü tektonik göllerden bazılarıdır.

b. Karstik Göller

Karstik bölgelerdeki kalker, kayatuzu, jips gibi kolay eriyebilen kayaçların suda erimesi sonucu oluşan obruk, dolin, polye gibi çukurların tabanlarında suların birikmesiyle oluşan göllerdir. En güzel örnekleri Yunanistan - Makedonya sınırındaki Presba Gölü ile Arnavutluk - Makedonya sınırındaki Ohri Gölü’dür.

c. Volkanik Göller

Volkanik patlamalarla oluşmuş krater, kaldera ve maar gibi çukurların sularla dolması sonucu volkanik göller oluşur. Sönmüş volkan konilerinin baca ağızlarındaki çukurların sularla dolmasıyla krater gölü, birkaç kez patlama sonucu kraterler genişleyip kazan biçimini alırsa kaldera gölü, volkanik gaz patlamalası sonucu oluşan göllere ise maar gölü denir. Dünya’da volkanik araziler İtalya, Japonya ve Endonezya gibi ülkelerde yaygındır.

d. Buzul Gölleri

Buzul aşındırmasıyla oluşan çukur alanların sularla dolması sonucu oluşurlar. Bu göllere sirk gölü denir. Norveç, İsveç, Finlandiya, Kanada buzul göllerinin yaygın olduğu ülkelerdir.

e. Set Gölleri

Akarsu vadileri, koylar, körfezler veya bunlara benzer göl oluşumuna elverişli arazilerin çeşitli nedenlerle önlerinin kapanması sonucu oluşan göllere set gölleri denir. Bu setin oluşumuı hangi nedene bağlı ise göl o adla anılır. Heyelan sonucu hareket eden kütlelerin akarsu vadilerinin önlerini kapatması sonucu oluşan göllere heyelan set gölleri denir. Alüvyal set gölleri akarsular tarafından taşınan alüvyonların zamanla vadi içinde birikmesi veya akarsuyun denize döküldüğü yerde bulunan bir koy veya körfezin önünü kapatması sonucunda oluşur. Volkanik set göllerin çanakları volkanik püskürmeler sonucu ortaya çıkan lavların bir havzanın önünü kapatması sonucu oluşur. Kıyılardaki körfez ve koyların önlerinin zamanla dalga biriktirmesiyle kapanması sonucu bu koy ve körfezlerin denizle bağlantısı kesilir. Bu şekilde oluşan göllere ise kıyı set gölü veya lagün gölü denir.

2. Yapay Göller (Baraj Gölleri)

Elektrik enerjisi elde etmek, tarımda sulama yapmak ve içme suyu temin etmek nedenlerle bazı akarsuların önü insanlar tarafından setlerle kapatılması sonucu oluşan göllerdir. 

C. Akarsular

Yerkabuğu üzerinde belirli bir yatak içerisinde devamlı ya da zaman zaman akışı olan su kütlelerine akarsu denir. Akarsular; kaynak suları, eriyen kar ve buz suları ve yağmur suları ile beslenir. Akarsular çeşitli özelliklerine göre gruplandırılır.

1. Rejimlerine Gire Akarsular

Akarsuyun herhangi bir kesitinden bir saniyede geçen suyun m3/s cinsinden miktarına debi denir. Havzaya düşen yağış miktarı, havzanın büyüklüğü, buharlaşma, zemin özelliği, kaynağın büyüklüğü ve bitki örtüsü debiyi (su miktarını) etkileyen başlıca etmenlerdir. Akarsuların yataklarından geçen su miktarı yıl içinde aynı değildir. Akarsuların tamamında yıl boyunca az ya da çok değişmeler görülür. Akarsularda meydana gelen bu akım miktarı değişmelerine rejim denir. Yıl içinde seviyelerinde aylık ya da mevsimlik belirgin bir değişiklik görülmeyen akarsuların rejimleri düzenlidir. Su seviyesinde belirgin bir değişme oluyorsa rejimleri düzensizdir. Yağışın yıl içinde düzenli olarak düştüğü Ekvatoral iklim bölgesindeki Amazon ve Kongo gibi nehirlerin rejimi düzenli iken, yağışın yıl içinde belli dönemde artıp, belli dönemde azaldığı Akdeniz, savan, muson gibi iklim bölgelerindeki akarsuların rejimleri düzensizdir.

2. Döküldüğü Yere Göre Akarsular

Akarsuların bütün kollarıyla birlikte sularını topladığı alana havza denir. Sularını deniz veya okyanuslara ulaştırabilen akarsuların havzasına açık havza, ulaştıramayan akarsuların havzalarına ise kapalı havza denir. Akarsu havzalarının açık ya da kapalı olması daha çok akarsuyun bulunduğu bölgenin iklim özellikleri ve yer şekillerine bağlıdır. Havzası kapalı olan akarsular çoğunlukla sularını göllere boşaltmaktadır.

Bunun yanında buharlaşma ve yeraltına sızmaya bağlı olarak sularını açık denizlere ulaştıramayan kapalı havzalar da vardır.

Birbirine komşu akarsuların beslenme havzalarını ayıran ve genelde dağların doruklarından geçen sınıra su bölümü çizgisi denir.

3. Beslenme Kaynaklarına Göre Akarsular

Akarsuların başlıca beslenme kaynakları; yağmur su­ları, yeraltı suları, kaynak suları, kar ve buz sularıdır. Ayrıca göllerden beslenen akarsular da vardır.

Farklı iklim bölgelerinden geçen ve bir çok kaynaktan beslenen akarsulara karma rejimli akarsular denir. Karma rejimli akarsulara en güzel örnek Afrika’daki Nil Nehri’dir. Ekvatoral iklim bölgesinden doğan Nil Nehri; savan, çöl ve Akdeniz iklim bölgelerinden ge­çerek Akdeniz’e dökülür.

D. Yer Altı Suları ve Kaynaklar

Yağışlarla yeryüzüne düşen suların bir kısmı yüzey­den akarken bir kısmı da yeraltına sızar. Geçirimli ta­bakalardan geçip geçirimsiz tabaka üzerinde biriken bu sular yeraltı sularını oluşturur. İçinde yeraltı suları­nı bulunduran boşluklara akifer denir.

Bir yerdeki yeraltı suyunun miktarını ve beslenmesini, başta o bölgeye düşen yağış miktarı olmak üzere, ara­zinin eğimi, bitki örtüsü ve zeminin geçirimliliği belirler. Yeryüzünde bol yağış alan ve geçirimli arazilere sahip alanlar yeraltı suyu bakımından zengin alanlardır.

Yeraltı sularının fiziksel ve kimyasal özellikleri farklıdır. Bunda kaynağın bulunduğu bölgenin kayaç yapısı, yükseltisi ve yer yapısı etkilidir. Yeraltı sularından ge­nel olarak; içme suyu, sulama suyu ve sanayide kullanma şeklinde yararlanılır. Yeraltı sularının kendiliğinden ya da beşeri faktörlere bağlı olarak yeryüzüne çıktığı yere kaynak denir.

1. Artezyen Kaynağı

Çanaklaşmış arazilerde iki geçirimsiz tabaka arasın­da bulunan geçirimli tabakalarda biriken yeraltı sula­rı sondajla açılan kuyudan basınçlı bir şekilde fışkırır. Bunlara artezyen kaynağı denir.

2. Karstik Kaynaklar

Kalker, kayatuzu, jips gibi kolay eriyebilen kayaçların bulunduğu arazilerde erime sonucu oluşmuş yeraltı boşluklarında biriken suların tekrar yeryüzüne çıkma­sıyla oluşan kaynaklardır.

3. Fay Kaynakları

Fay hatlarındaki kırıklara bağlı olarak oluşmuş kay­naklardır. Fay kaynakları yüzey sularından veya mağmatik sulardan beslenebilir. Suları yerin derinliklerine kadar inen bu kaynaklara mağmanın etkisiyle ısındık­larından ılıca, kaplıca veya genel bir adlandırma ile termal kaynak da denir. Bu kaynakların suları bol miktarda eriyik içerir.

4. Yamaç (Vadi) Kaynakları

Dağ ve vadi yamaçlarındaki geçirimli tabakalardan yeryüzüne çıkan kaynaklardır. Kar erimeleri ve yağ­mur sularıyla beslenirler.

5. Gayzer Kaynağı

Volkanik arazilerde yerin derinliklerine sızan sular mağmanın etkisiyle yeryüzüne çok sıcak ve tazyikli olarak çıkıyorsa bunlara gayzer kaynağı denir. Gay­zer kaynakları İzlanda, ABD, Yeni Zelanda gibi ülke­lerde yaygın olarak bulunur.

Toprağın Hikayesi

Yer kabuğunu oluşturan kayaçların fiziksel, kimyasal ve biyolojik etkilere bağlı olarak ayrışmasıyla oluş­muş, bitkilere ve diğer canlılara yaşam alanı oluştu­ran örtüye toprak denir.

Toprak içerisinde çeşitli mineraller, canlı organizmalar, organik maddeler, hava ve su bulunmaktadır. Kayaçların ayrışması fiziksel (mekanik) çözünme ve kimyasal çözünme olmak üzere iki şekilde gerçekleşir.

Kayaların çatlaması, parçalanması ve ufalanması şek­lindeki fiziksel parçalanma daha çok gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkının fazla, nem miktarının az ol­duğu kurak ve yarı kurak iklim özelliklerinin görüldüğü çöl, step ve karasal iklim bölgelerinde görülür.

Çözünebilir özellikteki kayaçların bulunduğu yerlerde sıcaklık ve nemin etkisiyle taşların bileşimindeki bazı mineraller çözünerek taşın yapısı bozulur. Bu olaya kimyasal çözünme denir. Kimyasal çözünme nemli ve sıcak iklim bölgelerinde daha etkilidir.

Toprak Oluşumda Etkili Olan Faktörler

1. İklim Etkisi

Toprak oluşumunda ve özelliklerinin belirlenmesinde en etkili faktör iklimdir. Çünkü sıcaklık ve yağış şartla­rı kayaçların fiziksel ve kimyasal ayrışmasını etkiler. Nemli iklim bölgelerinde kimyasal ayrışma, kurak ik­lim bölgelerinde ise fiziksel ufalanma daha fazladır. Yağış miktarının fazla olduğu yerlerde aşırı yıkanma sonucunda topraktaki besin maddeleri, tuz ve kireç oranı azalır. Buna karşılık kurak bölgelerde yıkanma yeterli olmadığından topraktaki tuz ve kireç oranı faz­ladır. Topraktaki humus miktarı da iklime bağlıdır. Humus, bitki artıklarının çürümesiyle toprağa karışan, toprağın verimliliğini artıran organik maddelerdir.

2. Ana Kayanın Etkisi

Toprağa fiziksel ve kimyasal özelliğini veren ve topra­ğı oluşturan temel yapı ana kayadır. Ana kayanın cin­si ve bileşimi toprağın yapısını doğrudan etkilemekte­dir. Örneğin, şistli arazilerde killi topraklar oluşurken, granitlerin bulunduğu arazilerde kumlu topraklar oluşmaktadır. Sert kayaçlarda ayrışma zor olurken yumuşak kayaçlarda daha kolay olmaktadır.

3. Zaman Etkisi

Ana kayanın fiziksel ve kimyasal ayrışmaya uğraması ve daha sonrada üzerinde bitki ve diğer canlıların yer­leşmesi, toprağın humus oranının artması uzun yıllar almaktadır. Söz gelimi kolay ayrışabilen bir kaya üze­rinde 1 cm kalınlığındaki toprağın oluşması 100-150 yılda, kayacın sertliğine göre bu sürenin 1000 yıla ka­dar çıktığı bilinmektedir.

4. Canlılar ve Bitki Örtüsünün Etkisi

Bitki örtüsünün toprak oluşumunda önemli bir etkisi vardır. Toprak yüzeyine düşen yapraklar, dallar, mey­veler mikroorganizmalar tarafından parçalanarak top­rağa karışır ve topraktaki humus miktarını artırır. Hu­mus toprağın rengini koyulaştırıp verimini artırır. Ge­niş yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlık alanlar ile gür otlakların bulunduğu yerlerde toprak humus yö­nünden zengindir. Bitki örtüsü özellikle eğimli arazi­lerdeki toprağı kökleriyle tutarak toprak örtüsünü erozyona karşı korur. Ayrıca bitki köklerinden çıkan asitler de toprağın ayrışmasını hızlandırır. Tarla faresi, köstebek gibi yuvaları toprak altında olan hayvanlar yüzeydeki toprağın derinlere, derindeki toprağın yü­zeye taşınmasını sağlarlar.

5. Yer Şekillerinin Etkisi

Yerşekillerinin eğim, bakı ve yükselti gibi özellikleri toprak oluşumu üzerinde etkili olmaktadır.

Yükseltinin artmasına bağlı olarak sıcaklığın düşmesi, yağış miktarı ve yağışın değişmesi sonucu bir dağın farklı yükseltilerinde farklı karakterde topraklar oluşur. Arazinin eğimli olması çözünen malzemenin yerçeki­minin etkisiyle aşağılara doğru inmesine sebep olur. Bu nedenle bitki örtüsü olmayan eğimli yüzeylerde toprak örtüsü kaybolmaktadır.

Bakıya bağlı olarak sıcaklık ve nemlilik şartları farklı olan yamaçlardaki kayaçlarda, ayrışma ve toprak olu­şumu farklılık gösterir.

Oluşumu bitmemiş bir toprak kesitinde yüzey­den derine doğru inildikçe farklı özellikler gösteren ve horizon olarak adlandırılan katmanlar vardır.

A Horizonu

Organik maddelerin birbirine karışmasından dolayı renginin çoğunlukla koyu olduğu ve yıkanmanın meydana geldiği horizondur. Yıkanmadan dolayı bu horizondaki hu­mus ve kil gibi maddelerin bir kısmı taşınmıştır. Bura­da çözülme ve ayrışma olayları meydana gelmiş ve bu olaylar sonucunda toprağın oluşum süreci tamamlanmıştır. Bu katman çeşitli mikroor­ganizmaların ve çeşitli küçük omurgasız hayvanların canlıların yaşadığı kat­mandır. Bitki kalıntılarının sürekli toprağa karışması bu katmanın humusça zengin olmasını sağlar. Tarım bu katmanda yapılır ve insanlar ihtiyaç duydukları bitkisel besinleri bu katman sayesinde üretirler.

B Horizonu

Toprak oluşumunun sürdüğü katmandır. A katmanından bu katmana su sızar. Sızan suların taşıdığı demir, kil ve  tuz gibi maddeler bu horizonda birikir.

A ve B katmanları dışında ana kayayı meydana getiren taşların küçük bloklar halinde bulunduğu C katmanı ve bu katmanların daha altında bulunan D katmanı vardır.

Toprağın Sınıflandırılması

A. Zonal Topraklar

Herhangi bir bölgede etkili olan iklim şartları ve bitki örtüsü özelliğine göre oluşmuş ve A, B, C horizonlarına sahip topraklardır. Zonal topraklar yeryüzündeki iklim ve bitki örtüsü şartlarına uymaktadır. Başlıca zonal topraklar:

1. Laterit Topraklar

Ekvatoral bölge ve savan bölgelerinde oluşan toprak­lardır. Bu bölgelerde sıcaklık ve yağış fazla olduğun­dan topraktaki yıkanma fazladır. Toprak içerisindeki demir bileşikleri yağışın etkisiyle oksitlenerek topra­ğın kiremit kırmızısı bir renk almasına sebep olmuş­tur. Bitki örtüsünün çok gür olmasına karşın bunların canlılar tarafından tüketilmesi toprağın humus bakı­mından fakirleşmesine sebep olmuştur.

2. Podzol Toprakaları

Soğuk ve nemli iklim bölgelerinde iğne yapraklı or­manlarda oluşan topraklardır. Aşırı yıkanmadan dola­yı mineral bakımından fakirdir. Sibirya, Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika’da yaygın olarak bulunurlar.

3. Kahverengi Orman Toprakları

Orta kuşaktaki nemli iklim bölgelerinde kışın yaprağı­nı döken yayvan yapraklı orman örtüsü altında olu­şan topraklardır. Humus bakımından zengindir.

4. Kahverengi ve Kestane Renkli Step Toprakları

Orta kuşakta deniz etkisinden uzak karaların iç kısım­larında yağışın az olduğu ve bozkırların görüldüğü alanlarda oluşan topraklardır. Yağış az olduğundan topraktaki tuz ve kireç oranı fazladır.

5. Çernezyom Toprakları

Orta kuşağın yarı nemli karasal iklim bölgelerinde uzun boylu çayır bitki örtüsü altında oluşan topraklar­dır. Bu topraklara kara topraklar da denir. Toprak yü­zeyinde büyüyen gür çayırlar kuruyarak ya da kışın yağan kar örtüsü altında çürüyerek toprağa karıştı­ğından topraktaki humus miktarı oldukça fazladır. Or­ganik kalıntılar nedeniyle koyu bir renk almıştır. Ol­dukça verimli olan bu topraklar Orta Avrupa, Rus­ya’nın güneyi, ABD ve Arjantin’de yaygın olarak görü­lür.

6. Çöl Toprakları

Yıllık yağış miktarının çok az olduğu çöllerde oluşan topraklardır. Kimyasal çözünmenin yetersiz olduğu bu toprak yüzeyinde şiddetli buharlaşmanın da etki­siyle kireç ve tuzlar toprağın üst kısmında bir tabaka halinde birikmiştir. Organik madde yönünden çok fa­kir olan bu topraklar tarımsal faaliyet için uygun de­ğildir

7. Tundra Toprakları

Tundra iklim bölgelerinin toprağıdır. Kışın donmuş olan bu toprak yazın sıcaklığın artmasıyla çözülerek batak­lık halini alır. Tarımsal faaliyet için elverişli değildir.

8. Terra - Rossa (Kırmızı Topraklar)

Akdeniz iklim bölgesinde kalkerli arazi üzerinde olu­şan topraklardır. Genellikle maki ve kızılçam orman­ları altında gelişme gösterir. Bünyesindeki demiroksitten dolayı rengi kırmızımsıdır.

B. İntrazonal Topraklar

Bu toprakların oluşumunda topoğrafya ve ana mater­yaller etkilidir. Toprak yüzeyinde ana maddenin etkisi görülür. Topraktaki bütün horizonlar gelişmemiş olup genellikle A ve C horizonludur.

1. Halomorfik Topraklar

Bu topraklar genellikle kurak ve yarı kurak bölgelerde suda eriyik halde bulunan tuz, karbonat, sülfat gibi çe­şitli maddelerin suyun buharlaşması sonucu toprağın yüzeyine veya çeşitli derinliklerde birikmesiyle oluşur­lar. Halomorfik topraklar tuzlu topraklar ve tuzlu – sodik (alkali) topraklar olmak üzere iki guruba ayrılır.

2. Hidromorfik Topraklar

Bataklık, sazlık gibi dışa akışın olmadığı alanlar ile ta­ban suyu seviyesinin yüksek olduğu alanlarda olu­şan topraklardır. Toprak devamlı olarak su altında kal­dığından bataklık bitkileri toprağın organik madde yönünden zenginleşmesini sağlar.

3. Kalsimorfik Topraklar

Yumuşak kireçtaşı ve killi kireçtaşı depoları üzerinde oluşan topraklar kireç yönünden zengindir. Başlıcaları şunlardır:

a. Vertisoller

Çoğunlukla eski göl tabanlarındaki killi ve kireçli depo­lar üzerinde oluşan topraklardır. Kurak dönemlerde bu topraklarda 1 metre derine kadar çatlaklar oluşur. Üst kısımlardan bu çatlaklara devamlı toprak dökülür. Ya­ğışlı mevsimde toprak suya doygun hale gelince çat­laklardan dökülen topraklar tekrar yukarı itilir. Böylece alt toprağa taşınan topraklar tekrar yüzeye çıkarak es­ki yerine döner. Bundan dolayı bu topraklara dönen toprak anlamına gelen vertisol adı verilmiştir.

b. Rendzina

Genellikle yumuşak kireç taşları üzerinde gelişirler. Koyu renkli olan bu toprakların alt kısmında kireç biri­kimi mevcuttur.

C. Azonal Topraklar

Akarsular, rüzgarlar, buzullar gibi dış kuvvetler tarafın­dan aşındırılıp taşınan malzemelerin dış kuvvetlerin et­kisinin azaldığı yerlerde biriktirilmesiyle oluşan toprak­lardır. Bu topraklar taşınmış topraklar olarak da adlandırılır. Horizonları olmayan bu topraklar mineralce zengindir.

1. Alüvyal Topraklar

Akarsuların taşıdığı kum, kil, çakıl gibi maddeleri eğimin azaldığı yerlerde biriktirmesiyle oluşan toprak­lardır. Tarımsal faaliyet için oldukça elverişlidir.

2. Kolüvyal Topraklar

Bitki örtüsünden yoksun eğimli yamaçlarda fiziksel çözülme sonucu ufalanan malzemelerin dış kuvvetle­rin etkisi sonucu yamaçların eteklerinde birikmesiyle kolüvyal topraklar oluşur. Bu tür toprakların bulundu­ğu arazilerde ince malzemeler sürekli taşındığından geriye iri malzemeler kalır. Bu malzemelerin yoğun ol­duğu taşlı topraklara litosol denir.

3. Regosoller

Dağ eteklerinde biriken kum boyutundaki malzemeler ile akarsuların biriktirdiği kum depoları ve volkanlar­dan çıkan kum boyutundaki malzemeler üzerinde oluşan topraklardır.

4. Lösler

Kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde rüzgarların taşı­yıp biriktirdiği malzemelerden oluşan topraklardır.

5. Morenler

Buzulların etkisiyle taşınıp biriken topraklardır. Genel­likle yüksek enlemler ile orta kuşakta yükseltisi fazla olan alanlarda görülürler.

Dünyayı Kaplayan Örtü: Bitkiler

Bir bölgede iklim şartları, yerşekilleri, toprak özellikle­ri ve biyolojik faktörlerin etkisiyle doğal olarak yetişen ağaç, çalı, ot gibi bitki türlerinin oluşturduğu toplulu­ğa bitki örtüsü denir. Yeryüzünde bitki örtüsünün dağılışını etkileyen birçok faktör vardır. 

İklim Etkisi

Bir bölgede görülen iklim özelliklerini en iyi yansıtan bitki örtüsüdür. İklim özellikleri benzer olan bölgelerin bitki örtüleri de benzerdir.

Bitki türlerinin dağılışında iklimin sıcaklık ve yağış şartlarının belirleyici etkisi vardır. Sıcaklık şartları en­lem, yükselti, nemlilik ve bakı faktörlerine bağlı olarak değişiklik gösterdiğinden bitki örtüsü de bu durumla­ra bağlı olarak değişiklik göstermektedir.

Doğal bitki örtüsünün dağılışında enleme bağlı olarak Ekvator’dan kutuplara doğru ve yükseltiye bağlı ola­rak bir dağ yamacı boyunca bitkilerin geniş yapraklı­lar, karışık yapraklılar, iğne yapraklılar ve çayırlar şek­linde kuşaklar oluşturmasında sıcaklık etkili olmuştur.

Ayrıca yıllık yağış miktarı ve yağışın aylara göre dağı­lışı da bitki örtüsü üzerinde etkilidir. Yağışın bol olduğu yerlerde gür bitki toplulukları görü­lürken çöllerde ve kurak iklim bölgelerinde bitki örtü­sü seyrek ve cılızdır. 

Yerşekillerinin Etkisi

Yerşekillerin bitki örtüsüne olan etkisi iklim şartları üzerinde yapmış olduğu etkiden kaynaklanır. Sıcaklık ve yağış koşulları, yükselti, dağların uzanışı ve bakı faktörüne bağlı olarak değişiklik göstermektedir.

Toprağın Etkisi

Toprak, bitkilerin besin kaynağı ve yaşam alanıdır. Bit­kiler kökleriyle toprağa tutunarak beslenir. İhtiyaç duydukları mineralleri de topraktan alır. Bu yüzden toprağın fiziksel ve kimyasal özellikleri bitki türlerinin dağılışını etkilemektedir.

Biyolojik Faktörlerin Etkisi

Başta insanlar olmak üzere, hayvanların ve bitkilerin bitki örtüsü üzerinde yaptıkları etkilere biyolojik etkiler denir. İnsanlar tarih boyunca; yangınlar, savaşlar, yerle­şim yeri açma, tarım alanları açma, yakacak ihtiyacı, hayvan otlatma, yol yapımı, ağaç kesme gibi nedenler­le bitki örtüsünü tahrip etmişlerdir. Karasal iklim bölge­lerinde ormanların tahrip edilmesiyle antropojen boz­kır, Akdeniz iklim bölgelerinde makilerin tahrip edilme­siyle garig olarak adlandırılan bitki türleri ortaya çıkmıştır.

Buna karşılık insanların çeşitli yerlerde ağaçlandırma çalışmaları yapmasıyla yeni ormanlık alanlar oluştu­rulmuştur.

Yeryüzündeki Bitki Formasyonları

Dünyamızda yaklaşık 1 milyon çeşit bitki türünün var olduğu tahmin edilmektedir. Bitkiler de diğer canlılar gibi bir araya gelerek topluluk oluşturur. İklim, yerşekilleri, toprak özellikleri ve biyolojik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan bitki türlerinin oluşturduğu toplu­luğa bitki formasyonu denir. Bitki formasyonları genel görünüşlerine göre ağaç, çalı ve ot formasyonları ol­mak üzere üç gruba ayrılır.

A. Ağaç Formasyonu

Sıcaklık ortalamaları, yıllık yağış miktarı ve toprak şart­larının elverişli olduğu alanlarda ağaçlar yetişir. Or­manların temel unsuru ağaçtır. Ağaçların oluşturduğu topluluklara orman denir. Başlıca orman alanları;

Ekvatoral yağmur ormanları: Yıllık sıcaklık ortala­masının yüksek olduğu ve her mevsim yağış alan ekvatoral iklim bölgesinin doğal bitki örtüsüdür. Yıl boyunca yeşil kalan bu ormanlar Orta Afrika, Amazon Havzası, Endonezya ve Malezya’da yay­gındır. Boyları 50-60 m’yi bulan ve çok sık bir örtü oluşturan bu ormanlar bitki türleri bakımından ol­dukça zengindir.

Muson ormanları: Yıllık yağış miktarı 2000 mm ci­varındadır ve yağışların çoğu yazın düşer. Yaz ya­ğışları ile yeşillenen bu ormanlar kurak dönemde yapraklarını döker.

Orta kuşağın karışık ormanları: Bu ormanlar orta kuşakta ılıman iklim bölgelerinde görülür. Sıcaklı­ğın yüksek olduğu alanlarda geniş yapraklı, sıcak­lığın düşük olduğu alanlarda ise iğne yapraklı or­manlar yetişmektedir. İğne yapraklı ormanlar ile geniş yapraklı ormanların iç içe bulunduğu yerler­de ise karışık ormanlar oluşur.

Tayga ormanları: Kanada, Kuzey Avrupa ve Sibir­ya’da karasal iklimin nemli alanlarında görülen bu ormanlar sıcaklığın düşük olması nedeniyle iğne yapraklıdır. Bu alanlarda en fazla yağış yazın en az ise kışın düşmektedir. Yıllık yağış miktarı 500 mm civarındadır.

B. Çalı Formasyonları

Gerek ormanların tahrip edilmesi sonucu, gerekse ik­lim şartlarına bağlı olarak oluşan kısa boylu, bodur ağaçların oluşturduğu bitki topluluğuna çalı formosyonu denir. Bunlar;

Maki: Akdeniz ikliminin bitki örtüsüdür. Daima ye­şil yapraklı olan makiler yaz kuraklığına dayanıklı­dır. Maki bitki örtüsü bodur ağaç ve çalılardan oluşmaktadır. Başlıcaları; defne, mersin, kocayemiş, zakkum, zeytin, keçi boynuzu ve kermes me­şesidir.

Garig: Akdeniz iklim bölgelerinde maki bitki örtü­sünün tahrip edildiği yerlerde ortaya çıkan bodur çalı topluluğuna garig denir.

Psödomaki: Nemli ılıman iklim bölgelerinde or­manların tahrip edilmesiyle ortaya çıkan ve maki­ye benzeyen çalı topluluklarına yalancı maki ya da psödomaki denir.

C. Ot formasyonu

İklim şartları, yerşekilleri ve toprak özelliklerinin ağaç yetişmesine imkan vermediği yerlerde ot türü bitkilerin oluşturduğu topluluğa ot formasyonu denir. Bunlar belli dönemlerde yağan yağış ve tamamı yeraltına sız­mayan sulara bağlı olarak büyürler. Başlıcaları;

Savan: Tropikal iklim bölgelerindeki uzun boylu ot topluluklarına savan denir. Bu bölgelerde yazlar yağışlı kışlar kurak geçtiği için, yağışlı yaz döne­minde yeşeren bu ot toplulukları kurak olan kış döneminde sararmaktadır. Geniş alan kaplayan savan bölgelerinde tek tek ağaçlara ve ağaç kü­melerine rastlanır. Brezilya, Venezüella, Kolombi­ya, Peru, Sudan, Çad ve Nijerya’da savan formas­yonu yaygın olarak görülür.

Step (bozkır): Yağışların az olduğu yerlerde ilkba­har yağışlarıyla yeşeren yaz kuraklığıyla sararan ot topluluklarıdır. Bozkır bitkilerini kökleri derine inmiş kurakçıl yaprakları olan otlar oluşturur. Boz­kır alanlarında yıllık yağış miktarı 250-300 mm ci­varındadır. Geven, çoban yastığı, üzerlik, yavşan otu, sığır kuyruğu gibi ot türleri bozkır bitki örtüsü­nü oluşturmaktadır.

Çayır: Yüksek dağlık alanlarda ormanın üst sınırın­dan sonra kalıcı kar kuşağına kadar olan yerler ile orta kuşak karasal iklim bölgelerinde yağışın biraz fazla olduğu yerlerde görülen gür ot toplulukları­dır.

Tundra: Tundra iklim bölgelerinde toprak yılın bü­yük bir bölümünde donmuş halde bulunur. Yazın toprağın üst kısmının buzulları çözülür ve birçok yerde zemin bataklıklar halindedir.

Bu kısa yaz döneminde yeşeren ve soğuğa karşı dayanıklı olan otsu bitkilere tundra denir. Avrupa’nın kuzey kıyıları, Kuzey Sibirya, Kuzey Kanada ve Grönland adası kıyıları tundraların baş­lıca yayılış alanlarıdır.

Çöl bitkileri: Yağışın çok az olduğu çöl bölgelerinde çok seyrek olarak kurakçıl otlar, çalılar ve kaktüslerden oluşan bit­ki topluluğuna çöl bitkileri denir. Kuzey Afrika, Arabis­tan Yarımadası, Asya’nın ve Avustralya’nın iç kesimle­rindeki geniş çöl alanlarında bu bitkilere rastlanır.

Çöl alanlarında yeraltı sularının yüzeye çıktığı vaha denilen alanlarda palmiye ve hurma ağaçları görül­mekte ve bu alanlarda sınırlı da olsa tarım ve hayvan­cılık yapılmaktadır.