Coğrafya

Çevre ve Toplum

İnsan ve Çevre

İnsanlar geçmişten günümüze kadar sürekli çevreyle etkileşim içinde olmuştur. İhtiyaçlarını çevreden karşı­lama yoluna gitmiştir. Sıcaklık ve yağış özellikleri, yerşekillerinin etkisi, doğal kaynaklar, toprak özellikleri gibi faktörler insanların yeryüzüne dağılışı ve ekono­mik faaliyetleri üzerinde etkili olmuştur. İnsanlar doğal çevreden yararlanırken teknik imkanların artması, do­ğanın aşırı kullanımı ve doğaya hakim olma isteği gi­bi nedenlerden dolayı çevreye zararı olmuştur. Bu za­rar önceleri daha az iken sanayileşme ile birlikte önü alınamaz hale gelmiştir. Örneğin doğal kaynakların aşırı kullanımı neticesinde; erozyon, toprak, hava, su kirlenmesi, katı atık, gürültü kirlilikleri, ormanların tah­ribi, deniz ve kıyı kirlenmesi, küresel ısınma ve ozon tabakasının incelmesi gibi çevre sorunlarına yol aç­mıştır. Bu sorunları çözme adına yapılan bazı çalış­malar başka sorunlara yol açtığından sorunları oluş­turan nedenlerin ortadan kaldırılması düşüncesi ön plana çıkmıştır.

Doğal Afetler ve Toplum

Deprem, sel, kasırga, çığ ve heyelan gibi can ve mal kayıplarına yol açan doğa olaylarına doğal afet denir. Doğal afetlerin bir kısmı doğa kökenli olup bun­ların oluşumuna insan müdahalesi söz konusu değildir. Bunlar; deprem, volkanik patlama, tsunami, hortum ve kasırga şeklinde sayılabilir.

Bazı doğal afetlerin meydana gelmesinde ise insan­oğlunun doğrudan ya da dolaylı olarak etkisi vardır. Bunlar; heyelan, sel, çığ, kuraklık ve orman yangınları şeklinde sayılabilir.

Bununla birlikte bazı doğal afetler başka bir doğal afetin doğmasına sebep olabilir. Örneğin, sel ve su baskınları ya da aşırı kuraklık sonucu salgın hastalık­lar, okyanuslarda meydana gelen depremler sonucu tsunamiler, volkanik patlamalar sonucunda arazide sarsıntılar meydana gelebilir.

Doğal olaylar insanlara zarar verdiği ve etkilediği sürece afet sayılırlar. İnsanların yaşam alanı olmayan yerlerde meydana gelen deprem, heyelan, çığ, volka­nik patlama, fırtına, aşırı kuraklık ve aşırı soğuklar hiçbir zaman doğal afet olarak sayılmazlar.

Doğal olayların afete dönüşmesinde insanoğlunun etkisi oldukça fazladır. Örneğin, fay hatlarının çevre­sindeki alüvyal dolgulu zeminlerin yerleşim yeri ola­rak seçilmesi oluşan depremlerde can ve mal kayıp­larını artırmaktadır. Yine akarsu yataklarının yerleşime açılması, sağanak yağışlar ve taşkınlarda ev ve işyer­lerinin sular altında kalmasına, yanardağların etek­lerinin ve çevresinin yerleşim yeri olarak kullanılması, yanardağın patlaması sonucu evlerin tüf ve lavların altında kalması insanların doğa olaylarının afete dönüşmesinde ne kadar etkili olduğunu gösterir.

Doğal afetler insanlar doğal dengeyi bozduğu sürece artarak devam edecektir. Dünya’da 15 yılda meydana gelen doğal afetlerde 1 milyonun üstünde insan hayatını yitirmiştir.

Doğal afetleri oluşum hızlarına göre sınıflandırırız. Bunlar  yavaş gelişen doğal afetler ve hızlı gelişen doğal afetler olarak ikiye ayrılabilir.

Yavaş gelişen doğal afetler: Kuraklık, erozyon, çölleşme örnek gösterilebilir.

Hızlı gelişen doğal afetler: Deprem, heyelan, or­man yangını, çığ, volkanik patlama, kasırga, tsunami, sel hızlı gelişen doğal afetlere örnek verilebilir.

Başlıca doğal afetler

1. Deprem

Tektonik depremler özellikle genç oluşumlu, oturma­mış fay hatlarının bulunduğu sahalarda görülür. Yeryü­zünde depremlerin yoğun olduğu bölgeler üç kuşak halinde uzanır.

  1. Pasifik deprem kuşağı
  2. Alp-himalaya deprem kuşağı
  3. Atlantik deprem kuşağı

Tarihi kaynaklara göre en yüksek şiddetli deprem 1201 yılın­da Mısır’ın kuzeyinde meydana gelmiş ve 1 milyon­un üzerinde insan bu depremde hayatı kaybetmiştir. 1556 senesinde Çin'in Şançi şehrinde meydana gelen depremde 830 binden fazla insan ölmüştür.

20. yüzyılda meydana gelen depremlerden en fazla etkilenen ülkeler genelde Hindistan, Çin, Afganistan, İran, Endonezya gibi yüksek nüfusa sahip Asya ülkeleridir.

Aynı şiddetteki iki deprem meydana geldikleri yerin özelliklerine bağlı olarak birbirinden farklı etkiler yapabilir. Depremin yol açtığı hasarın boyutları ile ölü ve yaralı sayısının az ya da çok oluşu o bölgedeki nüfus yo­ğunluğuna, binaların dayanıklığına, altyapı hizmetleri­ne, zeminin özelliğine, depremin yangın, toprak kay­ması ve tsunami gibi afetlere yol açıp açamamasına bağlıdır.

Depremlerde meydana gelebilecek yıkım ve hasarı en aza indirmek için özellikle fay hatlarının olduğu gevşek alüvyal zeminleri yerleşim yeri olarak tercih etmemek, depreme dayanıklı yapılar inşa etmek, çok katlı bi­nalardan kaçınmak ve insanları depreme karşı bilinçlilendirme kampanyaları yürütmek gereklidir. 

2. Tsunami

Japonca’da dev dalgalara tsunami denir. Okya­nus ve deniz tabanlarında meydana gelen deprem­lerin deniz tabanını alçaltıp yükseltmesiyle su kütle­lerinde oluşan hareket tsunami denen dev dalgalarını oluşturur. Bunun dışında okyanus ve denizlere düşen meteor­larla, okyanuslardaki volkanik patlamalar da tsunami dalgalarını oluşturabilir.

26 Aralık 2004 tarihinde Hint Okyanusu’nda meydana gelen 9 şiddetindeki deprem ve sonrasında meydana gelen dev tsunami dalgaları başta Endonezya olmak üzere birçok ülkeyi etkilemiş ve yaklaşık 250 bin insa­nın hayatı kaybetmesine sebep olmuştur.

3. Sel

Bir bölgede toprak tarafından emilemeyecek kadar sağanak yağışların yağması, sıcaklık artışına bağlı olarak yüksek dağlara yağan karların erimesi sonucu akarsuların çok büyüyüp doğal yatağından taşması ve çevreyi sular altında bırakması olayına sel denir. Sel ve taşkınların oluşmasında;

  • Sağanak yağışlar
  • Kar erimeleri
  • Toprak yapısı
  • Doğal bitki örtüsünün tahrip edilmesi
  • Akarsu yataklarının yerleşim yeri olarak kullanıl­ması
  • Plansız kentleşme ve altyapı eksiklikleri etkili olmaktadır.

Sellerin en çok etkilediği bölgelerin arasında ilk sıralarda genellikle Güneydo­ğu Asya ülkeleri vardır. 1887 yılında Çin’deki Sarı ırmağın taşmasıyla 1 milyon civarında insan ölmüştür. Sel ve taşkınlardan korunmak için;

  • Akarsu havzalarında ağaçlandırma yapılmalı ve doğal bitki örtüsü korunmalı
  • Akarsu yatağında taşkın setleri yapılmalı
  • Dere yatakları ıslah edilmeli
  • Akarsuyun doğal drenaj sistemi değiştirilmemeli ve yatak kesiti küçültülmemeli
  • Taşkın riski olan alanlar yerleşime açılmamalı
  • Erken uyarı sistemi kurulmalıdır.

4. Kuraklık

Kuraklık dünyamızın en önemli sorunlarından biridir. Atmosferik olaylar sonucunda bazı yerlere uzun süre yağış düşmemesi kuraklığa yol açar. Çöller kuraklığın en yaygın olarak görüldüğü alanlardır. Nemli ılıman kuşakta yer alan bir ülkede kuraklık yaşamı alt üst eder. Kuraklık sonucunda tarımsal verim düşer, doğal bitki örtüsü cılızlaşır, içme ve kullanma suyunun azal­masına bağlı olarak açlık; kıtlık, susuzluk ve çeşitli bulaşıcı hastalıklar ortaya çıkar. Barajlardaki su sevi­yesinin düşmesine bağlı olarak tarım alanları susuz kalır ve elektrik enerjisi sıkıntısı çekilir.

Dünya’da kuraklığın çok şiddetli olduğu Afrika Kıtası’ndaki bir çok ülkede kuraklıktan dolayı çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir.

5. Erozyon

Bitki örtüsünün tahrip edilmesiyle koruyucu örtüden yoksun kalan toprağın üst kısmının rüzgârlar, akarsu­lar, yağmur suları tarafından aşındırılıp taşınması olayına erozyon denir.

Erozyonu oluşturan faktörleri fiziki ve beşeri faktörler olarak ikiye ayırabiliriz. Fiziki faktörler doğal faktörlerdir. Fiziki faktörler yerşekillerinin eğimli ve engebeli olması, ana mater­yalin etkisi ve iklimdir. Beşeri faktörler ise insanların bitki örtüsü tahrip etmesi ve yanlış arazi kullanımıdır.

6. Kütle Hareketleri (Heyelan)

Eğimli arazilerde toprak ve taş kütlelerinin bulunduk­ları yerlerden ayrılarak aşağılara doğru kayıp düşme­si olayına heyelan denir. Heyelanlar her yıl insanların can ve mal kaybına yol açan önemli doğal afetler­dendir. Heyelanların oluşmasında arazinin eğimli olması, kar erimeleri sonucu toprağın suya doygun hale gelip gevşemesi, aralıksız yağan yağışlar, kaya ve toprağın cinsi, tabakaların durumu ve beşeri fak­törler etkili olmaktadır.

Toprak kayması ve heyelanlardan korunmak için öncelikle eğimi fazla olan yamaçlardaki bitki örtüsü korunmalı, bitki örtüsü olmayan yamaçlar ağaçlandırılmalıdır. Ayrıca yamaç dengesi bozulmamalı ve yamaçlarda istinat (destek) duvarları yapılmalıdır.

7. Çığ

Dağlık ve engebeli arazilerde yoğun ve sürekli yağış sonucunda yamaçlarda biriken kar örtüsünün eğim yönünde hareket etmesiyle oluşur. Can ve mal kaybı­na yol açan doğa olayıdır. Çığ oluşumuna; deprem, rüzgârlar, yol-yapım çalışmalarında kullanılan dina­mitler, yüksek sesler ve titreşimler neden olmaktadır.

8. Volkanizma

Yerin iç kısmındaki kızgın mağmanın yerkabuğunun zayıf ve kırık yerlerinden yeryüzüne çıkması olayına volkanizma denir. Dünya’da 450’den fazla aktif vol­kan bulunmaktadır. Bu volkanlardan 350 kadarı Büyük Okyanus çevresinde diğerleri ise Akdeniz çev­resi, Hint Okyanusu çevresi, Atlas Okyanusu ve Do­ğu Afrika’da yer alır. Günümüzde milyonlarca insan volkanların çevresinde yaşamaktadır.

Volkanlardan çıkan lavlar yerleşim yerleri ve tarım arazilerinin lavlarla kapanmasına sebep olur. Ayrıca yanardağın üzeri kar ve buzlarla kaplı ise bunların eriyip yamaçlardan aşağıya doğru çamur akıntılarına sebep olmaktadır.

Volkan patlamaları sonucu lavların yanında yoğun kül bulutları ve dumanlar da iklimi olumsuz etki­lemektedir. Karanlık gündüzler, şiddetli rüzgâr­lar, çamur yağışları volkanın bulunduğu bölgeyi etki­lemektedir. Ayrıca gökyüzünü kaplayan toz, gaz ve küller de güneş ışınlarının bir bölümünü keserek alt katmanlardaki ısıyı düşürür.

Volkanların zararları yanında olumlu etkileri de bulun­maktadır. Volkanik tüflerin içerdiği mineraller toprağın verimini artırmaktadır. Bu nedenle bir çok insan tehlikeyi göze alarak yanardağların çevresinde yaşa­maktadır. Bunun yanında bir çok maden yatağı da volkanlara bağlı olarak oluşmaktadır. Ayrıca volkanik alanlar turizm amaçlı da kullanılmaktadır.

9. Olağanüstü Hava Olayları: Fırtına, Kasırga, Hortum

Rüzgârlar yüksek basınç alanından alçak basınç alanına doğru hareket ederler. Basınç farkının artması rüzgarın da hızının artmasına neden olur. Bu şekilde hızı artan rüzgâr belli bir hıza eriştikten sonra afete dönüşür. Saattlik 63 kilometreyi geçen rüz­gârlar fırtına şeklinde afete sebep olurlar. Rüzgârların hızı saatte 120 kilometreyi geçerse kasırga, girdap şeklinde dönerek ilerler. Bu tür kasırgalar hortum olarak adlandırılır.

Kasırgalar genelde tropikal kuşakta ve özellikle deniz üzerinde meydana gelirler. Saatteki hızları 160 km’ye ulaşabilen bu rüz­gârlar etkili oldukları yerlerde büyük hasarlara neden olurlar.