Coğrafya

Beşeri Sistemler

Nüfusun Özellikleri

Nüfus ve Nüfus Sayımları

Nüfus, belirli bir alan içinde yaşayan insan sayısına denir. Bu alan dünyanın tamamı olabileceği gibi bir kıta, ülke, bölge, il veya köy de olabilir.

Ülkelerin toplam nüfus miktarları nüfus sayımları aracılığıyla belirlenir. Belirli bir zamanda, belirli sınırlar içinde yaşayan insanlara yönelik olarak yapılan demoğrafik, ekonomik ve sosyal verilerin toplanması ve bu verilerin değer­lendirilmesi işlemine nüfus sayımı denir.

Tarih boyunca çeşitli amaçlarla nüfus sayımları yapılmıştır. Eski nüfus sayımlarının temel amacı aske­re alınacak ve vergi verecek kişi sayısını belirlemekti. Günümüzde ise nüfus sayımlarının yapılmasının amacı nüfusun niteliklerini tespit etmektir.

Periyodik olarak modern nüfus sayımları ilk defa İs­kandinav ülkelerinden İsveç’te 1748 yılında, Danimar­ka’da 1769 yılında yapılmaya başlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk nüfus sayımı II. Mahmut döne­minde 1831 yılında yapılmıştır. Bu sayımın amacı as­ker ve vergi yükümlülerini belirlemeye yönelik olduğu için kadınlar sayılmamıştır. Türkiye’de ise düzenli mo­dern nüfus sayımlarına 1927 yılında yapılmaya baş­lanmıştır.

Nüfus sayımlarıyla elde edilen verilen ülkeler için önemlidir. Bir ülkenin gerçekçi bir kalkınma planı yapabilmesi için nüfusun miktarı, niteliği, ekonomik faaliyetlere göre dağılımı, yaş grubu, cinsiyet yapısı gibi özelliklerin bilinmesi gerekir. Çünkü bunlar ülke kaynaklarının doğru kullanılmasında ve gelişme önceliklerinin belirlenmesinde önemli bir unsurdur. 

Nüfus sayımları ile bir ülkenin; nüfus miktarı, yaş grupları, kent ve kır nüfusu, nüfusun eğitim durumu, nüfusun mesleklere göre dağılımı, nüfusun cinsiyet durumu ve nüfus hareketleri gibi özellikleri belirlenir.

Dünya Nüfusunun Tarihsel Değişimi

Geçmiş dönemlerden günümüze kadar dünya nüfu­su genel olarak artmıştır. Nüfus uzmanları, tarihi çağlar boyunca nüfus artış hızında üç büyük sıçrama döneminin yaşandığını belirtmektedir. Bunlar;

  • İnsanların alet yapımını keşfetmesiyle yetersiz beslenmenin azalması
  • İnsanların yerleşik hayata geçerek hayvanları evcilleştirmeleri ve tarımla uğraşmaları
  • Endüstri Devrimi’dir.

Sanayi çağına kadar bazı küçük alanlar yoğun nüfu­sa sahip olsa da dünyanın büyük bir bölümü boş hal­de bulunmaktaydı. İlk önce İngiltere’de başlayan ve daha sonra Avrupa’ya yayılan Endüstri Devrimi’yle beslenme ve sağlık koşullarında önemli düzelmeler olmuştur. Bu durum ölüm hızının hızla düşmesine ne­den olmuştur. Ölüm hızının hızla düşmesine rağmen doğum hızında önemli bir değişme olmadığı için dünya nüfusu 1800’lü yılların ortalarına doğru bir mil­yara ulaşmıştır.

Dünya nüfusunda özellikle 1950 yılından sonra bü­yük artışlar olmuş ve nüfus patlaması yaşanmıştır. 1970 yılından sonra ise dünya nüfusu artmasına rağ­men artış hızı azalmaya başlamıştır. Bu durumun üzerinde;

  • Ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi
  • Şehirleşme oranının artması
  • Nüfus planlamaları
  • Kadının çalışma hayatına girmesi

gibi faktörler etkili olmuştur.

Hızlı nüfus artışı gelişmemiş ve gelişmekte olan ülke­lerde görülürken gelişmiş ülkelerde ise nüfus artış hızı çok düşük olmaktadır.

Dünya nüfusuna günde yaklaşık 250 bin yılda ise 90 milyon kişi eklenmektedir. Dünya nüfusu sürekli artış göstermektedir. Ancak artış hızı zamanla azalma eği­limi göstermektedir. 2004 yılında 6 milyarı aşan dün­ya nüfusunun 2025 yılında 8 milyar, 2050 yılında ise 9 milyarı geçeceği tahmin edilmektedir.

Yapılan araştırmalar dünyada nüfus artışının 50-100 yıl kadar süreceğini, sonra duraklayacağını 10-15 mil­yar civarında da sabitleneceğini göstermektedir.

Nüfusun Alansal Dağılışı

Dünya nüfusu yeryüzüne eşit ve dengeli dağılmamış­tır. Yaklaşık 135 milyon km2’lik bir alana yerleşen dün­ya nüfusunun % 80’i, karaların % 20’sinden az bir alanı üzerinde yaşamaktadır. Nüfusun dağılışını etkileyen faktörler doğal ve beşeri faktörler olmak üzere ikiye ayrılır.

Doğal Faktörler

  • İklim
  • Yer şekilleri
  • Su kaynakları
  • Toprak özellikleri
  • Bitki örtüsü

Beşeri Faktörler

  • Sanayi
  • Tarım
  •  Ulaşım
  • Turizm
  • Ticaret
  • Yeraltı kaynakları

Dünya nüfus dağılışı haritasına bakıldığında ilk göze çarpan özellik Kuzey Yarımküre’de nüfuslanmasının daha fazla olmasıdır. Bunun nedeni karaların Güney Yarımküre’ye göre daha fazla alan kaplamasıdır.

Dünya nüfusunun dağılışı kıtalara ve ülkelere göre değişiklik gösterir. Dünya’da nüfusun yoğunlaştığı başlıca alanlar Güney ve Güneydoğu Asya, Batı Avrupa ve Amerika’nın doğu kıyılarıdır.

Doğu, Güneydoğu ve Güney Asya’da, Hindis­tan’dan Japonya’ya kadar yaklaşık 2 milyar insan yaşamaktadır. Nüfusun buralarda yoğunlaşmasının nedeni iklimin elverişli olması, verimli alüvyal ovaların bulunmasıdır. Batı Avrupa’nın, uzun bir sanayi geçmişine sahip olması Avrupa’nın yoğun nüfuslu olmasında önemli bir faktördür. Bunun dışında nemli ılıman iklim şart­larının etkili olması, verimli tarım alanlarının bulun­ması ve yerşekillerinin sade olması da etkili olmuştur. Amerika’nın doğu kıyılarında nüfusun yoğun olma­sında, sanayi ve ticaretin gelişmiş olması etkili ol­muştur.

Bunların dışında Afrika’daki Nil Nehri’nin çevresi, su kaynakları ve verimli tarım alanlarının bulunmasına bağlı olarak dünyadaki yoğun nüfuslu alanlar arasın­da yer alır.

Dünya’da yoğun nüfuslu bölgelerin yanında hiç nüfuslanmamış ya da çok seyrek nüfuslu bölgeler de bulunmaktadır. Bunlar,

  • Soğuk ve buzullarla kaplı alanlar (Antarktika, Grönland, Sibirya, Kanada’nın kuzeyi)
  • Çöller (Orta Asya, Avustralya, Sahra Çölü)
  • Ekvatoral kuşaktaki sıcak ve nemli iklim bölgeleri (Amazon Havzası)
  • Yüksek dağlık alanlar (Himalayalar, And dağları)

Buralarda nüfusun olmaması veya seyrek olmasının en önemli nedeni iklim şartlarının elverişsiz olmasıdır.

Dünya’da ilk yerleşmeler “Eski Dünya Kıtaları” olarak adlandırılan Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında ortaya çıkmış ve gelişme göstermiştir. Dolayısıyla bu kıtalar daha fazla nüfuslanmıştır. Ancak coğrafi keşiflerle yeni kıtaların keşfedilmesiyle bu kıtalar yoğun bir yer­leşmeye açılmış eski kıtalardan buralara milyonlarca insan göç etmiştir.

Dünya nüfusu son elli yılda hem alansal dağılış hem de miktar bakımından büyük değişiklikler göstermiştir. Asya Kıtası’nın nüfusu 1950 yılında yaklaşık 1,5 mil­yarken, 2000 yılında 3,5 milyarı geçmiştir. İki kattan fazla olan bu artışa doğum oranlarının artması ve ölüm oranlarının azalması neden olmuştur. Avrupa Kıtası’nda ise son 50 yıllık dönemde doğum oranlarının azalmasına bağlı olarak nüfus çok fazla artmamıştır. Afrika Kıtası’nda bu dönemde hızlı nüfus artışı ger­çeklerin iştir. Kıtadaki bu yüksek nüfus artışının nedeni yüksek doğum oranıdır. Afrika Kıtası doğurganlığın yüksek olması nedeniyle 2000’li yıllarda Avrupa Kıtası’nın nüfusunu geçmiştir.

Amerika Kıtası’nda nüfus artışının fazla olmasında Güney Amerika ülkelerinde doğum oranlarının fazla olması ve kıta geneline yapılan göçler etkili olmuştur.

Dünya Nüfus Artışı

Dünya nüfus artış hızı değişiklik gösterse de genel olarak dünya nüfusu sürekli artmıştır. Nüfus artışı, gerek zamana gerekse mekana göre büyük değişik­likler göstermiştir.

Nüfustaki değişimin en önemli nedeni doğal nüfus artışı ile göçlerdir. Bazı yerlerde ise salgın hastaklıklar doğal afetler ve ülke sınırlarının değişmesi de nüfu­sun değişiminde etkin rol oynamaktadır.

Bir ülke nüfusunun bir yıl içindeki doğum oranların­dan ölüm oranlarının çıkarılmasıyla nüfus artış oranı bulunur. Buna doğal nüfus artışı denir. Nüfus artışı yüzde (%) veya binde (%o) olarak ifade edilir.

Nüfus artışında sadece doğum ve ölüm oranları etki­li değildir. Bunun yanında göçler gibi değişik faktör­lerde nüfus artışını etkiler. Doğal nüfus artışı ve göç gibi faktörlerin hepsinden kaynaklanan artışa ise ger­çek nüfus artışı denir. Bir ülkede gerçek yıllık nüfus artışının doğal artıştan fazla olması o ülkenin göç al­dığını gösterir. Gerçek yıllık nüfus artış hızının, doğal nüfus artışından az olması ise göç verdiğini gösterir. Nüfustaki değişimler genel olarak şu şekildedir.

  • Doğumlar, ölümlerden fazla ise nüfus artar.
  • Doğum ve ölüm oranları aynı ise nüfus sabit kalır.
  • Ölümler, doğumlardan fazla ise nüfus azalır.

Günümüzde nüfus artış hızının en az olduğu ülkeler gelişmiş ülkelerdir. Bu ülkelerde nüfus artış hızı % 0 ile 1 arasındadır. Sürdürülebilir bir nüfus için kadın başına 2,06 çocuk düşmesi gerekirken 1995-2000 yılları arasındaki dönemde gelişmiş ülkelerde kadın başına 1,59 çocuk düşmüştür. Bu durum gelişmiş ülkelerin gelecekte nüfusun azalması ve yaşlılık sorunu ile karşılacağını ortaya koymaktadır.

Nüfus Piramitleri ve Özellikleri

Bir ülke veda bölgenin nüfus özelliklerini göstermede kullanılan yöntemlerden biri de nüfus piramitleridir. Bir ülkenin nüfus piramitlerine bakarak o ülkenin yaş grupları, cinsiyet durumu, ekonomik özellikleri ve ba­zı nüfus özellikleri hakkında bilgi sahibi olunabilir.

Ülkenin nüfusları nüfus özelliklerine göre gelişen, durağan, gerileyen ve orta tip olmak üzere dörde ayrılmaktadır. Nüfus özellikleri zamana ve ülkeye göre değişebilmektedir. Ülkelerin nüfus özelliklerin­deki bu değişimler nüfus piramitleri ile gözlenebil­mektedir. Ülkelerin nüfus yapılarında herhangi bir de­ğişiklik olması halinde piramitlerin tipi de değişmek­tedir.

Farklı gelişmişlik düzeylerine sahip ülkelerin nüfus özelliklerinin gösterildiği piramitler de değişiklik göstermektir.

Nüfus piramitleri ülkelerin zamanla eğitim, sağlık ve ekonomik koşullarında meydana gelen iyileşmelere bağlı olarak birinden diğerine geçiş yapabilir. Örne­ğin, 1 numaralı piramit geri kalmış bir ülkeye aittir. Eğer ülkede sağlık koşulları düzelir ve çocuk ölümleri azalırsa piramidin tabanı daha da genişler ve 2 numaralı piramit haline gelir. Bu kez hızla artan nüfus karşısında “nüfus planlaması” uygulaması yaparsa nüfus piramidi 3 numaralı piramide dönüşür. Uzun süre düşük doğum politikaları izlenmesi sonucunda ise 4 numaralı piramit oluşur. Doğumların azalması sonucu ülkede yaşlı nüfus giderek artar ve nüfus yaşlanmaya başlar. Bunu önlemek için bu kez doğum oranlarını artırıcı bir nüfus politikası izlerse nüfus piramidi 5 numaralı piramit haline gelir.

Düzgün üçgen şeklindeki piramit Düzgün bir üçgen halindeki bu piramit yüksek doğum ve yüksek ölüm oranlarının gö­rüldüğü ülkelere aittir. Az ge­lişmiş ülkelerin nüfus özellik­lerini göstermektedir. Eskiden birçok ülkenin nüfus piramidi bu türdendi. 1881 yılında İngil­tere’nin, 1961 yılında Hindis­tan’ın günümüzde ise Bangla­deş’in piramitleri bu şekildedir.
Geniş tabanlı ve kenarları içe dönük piramit Geniş tabanlı ve kenarları içe çökük olan bu piramit, do­ğum oranının yüksek olduğu çocuk ölümlerinin ise azalma­ya başladığı gelişmekte olan ülkelere ait piramittir. (İran, Ni­jerya, Kenya gibi.)
Asimetrik şekilli piramit Bu piramit doğum oranların­da dikkati çeken hızlı bir dü­şüşün olduğu (Japonya gibi) ülkelere ait bir piramittir. Bu tarz ülkelerde genellikle nüfus problemi yaşanmaktadır.
Arı kovanı şeklindeki piramit Arı kovanı şeklindeki bu pira­mit düşük doğum ve ölüm oranlarının görüldüğü ülkele­re aittir. Doğum oranı az oldu­ğu için tabanı dardır. 60 yaş üzerindeki nüfusun fazla ol­ması ortalama ömür süresinin fazla olduğunu gösterir. İngil­tere, İsveç gibi gelişmiş ülke­lerin çoğu bu tipe örnektir.
Çan şeklindeki piramit Çan şeklindeki bu piramit ABD, Kanada gibi uzun bir süre düşük doğum ve ölüm oranları görüldükten sonra doğum oranlarını arttırmaya karar veren ül­kelere aittir.

Piramitlerden Çıkarabilecek Sonuçlar

Yaş Grupları

Nüfus piramitlerinde yaş grupları genel olarak 0-14 yaş arası çocuk, 15-64 arası yetişkin (çalışan veya üretici), 65 yaş ve daha yukarısı ise yaşlı nüfus olarak kabul edilmektedir.

Yaş gruplarının bilinmesi nüfusun genel yapısı ve ülkedeki doğum oranlarının hızı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlar. Ayrıca çocuk ve yaşlı nüfus ile çalı­şan nüfusun tespit edilmesi ile eğitim, sağlık ve iş gibi ihtiyaçlarının belirlenmesinde ve geleceğe yönelik planlamaların yapılabilmesinde önemli rol oynar.

Nüfusun Cinsiyet Durumu

Herhangi bir yerdeki kadın ve erkek nüfus oranını do­ğal süreçler belirler. Ayrıca savaşlar ve göçler de nü­fusun cinsiyet durumu üzerinde etkilidir. Göç alan yerlerde erkek nüfus, göç veren yerlerde ise kadın nüfus oranı daha fazladır. Gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus içerisinde kadın nüfus oranı daha fazladır. Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde ise erkek nüfus oranı kadın nüfus oranından daha fazladır.

Ülkelerin Gelişmişlik Düzeyi

Nüfus piramitlerinden çıkarılan sonuçlardan biri de ülkelerin gelişmişlik düzeyidir. Gelişmiş ülkelerde do­ğum ve ölüm oranları düşük, ortalama yaşam süresi uzundur. Gelişmekte ve az gelişmiş ülkelerde ise do­ğum ve ölüm oranları yüksektir. Genç nüfus oranı fazla yaşlı nüfus oranı azdır. Ortalama yaşam süresi kısadır.

Göçlerin Nedenleri ve Sonuçları

İnsanları yaşadıkları yerleri ekonomik, sosyal, siyasi veya doğal nedenlere bağlı olarak değiştirmesi olayı­na göç denir. Göçler kıtalar arası, ülkeler arası, kırdan kente ya da günümüzde olduğu gibi kentten kıra doğru olabilir. Günümüzdeki dünya nüfus dağılımda geçmişteki göçlerin büyük etkisi olmuştur. 

Göçler, göç olayına neden olan faktörlere ve süreklili­ğine göre;

  • İsteğe bağlı göçler
  • Zorunlu göçler
  • Devamlı göçler
  • Mevsimlik göçler

şeklinde gruplandırılabilir.

İsteğe bağlı göçlere örnek olarak Avrupalıların coğrafi keşiflerden sonra yeni bulunan kıtalara ve sömürgelere yer­leşmeleri gösterilebilir. Zorunlu göçlere ise mübadele ve Afrikalıların köle olarak Amerika’ya taşınması örnek olarak gösterilebilir.

Mevsimlik göçler, hayvancılık faaliyetleri için bir otlak­tan diğerine yapılan ve tarım işlerinde çalışmak için yapılan göçlerdir.

Devamlı göçler ise insanların bulunduğu yeri başka bir yere yerleşmek için tamamen terk etmesidir.

Göç olayı çok eski tarihlere dayanmaktadır. Önceki dönemlerde göç olayı üzerinde daha çok iklim değiş­meleri etkili olmuştur. Göç olayının temelinde insan­ların tarım ve hayvancılık açısından elverişli alanlara kavuşmak ve bu alanları elde etmek istemeleri etkili olmuştur.

Türklerinde binlerce yıl yaşadıkları ana yurtlarından çıkarak göç etmelerinde de doğal faktörler etkili olmuştur. Kuraklığa bağlı olarak toprakların verimsiz­leşmesi ve otlak darlığı ekonomik sıkıntıların baş göstermesine neden olmuştur. Bunun yanında nüfus yoğunluğu boylar arasındaki mücadeleler ve dış baskılar Türklerin Orta Asya’dan çıkarak dünyanın değişik yerlerine göç etmelerine neden olmuştur.

Kavimler Göçü

Kavimler göçü IV. yüzyılın sonu ve V. yüzyılda gerçek­leşmiştir. Tarihteki en büyük kitlesel göç hareket­lerinden biridir.

Buzulların kuzeye doğru çekilmesiyle Orta Asya’nın iklimi değişmiştir. Sıcaklığın artmasına bağlı olarak oluşan kurak iklim bu bölgede yaşayan insan toplu­luklarının daha uygun iklim koşullarının görüldüğü bölgelere göç etmesine neden olmuştur.

İklim değişmesinin sonucunda meydana gelen bu göç hareketi sırasında Orta Asya’da yaşayan kavimlerin birbirini iterek batıya doğru hareketleri Avru­pa’ya kadar ulaşmış çok sayıda kavim yer değiştir­miştir.

Kavimler Göçü Avrupa Kıtası’nın siyasi yapısını değiş­tirmiş ve yeni ırkların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Yeni Dünya'ya Göçler

Coğrafi keşifler sonucu dünyada yeni kıtalar bulun­muştur. 15. yüzyılın sonlarına doğru Amerika Kıtası’nın keşfedilmesiyle Avrupa’dan bu kıtaya göçler başlamış, 20. yüzyıla kadar süren bu göçler sonucun­da yaklaşık 60 milyon insan yer değiştirmiştir.

Amerika Kıtasına yapılan bu göçler özellikle 19. yüz­yılda Sanayi Devrimi’yle gelişen teknoloji ve ulaşım olanakları sayesinde büyük hız kazanmıştır. Avrupalı göçmenlerin çoğu ülkelerindeki siyasi baskılardan kaçmak, dini inançlarını rahatlıkla yerine getirebilmek veya ülkelerinde elde edemedikleri fırsatlardan yarar­lanabilmek için yaşadıkları yerleri terk etmişlerdir.

Dünya’da yeni yerlerin keşfedilmesi kaynak ve zenginliklerin belirlenmesi ve Avrupa’ya aktarılması bu bölgelerde Avrupalı ticaret kolonilerinin kurulması­na neden olmuştur. Özellikle İngilizler ve Fransızlar Kuzey Amerika’da İspanyollar ve Portekizliler Güney Amerika’da ticaret kolonileri kurmuşlardır.

Yeni dünyaya yapılan göçlerde Cristof Kolomb, Macellan ve Vasco dö Gama gibi kaşiflerin yapmış olduğu seyahatler ve yeni yerler keşfetmeleri büyük bir rol oynamıştır.

Mübadele Göçleri

Ülkeler arasında yapılan anlaşmalarla belirlenen yer­lerdeki nüfusun yer değiştirmesine nüfus mübadelesi denir. Mübadele göçlerinde nüfus kitleleri istemese de zorunlu olarak göç ettirilirler.

Örneğin, Lozan Antlaşması ile Türkiye ve Yunanistan arasında 1 Mayıs 1923 yılında Nüfus Mübadelesi ve Protokolü imzalanmıştır. Bu protokol İstanbul’da oturan Rumlar ve Batı Trak­ya’da oturan Türkleri kapsamamıştır. Bu protokol sonucunda Anadolu’da yaşayan 1 milyon 200 bin Rum Yunanistan’a, Yunanistan’daki 500 bin Türk de Türkiye’ye göç etmiştir. Bu türlü göçler Bul­garistan’la Romanya arasında da olmuştur.

Beyin Göçü

Bilim ve tekniğin ilerlemesine katkıda bulunabilecek mühendis, doktor, ekonomist, sanatçı gibi nitelikli elemanların gelişmekte olan ülkelerden sanayileşmiş ülkelere çalışmak için gitmesiyle yapılan göçlere beyin göçü denir.

Beyin göçü ülkeler arasındaki gelişmişlik farkının art­masına neden olmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler sınırlı sayıda yetiştirdikleri nitelikli insanları kaybettiği için gelişme ve kalkınmaları iyice yavaşlamaktadır.

ABD, Kanada, Avustralya, Almanya, Fransa ve Güney Afrika en fazla beyin göçü alan ülkelerdir. Hindistan, Pakistan, Çin, Cezayir, Fas, Tunus, İran, Orta Asya Cumhuriyetleri ve Filipinler ise en fazla beyin göçü veren ülkelerdir.

Beyin göçünün başlıca nedenleri ekonomik ve siyasi nedenlerdir. Ayrıca eğitim sistemindeki çarpıklıklar, yabancı dilde eğitim, teknolojideki gelişmeler ve işsiz­lik gibi faktörler de beyin göçüne neden olmaktadır.

Beyin göçünün önlenebilmesi için en etkili çözüm yollarından biri nitelikli kişiler için gerekli çalışma ortamı ve maddi imkanlar açısından uygun şartların oluşturulmasıdır.

İşçi Göçleri

II. Dünya savaşından sonra özellikle Almanya, Avusturya, Hollanda, Belçika, Fransa gibi savaşta çalışma çağındaki milyonlarca insanını kaybetmiş ülkelerde iş gücü açığı oluşmuştur. Bu ülkeler savaş­tan sonra işçi açığını kapatmak ve savaş sonrası kalkınmayı hızlandırmak amacı ile başka ülkelerden işçi göçü almaya başlamışlardır. 1952 yılından itibaren Almanya (Federal Almanya) yabancı işçi gü­cü çalıştırmaya başlamıştır. Portekiz, İspanya, Yuna­nistan ve İtalya o dönemde işçi göçü veren ülkelerdir. Ayrıca eski sömürge ülkelerinden Fas, Tunus ve Ce­zayir’den de başta Fransa olmak üzere Avrupa ülke­lerine işçi göçleri olmuştur.

Türkiye’den Avrupa ülkelerine ilk işçi göçü 1958-1961 yılları arasında gerçekleşmiştir. Bu ülkeler içinde Almanya ilk sırayı alır. Almanya’ya ülkemizden 1960 yılında 2700 kişinin gitmesiyle göçler başlamıştır.

Günümüzde yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın toplam sayısı 3,5 milyonu geçmiştir. Sadece Alman­ya’da 2,5 milyona yakın Türk vatandaşı bulunur. Daha sonra sırasıyla Hollanda, Belçika, Fransa, Avus­turya ve İsviçre gibi ülkelerde de 1 milyona yakın kişi vardır. Bunun yanında Avustralya, Suudi Arabistan, Libya, Rusya’da ise 200 bin civarında Türk vatandaşı bulun­maktadır.

Türkiye’de işçi göçleri zaman içinde artış göster­miştir. Bu durum üzerinde;

  • Hızlı artan nüfus
  • Gelir dağılımındaki adaletsizlik
  • İşsizlik sorunu
  • Kırsal kesimdeki gelirin düşük olması
  • Kırsal kesimdeki ihtiyaçların çeşitlenmesi

gibi faktörler etkili olmuştur. 

Doğal Afetlerin Neden Olduğu Göçler

Deprem, sel, heyelan, kuraklı, erozyon, volkanik püs­kürme gibi doğal afetler de ekonomik ve sosyal so­runlarla birlikte göçlere neden olmaktadır. Zaman içinde doğal afetlerin neden olduğu göçler­den bazıları şunlardır:

  • IV. ve V. yüzyıllardan Hunlar ve Moğollar kuraklık nedeniyle Orta Asya’dan göç etmişlerdir.
  • ABD’nin Kaliforniya eyaletinde meydana gelen deprem bölge dışına göçlere neden olmuştur. Kırgızistan’da 1994 yılında meydana gelen toprak kayması 270 bin kişinin göç etmesine neden ol­muştur.
  • 17 Ağustos 1999 yılındaki Marmara depreminden sonra bölgeden başka bölgelere doğru göçler meydana gelmiştir.
  • Aral Gölü’nün suları aşırı kullanım ve küresel ısın­ma sonucu çekilmesiyle tuzlu toprak tabakası yüzeye çıkmıştır. Rüzgârları bu toprakları çevre­deki tarım alanlarına taşımasıyla tarımda verim düşmüş bu durum bölge dışına göçlerin olması­na neden olmuştur.

Göçün Göç Alan Yerlerdeki Etkileri

  • Nüfusun hızla artması sonucu trafik sorunu ortaya çıkar.
  • Göç alan yerlerde hızlı nüfus artışı sonucu gece­kondulaşma artarak çarpık kentleşme ortaya çıkar.
  • Şehirlerde taşıt sayısının hızla artması, ısınmak için kömür gibi yakıtların kullanılması sonucu ha­va kirliliği meydana gelir.
  • Yerleşmeye uygun olmayan alanlara konutların yapılması nedeniyle alt yapı yetersiz kalır. Bu durum belediye hizmetlerini aksatırken yağmur sonrasında oluşan seller büyük maddi kayıplara yol açar.
  • Kentlerin çevresindeki ormanlık alanlar tahrip edi­lerek yerleşim alanına dönüştürülür.
  • Göçten önce yerleşim alanları dışındaki fabrikalar göçle birlikte yerleşim alanlarının içinde kalır.
  • Göç alan yerlerde kültürel çeşitlilik artar.
  • Kırsal kesimlerde kadınların ve yaşlıların oranı artar. Bu durum tarımsal üretimi etkiler ve kırsal kesime yapılacak yatırımların azalmasına neden olur.

Geçmişten Günümüze Ekonomik Faaliyetler

İnsanların geçim tarzları geçmişten günümüze gelin­ceye kadar büyük farklılıklar göstermiştir. Geçim tarz­larının değişmesi toplumsal yapının da farklılaşması­na neden olmuştur. İlk çağlarda toplayıcılık, avcılıkla geçinen ve göçebe yaşayan insanlar sonraki dönem­lerde tarım, hayvancılık, ticaretle geçimlerini sağla­yarak yerleşik hayata geçmişlerdir.

İnsanların geçim tarzlarında meydana gelen değişim­ler tarihi devirlere göre şu şekildedir.

Paleolitik Devir (Kaba Taş Devri)

Bu dönemde insanlar küçük gruplar halinde göçebe olarak yaşıyorlardı. İnsanlar barınak olarak mağara­ları kullanmışlardır. Bu insanlar geçimlerini toplayıcılık ve avcılık yaparak sağlamışlardır. Bu dönemde insan­lar giysi olarak hayvan postlarını kullanmışlardır. Bu insanların yaşam tarzlarıyla ilgili bilgiler mağara duvarlarındaki resimler ve kullandıkları aletlerden elde edilmektedir.

Mezolitik Devir (Yontma Taş Devri)

Bu çağda iklim şartlarının elverişli hale gelmesiyle insanlar doğal yiyecek ve av hayvanları bakımından zengin sulak alanlarda göç etmeden yaşamaya baş­ladılar. Bu dönemin sonuna doğru tarımla ilgili de­nemeler yapılmış tarıma geçiş aşamasına gelinmiştir.

Neolitik Devir (Yeni Taş Devri)

Bu çağda insanların yaşam biçiminde büyük değiş­meler meydana gelmiştir. Hayvanlar evcilleştirilmiş ve tarım yapılmaya başlanmıştır. Tarımsal faaliyetlerin başlamasıyla insanlar tarlalarına yakın yerlerde evler yaparak yerleşik hayata geçmiş ve göçebe yaşam tarzını terk etmişlerdir. İnsanların tarım ve hayvanlar­dan elde ettikleri ürünlerin konulacağı kap kacak ihtiyacının ortaya çıkması zanaatkarlığı ortaya çıkar­mıştır. Nüfus artmaya başlamış bunun sonucu artan ev sayısına bağlı olarak ilk defa köyler ortaya çık­mıştır. Ekonomik faaliyetlerin çeşitlenmesiyle tarım ve hayvancılık faaliyetlerinde üretim fazlası oluşması ticaret faaliyetlerini başlatmıştır. İnsanlar ihtiyaç duy­dukları ürünleri takas etmek (değiş-tokuş) suretiyle elde etmişlerdir.

Kalkolitik Devir (Maden Devri)

Bu dönemde tarım ve hayvancılık gelişmiş, köyler büyüyerek kentlere dönüşmüştür. Bunun sonucunda da devletler ortaya çıkmıştır. Bu dönemde madenler işlenmeye başlanmış, madenlerin işlenmesiyle daya­nıklı araç-gereç ve silahlar yapılmıştır. Silahların geliş­mesiyle askeri açıdan güçlü imparatorluklar kurul­muştur. Ticaret gelişme göstererek devletler arasında örgütlü bir şekilde yapılmaya başlamıştır.

Ekonomik Faaliyetlerin Çeşitlenmesi

İnsanlar yaşamlarını kolaylaştırmak için varoluşun­dan günümüze kadar çok çeşitli ekonomik faaliyet alanlarından yararlanmışlardır. Örnek olarak ulaşım­da ilk olarak hayvan gücünü sonra buhar gücünü da­ha sonrada elektriği kullanmaya başlamışlardır.

Tarım ve hayvancılık yapılmaya başladığı ilk çağlar­dan itibaren önemini koruyan ekonomik faaliyetlerdir. Daha sonra gelişme gösteren ticaret, ülkeleri eko­nomik anlamda geliştirmiş ve birbirine bağlamıştır. Ticaretin gelişmesinde ise yollar önemli bir faktördür. Ticaretin gelişmesi adına her dönemde yollar yapıl­mış veya var olanları geliştirilmiştir. İpek yolu, Baharat yolu ve Kral yolu gibi yollar tarihte ticarete yön ver­mişlerdir.

Sanayi Devrimi’yle toplumsal yaşamda büyük değiş­meler olmuştur. Üretim ve ulaşımda büyük gelişmeler meydana gelmiş buharlı gemi ve trenlerin devreye girmesiyle ulaşım eskiye kıyas edilemeyecek oranda ilerlemiştir. Bu dönemde insanlar kendi gücü yerine makineleri kullanmışlardır.

Teknoloji alanındaki gelişmeler insan gücüne olan gereksinimi azalmıştır. Bilgisayarın icadı ve bilgi pay­laşımı ise buna yeni bir boyut kazandırmıştır. Dün­yadaki gelişmeler küçük bir kesimi değil toplumun tamamını etkiler hale gelmiştir. Birbirinde uzakta olan fabrikalar bir merkezden kolayca yöneltilmeye başlamış ve evler ofis gibi kullanılmaya başlanmıştır.

Tarımda ise son yıllarda biyoteknoloji ve gen aktarımı yapılarak hastalıklara karşı dirençli ürünler elde edilmek­tedir. Bu yöntemin insan sağlığını olumsuz etkilediği savunulsa da hızla artan dünya nüfusunun besin ihtiyacının karşılanabilmesi için bu teknik vazgeçil­mez olarak görülmektedir.

Ekonomik Faaliyetlerin Sınıflandırılması

İnsanlar hayatlarını sürdürebilmek ve ihtiyaçlarını kar­şılamak için çeşitli ekonomik faaliyetlerde bulunmak zorundadırlar. İnsanların yürüttüğü bu faaliyetler birincil (tarım), ikincil (sanayi) ve üçüncül faaliyetler (hizmet) olmak üzere üçe ayrılır.

Birincil Faaliyetler

Bu faaliyetler, topraktan çeşitli tarım ürünlerinin üretil­mesini kapsar. Bunun yanında hayvancılık, ormancı­lık, maden çıkarımı gibi faaliyetler de birincil faaliyetler içerisinde yer alır. Birincil faaliyetlerde ürünlerin ilk olarak işlenmeden temin edilmesi söz konusudur. Birincil ekonomik faaliyetler sonucu elde edilen ürün­ler daha çok hammadde olarak kullanılır. Birincil ekonomik faaliyetlerde çalışanların oranı geri kalmış ülkelerde yüksek iken gelişmiş ülkelerde bu oran düşüktür.

İkincil Faaliyetler

Birincil faaliyetler sonucu elde edilen hammaddelerin ya da yarı işlenmiş maddelerin işle­nerek yeni ürünlerin üretildiği faaliyetlerdir. Örneğin, arpanın fabrikalarda işlenerek bira elde edilmesi ikincil ekonomik faaliyetler arasında yer alır.

Üçüncül Faaliyetler

İnsanların çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için onlara sunulan her türlü mal ve hizmet üçüncül faaliyetler içerisinde yer alır. Eğitim, sağlık, ulaşım, turizm, ban­kacılık pazarlama gibi faaliyetler bu gruba girer. Gü­nümüzde çalışan nüfusun çoğu üçüncül faaliyet gru­bunda (hizmet sektöründe) çalışmaktadır.

Aktif Nüfusun Ekonomik Faaliyet Gruplarına Göre Dağılımı

Ülkelerin kalkınmışlık düzeylerini gösteren unsurlar­dan biri de çalışan nüfusun ekonomik faaliyetlere göre dağılım oranlarıdır. Çalışan nüfusun ekonomik faaliyet gruplarına göre dağılımı ülkeden ülkeye ve zamana göre değişiklik gösterir. Örneğin, Japonya, Almanya, İngiltere, ABD gibi geliş­miş ülkelerde birincil faaliyetlerde çalışanların oranı düşük iken, ikincil ve üçüncül faaliyetlerde çalışanların oranı yüksektir. Buna karşılık Nijerya, Somali, Bangla­deş, Mali gibi ülkelerde ise birincil faaliyetlerde çalı­şanların oranı çok yüksek iken, ikincil ve üçüncül faali­yetlerde çalışanların oranı oldukça düşüktür.

Gelişmiş ülkelerin başlıca özellikleri

  • İhracatında sanayi ürünlerinin oranı yüksektir.
  • Kişi başına düşen milli gelir fazladır.
  • Yaşam standardı yüksek ve ortalama ömür uzun­dur.
  • Nüfus artış hızı azdır.
  • Bebek ölüm oranları azdır.
  • Hizmet sektöründe çalışanlarının oranı fazla iken tarım sektöründe çalışanların oranı düşüktür.
  • Gazete, dergi ve kitap okuma oranı yüksektir.
  • Hammadde alır, işlenmiş olarak satar.

Gelişmemiş ülkelerin başlıca özellikleri

  • İhracatında tarım ürünlerinin payı yüksektir.
  • Sanayi fazla gelişmediği için sanayi ürünlerini ithal eder.
  • Kişi başına düşen milli gelir azdır.
  • Nüfus artış hızı fazladır.
  • Yaşam standardı düşük, ortalama ömür kısadır.
  • Bebek ölüm oranları yüksektir.
  • Tarım sektöründe çalışanların oranı fazla iken sanayi ve hizmet sektöründe çalışanların oranı düşüktür.
  • Gazete, dergi ve kitap okuma oranı düşüktür.

Beşeri Dokular

İnsanlar geçmişten günümüze kadar sürekli kendileri­ni geliştirebilmek için mevcut şartları geliştirecek faaliyetlerde bulunmuşlardır. İnsanların yerleştiği yer­leri değiştirerek yararlı duruma getirmesini kapsayan bütün bu faaliyetler beşeri coğrafya olarak ifade edilir. Beşeri coğrafya, insanların iklim, yerşekilleri gibi do­ğal faktörlerden yararlanarak tarım, ulaşım, yerleş­me, turizm gibi bir takım faaliyetlerde bulunmasıdır.

İlk Yerleşmeler ve Değişim

Yeryüzünde ilk yerleşmeler iklim ve tarımsal faaliyet­lerin elverişli olduğu akarsu boylarında ortaya çık­mıştır. Nil vadisi, Mezopotamya, Çin’de Gök ırmak ve Sarı ırmak vadileri, Hindistan bu alanların başında gelir.

İlk insanlar barınak olarak mağara ve ağaç kavukları­nı kullanmışlardır. Daha sonra hayvanların evcilleştiril­mesi ve tarım yapılmaya başlayınca yerleşik hayata geçilmiştir. Tarımsal faaliyetler sulak yerlerde yapıla­cağı için ilk yerleşmeler için de akarsu boyları seçil­miştir.

İnsanlar tarım yapmaya başladıktan sonra ihtiyaçla­rından fazla ürettikleri ürünleri takas etmişlerdir. Bu faaliyetin yoğun olarak yapıldığı yerlerde ticaret şe­hirleri ortaya çıkmıştır. Ulaşım sistemlerinin gelişmesi ve insanların çok uzak bölgelerle ticaret yapmaya başlamasıyla elverişli kıyılarda liman kentleri ortaya çıkmıştır. Zamanla devletlerin alanları genişlemiş ve nüfus sayıları artmıştır. Bunun sonucunda bazı şehirler yönetim merkezi olarak önem kazanmaya başlamış böylece idari kentler gelişmiştir. Peygamberler ve din adamlarının yaşadığı coğrafi mekanlarda din fonksiyonu öne çıkmış böylece dini kentler ortaya çıkmıştır.

Sanayi devrimiyle birlikte madenler önem kazan­mıştır. Demir, kömür, petrol gibi yeraltı kaynaklarının bulunduğu yerlerde nüfus zamanla artarak maden kentlerini ortaya çıkarmıştır.

İnsanlar ürettiği ürünleri işleyerek yeni ürünler elde etmişlerdir. Bu ürünleri işlemek için fabrika ve atölye gibi tesisler kurmuşlardır. Bu faaliyetlerin yoğunlaştığı yerlerde ise sanayi kentleri ortaya çıkmıştır. İnsanların refah seviyesinin artması, dinlenme ve yeni yerler görme isteği insanların belli dönemlerde yer değiştirmelerine neden olmuştur. Bunun sonucunda ortaya çıkan turizm faaliyeti turizm kentlerini ortaya çıkarmıştır.

Son yüzyılda ise bilimin hızla gelişmesiyle sadece bi­limsel çalışmaların yapıldığı teknoloji kentlerinin kurulması planlanmaktadır.

Yerleşmeyi Sınırlayıcı Faktörler

Dünyanın tamamı yerleşmek için uygun değildir. Dünyada,

  • Deniz, okyanus, göl gibi su yüzeyleri
  • Çok soğuk bölgeler (kutuplar)
  • Çok yüksek yerler (dağlar)
  • Sıcak ve kurak çöller
  • Sık ağaçlardan oluşan ormanlar

sürekli yerleşim için elverişli alanlar değildir.

Yerleşim Tipleri

Kırsal yerleşmeler: Nüfus miktarının az olduğu, halkın geçimini tarım ve hayvancılıktan sağladığı köy ve köy altı yerleşmelerinden oluşur.

Köy yerleşmesi: Nüfus miktarının 2000’den az olduğu tarım, hayvancılık, ormancılık, balıkçılık gibi birincil ekonomik faaliyetlerin yoğun olarak yapıldığı yerleşmelerdir.

Köy altı yerleşmesi: Köyden küçük olan, idari ve ekonomik olarak köye bağlı olan yerleşmelerdir. Bu yerleşmelerin ortaya çıkmasında arazilerin engebeli olması, hayvanlar için otlak ve barınak temini, tarım arazilerinin birbirinden uzak olması, devlet arazi­lerinin ve ormanların arazisi olmayan insanlar tarafın­dan kullanılması etkili olmuştur. Yayla, mezra, kom, divan, mahalle, oba, ağıl, çiftlik, dam gibi yerleşmeler belli başlı köy altı yerleşmelerini oluşturur.

Kentsel yerleşmeler: Küçük yerleşmelerin za­manla büyüyerek birleşmesi sonucu ortaya çıkan nüfus miktarı fazla ve alan bakımından geniş olan yerleşmelerdir. Kentsel yerleşmelerde çalışan insan­lar sanayi, ticaret, eğitim gibi tarım dışı sektörlerde faaliyet gösterirler.

Yerleşme Dokuları

Yerleşmeler kurulduğu yerin coğrafi özelliklerine gö­re farklılıklar gösterir.

Toplu yerleşme: Su kaynaklarının sınırlı olduğu düz arazilerde kurulan yerleşmelerdir. Bu yerleşmelerde meskenler birbirlerine yakındır.

Dağınık yerleşme: Yerşekillerinin engebeli olduğu dağlık arazilerde kurulan yerleşmelerdir. Bu yerleş­melerde tarım arazileri küçük ve parçalıdır. Evler bir­birinden uzakta yer alır.

Çizgizel yerleşme: Akarsu boylarında ve bir yol boyunca hat şeklinde gelişme gösteren yerleşmelerdir.

Dairesel yerleşme: Ovalık bölgelerde meskenlerin bir meydan etrafında toplandığı yerleşmelerdir.

Kıyı boyu yerleşme: Deniz ve göllerin kıyıları boyunca uzanan yerleşmelerdir.