Tarih

Osmanlı Kültür ve Medeniyeti

Bir devleti tanımak için o devletin düzenini iyi kavramak gerekir. Osmanlı tarihi içerisinde Osmanlı kültür ve medeniyeti önemli konulardan biridir. Osmanlı kültür ve medeniyeti Osmanlıların kurduğu devlet idaresini bir bütün olarak kapsar.

Osmanlı Devletinde Yönetim Anlayışı

Osmanlı Devletinde yönetim anlayışı Osmanlı kültür ve medeniyeti açısından çok önemlidir.

Osmanlı Devleti’nde Hükümranlık Anlayışı

Osmanlı Devletinde hükümranlık anlayışının temelinde şu üç unsur görülmektedir;

  1. İslam Hukuku,
  2. Eski Türk gelenekleri,
  3. Fethettikleri yerlerin geleneksel uygulamalarına dayanıyordu.

İslâm hukukuna göre;

İslam Hukukuna göre; Hâkimiyet Allah’a aittir. Hükümdar Allah’ın vekili olarak halkı, adaletle yönetmek, yönetilenler ise hükümdara boyun eğmek zorundadır. Aynı zamanda İslam’ı yaymak için faaliyet yürütmek amacını savunmaktadır Osmanlı Devletinde de İslamiyet’i yaymak ve bu amaç uğruna gaza ve cihatta bulunmak anlayışı vardır.

Eski Türk geleneklerine göre;

Hükümdara devleti yönetme yetkisinin Tanrı tarafından verildiğine inanılıyordu (Kut anlayışı). Bu anlayış Cihan hâkimiyetine uzanan felsefenin temelini oluşturmuştur.

Fethettikleri yerlerin geleneksel uygulamalarına göre;

Osmanlı Devleti çok uluslu bir yapıya sahip olmakla beraber hiçbir zaman Türkler dışındaki unsurlara baskı yapıp onların dinlerini ve milliyetlerini değiştirme yoluna gitmemiş, aksine her milleti ve dini kendi yaşayışlarında serbest bırakmıştır.

Hükümdarın (Padişahın) Görevleri

İslâm inancına göre halk (tebaa) padişaha bırakılmış kutsal bir emanettir. Padişah; Allah'ın emaneti olarak kabul edilen halka;

Adaletli davranmak, onları korumak Kanunlara uygun olarak devleti yönetmek, Sınırları güvenlik altına almak.

Yeni fetihlere çıkarak halkın refahını arttırmak ve İslâmiyet'i yaymakla yükümlüdür.

Osmanlı Devletinin zaman İçerisindeki Yönetimsel Yapısı

Osmanlı kültür ve medeniyeti içerisinde devletin yönetimsel yapısının önemli bir rolü vardır.

osmanlı kültür ve medeniyeti

Mutlak Monarşi

Tek kişinin egemenliğine dayalı yönetim anlayışına Mutlak Monarşi denilmektedir. Osmanlı Devleti kuruluşundan 1876 Meşrutiyetin ilan edilmesine kadar geçen süre içerisinde Mutlak Monarşi anlayışıyla idare edilmiştir.

Osmanlı hükümdarları Bey, Gazi Hüdavendigar, Padişah, Sultan, Han, Hakan, Hünkâr unvanlarını kullanmışlardır.

Teokrasi

Devletin din kurallarına göre idare edilmesine denilmektedir. Osmanlı Devletinin temeli dini kurallara dayalıdır. 1517'de Halifeliğin Osmanlı’ya geçmesiyle teokratik yapı güçlenmiştir.

Saltanat

Hükümdarlığın babadan oğla geçmesi şekline denilmektedir. Saltanat sistemi Osmanlı kültür ve medeniyeti içerisinde yönetim anlayışının temelini oluşturur.

Osmanlı Devleti her ne kadar Müslüman bir devlet olsa da devletin kurulmasındaki temel esas, eski Türk devlet geleneği olan Kut anlayışıdır. Bu anlayışa bağlı olarak, devlet hükümdar ve ailesinin ortak malıdır. Bu anlayış, Türk devletlerinde sık sık taht kavgasının yaşamasına neden olmuş, kendinden önceki birçok Türk devletinin merkezi otoritesinin zayıflamasına ve yıkılmasına neden olmuştur. Osmanlı Devleti, merkezi otoritesini arttırmak için bu anlayışta çeşitli dönemlerde değişikliğe gitmiştir. I. Murat zamanında “Devlet padişah ve oğullarının malıdır.” anlayışı getirilmiştir. Bu anlayış saltanatın sülaleden aileye geçişini sağlamış böylece sistem daraltılmıştır.

I. Murat'ın bu anlayışı Fatih Sultan Mehmet tarafından tekrar değiştirilmiştir. Fatih Kanunnamesinde ‘Devlet hükümdarın malıdır.” anlayışı benimsenmiştir. Ayrıca en güçlü şehzadenin tahta çıkmasını sağlamak içinde, kardeş katlini caiz hale getirilmiştir.

I. Ahmet zamanında Ekber ve Erşad sistemi uygulanmaya başlandı. Böylece Osmanlı hanedanı içerisinde en bilgili ve en yaşlı olanının tahta çıkmasını sağlamıştır. Kardeş katlinin önüne geçmek için uygulamaya sokulan bu anlayış, birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Bu sistemden önce Şehzadelerin devlet yönetiminde tecrübe kazanmasını sağlamak için sancaklara vali olarak gönderilirlerdi. Ancak Ekber ve Erşad sistemiyle birlikte, bu uygulamadan vazgeçilmiş, şehzadeler kontrol altında tutmak için sarayda bir odada tutulmaya başlanmıştır. Bu sisteme ise Kafes Usulü denilmiştir.

Merkeziyetçilik

Osmanlı Devleti tam merkeziyetçi bir devlettir. Yönetim ve denetim tamamen merkezde (başkent = payitaht) toplanmıştır.

İmparatorluk

Osmanlı Devleti; Osman Bey zamanında Aşiretten beyliğe, Orhan Bey zamanı da Beylikten Devlet e, Fatih zamanında imparatorluğa geçiş yapmıştır.

Meşrutiyet

Hükümdar ve halkın ortak yönetim anlayışına Meşrutiyet denilmektedir. Osmanlı Devleti 1876’da II. Abdülhamit döneminde I. Meşrutiyeti ilan ederek rejim değişikliğine gitmiştir. Meşrutiyetle birlikte Osmanlı tarihinde bir ilk olarak Kanun- i Esasi ilan edilmiş ülke genelinde seçimlere gidilerek Osmanlı Mebusan Meclisi açılmıştır.

Padişah

Devletin mutlak hakimi olan Padişah Yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendisinde toplamıştır.

Devlet adamlarının padişaha bağlılıklarını bildirirlerdi. Buna biat etmek denilmiştir.

Padişahların tahta geçiş törenlerine Kılıç Alayı veya Cülus denmiştir.

Padişah tahta çıktığında askere Cülus Bahşişi dağıtırdı.

Padişah emir ve buyruklarına ferman denilmiştir, (berat - Kanunname de denir.)

Osmanlı’da Hükümdarlık Sembolleri

  • Hutbe okutmak,
  • Sikke (para) bastırmak,
  • Davul çaldırmak, (Mehter - Nevbet - Bando) Sancak ve Tuğ diktirmek,
  • Devlet adamlarının biat (bağlılık) bildirmesi,
  • Eyüp Sultan türbesinde Kılıç kuşanması,

Merkez Teşkilatı (Devlet Yönetimi)

Osmanlı merkez teşkilatı kültür ve medeniyet açısından önemlidir. Çünkü Osmanlı Devletini güçlü kılan en önemli unsur teşkilatın güçlü olmasıydı.

Saray

Saray; devlet yönetiminin merkezi, hem de padişahın özel hayatının geçtiği yerdir. İlk saray Bursa’da yapılmıştır. Daha sonra başkent Edirne’ye taşınınca Edirne’de de saray inşa edilmiştir. İstanbul’un fethi ve başkent yapılmasıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından Topkapı sarayı inşa edilmiştir. Topkapı sarayı XIX. yüzyıla kadar padişahların yaşadığı ve devletin yönetildiği yer olmuştur. Lale dönemi ve sonrasında İstanbul’da birçok saray ve köşk inşa edilmişse de bunlar içerisinde en önemlisi Dolmabahçe Sarayı ve Yıldız Sarayı olmuştur.

Topkapı Sarayı kendi içinde üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler; Enderun, Birun ve Harem’dir.

Saray Görevlileri

Yeniçeriağası: Yeniçeri ordusunun komutanıdır.

Müteferrika: Saray hizmetlisidir. Enderun’dan çıkma iç oğlanlardan oluşmaktadır. Padişahın çeşitli işlerini gören görevlilerdir.

Çeşnigir: Sarayın mutfağında görev yapan aşçılardan oluşmaktadır. (Mutfak işleri) Kiler odası görevlisi

Çavuşlar ve Kapıcılar: Elçilik ve haberleşmeden sorumludurlar.

Seyisler: Saray binek hayvanlarından sorumlu olan kişilerdir.

Darphane emiri: Para basımından sorumlu olan görevlidir.

Hasodabaşı: Padişahın giyim kuşamından sorumlu olan devlet görevlisidir.

Silahtar: Silahlar ve cephanelikten sorumludur.

Yeniçeriler: Birun’daki en önemli grubu yeniçeriler oluşturmaktadırlar. Doğrudan padişaha bağlı olup, yeniçeriağası’nın yönetimindeki bu grup padişah ve sarayın güvenliğinden sorumludur.

Atlı bölük halkı: Yeniçeri ocağının süvari kısmıdır. Sipahiler, silahtarlar, sağ - sol garipler, sağ - sol ulufeciler bu gruptandır.

Sipahiler - Silahtarlar: Padişahın yakın korumalığını yapan görevlilerdir.

Sağ - sol garipler: Bayrağı ve sancağı korurlar.

Sağ - sol Ulufeciler: Hazinenin güvenliğinden sorumlu olan askeri birliktir.

Haremağası: Harem görevlisidir.

Kadın efendi: Padişahtan erkek çocuğu olan hanımlarına verilen isimdir. 16. yy’da ise Haseki denilirdi.

Valide Sultan: Padişahın annesine verilen isimdir.

Saray devletin yönetildiği, padişah ve ailesinin yaşadığı aynı zamanda eğitim - öğretim verilen yerdir.

İstanbul’un Yönetimi

Osmanlı Devleti için başkentlerin (payitaht) ayrı bir önemi vardır. Osmanlı Devleti’ne başkentlik yapan şehirler İznik, Bursa, Edirne ve İstanbul’dur. Osmanlı Devleti bu şehirlere ayrı bir önem vererek birçok yatırımlar yapmış, imar işlerine önem vermişlerdir.

Payitaht olan İstanbul devletin yönetim merkezidir. Devlet merkezi olan İstanbul'un yönetimi diğer illerden ayrı tutulmuştur.

İstanbul'un disiplin ve güvenliği Veziriazamın sorumluluğundadır.

İstanbul'un en yüksek mülki amiri ise (Vali) Taht Kadısı’dır. (İstanbul Kadısı)

İstanbul şehrinin güvenliğinden Yeniçeri Ağası (Subaşı) sorumludur.

Belediye işlerinde şehremini (belediye başkanı = Şehremini), imar işlerinden mimarbaşı, çarşı pazar ticaret işlerinden Muhtesip sorumludur.

Divan-ı Hümayun

Her türlü devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı yerdir. Bugünkü Bakanlar Kurulu niteliğindedir.

Divan aynı zamanda Yüksek Yargı Organı’dır. Aynı zamanda Danıştay, Yargıtay ve Sayıştay'ın görevini üstlenmiştir.

Sarayın Kubbealtı denilen bölümünde toplanırdı. Burada görev yapan vezirlere bu sebepten dolayı Kubbealtı vezirleri de denilirdi.

Devletin birinci derecedeki siyasi, idari adli, askeri, örfi ve mali bütün işler burada görüşülür ve karara bağlanırdı.

Divan-ı Hümayun Danışma organıdır. Son söz padişahındır.

Divan-ı Hümayun’un Dört temel görevi vardır. Bunlar Siyasi Yetkileri, Hukuki yetkileri, idari yetkileri, Ekonomik ve Mali yetkileridir.

Divan-ı Hümayun dışında veziriazam konağında toplanan; İkindi, Çarşamba ve Cuma Divanları, Veziriazamın sefere çıkarken topladığı; Sefer Divanı, Yeniçeri maaşlarının dağıtması için toplanan; Ulufe Divanı, Padişahın yabancı elçileri topladığı; Galebe Divanı, olağanüstü hallerde toplanan divana ise Ayak Divanı denilirdi.

Divan Orhan Bey zamanında kurulmuş, II. Mahmut zamanında kaldırılmıştır.

Divanın Siyasi Yetkileri

Devletin idaresi, Devlete karşı işlenen suçların ortadan kaldırılması, suçluların cezalandırılması, nüfus hareketlerinin kontrolü, Gayr-i Müslimlerin olduğu yerlerde, Osmanlı hukukunun uygulanması gibi işler gerçekleştirilirdi.

Divanın Hukuki Yetkileri

Padişahın ferman ve buyrukları dışında kanun hazırlamak, kadı ve naipleri teftiş etmek, örf-i davalarda ilk yargılamayı yaparak hüküm vermek, yüksek yargı organı görevini yapmaktır.

Divanın İdari Yetkileri

Vakıf, eğitim ve tüm idari hizmetlerin denetimini yapar. Bu kurumlarda görev yapacak olan kişilerin ataması ve bunların teftişi işleri yapılırdı. Fethedilen bölgelerin tahririni yapar. Mahkeme sayısını ihtiyaca göre artırırdı.

Divanın Ekonomik ve Mali Yetkileri

Hazineden para çıkartmak, para bastırmak ve vergi işlerini düzenlemek divanın görevlerindendir.

Seyfiye Sınıfı

Yönetim ve askeri işlerinden sorumlu sınıftır.

Veziriazam: Padişahtan sonra devletin en yetkili kişisidir. Veziriazam padişah adına tam yetkilidir ve padişahın mührünü taşırdı.

Padişah adına divan toplantılarına önemli davalara başkanlık ederdi.

Fatih kanunnamesi ile Divana veziriazam başkanlık etmeye başlamıştır.

Padişah sefere çıkmadığında Serdar-ı Ekrem unvanıyla orduya veziriazam komuta ederdi.

Fatih dönemine kadar köklü ailelerden gelenler veziriazam olurken bundan sonra devşirme kökenliler bu göreve getirilmiştir.

Veziriazama ait kendi divanı vardır. Bu divana İkindi Divanı denilirdi. Özellikle büyük divanda bitmeyen ve acelesi olan işlerin halli için Veziriazamın konağında toplanan divana denilirdi.

Vezirler (Kubbealtı vezirleri): Veziriazam’ın yardımcılarıdır. Orhan Bey döneminde divan teşkilatı ve vezirlik makamı oluşturulmuştur. Ancak zaman içinde devlet meselelerinin artması ile birlikte vezir sayısında içinde artış olmuştur. Fatih kanunnamesi ile vezir sayısı artmıştır.

Kaptan-ı Derya: Donanmanın genel komutanıdır. Önceden divana gerektiğinde çağrılarak fikri alınırken Kanuni Sultan Süleyman zamanında daimi üye olmuştur.

Yeniçeri Ağası: Yeniçeri ordusunun komutanıdır.

Seyfiye kolu, divandaki bu temsilcilerle birlikte Beylerbeyi, Sancak Beyi, Kapıkulu Zabitleri ve Tımarlı Sipahilerden oluşur.

Kazasker (Kadıasker)

Kazaskerlik makamı I. Murat zamanında kurulmuştur. Fatih zamanında Rumeli Kazaskeri ve Anadolu Kazaskeri olarak iki kuruma bölünmüştür. Kazasker şeyhülislamın yardımcılarıdır.

Adalet işlerinden sorumlu olup divana gelen davaları inceler ve karar verirlerdi.

Kadı, müderris ve müftülerin atamasını yapar, terfilerini yapardı.

Medreselerden mezun olan kişilerin atamaları da Kazasker tarafından gerçekleştirilirdi.

Ulemanın işlemleri ruznamçe adı verilen kayıt defterlerinde tutulurdu.

Şeyhülislam

Kazaskerle birlikte, din işleri, vakıf idaresi, eğitim kurumlan ve mahkemelerin denetimi işine bakardı. Şeyhülislam görevinden alınır veya emekli olursa Rumeli Kazaskeri Şeyhülislamlık makamına getirilirdi.

Yapılan işlerin, divan kararlarının dine uygun olup olmadığına dair verilen karara fetva denir. Fetva veren kişiye Müftü veya Şeyhülislam denir. Fetva verme yetkisine ise İfta denirdi.

Şeyhülislam protokol açısından Veziriazamla eşittir.

Kalemiye Sınıfı

Mali ve idari işlerde görevli olan memurlar sınıfıdır. En üst düzey temsilcileri ise Nişancı ve Defterdardır.

Nişancı: Devletin bütün yazışmalarını yapan kişidir. Dış ülke hükümdarlarına yazılacak nameleri yazar. Vezirlerin menşur ve beratlarını yazar ve inceler. Name, menşur ve beratlara, padişahın tuğrasını çeker.

Fethedilen yeni toprakların kayıtlarını tutmak, bunları tahrir defterlerine kaydetmek görevlerinden en önemlileridir.

Deftername-i Amire denilen Osmanlı defterhanesi nişancının sorumluluğundadır.

Reis'ül Küttap

Nişancı’nın yardımcısıdır.

Reis’ül Küttap dış işlerinden sorumludur, dış devletlerle yapılacak olan yazışmalardan sorumludur.

Reis’ül Küttap başkanlığında oluşturulan kalemler (bürolar) aracılığı ile yazışmalar yürütülürdü. Bütün kalemlerin başındaki kişiye beylikçi denirdi.

Defterdar

Mali işlerden sorumlu en üst rütbeli kişidir. Divan toplantılarının daimi üyesi padişah malının vekili ve temsilcisidir.

Padişahın şahsına ait özel sen/etine iç hazine, devlet gelirlerinin toplandığı ülke harcamalarının yapıldığı hazineye ise dış hazine denilirdi. Defterdarın emrinde bulunan mali işleri yürüten bürolar (kalemler); Ruznamçe Kalemi, Maliye Emirleri Kalemi, Tarihçi Kalemi olarak görevliler bulunurdu.

Devletin bütün gelirlerini yazan Ruznamçe Kalemi, Maliye ile ilgili fermanları yazan Maliye Emirleri Kalemi, diğer kalemlerin hazırladığı belgelere tarih koyan Tarihçi Kalemi’dir.

Memleket Yönetimi (Taşra Teşkilatı)

Osmanlı Devleti tam merkeziyetçi bir yapıya sahiptir. Fetih hareketlerine bağlı olarak sınırların her geçen gün genişlemesi ülke yönetiminin giderek zorlaşmasına neden olmuştur.

Osmanlı Devleti yönetimi kolaylaştırmak için ülke topraklarını yönetim birimlerine ayırmıştır. Bu birimler; eyalet, sancak, kaza ve köylerden oluşmaktadır.

Eyaletler

Osmanlı Devleti’nde yönetim birimleri içinde en büyüğü eyaletlerdir.

I. Murat Döneminde Rumeli’de ki sınırlarının genişlemesi üzerine Rumeli Beylerbeyliği, Yıldırım Bayezid Döneminde ise Anadolu’da sınırların genişlemesi üzerine, Anadolu Beylerbeyliği oluşturulmuştur. Yükselme dönemine gelindiğinde sınırların üç kıtaya hakim olmasıyla eyalet sayısı arttırılmıştır. Osmanlı Devleti bu eyaletlerin idaresi için merkezden Beylerbeyi adıyla devlet yöneticisi göndermiştir. Beylerbeyleri Seyfiye sınıfından olmakla beraber üst düzey memur sıfatındadırlar.

Sancak, kaza ve köy yöneticileri beylerbeyliğine bağlıdır.

Sefer sırasında Beylerbeyi kendine bağlı olan sancak beyleri, zeamet ve tımar beyleri ile bunlara bağlı askerlerin başında orduya katılırdı.

Eyaletlerin güvenliği subaşı tarafından sağlanır, yargı işleri ise eyalet kadısı tarafından yürütülürdü. Eyaletlerde beylerbeyinin başkanlık ettiği Eyalet divanı bulunurdu.

Merkeze Bağlı Eyaletler (Saliyanesiz)

Merkeze yakın eyaletlerdir. Tımar sisteminin uygulandığı bu eyaletlere yıllıksız eyaletler (Saliyanesiz) denirdi. Topraklar has zeamet ve tımarlara ayrılmıştır.

Saliyanesiz Eyalet: Toplanan yıllık vergilerin hazineye değil de devlette görev yapan devlet memurlarına rütbesi oranınca bırakılan topraklara denilir.

Rumeli beylerbeyliğinin merkezi Manastır, Anadolu Beylerbeyliğinin merkezi Kütahya’dır.

Özel Yönetimi Olan Eyaletler (Saliyaneli)

Merkezden uzak eyaletlerdir. Tunus, Cezayir Mısır, Basra, Yemen, Habeş. Trablusgarp ve Bağdat bu eyaletlerdendir. Tımar sisteminin uygulanmadığı eyaletlerdir. Bu eyaletlerin gelirleri doğrudan devlet hazinesine giderdi. Bu eyaletlerden iltizam yoluyla vergi toplanırdı.

İltizam Sistemi

Bu sistem ile merkezin belirlediği yıllık vergi mültezim denilen zengin kişi tarafından devlete peşin ödenir. Mültezim kâr payı koyarak halktan bu vergileri toplardı. Mültezim dirlik sahibinin haklarına sahiptir.

İltizam Sitemi ilk olarak Fatih Sultan Mehmet dönemi itibariyle uygulanmaya başlanmış, II. Mahmut dönemi itibariyle kaldırılmıştır.

Özerk Yönetimi Olan Eyaletler

İç işlerinde serbest, dış işlerinde Osmanlı Devletine bağlı eyaletlerdir. Yöneticilerini Osmanlı padişahı atardı. Bunlar Kırım Hanlığı, Eflak, Boğdan ve Hicaz Emirliği’dir. Her yıl Osmanlı’ya vergi verirler, savaş zamanı asker gönderirlerdi.

Hicaz kutsal topraklar olduğundan bu bölgeden vergi alınmaz, asker istenmezdi.

Mısır beylerbeyine - Hıdiv, Eflak beylerbeyine - Voyvoda, Kırım beylerbeyine - Giray denirdi.

Sancaklar

Kazaların birleşmesi ile oluşan yönetim birimine sancak adı verilmiştir. Osmanlı Devleti Sancakların yönetimini gerçekleştirmek için merkezden, Sancak Beyi adıyla idareci atamıştır. Sancak Beyleri seyfiye sınıfından seçilirdi. Sancakların asayişinden Sancak Subaşı’sı sorumlu olup, adalet işlerine ise Sancak Kadısı bakardı.

Kazalar

Kazaların başında kadılar idareci olarak görev yapardı.

Kadılar, kazaların yöneticisi, yargıcı ve belediye başkanıdır.

Kazaların güvenliğinden ise Kaza Subaşı’sı sorumludur

Taşra Yönetimindeki Diğer Görevliler

Muhtesip: Osmanlı Devletinde çarşı ve pazarlarda Esnafı, üretimi, ürünün kalitesini ve ürünlerin fiyatlarını denetler. Aynı zamanda çarşı ve pazarlarda tartı ve ölçülerin denetiminden de sorumludurlar.

Kapan Eminleri: Köylüden tarım ürünlerini toptan alınması, satılması sırasında ürünlerin kapanlarda (büyük tartı) tartılmasını ve ürünün adil bir şekilde vergilendirmesini yapıp dağıtımını sağlayan görevlidir.

Beytülmal Emini: Kamu haklarını ve devlet çıkarlarının korunmasını sağlayan görevlidir.

Gümrük ve Bâc Eminleri: Şehir ve kasabalarda zanaat ve ticaret faaliyetlerinde bulunanlardan vergi toplayan ve genel düzeni sağlayan kişidir.

Mahalle ve Köy Teşkilatı

Toplumun en küçük yerleşim birimlerini mahalle ve köyler oluştururdu.

Her mahalle ve köyde cami ve okul bulunurdu.

Köy yöneticisine Köy kethüdası (kizir, muhtar) denirdi.

Köyün güvenliğini yiğitbaşı sağlardı.

Toprak Sistemi

Osmanlı toprak düzeni Selçuklu Devletinin toprak düzeninin bir devamıdır. Osmanlı kültür ve medeniyeti için toprak yönetimi çok önemlidir. Çünkü Osmanlı Devleti’nde ekonomi tarıma dayalıdır. Bundan dolayı toprak sistemine büyük önem verilmiştir.

Mülk Arazi

Kişilere ait olan topraklardır.

Mülk arazi sahipleri topraklarını miras olarak bırakabilir, satabilir, vakıflara hibe edebilirdi.

Mülk araziler Öşiriye ve Haraciye olarak ikiye ayrılırdı.

Öşiriye (Öşür Topraklar)

Müslümanlara ait mülk topraklardır. Bu topraklar fethedildiği zaman Müslümanlara verilmiş ya da fethedildiğinde Müslümanlara ait topraklardır. Her yıl devlete ürün üzerinden Öşür Vergisi verirlerdi. Öşür, ürünün onda biri kadarıdır.

Haraciye (Haraç Topraklar)

Gayri Müslimlere ait mülk topraklardı. Ürünün beşte birini Haraç vergisi olarak devlete verirlerdi.

Vakıf Arazi

Geliri sosyal hizmetlere ayrılan topraklardır.

İslâmiyet’e gönülden bağlanmış varlıklı Müslümanların hayır için alın teri ile kazanılmış mal varlıklarının bir bölümünü, insanlık yararına olacak şekilde sonsuza kadar hizmete sunmasıdır.

Devletin temel görevleri arasında bulunan Sosyal Hizmetlerin yerine getirilmesinde vakıfların katkısı çok büyük olmuştur.

Vakıflar sağlık ve eğitim alanında devletin vermesi gereken hizmetleri üstlenmiştir.

Vakıf hizmetleri hukuksal bir sözleşme ile belgelendirilmiştir. Malını vakfeden kişiye vâkıf denirdi.

Bir kişinin malını vakfedebilmesi için yetişkin ve özgür olması, vakfedilen malın kendisine ait olması ya da kullanma hakkına sahip olması gerekiyordu. Vâkıfa bırakılan mala mevkuf denilirdi.

Taşınır ve taşınmaz mallarını vakfeden kişinin ve tanıkların huzurunda imzalanan belgeye vakfiye denirdi.

Vakıf yöneticisine "mütevelli" denilmiştir.

Vakfedilen mal satılamaz, devredilemez, Devletin korumasında olan vakıfların işleyişine padişahlar bile karışamazdı

Osmanlı Devleti'nde vakıflardan şu alanlarda yararlanılmıştır;

  • Kuruluştan itibaren yapılan fetihler sonucu Anadolu ve Balkanlar’da uygulanan iskân (Türkleştirme) faaliyetlerinde,
  • Köy, kasaba, kaza ve şehirlerin sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanması ve belediye hizmetlerinin sağlanmasında,
  • Yollar ve yollar üzerindeki kervansarayların yapılmasında,
  • Sağlık, eğitim, öğretim alanlarındaki hizmetlerin karşılanmasında.
  • Vakıflarda toplanan Avarız akçesi sayesinde Mahalle ve köylerin ortak giderlerin karşılanmasında,
  • Vakıflarda biriken paraların kredi olarak tüccarlara verilmesi, ticaretin gelişmesinde etkili olmuştur.
  • Medreseler eğitim ve öğretim görevlerini vakıflar sayesinde gerçekleştirmiştir.
  • Sakatlanan uçamayan kuşlar için bile barınak yapılmıştır.

Vakıf kuruluşları Şer-i Hukuk kurallarına göre yönetilmiştir. Vakıfların genel idaresine Kazasker ve Şeyhülislam bakardı.

Vakıflar eğitim, din, sağlık, bayındırlık gibi sosyal ve kültürel alanlarda hizmet vermişlerdir.

Kervansaraylarda üç gün her şey bedavadır. Bunların giderleri vakıflardan karşılanmıştır.

Miri (Emir-i) Arazi

Mülkiyeti devlete ait olup, kullanım hakkı köylüye verilen arazidir. Köylü bu toprakları satamaz ve devredemezdi.

Üretimin devamlılığını sağlamak için üç yıl toprağı işlemeyen köylüden toprağın kullanım hakkı geri alınırdı.

Osmanlı Devleti’nde feodal sistemin ortaya çıkmamasında en önemli faktör toprağın büyük bölümünün devlete ait olmasıdır.

Miri Araziler

Havas-ı Hümayun Topraklar: Geliri doğrudan padişaha ayrılan topraklardır.

Mukataa Topraklar: Geliri doğrudan hazineye giden, iltizam sisteminin uygulandığı topraklardır.

Malikâne Topraklar: Üstün hizmet gösteren komutan ve devlet adamlarına geliri ayrılan topraklardır.

Paşmaklık Topraklar: Geliri padişahın ailesine ve kızlarına ayrılan topraklardır.

Yurtluk Topraklar: Geliri sınır boylarını koruyanlara ayrılan topraklardır Bunlar gönüllü Türkmen beyleridir. Bu sistem Balkanlarda uygulanmıştır.

Ocaklık Topraklar: Geliri kale muhafızlarına ve tersane giderlerine ayrılan topraklardır.

Dirlik Topraklar: Gelirleri devlet memuruna ve askere maaş karşılığı olarak ayrılan topraklardır.

Bu toprağı ekip biçme hakkı üzerinde yaşayan köylüye aittir.

Köylü devletin belirlediği vergiyi dirlik sahibine verirdi.

Dirlik sahipleri elde ettikleri gelirleri oranında Cebellü denilen atlı asker yetiştirirlerdi.

Dirlik gelirlerine göre üçe ayrılmıştır.

Has: Divan üyelerine, beylerbeyi ve sancak beylerine verilirdi.

Zeamet: Kadı, Subaşı, Kale komutanları, divan kâtipleri ve orta dereceli memurlara verilirdi.

mar: Kılıç hakkı olarak başarılı askerlere ayrılan topraklardır.

Dirlikler devlet memurlarının gelirlerine göre dağıtılmıştır. Bu dağılımı yapan devlet adamı Nişancı’dır.

Has ve zeametler memurun görevi devam ettiği sürece, tımar ise ömür boyu verilirdi. Suç işlerse Tımar sahibinden alınırdı. Tımar sahibi ölünce aynı koşullarda mirasçılarına verilirdi.

I. Murat zamanında gerçek anlamıyla uygulanan Dirlik (Tımar) sistemi sınırların genişlemesiyle yaygınlaştı.

Dirlik sistemi XVI. yüzyıl sonlarında bozulmaya başladı. Tımarların rüşvet karşılığı verilmesiyle bu sistem çökmeye başlamıştır.

Dirlik (Tımar) Sistemi ile

Üretimin devamlılığı sağlanmıştır.

Hazineden para çıkmadan her an savaşa hazır büyük bir atlı askeri birlik elde edilmiştir. Dirlik sahiplerinin vergi karşılığı yetiştirdiği Cebellü askerlerden oluşan orduya Eyalet Ordusu veya Tımarlı Sipahiler denmiştir.

Aynı toprak üzerinden köylü, Dirlik sahibi ve Cebellü askerlerin ihtiyaçları karşılanmıştır.

Hazineden para çıkmadan memurun maaşı ödenmiştir.

Tımarlı sipahiler bölgede huzur ve güveni sağlayarak, jandarma görevini üstlenmişlerdir.

Dirlik sistemi sayesinde merkezi otorite, ülkenin en uç noktalarına kadar sağlanabilmiştir.

Vergilerin tam ve zamanında toplanması sağlanmıştır.

Dirlik sahipleri bulundukları köylerde imar işlerini yaptırmak zorundadır. Bu sayede en ücra köylere kadar imar işleri götürülmüştür.

Dirlik sisteminde toprağın mülkiyeti devlete aitti. Köylü kullanılmasından sorumluydu. Köylü belirli şartları yerine getirmek, toprağı işlemek zorundaydı. Toprağı üç yıl işlemezse toprağın kullanma hakkı elinden alınırdı. Devlet köylünün güvenliğini, ihtiyacını karşılamak zorundaydı.

Dirlik (Tımar) sistemi II. Mahmut zamanında kaldırıldı. Devlet memuruna hazineden maaş ödenmeye başlandı.

Osmanlı Devletinde 1858 Arazi kanunnamesi ile Miri arazilerin bir bölümü belirli koşullarda özel mülkiyete geçmesine izin verildi.

Ordu ve Donanma

Osman Bey zamanında düzenli bir ordu yoktu. Cihat yapma amacıyla toplanan alperenler ve gaziler mücadele ediyordu. Konur Alp, Samsa Çavuş, Aykut Alp, Akçakoca ve Abdurrahman Gazi cihat yapma amacıyla Osmanlı’ya katılan Türkmen beyleridir.

Orhan Bey zamanında Yaya ve müsellemler ordusu kuruldu. Bu ordu Osmanlı Devleti'nin ilk düzenli ordusudur.

I. Murat döneminde Kapıkulu Ordusu (Yeniçeri Ocağı) kuruldu.

Kapıkulu Ordusu (Hassa Ordusu)

  • Padişaha bağlı merkez ordusudur.
  • I. Murat zamanında (1363) kuruldu. Usulsüz alımlarla III. Murat zamanında bozulmaya başladı.
  • II. Mahmut zamanında kaldırıldı. (1826)
  • Kışlalarda bulunurlar, evlenmezler ve devamlı askerdirler.
  • Üç ayda bir ulufe denilen maaş alırlar, her padişah değişiminde cülus bahşişi alırlardı.
  • Devşirme ordusudur.

Pencik Kanunu ile oluşturulan bu sisteme göre esir alınan Hıristiyan çocukların beşte biri devlete aitti. Pencik oğlanlar, Müslüman Türk gibi yetiştirilir ve Kapıkulu ordusunun temelini oluştururlardı.

Osmanlı Devleti’nde fetihlerin yavaşlamasıyla esir Hıristiyan çocukların sayısı azalınca, Osmanlı’da yaşayan birden fazla erkek çocuğu olan gayri Müslim ailelerin sağlıklı ve gürbüz erkek çocuklarından birisi alınır oldu. Devşirilen Türk İslâm kimliği kazandırılan çocuklar acemi oğlanlar kışlasına gönderilir, askeri eğitim başlamadan seçime tabi tutulurlar yetenekli ve zeki olanlar Enderun'a diğerleri Kapıkulu ocaklarına gönderilirdi.

Kapıkulu Süvarileri

Sipahiler ve Silahtarlar; padişahı ve padişah çadırını korumakla görevli askeri birliktir.

Ulufeciler; Saltanat sancaklarını ve savaş ganimetlerini koruyan askeri birliktir.

Garipler; Hazineyi ve ordu ağırlıklarını korurlardı.

Kapıkulu Piyadeleri

Acemi Ocağı: Devşirilen çocukların ilk defa askeri eğitim aldığı bölümdür.

Yeniçeri Ocağı: Kapıkulu piyadelerinin en önemlisidir. Savaş sırasında ordunun merkezinde bulunarak padişahın koruyuculuğunu üstlenirlerdi. Savaş sonrası Divan muhafızlığı ve İstanbul’un güvenliğini yeniçerililer sağlardı.

Topçu Ocağı: Osmanlı ordusunda gerekli topları dökmek, geliştirmek ve kullanmak bu ocağın görevidir.

Top Arabaları Ocağı: Ağır topların savaş alanlarına ya da gerekli yerlere götürülmesini sağlardı.

Cebeciler: Yeniçeri ordusunun silahlarının yapımı, bakımı ve onarımı bu ocağın görevidir.

Humbaracılar: Havan denilen el topunu ve Humbara denilen el bombalarını yapıp kullanan sınıftır.

Lağımcılar: Kale kuşatmalarında tünel kazarak, fitil döşeyerek kale duvarlarını yıkma işini gerçekleştiren teknik bir ocaktır.

Sakalar: Kapıkulu ordusunun su ihtiyacını karşılayan ocaktır.

Yeniçerililer askerliğin dışında hiçbir işle ilgilenmezlerdi ve emekli olana kadar evlenemezlerdi.

Eyalet Ordusu

Eyalet ordusunun temelini Tımarlı Sipahiler oluştururdu. Tımarlı sipahiler dirlik sahiplerinin yetiştiği Cebellü askerlerden oluşan ordudur.

Cebellü askerlerin tüm ihtiyaçlarını Dirlik sahipleri karşılardı. Hazineden para çıkmadan oluşan bir ordu olup tamamen Türkmenlerden oluşurdu.

Bu askerler aynı zamanda üretici durumundadır, barış zamanları köylü ile birlikte toprağı ekip biçer ve tarımla uğraşırlar, bulundukları yerin güvenliğini sağlarlardı.

Tımarlı sipahiler mazeretsiz savaşa katılmadıklarında dirlikleri ellerinden alınırdı.

Tımarlı sipahiler, atlı ve hafif silahlı askeri birliklerdir.

Eyalet Ordusuna katılan diğer Kuvvetler de şunlardır: Geri Hizmet kıtaları, Öncü kuvvetler ve Kale Kuvvetleridir.

Geri Hizmet Kıtaları ordunun ihtiyaçlarını karşılayan yayalar, yörükler ve müsellemlerdir. Yol açmak: siper kazmak, ordunun geçeceği yolları temizlemek, köprüler yapmak, askere yiyecek taşımak, kaleleri onarmak bunların işidir.

Öncü Kuvvetler savaş sırasında ordunun önünde yer alan kuvvetlerdir. Bunlar akıncılar, beşliler ve delilerdir. Akıncılar, düşman içine sızarak bilgi toplarlar. İlk yıpratma saldırısını yaparlar, Deliler ve Beşlilerde ülke sınırlarını korurlardı.

Eyalet Ordusu savaş sırasında toplanırdı. Savaş zamanında Cebellü askerleri, bağlı bulundukları Tımar beyiyle, sancak beyinin emrine katılırlardı. Sancak beyleri de beylerbeyinin emrine girerlerdi. Toplanan bu ordunun başında padişah bulunurdu. Padişah sefere çıkmadığında onun yerine Serdar-ı Ekrem unvanıyla Veziriazam orduyu komuta ederdi.

Kale kuvvetleri ve Azaplar; gönüllülerden oluşurdu. Azaplar, halk arasından seçilen gönüllü askerlerdir. Kale korumalarında görevlendirilirlerdi.

Yardımcı Kuvvetler

Anadolu beylikleri Kırım Hanlığı Eflâk ve Boğdan Beyliği gibi Osmanlı Devleti’ne bağlı devlet ve beyliklerin gönderdiği destek kuvvetlerdir.

Donanma

Karesioğulları beyliğinin alınmasıyla Osmanlı’nın ilk donanması oluşmuştur.

Aydınoğulları’nın da Osmanlı’ya katılması deniz gücünün artmasını sağladı.

Osmanlı Devleti’nin yaptığı ilk tersane Orhan Bey Döneminde, Karamürsel de yapılan tersanedir. Yıldırım Bayezid zamanında ise Gelibolu Tersanesi yapılmıştır.

Fatih Sultan Mehmet zamanında, İstanbul’un Fethi için 400 parçalık donanma oluşturulmuştur.

II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim zamanlarında tersanecilik oldukça gelişmiş, Yavuz Haliç’e büyük bir tersane kurdurmuştur.

Kanuni Döneminde ise Türk denizciliği Barbaros Hayrettin Paşa’nın Kaptan-ı Deryalığı ile en güçlü durumuna gelmiştir.

Donanma komutanına Kaptan-ı Derya, donanma askerine levent veya bahriyeli denilmiştir.

Barbaros Hayrettin Paşa (Hızır Reis) Salih Reis, Piri Reis, Şeydi Ali Reis, Murat Reis, Turgut Reis, Osmanlı’nın ünlü denizcileri ve Kaptan- ı Deryalarıdır.

XVII. yüzyılda tüm kurumlarda yaşanan gerileme Osmanlı donanmasında ve denizciliğinde de yaşanmıştır. Donanmanın başına ehil kişilerin getirilmeyişi nedeniyle Osmanlı donanması üstünlüğünü yitirmiş ve gerilemiştir.

Hukuk

Osmanlı Devleti’nin ilk yıllarında yazılı bir hukuk sistemi yoktur. Osmanlı Devletinde hukuk sisteminin temel ilk olarak Orhan Bey döneminde atılmış, devlet adli teşkilat yapılanmasını başlatmıştır. Orhan Bey Bursa’yı aldıktan sonra buraya ilk kadıyı atamıştır. Osmanlı Devletinin ilk atadığı kadı ise Davut’el Kayseri’dir Osmanlı Devletinde Hukuk birliği yoktur. Hukuk sistemi iki bölümden oluşmaktadır.

Şer-i hukuk: Kur’an ve hadislere göre düzenlenen hukuktur. Esasları Fıkıh kitaplarında toplanmıştır. XV. ve XVI. yüzyıllarda şer-i hukuk gelişmiştir.

Din alimlerinin başkanı olan Şeyhülislam’ın yargılama yetkisi yoktur. Şer-i hukuku “Ifta" (görüş bildirme” yetkisini kullanarak fetva verirdi.

Örf-i hukuk: Geleneklerden oluşan hukuktur. Kanunname-i Ali Osman ve Kanuni Sultan Süleyman kanunnamesi ilk yazılı örnekleridir.

Çeşitli anlaşmazlıklara çözüm olarak hazırlanan padişah fermanlarıdır. Şer-i hukuka ters düşmemesine özen gösterilmiştir.

Osmanlı Devleti'nde Müslüman olmayanların davalarına cemaat mahkemelerinde bakılır, kendi hukuk kuralları uygulanırdı.

Osmanlı’da Örf-i hukuk ve Şer-i hukuk tek tip mahkemelerde uygulanıyordu. Mahkemelerde hakim olarak görev yapan Kadı, davaları Şer-i ve Örf-i hukuk kurallarına göre çözerlerdi. Davaları Şerii’ye siciline kaydederdi.

Kadılar şer-i hukuk konularında karar verdiklerinde Müftü'den fetva alırlardı.

Mahkemeler herkese açık yapılır, Kararlarda şüphesi olanlar üst mahkeme olan Divan-ı Hümayun’a müracaat ederlerdi.

Mahkemelerde Naib'ler kadılar adına çeşitli görevleri yürütürlerdi.

"Toprak Kadılığı" adıyla gezici kadılar bulunurdu. Toprak yönetimiyle ilgili davalara bakarlardı.

Hukuk işlerinin baş yöneticisi Kazasker’di. Kazaskerler kadıların tayin ve terfi işlerinden sorumluydu.

XIX.Yüzyıl ve Sonrası Hukuk Alanında Yapılan Çalışmalar

XIX. yüzyılda Avrupa hukuk kurallarından yararlanılarak yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bunlar:

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde Şer-i Mahkemeler, Nizamiye medreseleri, Konsolosluk mahkemeler ve gayri Müslim Cemaat Mahkemeleri bulunuyordu.

II. Mahmut zamanında adalet işlerine bakmak üzere kurulan Davalar Nezareti 1870’te Nezaret- i Adliye adını almıştır.

Avrupa hukukunun incelenmesi için tecrübeli hukukçulardan oluşan Meclis-i Valay-ı Akam-ı Adliye kuruldu. 1840 Ceza kanunu, 1850 Ticari kanunu ve 1863 Deniz Ticareti kanunu çıkarıldı.

1874 Galatasaray Sultanisi'nde Hukuk Mektebi açıldı. (Tanzimat dönemi)

İstanbul mahkemeleri için Avukatlık Kanunu kabul edildi.

1876 ilk anayasa Kanun-i Esasi hazırlandı.

Şuray-ı Devlet (Danıştay) İslam hukukundan laik hukuk sistemine doğru önemli bir adımdır.

Mecelle İslâm hukukuna dayalı medeni kanundur. Türkiye Cumhuriyeti bu kanunu 1926’ya kadar kullanmıştır.

Osmanlı Toplum Yapısı

Fetihçi politikayla sınırları genişleyen Osmanlı Devleti birçok etnik ve dini unsuru içinde barındırıyordu.

Osmanlı Devleti’nde Türklerden başka Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Romenler, Sırplar, Slavlar, Arnavutlar, Boşnaklar, Gürcüler ve Araplar bulunuyordu.

Toplum Müslüman, gayri Müslim diye dini esaslara göre ayrılmıştır.

Osmanlı Devlet düzeni Müslümanların hakimiyetine göre düzenlenmiştir.

Osmanlı Toplumu ise yönetenler ve yönetilenler diye ikiye ayrılmıştır.

Yöneten sınıf dışındaki köylüler, şehirliler, göçebeler, Müslümanlar gayri Müslimlerin tamamı yönetilenlerdir.

Reaya mesleklerine göre çiftçiler, esnaf ve göçebeler diye bölümlere ayrılır ve devlete belli oranda vergi öderdi.

1856 Islahat Fermanına kadar Osmanlı Devleti’nde memur olmanın ön koşulu Müslüman olmak ve Türkçe konuşmaktı. Islahat Fermanıyla azınlıklarda devlet memuru olabilmişlerdir.

Osmanlı Devleti’nin etnik ve dini çeşitliliği hukuk birliğinin oluşamamasında etkilidir. Hukuk birliğini sağlayamayan Osmanlı, Fransız İhtilalının milliyetçilik akımından olumsuz etkilenmiştir.

Osmanlı Ekonomisi

Osmanlı kültür ve medeniyeti içerisinde ekonominin elbette önemli bir yeri vardır. Tarım, ticaret gibi ekonomik sahalar ekonomiyi oluşturmaktaydı.

Osmanlı Devletinin maliyesinden sorumlu en yetkili devlet adamı defterdar'dır.

Osmanlı’da ilk bütçe I. Murat zamanında oluşturulmuş, İlk denk bütçe ise IV. Mehmet zamanında Tarhuncu Ahmet Paşa tarafından yapılmıştır.

Osmanlı Devletinin Başlıca Gelirleri

  • Savaş ganimetleri,
  • Gümrük vergileri,
  • Bağlı beylik ve devletlerden alınan vergiler.
  • Gelen hediyeler,
  • Maden, tuzla, orman gelirleri.
  • Halktan alınan vergiler,

Osmanlı Devleti'nin en önemli geliri savaş ganimetleriydi. XVII. yüzyıldan itibaren bu gelir azalmaya başlamıştır. Birçok devlete verilen kapitülasyonlar ve coğrafi keşiflerle ticaret yolları yön değiştirince gümrük vergileri düşmüştür.

Halktan alınan vergiler diğer gelirler azaldıkça artmıştır.

Şer-i Vergiler

Öşür: Müslüman toprak sahiplerinden alınan ürün vergisidir.

Haraç: Gayri Müslim toprak sahiplerinden alınan vergidir

Cizye: Gayri Müslim gençlerden, askere gitmedikleri için alman vergidir. (Kafa vergisi)

Örf-i Vergiler

Padişah iradesiyle konan vergilerdir.

Avarız: Olağanüstü hallerde halktan toplanan vergi

Ağnam: Hayyam üzerinden alınan vergi

Çiftbozan: Toprağını üç yıl ekmeyenden alınır.

Derbent: Sarp geçitlerden, köprülerden alınır.

Çiftresmi: Müslümanlara ait arazilerden nakdi para olarak alınır.

Bennak: evlenenlerden alınır.

Mücerret: Bekâr gençlerden alınır.

İspenç: Tarımla uğraşan Hıristiyan reayadan alınan vergi, çiftresmi karşılığıdır.

Bac: Pazar yeri vergisi ve gümrük vergisi Gümrük resmi: Ticaret mallarına uygulanan vergidir.

Niyabet Rüsumu: Yöneticilerin, yönetim sırasında halktan aldığı vergidir.

Osmanlı’da bir bölge fethedildikten sonra en önemli iş vergi kaynaklarını tespit etmek olurdu, tahrir (yazma) işlemine başlanırdı.

Devlet hazinesine ayrılan vergileri ya memurlar vasıtasıyla toplar veya toplama hakkını açık arttırma yoluyla mültezimlere satardı. Bu uygulamaya iltizam deniliyordu.

1840 yılı başlarında eyalet ve sancaklara vergi memuru gönderildi. Mal mülk sayımı yapıldı. Herkesin gelirine göre vergi alınacaktı, başarılı olmayınca yeniden iltizam sistemine dönüldü.

Osmanlı Devleti’nin Başlıca Giderleri

  • Kapıkulu askerlerine verilen ulufeler
  • Padişah değişiminde yeniçeri verilen cülus bahşişi
  • Donanma ve ordunun ihtiyaçları
  • Bayındırlık hizmetleri için yapılan masraflar
  • Saray masrafları

Osmanlı Devletinde Para Politikası

İlk Osmanlı parası Osman Bey zamanında bastırıldı.

1327 Orhan Bey zamanında akçe denilen ilk gümüş para bastırıldı.

İlk Osmanlı darphanesi Bursa’da açıldı. Darphanede paradaki altın ve gümüş miktarını Vezzan adı verilen görevli kontrol ederdi.

İlk altın para Fatih Sultan Mehmet zamanında bastırıldı.

Osmanlı ilk para ayarlamasını (devalüasyon) 1580!de yaptı. (III. Murat)

Tanzimat döneminde ilk kâğıt para olan Kaime çıkartıldı. (Abdülmecit)

Sahte paraların piyasaya sürülmesiyle kullanılamadı yerine 20 kuruş değerindeki mecidiye parası çıkartıldı.

Osmanlı’da Bankalar

Osmanlı’da ilk kredi kurumu II. Selim (Sarı) zamanında Portekizli Yahudi Mendes ailesi tarafından İstanbul'da açılmıştır.

Gerçek anlamda bankacılığa geçiş Tanzimat Dönemi'nde olmuştur.

Osmanlı Devleti’nde ilk banka 1874 Bank-ı Dersaadet adıyla kuruldu. Bu banka Kırım Savaşı sırasında iflas etti.

1856 yılında da İngiliz girişimi sonucu Bank-ı Osmanî (Osmanlı Bankası) açıldı. 1863’te bu bankanın adı Bank-ı Osmanî-i Şahane’ye çevrildi. Bu bankaya para basma yetkisi verildi.

Bankacılıkta ilk milli adım Mithat Paşa tarafından atıldı. Köylüye kredi sağlamak amacıyla Memleket Sandıkları kuruldu (Nişte). İstanbul'a dönünce İstanbul Emniyet Sandığı’nı kurdu. 1883'te kurulan Menafi Sandıkları geliştirilerek 1888'de Ziraat Bankası adını aldı.

Türkçülük duyguları sonucu Osmanlı para politikasını denetleyen Bank-ı Osmanî-i şahaneye tepki olarak 1905 yılında Osmanlı İtibarı Milli Bankası kuruldu. Ticari faaliyetleri desteklemek milli şirketlerin kurulması arzulandı ancak 1911 yılından sonra çıkan savaşlar bankanın gelişmesine olanak vermedi.

Osmanlı Devleti'nde Yabancı Yatırımları

Avrupalı Osmanlı sanayisinin gelişmesine izin vermedi.

Kapitülasyonları kullanarak Osmanlı ülkesinden daha fazla gelir elde etmek için yatırımlar yaptılar. Ulaşım, tarım ürünlerine dayalı sanayi kolları ve madencilik alanında yatırımlar yaptılar. İngiliz, Fransız ve İsveçli girişimciler bu yatırımları yapmıştır. Yabancılar Bursa da İpek ipliği fabrikası, İstanbul'da Konserve Fabrikası, kâğıt ve cam fabrikaları, Adana ve Tarsus'ta çırçır fabrikaları kurdular.

Yabancılar Osmanlı’da posta şirketleri de kurdular 1856 Islahat fermanı ile azınlıklar istediği işyerini kurumu açmaya başladılar. (Hastane, okul, banka gibi)

Özel yatırımcıları destekleme kanunundan en fazla gayri Müslimler yararlandı. Kurulan yeni şirketlerde yabancılar Osmanlı kaynaklarını sömürüye devam ettiler.

İki Ermeni kardeşin kurduğu Sarraf cemiyeti, İzmir ve Konya’daki halı fabrikaları bu şirketler arasındadır. İngiliz sermayesi ile Beykoz kâğıt, İngiliz - İsveç sermayesi ile Kartal mum ve konserve fabrikaları kuruldu.

1883’te Reji (Regie) adı ile bilinen Alman - Fransız şirketi ülkedeki tüm tütünleri satın alıp işletme hakkına sahip oldu.

Osmanlı’da ilk demiryolu Aydın - Turgutlu arasında yapıldı. Osmanlı demiryolları sayesinde, devlet mekanizmasının işlemesinin kolaylaşacağını, ulaşım maliyetinin düşmesiyle tarım üretiminin artacağını düşünüyordu. Ayrıca savaş zamanında asker ve malzeme taşıma kolaylaşacaktı.

Yabancı sermayeler demiryolu sayesinde ham maddeleri işlek limanlara daha kolay taşıyabileceklerdi. 1861 yılında Maden Kanunu ile Maden işletmeciliği devlet tekelinden çıktı. Yabancılar maden işletmeciliğine başladı. Ülkelerine götürdükleri madenlerle sanayilerini beslediler.

Osmanlı’da Ticaret

Osmanlı Devleti ticaretin gelişmesine önem verdi.

Ticaret için en önemli olan yollardır. Osmanlı yol yapımına ve güvenliğine önem vermiştir.

Esnaf ve zanaatkâr'ın ürettiği malları tüccarlar iç piyasada ve dış piyasada satmışlardır.

Menzil teşkilatı kurularak taşımacılığın en hızlı şekilde yapılması sağlanmıştır. Osmanlı ülkesinde haberleşme de menzil teşkilatı sayesinde olmuştur Menzil örgütü konaklama noktası olan köy ve kasabalarda kervanın ve habercilerin her türlü ihtiyaçlarını karşılamışlardır.

Devlet bu görevlerine karşılık bu köy ve kasabaları bazı vergilerden muaf tutmuştur.

Derbentçilerde ticaret yollarının güvenliğini sağlamışlardır. Ticaret yolları üzerinde bulunan köy kasabalar derbentçilik görevini yapar vergiden muaf olurlardı.

Mekkari Taifesi Ticaret yolları üzerinde taşımacılığı meslek edinen insanlardı.

Osmanlı’da transit ticaretin konusu olan mallar ve bu malların üretimi daha da önem kazanmıştı. Bunlar;

  • Tekstil ve halıcılık alanlarında kullanılan ipek, İran’dan ham olarak alınıp, Bursa'da kumaş haline getirilip dünya pazarlarına gidiyordu.
  • Keçi tiftiğinden dokunan Sof adı verilen kumaş sayesinde Ankara uluslar arası, ticaret merkezlerinden biri olmuştur.
  • Pamuklu dokuma, çuha, halıcılık ile bunların boyanmasında kullanılan boyalar, deri ve deri ürünleri, madeni eşyalar yurt dışına satılıyordu.
  • Bazı dönemlerde fiyatların yükselmesini engellemek için iç piyasa ihtiyaçları göz önüne alınarak buğday, zeytinyağı, silah, at, balmumu ve deri gibi mallara ihraç yasağı getirilmiştir.

Yabancı ülkelerden de baharat, çivit, keten, pirinç, şeker, sabun, ayna ve saat gibi mallar alınmıştır.

XVII. Yüzyıldan itibaren her alanda olduğu gibi ticarette olumsuz etkilendi.

Ticaret yollarının önemini yitirmesi ve kapitülasyonlar sayesinde ticaret azınlıklar ve yabancı devletlerin kontrolüne geçmeye başladı.

Yerli tüccarlar, ticari ayrıcalıklar verilen yabancı tüccarlarla rekabet edemedi.

Tanzimat Dönemi’nde amediye {ithalat vergisi) reftiye (ihracat vergisi) ve müruriye (transit ticaretten alınan vergiler) yeni bir düzenlemeye tabi tutuldu.

1838 İngiltere’yle yapılan Balta Limanı Antlaşmasından sonra dış ülkelerle ticaret anlaşmaları çoğaldı. Osmanlı’nın ham madde kaynakları, tek yanlı olarak Avrupa’nın çıkarlarına hizmet eder oldu.

1861 yılında yapılan yeni ticari anlaşmalarla Avrupalı Devletler iç ve dış ticarette tam serbestlik kazandılar.

1861 Maden Kanunu ile madenler bile yabancı yatırımcılara açıldı.

XIX. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelen mallar, şeker, kahve pirinç, iplik, fes, battaniye, kereste, kömür, ilaç, kâğıt, cam, saat, kibrit gibi mamul maddelerdi. Yurt dışına ihraç edilen mallar ise tarım ürünleri ve hammaddelerdi.

Ulaşım ve Haberleşme

Avrupalıların yatırımları sonucu demiryolu kurulmaya başlandı.

Osmanlı merkezi otoriteyi etkin hale getirme, daha kolay haberleşme, ticaret yapma ve vergi toplama amacı ile kara yolları yaptı.

Kara ve demiryollarındaki gelişmeler deniz yolunda da yaşandı. II. Mahmut döneminde buharlı gemiler kullanılmaya başlandı 1844’ten sonra bu gemiler şirketleştirildi.

İstanbul ve İzmir arasında İlk posta hizmetleri başlandı. 1841 Posta Teşkilatı kuruldu. Yabancı posta şirketleriyle rekabet edemedi ve kapandı. 1873’de yeniden Osmanlı Posta İdaresi kuruldu.

İlk telefon hattı 1881 Galata ve Eminönü arasında kuruldu.

Telgraf ilk defa 1854 Kırım Savaşı sırasında kullanıldı.

1859’da Telgraf Nizamnamesi çıkartıldı.

Osmanlı Kültür ve Medeniyetinde Eğitim Öğretim

Osmanlı kültür ve medeniyeti içinde eğitim çok renkli ve çeşitli bir şekilde yer almaktadır. Sıbyan mektebi, enderun mektebi ve medreseler eğitimi oluşturmaktaydı.

Sıbyan Mektebi

Osmanlı Devleti'nde eğitimin ilk basamağı Sıbyan mektepleridir. (Mahalle mektebi)

Her mahallede caminin yanında bulunan bu mekteplerde, Kız erkek ayrımı olamadan herkes istifade ederdi.

Öğretmenler özel eğitim gören kişilerden olmayıp, okuma yazma bilen ve bu işe uygun olduğu kabul edilen kişiler arasından seçilirdi. Çocuklar istediği bilgiyi alana kadar mektebe devam ederlerdi. Mektebe gitmenin zorunluluğu yoktu.

Bu okullarda Arap alfabesi, sureler, dini bilgiler, okuma ve dört işlem öğretilirdi.

Geleneksel Amin Alayı ile çocuklar eğitime başlardı.

II. Mahmut zamanında ilköğretim zorunlu oldu. Tanzimat Dönemi'ne kadar Sıbyan mektepleri görevlerini devam ettirdi. 1839 Sıbyan mekteplerine dokunulmadan İptidai denilen ilkokullar açılmaya başlandı.

II. Meşrutiyet Döneminde Sıbyan mekteplerinde iyileştirme yapıldı. Maarif Nezareti kendine bağlı ilkokulların sayısını arttırmaya başladı.

1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’ne göre ilköğretim 12 yaşına kadar bütün çocuklar için zorunlu oldu. Tanzimat Döneminde açılmaya başlayan bu yeni okullarda ders veren erkek öğretmenlere muallim, bayan öğretmenlere de muallime denildi.

Enderun Mektebi

Saray içi okulu olarak da geçmektedir. Bu okulun temel amacı devlet bünyesinde istihdam edilmek üzere yönetici sınıfı yetiştirmektir.

Bu okula ilk dönemler devşirme sistemine bağlı olarak yetiştirilmiş olan gençler alınırken daha sonraki zamanlarda Türk ve Müslüman çocuklarda alınmaya başlanmıştır.

İlk defa II. Murat zamanında Edirne Sarayında kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmet döneminde İstanbul’da Topkapı Sarayında açılmış ve geliştirilmiştir.

İslâmi ve pozitif ilimler yanında beden eğitimi, sanat ve saray hizmetleri de öğretilirdi.

Enderun’u bitirenler Kapıkulu Süvarisi olarak göreve başlar, devletin çeşitli kademelerinde aktif görevler alırlardı. Zaman içinde tecrübe kazanarak Beylerbeyi, Yeniçeri Ağası, Vezir ve Veziriazam mertebelerine kadar ulaşabilirlerdi.

Enderun Mektebi Osmanlı Devletinde 1909 yılına kadar görev yapmıştır. 1909'da kapatılmıştır.

Sokullu Mehmet Paşa, Mimar Sinan Enderun çıkışlıdır.

Askeri Eğitim

Savaşlarda esir alınan genç ve sağlıklı olanlardan beşte birini kapıkulu askeri olmak üzere alınıyordu. Bu çocuklar Pençik adı verilen defterlere kaydedildiğinden, bunlara Pençik oğlanı denirdi.

Ayrılan bu esirler Türk Müslüman ailelerinin yanında Türk - İslâm kültürüne bağlı olarak yetiştirilip Türkleştirilirlerdi.

Devşirme işi tamamlanınca acemi oğlanlar ocağına gönderilir. İlk askeri eğitimini aldıktan sonra kapıkulu ocaklarına dağıtılırlardı.

Medreseler

Selçuklu medreseleri Osmanlı medreselerine kaynak olmuş ve daha da geliştirilmiştir.

Osmanlı’da eğitim ve öğretim etkinliğinin yapıldığı en temel kurum medreselerdir.

Medreselerde yetişenler İlmiye Sınıfını oluşturuyordu. Şeyhülislam, Kazasker kadı ve müderris medrese mezunlarıdırlar.

Orta (hariç), lise(dahi), üniversite (Sahn) ayarında eğitim verilirdi.

Medrese öğretmenlerine Müderris, yardımcılarına muid öğrencisine molla, softa, danişment denilmiştir.

Medrese giderleri vakıflar tarafından karşılanmıştır. İlk Osmanlı Medresesi Orhan Bey zamanında İznik'te açılmıştır.

İlk medresenin müderrisliğine ünlü düşünce ve bilim adamı olan Davud-ı Kayseri getirilmiştir.

Fatih Sultan Mehmet zamanında İstanbul'da Sahn-ı Seman Medresesi. Kanuni sultan Süleyman zamanında açılan Süleymaniye medreseleri üniversite niteliğinde çağın en üst seviyesindeydi.

Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan Tanzimat Dönemi'ne kadar ülkenin bilim, adalet ve yönetim işlerine yön veren kişilerin yetiştiği medreseler batılılaşma çalışmalarının önünü tıkayan kurumlar haline geldi.

3 Mart 1924 Halifeliğin kaldırıldığı gün çıkartılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreseler kapatıldı. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı İmam Hatip Okulları açıldı.

Dini ve Sosyal Kurumların Eğitim ve Öğretim Fonksiyonları

Dini ve sosyal kurumlar Osmanlı kültür ve medeniyeti içerisinde eğitim ve öğretimi etkileyerek önemli rol oynamışlardır.

Esnaf Teşkilatı (Lonca)

Eğitimde önemli rol oynamıştır. Türkiye Selçuklu Devleti'nde esnaf teşkilatı olan Ahilik, Osmanlı’da Lonca teşkilatı olarak devam etti.

Ahilik veya lonca sanat okulu düzeyindedir. Usta - çırak ilişkisiyle meslek eğitimi verilirdi.

Teşkilatın fütuvvetname adlı yasaları vardı.

Fütüvvet, yiğitlik, cömertlik, fedakarlık ve delikanlılık gibi anlamlara gelmektedir.

Loncalar üyelerine mesleki bilgi ve eğitim verirdi. Teşkilata alınanlar, teşkilatın eğitim öğretim kurallarına uyarak çıraklıktan ustalığa kadar yükselirdi. Ustalık belgesini almaya icazet denirdi.

Azınlık Okulları

Osmanlı egemenliğinde yaşaya milletler dinlerinde olduğu gibi eğitim konusunda da özgürdürler. Kurdukları okullarda Osmanlı’nın hiçbir denetimi yoktu.

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde İngiltere. Fransa, Almanya, İtalya, Avusturya, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya çeşitli bölgelerde okullar açtılar. Bu okullar aracılığıyla kendi dil, din ve kültürlerini yayarak siyasi nüfuslarını arttırmak istediler.

Darülfünun

1845 yılında Mustafa Reşit Paşa ve diğer aydınlar üniversite kurmak istediler. Bu amaçla düşünülen okullara öğretim elemanı yetiştirmek için Dar'ûl Maarif adında okul açıldı. Üniversitede okutulacak kitapların çeviri ve yazımlarıyla ilgili olarak Encümeni Daniş (1851) (Bilimler akademisi) kuruldu.

1869 Maarifi Umumiye Nizamnamesi ile Darülfünun kurulmasına karar verildi. 1870’de İstanbul’da resmen açıldı.

1900 yılına kadar üç defa açılıp kapatılan Darülfünun medreselerin muhalefeti sonucu tam bir faaliyet gösteremedi.

1900 yılında Darülfünunu Şahane açıldı. 1933 Üniversiteler kanunu ile İstanbul üniversitesi oldu.

Yazı Dil ve Edebiyat

Osmanlı’nın kuruluşta resmi dili Türkçe, bilim dili Arapça, edebiyat dili Farsça idi. Zamanla bu üç dilden Osmanlıca denilen karma bir dil ortaya çıktı.

Abdülmecit ve Abdülaziz zamanlarında (Tanzimat) Türkçenin sadeleştirilmesi konusunda çalışmalar yapıldı. Encümen-i Daniş Akademisi Türkçenin sadeleştirilmesi için çalışmalar yaptı. Abdülaziz zamanında Ali Süavi bu alanda çalışmalar yaptı.

Basın ve Yayın

Osmanlı Devleti’nde ilk matbaa 1727 Sait Efendi ve İbrahim Müteferrika tarafından İstanbul’da kurulmuştur, ilk basılan eserler;

Matbaada ilk deneme olarak Marmara Denizi Haritası ve Bahriye-i Bahr-ı Siyah adlı iki harita basıldı.

Matbaada ilk basılan eser Vanlı Mehmet’in Sihah-i Cevheri (Vankulu Lügati) adındaki sözlüğüdür.

İkinci basılan eser Katip Çelebi’nin Tuhfet-ül Kibar Fi Esfar-ül Bihar adlı eserdi.

Yayın hayatına giren ilk gazete II. Mahmut zamanında çıkartılan, Takvim-i Vakayi’dir. (1831) Osmanlı’da ikinci gazete Ceride-i Havadis’dir. (1840)Bu İngiliz gazeteci ve muhabir olan William Churchill tarafından kuruldu. 1860 yılına kadar devam etti.

1860’ta Şinasi ve Agâh Efendi tarafından ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahvâl kuruldu. 1866 yılına kadar yayın yaptı.

1862de Şinasi, Şehzade Murat (V. Murat) ve Mısırlı Prens Mustafa Fazıl’ın yardımıyla Tasvir-i Efkâr gazetesi kuruldu. Yeni edebi akımların ve siyasi fikirlerin tartışma yeri durumuna geldi. Şinasi Paris’e gönderilince Namık Kemal başyazarlığını yürüttü.

İlk Türk matbaasının açılması, Osmanlı toplumun gözlerini dünyaya açması bakımından önemlidir.

İbrahim Müteferrika'nın ölümüyle uzun süre işletilmeyen matbaa I. Abdülhamit zamanında, Sadrazam Halit Hamit Paşa’nın girişimleriyle yeniden faaliyete geçti.

III. Selim zamanında İlk Devlet Matbaası (Resmi yayınevi) kuruldu.

1835’te Osmanlı matbaacılığı büyük bir gelişme gösterdi.

1866'da Muhbir gazetesi Genç Osmanlılar tarafından kuruldu. Meşrutiyet yönetimi ile ilgili düşüncelerini yayınladılar.

1867’de Muhbir ve Tasvir-i Efkâr gazeteleri kapatıldı.

II. Abdülhamit döneminde başına sansür getirildi. Bu dönemde Sabah, Vakit, Tercüman-ı Hakikat gazeteleri çıkartıldı (Ahmet Mithad).

Mizancı Murat, II. Abdülhamit’e karşı Mizan dergisini yayınladı.

1895’te Ahmet Rıza, Türkçe ve Fransızca yayınlanan Meşveret dergisini çıkardı. Meşveret ittihat ve Terakkilerin yayın organıdır

II. Meşrutiyet döneminde Volkan. Seday-ı Millet. Tanin, Mizan gazeteleri kuruldu.

I. Dünya Savaşı sonrasında Peyami Sabah. Yeni Gün, İkdam, Akşam, Güleryüz gazeteleri yayınlandı.

1862 Münif Paşa Mecmua-i Fünun, Mustafa Refik, Mir’at dergilerini çıkarttılar.

Mizah dergisi olan Diyojen, Hayal, Çıngıraklı Tatar çıkarıldı (1869).

I. Dünya Savaşından sonra Refik Halit Karay Aydede adlı mizah dergisini çıkarttı.

Düşünce Hayatı ve Bilim

Osmanlı kültür ve medeniyeti içerisinde düşünce ve bilim önemli bir husus olmasına rağmen batıya göre geri kalmıştır.

Düşünce Hayatı

Osmanlı Devleti'nde bilginin temelini İslâmiyet öncesi Türk gelenekleri, İslâm dini ve yaşadıkları yerlerin özelliklerini oluşturmuştur.

Osmanlı düşünce hayatının oluşmasında etkin kişiler büyük İslam bilim ve fikir adamlarıdır.

Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında din adamları ve düşünürler halkın düşünce hayatını etkilemiştir. Bunlar Şeyh Edebali, Emir Sultan, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Mevlana gibi

XVI. Yüzyılda deney, gözlem ve araştırmalara önem veren medreseler düşünce hayatını sürekli geliştirdiler.

XVII. Yüzyılda medreseler bozulmaya başlayınca düşünce hayatı da olumsuz etkilendi.

XVIII. Yüzyılda Batı tarzı ıslahatlar başladı. İlk elçi olan Paris’e giden Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi Avrupa'da gördüklerini Sefaretname adlı eserinde topladı.

Matbaanın kurulması düşünce hayatının gelişmesinde etkili oldu. Lale devrinde Tercüme Encümenliği kuruldu. Çeviriler kültür hayatının canlanmasını sağladı.

II. Mahmut zamanında Avrupa’ya ilk kez öğrenci gönderildi Eğitimlerini tamamlayan bu gençler (Genç Osmanlılar) Osmanlı devletinin siyasi ve düşünce hayatını etkilediler.

Tanzimat Dönemi aydınları yazdıkları yazılarında akla ve bilime büyük önem verdiler, köklü değişikliklerin yapılması için harekete geçtiler.

Tanzimat Dönemi düşünce hayatını etkileyen aydınlar şunlardır:

Şinasi, Namık Kemal, Cevdet Paşa, Ali Süavi, Yusuf Akçura, Mizancı Murat, Cemalettin Afgani.

Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Sefaretname adlı eseri Osmanlı’nın batıya açılan ilk penceresi olarak değerlendirilmektedir.

Tanzimat Dönemi Osmanlı’sında düşünce hayatında değişiklikler oldu. Farklı düşünceler ortaya çıktı, bu düşünceler Osmanlı siyasetinde ve düşünce hayatında etkili olmuştur.

Tanzimat Dönemi aydınlarınca savunulan yeni görüşler bir süre sonra Batıcılık Osmanlıcılık, Ümmetçilik, Türkçülük gibi düşünce akımlarının ortaya çıkmasına neden oldu.

Osmanlı Kültür ve Medeniyetinde Güzel Sanatlar

Osmanlı kültür ve medeniyetinde güzel sanatlar daha çok süsleme sanatları şeklinde gelişmiştir.

Süsleme Sanatları

Resimden daha çok gelişmiş olan süsleme sanatları birçok dala ayrılmıştır.

Hattatlık

Güzel yazı yazma sanatına “Hat" güzel yazı yazanlara da Hattat denilmiştir.

Hat yazı türleri şekillerine göre; Sülüs, Kûfi, nesih, rıka gibi isimlerle alırdı.

Fatih zamanının en ünlü hat ustası Amasyalı Şeyh Hamdullah’tır. Ayrıca yükselme döneminde Süleymaniye Camisi kubbesinin etrafındaki yazılar Ahmet Akşemseddin Karahisari’ye aittir. Selimiye Camisi’nin bütün yazılarını Karahisari’nin oğlu Hasan Çelebi yazmıştır.

XVII. Yüzyılda ünlü usta Hafız Osman, XVIII. yüzyılda Mustafa Rakım Efendi. Mehmet Esat Yesari, XIX. Yüzyılın en ünlü hattatı Kazasker Mustafa İzzet Efendi’dir.

Tezhip

El yazması kitapları süsleme sanatıdır (Kenar süslemeciliği). Bu işin sanatçılarına müzehhip denirdi.

Osmanlı’da iz bırakan tezhip ustası Kara Mehmet’tir.

Minyatür

İslâmi anlayış gereği Osmanlılarda resim sanatı yerine minyatür sanatı gelişmiştir.

Minyatür. ışık ve gölge düzenlemesi, perspektifi olmayan bir tür resimdir. Siyasi, sosyal olayları anlatır. Fatih zamanında Sinan Bey ve Seyyid Lokman, XVI. yüzyılda Nigari ve Nakkaş Osman, XVII. Yüzyılın en ünlü minyatür ustası ise Levni’dir.

Önemli bir minyatürcü Bursalı Firdevs’idir. En ünlü eseri Süleymaniye’dir.

İslâmi minyatür ekollerin etkisiyle kitap süsleme sanatı ön plana çıkmıştır.

Matrakçı Nasuh’un tarihi tasvirleri önemlidir. Kanuni Sultan Süleyman’ın seferleriyle, Barbaros Hayrettin Paşa’nın Akdeniz seferlerini konu etmiştir.

Minyatür sanatıyla portre çizimi de yapılmıştır, bunlardan en ünlüsü Nakkaş Osman’ın çizdiği II. Mehmet portresidir.

Çinicilik

Dünyada porselen tekniği Çin’den yayıldığı için çinicilik denmiştir. Çini kırmızı toprağın işlenerek yüksek ateşte pişirilmesiyle elde edilir.

Selçuklu çini sanatının Osmanlı sır tekniği ile birleşmesiyle Osmanlı Çini sanatı oluşmuştur Geometrik desenler ve bitki motifleri kullanılmıştır. (Karanfil, lale)

Önce İznik sonra Kütahya, Diyarbakır, Bursa ve İstanbul’da atölyeler açıldı.

Bursa Yeşil cami, Yeşil Türbe, Topkapı Sarayı, Çinili köşk, Süleymaniye cami, Selimiye cami, Sultan Ahmet Cami. Bağdat ve Revan köşkü çini sanatının en güzel örnekleridir

XVII. Yüzyılda çini gerilemeye başlayınca Nevşehirli Damat İbrahim Paşa yeniden canlandırmak için Çini imalathaneleri açtırdı.

Oymacılık

Taş ve ahşap oymacılığı olarak gelişmiştir. Bu sanat dalında yapıların taş ve ahşap kısımları çeşitli oyma şekilleriyle süslenirdi. Camilerin mihrap, minber, kapı, pencere kanatları kuran rahleleri, sandıklar oymalarla süslenmiştir.

Kakmacılık

Metal ahşap ve taş üzerine açılan yuvalara altın, gümüş, sedef, fildişi gibi taşları gömerek yapılan süsleme sanatıdır. Ayna kenarları, miğfer, Kılıç, kalkan, tabanca ve tüfek kabzaları, minberler ve rahlelerde uygulanmıştır.

Nakkaşlık

Minyatür ve tezhip sanatkârlarına Nakkaş denilmiştir. Fatih döneminde sarayda nakkaş haneler kurulmuştur. Nakkaşlar yapıların duvarlarını tavanlarını yağlı boya ve suluboya motifleriyle süslemişlerdir.

Vitray

Renkli camların kurşunla birleştirilerek yapılan sanattır. Cami ışıklandırılmasında kullanılmıştır.

Müzik ve Resim

Türkler tarih boyunca müzik geleneğini devam ettirmiştir.

Hükümdarlık sembollerinden olan mehter her gün ikindi vaktinde sarayın kapısında çalınmıştır.

Mehteran yerine II. Mahmut zamanında Mızıka-i Hümayun okulu açılmıştır.

XVIII. Yüzyılın sonuna kadar resimde minyatür tekniği devam etti, ancak Avrupalı ressamların etkisiyle resim sanatı başladı.

Mühendishane-i Berr-i Hümayun okulunda resim kurallarının resim dersi programa alınmıştır

Fatih Sultan Mehmet İtalyan ressam Ç. Belinliye portresini yaptırmıştır.

Sultan Abdülüziz’in emriyle Avrupa’ya gönderilen ilk sanatçılar, askeri okul öğrencileridir. Bunlar için 1855’te Paris’te Mekteb-i Osmanî adıyla bir okul açılmıştır.

Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyit Bey Paris’te aldıkları resim eğitimi ile birçok eserler verdiler, Hüseyin Zekai Paşa'da onlara katıldı. Bu üç sanatçı Türk resim sanatının yolunu açtılar.

Şeker Ahmet Paşa (1841 - 1907) Osmanlı’da ilk resim sergisini açmıştır. Türk sanatında ilk kez çıplak insan figürü çalışan sanatçıdır.

Osman Hamdi Bey (1842 - 1910) Ressam, arkeolog ve müzecidir. Suriye’de kazılar yaptı, ünlü İskender Lahidini ortaya çıkarttı. Bulduğu eserleri çinili köşkte toplayarak, eserlerin özelliklerini içeren bir liste çıkarmıştır. Bu müzecilik konusunda ilk bilimsel çalışmadır, (ilk müzeyi kurdu) ilk resim okulu Sanayi-i Nefise (Güzel sanatlar Akademisini) 1883 yılında açtı.

Mimari

Osmanlı dönemi mimarisinde İslâm uygarlığının mimari özellikleriyle Selçuklu mimari özellikleri birleşerek özgün bir duruma gelmiştir.

Mimari alanda en doruk noktaya Mimar Sinan (1489 - 1588) ile ulaşılmıştır. Yavuz ve Kanuni’nin yanında seferlere katılarak gidilen yerlerdeki mimari eserleri incelemiş kendi tekniğini geliştirmiştir.

Mimar Sinan dini, askeri sivil alanda yüzlerce eser vermiştir. Klasik Dönem mimarisine damgasını vurmuştur.

Külliye: Yapı topluluğudur. Cami etrafında yapılır. İçinde medrese, imarethane, darüşşifa, Tabhane, han, yatır, şadırvan. Bedesten, kütüphane bulunan yapılara külliye denir.

İmarethane: Aşevidir, garibanlara yemek dağıtılan yerdir.

Darüşşifa (Bimarhane): Hastane.

Tabhane: Hastaneden çıkan kimsesizlerin bakıldığı yer

Şadırvan: Abdest alınan çeşmeler topluluğu Bedesten: Kapalı çarşı

Kervansaray: Tüccarların konaklaması için yollar üzerindeki konaklama yendir. Yaklaşık kırk kilometrede bir yapılmıştır. Üç gün ücretsizdir. Kervansaray içerisinde Mescit, Han, Hamam, Ahır, imarethane bulunur. İçinde kütüphane, şifahane, bedesten bulunan kervansaraylar da vardır.

Dürül şafaka: Kimsesiz çocukların barındığı yer.

Dürül Aceze: Aciz yaşlıların barındığı yer.

Hilal-i Ahmer: Kızılay.