Biyoloji

Boşaltım

Canlılarda metabolizma sonucu hücre ve dokularda bazı zararlı maddeler oluşur. Bu maddelerin organizmadan uzaklaştırılmasına boşaltım denir. Canlıların hücrelerinde metabolizma olayları sonucunda oluşan, vücuda zararlı boşaltım maddelerinin dışarı atılmasını sağlayan sisteme üriner sistem adı verilir. Boşaltım sistemi azotlu atık­larının atılması dışında, canlının yaşayabilmesi için uygun ve dengeli bir iç ortamın oluşmasını da (homeostasi) sağlar. Canlılarda boşaltım olayıyla dışarı atılan boşaltım ürünleri karbon dioksit, su, amonyak (NH3), üre ve ürik asittir. Karbon dioksit ve su, besinlerden enerji elde edilirken açığa çıkan ürünlerdir.

Protein ve nükleik asitlerin enerji üretimi veya karbonhidratlara dönüşümü sırasında parçalanmasıyla amonyak açığa çıkar. Amonyak çok zehirlidir ve bol su ile vücuttan atılır. Bu nedenle suda yaşayan tek hücreliler, sünger, sölenter, yassı solucan, balık ve larva kurbağa gibi canlılarda amonyak fazla enerji kullanmadan kolayca suya verilir. 

Karada yaşayan canlılar su kaybını önlenmek için, enerji harcayarak amonyağı daha az zehirli olan üre ve ürik aside dönüştürürler.

Üre suda çözünür ve bir miktar su ile dışarı atılır. Ergin kurbağa ve memeliler azotlu atıkları üre halinde atarlar. Memelilerde amonyak karaciğerde karbon dioksitle reaksi­yona girerek üreyi oluşturur. Bu olaya ornitin devri denir.

Ürik asit suda çözünmez. Çok az su kaybı ile dışarı atılır. Böcekler, sürüngenler ve kuşlarda azotlu atıklar ürik asit şeklinde atılır.

Boşaltım sistemleri çok sayıda borucuklardan oluşmaktadır. Hayvanlarda çeşitli boşaltım sistemlerinin görülme nedeni, canlıların yaşadıkları ortama uyum göstermeleri sonucunda borucukların veya boşaltım organının yapısın­daki farklılaşmadır.

Canlılarda Boşaltım ile İlgili Yapılar

Canlılarda boşaltımı gerçekleştirmek için çeşitli yapılar özelleşmiştir. Bu yapılar canlıdan canlıya farklılık gösterir. Canlılarda kullanılan boşaltım ile ilgili yapılar şunlardır.

  • Kontraktil koful: Tek hücreliler
  • Vücut yüzeyi: Sünger, sölenterler ve derisi dikenliler
  • Protonefridyum: Planarya
  • Nefridyum: Toprak solucanı
  • Malpighi tüpleri: Çekirge
  • Böbrekler: Omurgalılar

Vücut Yüzeyi

Süngerler, sölenterler ve derisi dikenlilerde boşaltımla ilgili özelleşmiş yapılar bulunmaz. Suda yaşayan bu canlılar basit vücut yapılarına sahip olduklarından metabolizma sonucu oluşan karbon dioksit ve amonyağı vücut yüzeyinden difüzyonla atarlar.

Planarya ve Alev Hücreleri

Yassı solucanlarda boşaltım organı olarak protonefridyumlar bulunur. Protonefridyum, vücudun içini kapla­yan, ucu kapalı ve dallanmış borucuklardır. Borucukların uçlarında silli alev hücreleri bulunur. Sillerin hareketiyle doku sıvısından alınan su ve suda çözünmüş maddeleri alev hücreleri süzer. Oluşan idrar; borucuklar içerisinde ilerleyerek, boşaltım açıklığından dışarı atılır. Yassı solucanlarda metabolizma atıkları tek açıklıktan dışarı atılır.

Alev hücrelerinin temel görevi vücudun su dengesini sağlamaktır. Karbon dioksit ve amonyak gibi atık madde­ler vücut yüzeyinden difüzyonla dışarı atılır.

Toprak Solucanı ve Nefridyumlar

Toprak solucanında boşaltım nefridyumlarla yapılır. Her bölmede bir çift nefridyum denilen kanal bulunur. Ka­nalın etrafı kılcal damarlarla çevrilidir. Nefridyumların ucunda silli huni bulunur. Siller vücut boşluğundaki sıvıdan su ve metabolizma atıklarını alır. Atıklarla birlikte alınan glikoz ve su gibi yararlı maddelerin bir kısmı kılcal damar­lar tarafından geri emilir. Kanalın içinde kalan idrar, nefridyum açıklığından dışarı atılır.

Toprak solucanları metabolizma sonucu oluşturdukları amonyağı toprağa vererek, toprağı azot bakımından zenginleştirir.

Çekirge ve Malpighi Tüpleri

Eklembacaklılarda boşaltım malpighi tüpleriyle yapılır. Malpighi tüplerinin kapalı uçları, vücut boşluğundaki dolaşım sıvısı (kan) içinde serbest olarak bulunur. Açık olan bölümü ise; sindirim kanalının sonuna bağlıdır. Kapalı uçla dolaşım sıvısından alınan atıklar, tüplere geçerek son bağırsağa gelir. Tüpteki sıvıda bulunan su ve çözün­müş maddeler, son bağırsaktan geri emilir. Geriye kalan ürik asit şeklindeki azotlu atıklar, sindirim atıkları ile birlik­te dışarı atılır.

Omurgalılarda Boşaltım

Omurgalı hayvanlarda azotlu atıkların atılmasını ve ozmotik düzenlemeyi böbrekler gerçekleştirir. Omurgalı canlılarda böbreklerin yapısı yaşadıkları ortama göre farklılıklar gösterir.

Ozmotik Dengenin Korunmasına Yönelik Uyumlar

Su hayvanlarında

Tatlı suda yaşayan canlıların karşılaştıkları en önemli sorun vücutlarına fazla su girmesidir. Bunun nedeni ya­şadıkları ortama göre vücutlarındaki sıvıların hipertonik olmasıdır.

Tuzlu suda yaşayanların durumu ise tam tersidir. Bu canlılar aşırı su kaybederler ve vücutlarına fazla tuz girer.

Tek hücrelilerde

Tatlı suda yaşayan bir hücrelilerde hücre içi, suya göre daha yoğundur. Hücre içine sürekli su girişi olur. Fazla su hücreden atılmazsa, basınç oluşturarak hücrenin patlama­sına neden olur. Örneğin; Paramesyumda hücreye giren fazla su, kontraktil kofullarla dışarı atılır. Amonyak ve karbon dioksit difüzyonla hücre zarından dışarı atılır.

paramesyum

Denizlerde yaşayan bir hücrelilerde basınç farkı olma­dığı için su hücreye girmez. Kontraktil kofulları bulunmaz. Amonyak hücre zarından difüzyonla atılır.

Tatlı su balıklarında

İç sıvısı ve kanlan, yaşadıkları ortama göre hipertoniktir.

  • Su osmoz kurallarına göre solungaçlarından kana geçer.
  • Su içmezler.
  • Kaybedilen tuz solungaçlar tarafından tatlı sudan alınarak tuz, aktif taşıma ile kana verilir.
  • Glomerulusları gelişmiştir.
  • Böbreklerden atılan su çok fazladır. (Hipotonik idrar)
  • Amonyak ve tuz bol su içeren idrarla dışarı­ya verilir.
  • Nefron kanalcıklarında su geri emilmez.

Tuzlu su balıklarında

İç sıvısı ve kanları, deniz suyuna göre hipo toniktir.

  • Deniz balıkları sürekli derilerinden ve solun­gaçlarından su kaybederler.
  • Su kaybını gidermek amacıyla bol su içerler.
  • Suyla vücuda giren fazla tuz, aktif taşıma ile solungaçlardan suya atılır.
  • Glomeruluslar oldukça küçülmüştür.
  • Böbreklerden atılan su çok azdır. (Hipertonik idrar)
  • Amonyağın küçük miktarı idrarla atılırken geri kalanı solungaçlardan dışarıya verilir.
  • Nefron kanalcıklarında su geri emilir.

Kara hayvanlarında

Karada yaşayan hayvanlar güneş ışığı, radyasyon, sıcaklık, rüzgâr gibi dış faktörler nedeniyle su kaybı ile kar­şılaşırlar. Ayrıca solunum, sindirim atıkları, idrar ve deri yoluyla su kaybederler. Karada yaşayan canlılar su kaybını azaltmak için bazı uyumlar geliştirmişlerdir.

  • Su kaybını azaltmak için vücutlarını örten yapılar bulunur. Böceklerde kitin, kara salyangozlarında kabuk, sürüngenlerde keratin, kuşlarda tüy ve memelilerde kıl bulunur. Ayrıca karasal omurgalılarda çok katlı örtü epiteli (deri) bulunur. Derinin üst kısmı keratinleşmiş ölü hücrelerden oluştuğu için koruyucudur.
  • Amonyağı üre ve ürik aside dönüştürerek aşırı su kaybı engellenmiş olur.
  • Antidiüretik hormonunun salgılanmasıyla su kaybı engellenir.
  • Glomeruluslar küçüktür veya az gelişmiştir. Bu durumda bowman kapsülüne geçen süzüntü az miktarda oldu­ğundan, idrar da az miktarda oluşur.
  • Henle kulpu kara omurgalılarında uzun, su omurgalılarında kısadır.

Henle kulpunun uzun olması daha fazla suyun geri emilmesini sağlar. Çölde yaşayan veya suya gereksinimi fazla olan hayvanlarda henle kulpu uzundur. İdrarları aşırı yoğun olur (hipertonik).

Kara hayvanları kaybettikleri suyu, su içerek veya besinlerle karşılarlar. Bazı kara hayvanları su içmeden uzun süre çöllerde yaşayabilirler. Bunun nedeni metabolik su oluşturmalarıdır.

Metabolik su hücre solunumu ile oluşur. Örneğin; develer hörgüçlerindeki yağı solunumla parçalayarak çok fazla metabolik su oluştururlar. Yağ asitlerinin yapısında hidrojen sayısı fazla olduğu için, solunumla elde edilen su miktarı (metabolik su) fazladır. O nedenle bu canlılar vücutlarında yağ bulundururlar. Uzun göç yollarını geçerken kuşlar da metabolik sudan yararlanırlar.

Suda yaşayan bazı omurgasızlar yaşadıkları ortam kuruduğunda uyku durumuna geçerler.

Tardigrat denilen 1 mm'den küçük mikroskobik eklembacaklılar; sulu ortamda bol su içerirken, su­suz ortamda kuru toz şeklindedir. Bu şekilde uzun yıllar yaşayabilirler. Sulu ortamda tekrar hızla su alarak yaşamına devam edebilir.

İnsanda Boşaltım

İnsanda metabolik olaylar sonucunda oluşan üre, ürik asit, kreatin gibi zararlı maddelerin vücuttan atılmasını üriner sistem gerçekleştirir.

üriner sistem

İnsanda üriner sistemi böbrekler, üreter (idrar kanalı), idrar kesesi (mesane) ve üretra (dış idrar kanalı) oluşturur.

İnsan böbreği fasulye biçiminde, 10-15 cm uzunluğunda, 120-200 gr ağırlığında bir organdır. Her iki böbrekte karın boşluğunun arka tarafında, bel hizasında ve omurganın iki yanında yerleşmiştir.

Böbrekler dıştan içe doğru kabuk (korteks), öz (medulla) ve havuzcuk (pelvis) kısımlardan oluşur. Kabuk bölgesi idrarın oluşmasını sağlayan nefronların bulunduğu kısımdır. Öz bölgesinde idrarı havuzcuğa taşıyan toplama kanalları bulunur. Bu kanallar piramit şeklinde görüntü oluşturduğu için malpighi piramitleri olarak adlandırılır. Havuzcuk böbreğin tam ortasında, huni şeklinde geniş bir çukurluktur. Havuzcuk idrarın biriktiği kısımdır.

Her iki böbreğin havuzcuğundan çıkan ve idrar kanalı (üreter) adı verilen kanallar idrar kesesine (mesane) açılırlar. İdrar kesesi karın boşluğuna yerleşmiş olan içi boş ve kastan yapılmış bir organdır. İdrar kanallarının idrar kesesine açıldığı kısımlarda, idrarın geri dönmesini engelleyen kapakçıklar bulunur. Kese içindeki idrar belirli bir miktara ulaşınca, çeperdeki sinir uçları uyarılarak beyine kesenin dolduğunu bildiren impulslar gönderir. Böylece kese kasılır ve idrar, dış idrar kanalı (üretra) adı verilen bir kanalla dışarı atılır.

Nefronun Yapısı

Böbrekteki yapı birimine nefron adı verilir. Her bir böbrekte bir milyon nefron bulunur. Nefron, ince uzun bir nefron kanalcığı ve kılcal damar yumağının oluşturduğu glomerulustan meydana gelir. Tek tabakalı yassı epitelden oluşan nefron kanalcığının ucu genişleyerek glomerulusun etrafını saran yarım ay şeklindeki bowman kapsü­lünü oluşturur. Glomerulus ve bowman kapsülünden oluşan yapıya malpighi cisimciği adı verilir. Uzun kanalcık sistemi proksimal tüp, henle kulpu (u şeklinde inen ve çıkan kol) distal tüpten oluşur. Nefron kanalcığının yapı­sında kübik epitel bulunur.

malpighi cisimciği

Bowman kapsülü, glomerulus kılcalları, proksimal tüp ve distal tüp kabuk bölgesinde yer alır. Henle kulpu ise kabuk bölgesinden öz bölgesine iner ve tekrar kabuk bölgesine çıkar. Toplama kanalları öz bölgesini geçerek ha­vuzcuğa açılır.

Her iki böbreğin çukur kısmından birer böbrek atardamarı girer ve böbrek içinde dallanarak getirici atardamar­ları oluşturur. Her nefronda bovvman kapsülünün önüne gelen getirici atardamar, kılcallara ayrılır ve glomerulus yumağını oluşturur. Kılcal damarlar birleşerek götürücü atardamarı oluşturur ve glomerulustan çıkar. Daha sonra kılcal damar olarak nefronun etrafını sarar ve toplardamar olarak ayrılır.

İdrar Oluşumu

İnsanda günde 180 litre sıvı süzülür. 1,5 litre idrar oluşturulur.

İnsanda idrar oluşumu süzülme, geri emilim ve salgılama olayları sonucunda oluşur.

1. Süzülme

Süzülme olayı fiziksel bir olaydır ve ATP harcanmaz. Glomerulus kılcallarındaki kanın plazma kısmının, bow­man kapsülüne geçmesi ile süzülme olayı gerçekleşir. Bowman kapsülüne geçen sıvıya süzüntü denir. Glomeru­lus kılcalları iki atardamar arasında olduğu için kan basıncı sabittir. O nedenle yalnızca süzülme görülür. Süzülen sıvı glomerulus kılcalına geri dönemez. Kan basıncı, vücut kılcallarındaki kan basıncının iki katıdır. Bu basınca da­yanabilmek için kılcal damarlar iki katlı epitelden oluşur. Kan plazması, yüksek basınçla glomerulus kılcallarından bowman kapsülünün boşluğuna geçer. Boşluktaki sıvıda (süzüntü); amino asitler, glikoz, inorganik maddeler, üre, ürik asit, NH3, kreatin ve su bulunur. Kan proteinleri ve hücreleri bulunmaz.

Oluşan süzüntü sırasıyla proksimal tüp, henle kulpu ve distal tüpten geçerek toplama kanalına gelir. Toplama kanallarından da havuzcuğa getirilir.

Her iki böbreğin bütün nefronlarında bir dakikada meydana gelen süzüntü miktarına böbreğin süzme hızı de­nir. Süzülme hızı kan basıncı, sıcaklık ve madde derişimine bağlıdır. Soğuk havalarda glomerulus kılcal damarları daralır, kan basıncı artar ve süzülme hızı yükselir. Sonuçta idrar miktarı artar.

Sıcak havalarda terleme ile su kaybedilir, kılcal damarlar genişler ve kan basıncı azalır. Süzülme hızı düşer. İdrar miktarı azalır. Bu olaylar sonucunda böbrekler vücut ısısının düzenlenmesini sağlarlar.

2. Geri Emilim

Bowman kapsülüne geçen süzüntü nefron kanalından geçerken, bazı maddeler nefronu saran kılcal damar­lara verilir. Bu olaya geri emilim denir. Süzüntü içindeki su, glikoz, aminoasit ve inorganik tuzlar aktif taşıma ve osmozla geri emilir. Aktif taşıma sırasında ATP harcandığı için, kanalcık hücrelerinde bol miktarda mitokondri bulunur.

Nefron kanallarına geçen süzüntü, hiçbir işlem yapılmadan dışarı atılsaydı kanın bileşimi bozulurdu. Geri emi­lim ile yararlı maddeler kazanılmış olur. Nefron kanalları ve toplama kanalında bulunan özel epitel hücreleri, sü­züntü içindeki çözünmüş maddeleri ve suyun bir kısmını geri emerek kana verirler.

Proksimal tüpte; glikoz, aminoasit, vitamin, bazı iyonlar (HCO3-, NH4, Cl-, Na+, K+) aktif taşımayla geri emi­lirken, suyun geri emilimi pasif taşımayla yapılır.

Henle kulpu; proksimal tüpten gelen süzüntünün yoğunlaştığı yerdir. Henle kulpunun inen kolunda su geri emilirken, tuz (NaCI) emilmez. Süzüntünün hacmi gittikçe azalır, mad­de yoğunluğu artar. Henle kulpunun çıkan kolunda ise tam tersi tuz (NaCI) geri emilirken, su emilmez. Eksi yüklü klor iyonları aktif taşıma ile geri emilirken, bu iyonları izleyen artı yüklü sodyum iyonları ise pasif olarak geri emilir. Süzüntü tuzunu kaybedip suyunu koruduğu için seyreltiktir.

Distal tüpte; sodyum, klor, bikarbonat iyonları ve su geri emilir. Distal tüpte üre geri emilimi yapılmaz. Suyun geri emilimini düzenleyen antidiüretik hormondur. Fazla salgılanırsa su geri emilimi artar. Mineral miktarını düzen­leyen ise aldosteron hormonudur. Aldosteron fazla salgılanırsa sodyum geri emilimi artar.

İdrar toplama kanalında; su, üre, Na+ ve CI- iyonları geri emilir. Süzüntü havuzcuğa taşınır.

Nefron kanallarının etrafındaki sıvı ile nefron kılcallarındaki kanın akış yönü birbirine zıttır (ters akım alışverişi). Bu özellik geri emilim hızını artırır.

Bir maddenin kandaki normal miktarına eşik değer denir. Eğer bir maddenin kandaki miktarı eşik değer üzerindeyse, eşik değerin üzerindeki miktar idrarla vücut dışına atılır. Bu maddenin geri emilimi olmaz. Bu olay homeostasinin sağlanmasında önemlidir.

Suda eriyen vitaminler fazla alındığında fazlası idrarla dışarı atılır. Şeker hastalarının kanlarında normalden fazla şeker bulunduğu için şekerin fazlası geri emilmez. Normalde idrarda olmaması gereken şeker, idrarlarında bulunur.

Sağlıklı bir insanda glikoz ve aminoasitlerin tamamı, suyun %99'u, sodyum iyonlarının %99,5’i ve ürenin %50'si geri emilerek nefron kılcallarına verilir.

3. Salgılama

Süzülme ile bowman kapsülüne geçemeyen hidrojen iyonları (H+), potasyum iyonları (K+), amonyak (NH3), bikarbonat ve bazı boyalar, zehirli maddeler, penisilin gibi bazı ilaçlar aktif taşıma ile nefron kanalcıklarına verilir. Bu olaya aktif boşaltım veya salgılama adı verilir.

Böbreklerde süzülme, geri emilim ve salgılama olayları sonucunda idrar oluşur. Sağlıklı bir insanda 180 litre süzüntü oluşur. Geri emilim sonucunda yaklaşık 1,5 litre idrara dönüşür. İdrarda üre, ürik asit, kreatin gibi organik; su, amonyak, sodyum, potasyum, kalsiyum, klor, fosfat gibi inorganik maddeler bulunur, idrarda az sayıda lökosit ve epitel hücreleri de görülür. İnsanda salgılanan idrarın pH'ı alınan besinin durumuna göre 5-7 arasında değişir.

İdrar oluştuktan sonra idrar toplama kanalı ile havuzcuk bölgesine oradan da üreterler ile idrar kesesine gönderilir. İdrar kesesindeki idrar üretra ile dışarı atılır.

Kreatin nefron kanallarından geri emilmez. Kreatin karaciğer, böbrekler ve pankreasda doğal olarak üretilip, kanla kaslara gelen bir bileşiktir. Kaslarda enerji sağlamak için kullanılır.

Böbreklerin Görevleri:

  • Metabolizma sonucunda oluşan azotlu atıkların, bazı ilaçların, zararlı olabilecek zehirli maddelerin atılmasını sağlar.
  • Kanın pH’ının sabit tutulmasını sağlar.
  • Vücudun su ve tuz dengesini sağlar.
  • Kan plazmasındaki osmotik basıncı düzenler.
  • Vücut ısısını ayarlar.
  • Uzun süreli açlık sırasında aminoasit ve gliserol gibi karbonhidrat olmayan maddelerden glikoz sentezler. Böbrekler eritropoietin denilen bir hormon salgılar. Bu hormon kemik iliğini uyararak alyuvar yapımını artırır.

Boşaltımla İlgili Yapıların Homeostasideki Önemi

Canlı vücudundaki hücrelerin görevlerini sağlıklı olarak sürdürebilmeleri için, dengeli bir iç ortamda (homeostasi) yaşamaları gerekir. Bu iç dengenin oluşmasını sinir, endokrin, solunum, dolaşım ve boşaltım sistemi birlikte sağlar.

İnsanda metabolik atıklar su, karbon dioksit, amonyak, üre, ürik asit, mineraller, zehirler ve kullanılmayan ilaçlardır. Bu maddelerin atılmasında böbrekler, akciğerler, sindirim kanalı, deri ve karaciğer görev yapar.

Böbrekler vücut pH’ının sabit tutulmasını, su ve tuz dengesinin oluşmasını, zararlı metabolik ürünlerin atılmasını sağlarlar.

Böbrekler vücut sıvısındaki pH normalin dışına çıktığında asit (H+) ya da bazik maddeler salgılayarak dengeyi sağlarlar. Örneğin kanın pH'ı azalırsa (asitliğin artması) H+ iyonları nefron kanalındaki sıvıya verilir, kandaki H+ iyonları azalır. pH dengelenir.

Böbreklerin vücuttaki doku sıvılarında bulunan su miktarını ayarlaması, hipofiz bezinden salgılanan antidiüretik (ADH=vasopressin) hormonun etkisiyle gerçekleşir. Kanda su miktarı azaldığında (kan yoğunlaşırsa) ADH salgısı artar ve böbreklerden suyun geri emilimi hızlanır. Denge korunur. Vücutta su fazla ise ADH az salgılanır.

Suyun vücutta tutulabilmesi için yeterince sodyum iyonunun olması gerekir. Na, Cl iyonlarının geri emilim miktarını aldosteron hormonu düzenler. Bu hormon böbrek üstü bezinin kabuk bölümünden salgılanır. Aldosteron fazla salgılanırsa gereğinden fazla sodyum geri emilir, potasyum idrarla atılır. Vücuttaki fazla tuz su tutulmasına neden olacağı için ödemler oluşur.

Kanda kalsiyum dengesini tiroid bezinden salgılanan kalsitonin ve paratiroid bezinden salgılanan parathormon düzenler. Parathormon nefron kanallarındaki kalsiyum iyonlarının geri emilerek kana geçmesini sağlar.

Akciğerler solunumla oluşan karbon dioksit ve suyu dışarı atar. Akciğerlere gelen kanda karbon dioksit fazla ise akciğerlerden dışarı atılır.

Deride bulunan ter bezleriyle su, tuz, üre gibi maddeler dışarı atılır. Ter seyreltilmiş idrar gibidir. Ter bezleri vücut sıcaklığını düzenleyerek homeostasiyi sağlar. Sıcak ortamlarda terin buharlaşması ile vücut sıcaklığı düşürülerek vücut sıcaklığının sabit kalması sağlanır.

Karaciğer protein metabolizması sonucunda oluşan amonyağı, daha az zehirli olan üre ve ürik aside çevirir. Üre oluşumu; amonyak ve karbon dioksitin kullanıldığı ornitin devri reaksiyonları ile gerçekleşir. Üre böbreklerden dışarı atılarak homeostasi sağlanır. Osmotik düzenlemeyi yapan plazma proteinlerini sentezler.

Sindirim kanalının son bölümü olan kalın bağırsakta sindirim sonucu oluşan atıklar bir süre kaldıktan sonra bir miktar su ile dışarı atılır. Ayrıca karaciğerde alyuvar yıkımı sonucunda oluşan bilirubin denilen madde; safra salgısı, idrar ve dışkı ile vücuttan atılır. Bilirubinin bir kısmı ise ince bağırsaktan geri emilir ve böbreklerden dışarı atılır.

Fazla miktarda deniz suyu içen insan ölür. İnsan kanındaki tuz oranı %0,9 dur. Deniz suyunda %3 oranında tuz vardır. İnsan böbreği en fazla %2 tuz içeren sıvıyı süzebilir. Deniz suyu sindirim sistemin­den emilip kana karıştığında, kandaki tuz oranı çok yükselir. Kanın osmotik basıncı arttığı için, doku sıvısından ve hücrelerden kana su geçer. Kanın hacmi artar. Hücreler çok su kaybettiği için plazmolize uğrar. Böbrekler aşırı miktardaki su ve tuzu kandan uzaklaştıramazlar.

Böbreklerle İlgili Önemli Hastalıklar

Nefrit: Nefronların iltihaplanmasıdır.

Gut: Ürik asidin vücudun belirli dokularında birikerek hastalık oluşturmasıdır.

Üremi: Vücuttan idrarla atılması gereken ürenin, böbrek yetmezliği sonucunda kanda birikmesi ile oluşan has­talıktır.