Tarih

Kurtuluş Savaşı Muharebeler ve Lozan Antlaşması

Kurtuluş Savaşı muharebeleri ve ardından Lozan Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı için en önemli basamaklar olmuşlardır. Kurtuluş Savaşı sürecini cephe ve muharebeler düzeyinde inceleyeceğiz.

Doğu Cephesi

Kurtuluş Savaşı açısından önemli bir cephedir. Ermeniler ile mücadele verilmiştir.

Ermeni Meselesi, Gümrü Barış Antlaşması (3 Aralık 1920)

Ermenileri ilk kışkırtan devlet Doğu Akdeniz’den sıcak denizlere inmek isteyen Rusya’dır.

Rusların sıcak denizlere inmesini istemeyen, İngiltere kendi himayesinde Ermeni Devleti kurulması için çaba harcamaya başladı, ilk Ermeni Meselesi 1878 Berlin Antlaşmasında ortaya çıkmıştır. Berlin Kongresi’nde muhtariyet sağlayamayan Ermeniler hayal kırıklığına uğradı. Bundan sonra emellerine ulaşmak için silahlı komiteler kurarak kanlı terör hareketlerine giriştiler. Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde Ermeni cemiyetleri kurulmaya başlandı. Ayrıca bu cemiyetlerin yanında çeşitli okullar açarak gençlere Ermeni milliyetçiliğini aşılamaya çalışmışlardır.

İlk Ermeni isyanı 1890 yılında Erzurum’da başladı. Hınçak Komitesi İstanbul’da Kumkapı Gösterisi düzenledi. Van valisi öldürülmek istendi. Merzifon’da meydana gelen çatışmada yirmi beş Türk askeri şehit edildi.

1894’de Rusya ve İran’daki Ermeni komitelerinin kışkırtmasıyla Sason’da isyan çıkardılar. Osmanlı Devleti bu isyanı bastırdı.

Bu olay Avrupa’ya çok abartılı bir şekilde aktarıldı. Ermenilere katliam yapılıyor diye İngiltere, Fransa ve Rusya, 11 Mayıs 1985’te Osmanlı Devleti’ne bir muhtıra verdiler.

Ermenilerin yaşadığı yerlerde ıslahat yapılmıyor diye birkaç yüz Ermeni Bab-ı Ali’yi bastı.

26 Ağustos 1896’da Osmanlı Bankası’nı bastılar. Bu baskınla amaçları yabancı devletlerin olaya karışmasını sağlamaktı. Baskın yapan elebaşılar Fransız ve Rusların yardımı ile kaçtılar.

1905 yılında Sultan II. Abdülhamit’e suikast düzenlediler. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı ile önceden yurt dışına çıkarılan Ermenilerin geri dönmesine izin verildi.

17Eylül 1913’te Hınçak Komitesi’nin Köstence’de yapılan kongresinde ittihat ve Terakki yönetimi suçlandı. Ermeniler, Osmanlı Devleti’ne karşı silahlı mücadele kararı aldı.

I. Dünya Savaşı’nda Kafkas cephesinin açılması ile Ruslarla anlaşma yapan Ermeniler, Türkleri iki ateş arasında bırakmak istediler. Ruslar hesabına casusluk yaptılar. Seferberlik emrine uymayarak askerden kaçtılar. Askere gelenler ise topluca silahları ile birlikte Rus ordusuna geçerek vatana ihanet suçunu işlediler.

Komitecilerin yanında özellikle Rus sınırına yakın bölgelerde, Ermeni halkında devlete isyan ettiğini gören Dâhiliye Nezareti 24 Nisan 1915’te Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, belgelerine el konulması ve komite elebaşlarının tutuklanmasını bir genelge ile ilgili makamlara bildirdi.

Bu genelge üzerine İstanbul’da Hınçak ve Taşnak Ermeni komitelerinin elebaşlılığını yapan 2345 kişi tutuklandı. Ermenilerin “Soykırım Yıldönümü” diye andıkları ve her yıl ABD’nin meclislerine getirilen “24 Nisan Günü Meselesi” bu genelgenin yayınlandığı günü işaret eder.

Alınan önlemler sonuç vermeyince 27 Mayıs 1915’te Tehcir Kanunu çıkarıldı. Savaş alanı içindeki Ermenileri göç ettirme ve yerleştirme ile ilgili bu geçici kanunla sadece isyan hareketine karışanlar savaş bölgesinden alınıp, ülkenin güvenli bölgelerine göç ve yerleşime tabi tutuldular. Bu uygulama aynı zamanda Ermeni halkın can güvenliğini de sağladı. Çünkü bu çeteler terör eylemine ve isyana katılmayan Ermenileri de öldürüyorlardı.

Göç ettirilen Ermenilerin barınmaları, yedirilip içirilmeleri ile ilgili konuları kapsayan yönetmelikler yayınlandı. Osmanlı Devleti göç eden Ermenilerin vergilerini erteledi. Gayrimenkullerinin ucuza satılmaması için tedbirler aldı. Her türlü ihtiyaçlarının karşılanması için memurlar tayin etti. Göç sırasında güvenliklerini sağladı.

Ermenilere saldırıda bulunanları Divan-ı Harbe gönderdi. Yerleşecekleri arazilerin verimli olması sağlandı. Can ve mal güvenlikleri için karakollar kuruldu.

Katolik ve Protestan Ermeniler, Ermeni milletvekilleri, Osmanlı ordusundaki Ermeni askerler, subaylar, askeri doktorlar ve aileleri göç ettirilmemiştir. Ayrıca yaşlılar, güçsüzler, körler, dul ve yetimler göçe tabi tutulmamışlardır.

Tehcir Kanunu 24 Ekim 1916’da durduruldu. Tehcir Kanunu’na İngiltere, Fransa ve Rusya karşı çıktı. Yer değiştirme uygulamasını bir soykırım gibi göstermek ve dünya kamuoyunu bu konuda ikna etmek için yoğun bir propagandaya başladılar.

31 Aralık 1918’de Geri Dönüş Kararnamesi’ni çıkardı. Geri dönen Ermeniler eski mal ve mülklerini yeniden aldılar.

3 Mart 1917’de Brest Litowsk Antlaşması ile Sovyet Rusya, I. Dünya Savaşı’ndan çekildi. Rusların çekildiği topraklar Ermeniler tarafından işgal edildi ve 28 Mayıs 1918’de merkezi Erivan olan Ermeni Devleti kuruldu.

Mondros Ateşkes Antlaşmasının 24. maddesi ile Doğu Anadolu’da Ermeni devleti kurulması hedeflenmiştir.

1919 Paris Barış Konferansı’na Ermeni temsilcileri de çağırıldı ve Doğu Anadolu’da Ermeni devletinin kurulması kabul edildi.

Wilson İlkeleri’nin “Her millet kendi kaderini belirleyebilir.” prensibini gerekçe göstererek Ermeniler Doğu Anadolu topraklarını işgal etmeye başladılar. Doğu Anadolu’da Ermenilerin çoğunlukta olduğunu ileri sürdüler. Ermenilerin iddialarını tetkik etmek için ABD’Iİ General Harbord başkanlığında bölgeye bir heyet gönderdi.

Bu heyetin hazırladığı raporda bölgenin hiçbir yerinde Ermenilerin çoğunlukta olmadığı belirtildi. Bu rapor Kurtuluş Savaşı’nda Amiral Bristol Raporu’ndan sonra Türklerle ilgili ikinci olumlu belgedir.

Sevr Barış Antlaşmasında Osmanlı Devleti’nin Ermenistan’ı bağımsız bir devlet olarak tanıması kararı alındı. Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini kapsayacak Ermenistan sınırı Wilson tarafından çizilecekti.

Kurtuluş Savaşı’nda Ermeniler Doğu Anadolu’yu ele geçirmek için harekete geçtiler. Kars, Ardahan ve Oltu’yu işgal ettiler.

Milli Mücadele başlamadan önce, Doğu Anadolu’nun Ermenilerin eline geçmesini önlemek için Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla bir teşkilat kurulmuştu. Kazım Karabekir Paşa’nın 15. Kolordu komutanı olarak Erzurum’a gelmesinden sonra teşkilat daha da güçlendi.

Kâzım Karabekir Paşa, Ermeni saldırıları karşısında bölgedeki savunma hazırlıklarını hızlandırdı. TBMM’ye durum hakkında rapor sunmak, hareket için yetki istedi.

TBMM Kâzım Karabekir Paşa’yı tam yetki ile 9 Haziran 1920’de Doğu Cephesi Komutanlığına atadı.

Askeri harekâta 28 Eylül 1920’de başlatıldı. 29 Eylül’de Sarıkamış, 30 Ekim’de Kars, Ermenilerden kurtarıldı. TBMM’nin barışçı yaklaşımları sonuç vermedi. Türk ordusu Gümrü’ye kadar ilerleyince, Ermeniler barış istemek zorunda kaldılar.

TBMM 8 Kasım 1920’de Ermeni hükümetine bir nota ile siyasi ve askeri isteklerini bildirdi. Ermeniler bu istekleri kabul etmeyince çarpışmalar yeniden başladı. Türk orduları karşısında dayanamayan Ermeniler, tekrar barış istemek zorunda kaldılar. 3 Aralık 1920’de Gümrü Barış Antlaşması imzalandı.

3 Aralık 1920 Gümrü Antlaşmasına göre;

Ermeniler işgal ettikleri yerleri boşalttılar. Doğu Anadolu sınırımız, Ardahan’ın bir bölümü ve Artvin dışında bugünkü halini aldı.

TBMM Kars, Iğdır, Sarıkamış, Kağızman ve Kulp’u tekrar topraklarına kattı çok sayıda silah ve cephane ele geçirildi.

Antlaşmasının Önemi, Özellikleri ve Sonuçları

TBMM’nin uluslararası alanda imzaladığı ilk siyasi belgedir.

Ermeniler Sevr’in kendilerine tanıdığı haklardan vazgeçmişler, mesele uluslar arası düzeyde sona ermiştir.

TBMM’nin ilk askeri başarısı olan Kars Harekâtı ve ilk siyasi başarısı olan Gümrü Barış Antlaşması ile Doğu cephesi kapanmıştır, itibarı artan TBMM doğudaki birliklerinin bir kısmını Batı cephesine kaydırmıştır.

Ermeniler işgal ettikleri bölgelerden çekilmesiyle Gürcistan ile sınır komşusu olundu. Bir süre sonra Gürcistan, Sovyetler Birliği’ne katıldı. 1921 ’ de Gürcistan’la yapılan Batum Antlaşması ile Ardahan, Artvin ve Batum TBMM’ye teslim edilmiş fakat Batum, Moskova Antlaşması ile Gürcistan’a geri iade edilmiştir.

Doğu Anadolu’dan ayrılan Ermeniler 3 yıl içinde diledikleri takdirde yurtlarına geri dönebilecekleri, Türkiye’ye karşı düşmanca tavır ve davranışta bulunmayacağı belirtildi.

Ayrıca TBMM hükümetinin Ermenistan Devleti istediği takdirde askeri ve siyasi yardımda bulunacağı ve ticari ilişkilerin başlatılacağı belirtilmiştir.

Ermenistan, Sovyetler Birliği’ne katılınca Sovyetlerle imzalanan Moskova ve Kars Antlaşmaları ile durum pekiştirilmiştir.

Güney Cephesi

Kurtuluş Savaşının önemli bir cephesi olan Güney Cephesi birçok alanda savunmaya sahne olmuştur.

Güney Doğu Cephesi

Kurtuluş Savaşı içerisinde büyük kahramanlıkların yaşandığı cephelerden biridir. Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra Adana, Antep, Maraş ve Urfa İngilizler tarafından işgal edilmiştir, İngilizler 15 Eylül 1919’da Fransızlarla Osmanlı topraklarını paylaşmak amacıyla yeni bir anlaşma imzaladılar.

Bu antlaşmaya göre İngilizler, Filistin ve Irak’a Fransızlar ise Suriye ve Lübnan’a himayeci devletler olarak girecekti. Urfa, Antep, Maraş ve Adana Fransızlara verilecekti, İngilizlerin boşalttıkları bölgelere giren Fransızlar, girdikleri bölgelerde Ermenilerle işbirliği yaptılar. Ermeni intikam Alayları oluşturdular. Yöre halkı işgal ve katliamlara karşı Kuvay-i Milliye birliklerini oluşturdular.

Maraş Savunması

30 Ekim 1919’da Maraş, Fransızlar tarafından işgal edildi. Fransızların Maraş Kalesi’ndeki Türk bayrağını indirmeleri, Ermenilerin Türk kadınlarına saldırmaları üzerine, Maraşlılar 3 ve 20. Kolordulardan gelen subaylarla birlikte kahramanca direndiler. Her türlü donanıma sahip Fransızlar, bu direnme karşısında 11 Şubat 1920’de şehri terk etmek zorunda kaldılar. 22 gün süren bu şehir savunması diğer halk savunmalarına örnek oldu.

TBMM, şehre önce istiklal Madalyası, 1973 yılında da “Kahraman” unvanını verdi.

Maraş’ta direniş hareketini Sütçü İmam başlattı. Sivas Kongresi’nde alınan karar gereği bölgeye Kuvay-i Milliye birliklerini teşkilatlandırmak için subaylar gönderilmiştir.

Urfa Savunması

İngilizlerden sonra Urfa’ya giren Fransızlar burada da Ermenilerle işbirliği yaptılar. Halkın malına, canına ve namusuna saldırdılar. 29 Aralık 1919’da Urfa Jandarma Komutanlığına atanan Yüzbaşı Ali Saip Fransızlara karşı bir direniş teşkilatı kurdu. 9 Şubat 1920’de Urfa’nın büyük bir bölümünü işgalden kurtardı.

10 Nisan 1920’de Fransızlar Urfa’yı boşaltmak zorunda kaldılar.

1984’de TBMM Urfa’ya “Şanlı” unvanını verdi.

Antep Savunması

29 Ekim 1919’da İngilizler şehirden çekildi.

Fransızlar Antep’i işgal etti. Türk halkına karşı Ermenilerle birlikte hareket ettiler.

Fransız zulmünü önlemek amacıyla Antep Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Şahin adıyla anılan Üsteğmen Sait Bey’i Antep, Kilis yolu Kuvay-i Milliye birliklerinin komutanlığına getirdi.

Şahin Bey’in mücadeleleriyle Fransız birlikleri geri döndü. 26 Mart 1920’de büyük kuvvetlerle saldıran Fransızlarla üç gün mücadele edildi. Şahin Bey’in şehit edilmesiyle Mustafa Kemal tarafından Antep Milli Kuvvetleri Komutanlığına Kılıç Ali Bey getirildi. Şehirde savunma tedbirleri attırıldı.

Fransızlar 1 Nisan 1920’de şehri top ateşine tuttular. Antepliler 9 Şubat 1921'e kadar şehirlerini savundular.

9 Şubat 1921'de şehri Fransızlara teslim etmek zorunda kaldılar. Sakarya Savaşı sonunda yapılan 20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması ile Fransızlar şehri boşalttı. (25 Ekim 1921)

Antep halkının şehirlerini kahramanca savunmalarından dolayı TBMM 1921 ’de bir kanun çıkartarak Antep’e “Gazi” unvanını verdi.

Adana Savunması

Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası Fransızlar Adana ve çevresini işgal ettiler. Şehrin güvenliğinden sorumlu polis teşkilatının başına bir Ermeni getirildi. Fransızlara güvenen Ermeniler halka zarar verince, halk Toros Dağları eteklerine çekildiler. (Kaç kaç Olayı)

Pozantı’ya kadar ilerleyen Fransızlar ve Kuvay-i Milliye arasında amansız savaşlar başladı. 11. Tümen’in de desteklediği Kuvay-i Milliye, Fransızlara büyük darbeler indirdi.

Gülek Boğazı’nı kontrol altına almak isteyen Fransızlar Pozantı’ya bir birlik gönderdilerse de bu birlik Kuvay-i Milliye karşısında başarılı olamadı. Adana bölgesindeki savaş 1921 Ankara Antlaşması imzalanana kadar sürdü.

5 Ağustos 1920’de Pozantı’da bir kongre toplandı. Bu kongreye Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve arkadaşlarının katılması Kuvay-i Milliyecilere büyük bir moral kazandırdı.

Güney Batı Cephesi

Gizli antlaşmalarla İtalyanlara verilen Ege Bölgesi’nin 1919 Paris Konferansı ile Yunanlılara bırakılması İtalyanları rahatsız etmiştir.

Antalya ve Güney Batı Anadolu’yu işgal eden İtalyanlarla hiçbir silahlı çatışmaya girilmedi. TBMM’nin Batı Cephesi’ndeki başarıları İtalyanların işgal ettikleri bölgelerden çekilmelerine neden oldu, italyanlar II. İnönü Savaşı’ndan sonra çekilme kararı aldı. Sakarya Savaşı’ndan sonra işgal ettikleri yerlerden 5 Temmuz 1921 tarihinde tamamen çekildiler.

Ege Bölgesi’nde Yunanlılara karşı başlayan Kuvay-i Milliye hareketini destekleyen İtalyanlar, Anadolu’dan ayrılırken bütün malzemeleri Türklere bıraktılar.

Batı Cephesi Düzenli ve Ordunun Kurulması

Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı orduları terhis edilmiş, silahları itilaf Devletleri tarafından teslim alınmaya başlanmıştı. Fakat Mustafa Kemal Suriye cephesindeyken ordu komutanlarına telgraf çekerek ordularını dağıtmamalarını ve silahlarını teslim etmemelerini istemişti.

Osmanlı ordusundan sadece Kazım Karabekir Paşa’nın komutanı olduğu Erzurum’daki 15. Kolordu Komutanlığı kalmıştı.

İzmir’in işgalinden sonra Kuvay-i Milliye birlikleri oluşturuldu. Milli Mücadele’ye karşı başlayan ayaklanmaların bastırılmasında yararları görülen Kuvay-i Milliye birliklerinin olumsuz yönleri de ortaya çıkmaya başladı.

Kuvay-i Milliye birlikleri Ankara’daki Genelkurmay Başkanlığı’nın emirlerine uymuyor, yalnız kendi şeflerini dinliyorlardı. Ayaklananları kendi kurallarına göre cezalandırıyor ve halktan bazen zorla malzeme alıyorlardı.

Sivas Kongresi’nde Batı cephesi komutanlığına Ali Fuat Paşa atanmıştı. Güney cephesini düzene koymak amacıyla Kılıç Ali Bey bu bölgeye gönderildi.

16 Mayıs 1920’de Kuvay-i Milliye Müdafaa-i Milliye Vekâleti’ne bağlanmıştır.

22 Haziran 1920’de Yunan saldırısını Kuvay-i Milliye önleyemedi. Yunanlılar Bursa başta olmak üzere pek çok stratejik bölgeyi ele geçirince, Mustafa Kemal 12 Temmuz 1920’de düzenli Yunan ordusuna karşı Kuvay-i Milliye birliklerinin başarılı olamayacağını belirtti. TBMM’nin düzenli orduya sahip olması gerektiğini ileri sürdü.

Mustafa Kemal, Kuvay-i Milliye birliklerinde bulunan yetenekli askerlerin ordu birliklerinin kadrosuna geçirilmesini, seferberlik ilan edilerek eli silah tutanların yeni kurulan bu orduya katılmasını istedi.

11 Eylül 1920’de Hıyanet-i Vataniye Kanunu çerçevesinde “Firariler Kanunu” askerlerin kaçmalarını önlemek için çıkarıldı. TBMM üyelerinden oluşan üçer kişilik istiklal

Mahkemeleri kuruldu, iç güvenliği sağlamak için Seyyar Jandarma kuvvetleri oluşturuldu. Ankara’da Subay Okulu açıldı. Kuvay-i Milliye güçlerini Milli Savunma Bakanlığı emrine alan yasal düzenlemeler yaptı.

Batı cephesi komutanı Ali Fuat Paşa, 24 Ekim 1920’de emrindeki askerlerle Gediz’de bulunan Yunan kuvvetleri üzerine taarruza geçti. Disiplinsiz ve kumanda hiyerarşisinden yoksun Kuvay-i Milliye birlikleri, Gediz’de başarısızlığa uğradı. Yunan orduları Yenişehir ve İnegöl’ü işgal etti. Kuvay-i Milliye birlikleri Dumlupınar sırtlarına çekilmek zorunda kaldı.

Gediz Muharebeleri’nde uğranılan başarısızlıkta Kuvay-i Milliye şeflerine emre itaat etmemelerinin rolü olduğu tespit edildi.

Yaşanan başarısızlık üzerine Ali Fuat Paşa, Batı cephesi komutanlığından alındı. Moskova’ya elçi olarak gönderildi. Batı cephesi ikiye bölündü. Mustafa Kemal, Refet Bey ve ismet Beye “acilen düzenli ordu ve büyük süvari gücü” oluşturmak gerektiğini belirtmiştir.

Kuvay-i Milliye birliklerinin çoğu yeni kurulan orduya katıldı. 9 Kasım 1920’de Batı cephesi Kuzey ve Güney olmak üzere iki cepheye bölündü. Kuzey cephesi komutanlığına Albay ismet Bey, Güney cephesi komutanlığına ise Albay Refet Bey getirildi. Her iki cephede de Genelkurmay Başkanlığı’na bağlandı. Böylece yeni Türk ordusunun temelleri atılmış oldu. (Bu iki cephe II. İnönü Savaşı’ndan sonra birleştirildi.)

ismet İnönü cephe görevine başlayınca, önce ordunun tüm ihtiyaçlarının Cephe Komutanlığınca sağlanacağını, halktan asker toplanmayacağını, kimseden para alınmayacağını bildiren bir genelge yayınlandı. Cephe Komutanlığının bütçesini düzenleme ve cephe mevcudunun öğrenilmesine yönelik çalışmalar yaptı.

Cephenin emir komuta zincirine girmesi için çalıştı. Emir komuta zincirine girmek istemeyen Kuvay-i Seyyare güçlerinin komutanı Çerkez Ethem ayaklandı.

24 Nisan 1920’de Mustafa Kemal TBMM’de yaptığı konuşmada Pontus konusuna değinerek “Anadolu’nun ortasındaki güvenlik sorunu çözmeye memur kuvvetlerin bir komuta altında birleştirilmesi” gerektiğine işaret etti ve 9 Aralık 1920’de 407 sayılı kararname ile Merkez Ordusu kuruldu.

Birinci İnönü Savaşı (6-10 0cak 1921)

Sevr Barış Antlaşmasının şartlarını uygulatmak isteyen İngilizlerin kışkırttıkları Yunanlılar Bursa’yı ele geçirdi.

Yunanlıların amacı: Kütahya, Eskişehir ve Ankara’yı ele geçirip TBMM’ni dağıtmak, mili güçleri yok etmek ve Anadolu’ya sahip olmaktı.

Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe Ayaklanmalarını da fırsat bilen Yunanlılar 6 Ocak 1921'de Bursa istikametinden Eskişehir’e doğru saldırıya geçtiler. Uşak cephesinde oyalama çarpışmalarına giriştiler.

Batı Cephesi komutanı Albay ismet Bey, komutasındaki Türk askerleri ve Yunan kuvvetleri 9 Ocak 1921'de İnönü mevkiinde savaştılar.

Bozguna uğrayan Yunanlılar, Bursa istikametinde geri döndü. (10-11 Ocak 1921)

İnönü Savaşı’nın Sonuçları

  • Düzenli ordunun ilk askeri başarısıdır.
  • TBMM’ye duyulan güven arttı.
  • Orduya güven arttı, askere yazılma işlemleri hız kazandı.
  • Çerkez Ethem ayaklanması bastırıldı, iç güvenlik sağlandı.
  • TBMM, bu zaferden sonra Londra Konferansı’na davet edildi.
  • Rusya ile Moskova Antlaşması imzalandı. Afganistan’la Dostluk Antlaşması imzalandı.

Londra Konferansı (23 Şubat-12 Mart 1921)

I. İnönü Zaferi, itilaf Devletleri arasındaki anlaşmazlığı iyice ortaya çıkardı. Yunanlıların yenilmesi Türk - Rus ilişkilerinin tekrar düzelmesi, itilaf Devletleri’ni Sevr Antlaşmasının uygulanmasında ümitsizliğe düşürdü. Her ne kadar İngiltere onlar gibi düşünmüyorsa da Fransa ve İtalya Anadolu direnişinin basit bir olay olmadığını anlamış bulunuyorlardı. Fransızların zorlamasıyla

24 Ocak 1921'de Paris’te toplanan Müttefikler Konferansı’nda Sevr Antlaşmasını gözden geçirmek, Şark Meselesi’ne yeni bir çözüm bulmak için 21 Şubat 1921'de Londra Konferansı’nın toplanmasına karar verdiler. İtilaf Devletleri Osmanlı hükümeti aracılığı ile TBMM’nin de konferansa bir temsilci göndermesini istemişti, iki hükümeti de çağırmaktaki amaçları birbirinin varlığını tanımayan iki Türk kurulunu karşı karşıya getirmek ve bu durumdan yararlanmaktı. Mustafa Kemal itilaf Devletleri’ne gönderdiği bir nota ile Türk milleti adına karar verecek tek meşru meclisin ve hükümetin, TBMM hükümeti olduğunu bildirerek, doğrudan bir davet gelmediği takdirde Londra Konferansı’na katılmayacağını belirtti. Bunun üzerine itilaf Devletleri İtalya aracılığı ile TBMM hükümetini de davet etti. Konferans 27 Şubat 1921'de başladı.

TBMM hükümeti, İstanbul hükümeti, İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan konferansına katıldı. TBMM hükümeti adına Bekir Sami Bey, İstanbul hükümeti adına da Tevfik Paşa konferansa katıldı. Türk Heyeti, ilk olarak itilaf Devletleri’nin Anadolu’yu boşaltmasını istedi. Misak-ı Milli’yi açıkladılar.

İtilaf Devletleri, Sevr Barış Antlaşmasının esaslarına dokunmadan antlaşma üzerinde yaptıkları birkaç değişikliği Türklerin ve Yunanlıların kabul etmesini istediler. Yunanlılar Anadolu’yu boşaltma fikrine ve Sevr Antlaşmasının şartlarının değiştirilmesine razı olmadılar. Bunun üzerine TBMM temsilcileri itilaf Devletleri’nin sözde barış teklifini reddetti.

Konuşma sırası Tevfik Paşa’ya geldiğinde “Ben sözü Türk milletinin gerçek temsilcisi olan TBMM temsilcilerine bırakıyorum.” diyerek TBMM hükümeti temsilcisinin işini kolaylaştırdı. Ayrıca Ankara’da kurulan yeni devletin gerçek devlet olduğunu belirtti. Böylece ikilik yaratmak isteyen itilaf Devletleri’nin amaçlarına ulaşmasını engellemiştir.

Londra Konferansı’nda Sevr Antlaşması’nın sözde değişiklik yapılan maddeleri şunlardır:

İzmir Türklere verilecek, şehirde bir Yunan kuvveti bulunacak, asayiş itilaf Devletleri’nin subaylarının idaresinde yerli bir jandarma kuvvet ile sağlanacaktı. Hıristiyan bir vali olacak ve Milletler Cemiyeti tarafından atanacaktı. Boğazlar ise bize verilmiyordu.

Ermenistan’ın sınırları bölgeye gönderilecek Milletler Cemiyeti temsilcileri tarafından belirleniyor; kapitülasyonlar kaldırılmıyordu.

Trakya’ya ait bir değişiklik yoktu.

Bekir Sami Bey TBMM’nin onayını almadan Fransa, İngiltere ve İtalya ile 10 ve 12 Mart tarihlerinde ekonomik konularda ve esirlerin değişimi hakkında bir antlaşma yaptı.

TBMM’nin konferansa katılmaktaki amacı: Misak-ı Milli’yi dünya kamuoyuna duyurmak ve barışa önem verdiğini göstermek içindir.

Londra Konferansı’nın Önemi

İtilaf Devletleri TBMM hükümetini konferansa çağırmakla onun varlığını hukuken tanımışlardır. Anlaşma Devletleri arasında Sevr Barış Antlaşması hükümleri için tartışmalar başladı. Bu olaylar İtalya’nın Anadolu’dan çekilmesine, Fransa’yı Ankara ile anlaşmaya kadar götürmüştür.

Türkler haklı davasını bu konferans sayesinde bütün dünyaya duyurdu.

Bekir Sami Bey’in İtalya, Fransa ve İngiltere ile savaş esirlerinin karşılıklı değiştirilmesini öngören antlaşmalar yapması; yeni Türk Devleti’nin diplomatik alanda da tanındığının bir belgesidir. Ancak bu antlaşmalar II. İnönü Savaşının kazanılmasıyla Misak-ı Milli kararlarına ters düştüğü için TBMM tarafından reddedildi. Bekir Sami Bey Dış işleri Bakanlığı’ndan alınmıştır.

Londra Konferansı’nın başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Anadolu’da Yunan saldırısı yeniden başladı. Bu durum II. İnönü Savaşı’na neden olmuştur.

Moskova Antlaşması (16 Mart 1921)

İtilaf Devletleri I. Dünya Savaşı’ndan galip çıkınca Ruslara karşı saldırgan bir siyaset izlemeye başladılar. Bolşevikleri uzaklaştırarak Çarlık rejimini yeniden getirmek için çalışmalar yaptılar. Bu arada Sovyet Rusya, TBMM ile iyi geçinme kararı aldılar. “Düşmanımın düşmanı dostumdur.” politikasını güttüler.

Ali Fuat Paşa başkanlığındaki Türk elçilik heyeti 26 Şubat 1921'de müzakerelere başladı.

Sovyetler İngilizlerle bir ticari anlaşma yapmaya çalıştıklarından işi ağırdan alıyorlardı. TBMM ile bir ittifak anlaşması yerine dostluk anlaşması yapmayı kabul ediyorlardı. Doğuda Ermeni Savaşı’nın Batı’da I. İnönü Zaferi’nin kazanılması, TBMM’nin Londra Konferansı’na çağırılması tereddütleri ortadan kaldırdı. Ayrıca Sovyet Rusya, İngilizlerin Boğazlar ve İstanbul’a yerleşmelerini istemiyorlardı. Müzakerelerin tamamlanmasından sonra 16 Mart 1921'de Moskova Dostluk Antlaşması imzalandı.

Moskova Antlaşmasına göre;

  • İki taraftan birinin tanımadığı uluslar arası bir anlaşmayı, diğeri de tanımayacaktı.
  • Sovyet Rusya Misak-ı Milli’yi kabul edecek.
  • Osmanlı Devleti ve Çarlık Rusya arasında imzalanan antlaşmalar geçersiz sayılacak.
  • Sovyet Rusya kapitülasyonların kaldırıldığını kabul edecek.
  • İki devlet, arasındaki ilişkileri geliştirerek, ekonomik ve siyasi antlaşmalar yapmayı kabul ediyorlardı. Ermenistan ve Gürcistan ile TBMM hükümeti arasında antlaşmalar ile belirlenen sınırlar; Batum’un Gürcistan’a bırakılma şartıyla Sovyet Rusya tarafından tanınacak.
  • Boğazlar konusu Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin temsilcilerinin katıldığı bir konferansta ele alınacaktı. Ancak TBMM’nin egemenlik haklarını tehdit eden karar alınmayacaktı.
  • Sovyet Rusya elindeki bütün esirleri 3 ay içerisinde iade edecekti.

Moskova Antlaşmasının Önemi

  • İlk kez büyük bir devlet TBMM’yi tanımıştır.
  • Misak-ı Milli’yi tanıyan ilk Avrupa devleti olmuştur. Batum’un elden çıkmasıyla Misak-ı Milli’den ilk taviz verilmiştir.
  • Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan dışında Doğu sınırı çizilmiştir.
  • Sovyet Rusya, Sevr Antlaşmasını tanımadığını ilan etmiştir.
  • Sovyet Rusya TBMM’ye silah ve cephane yardımında bulunacağını belirtmiştir. Ancak yardım hemen gerçekleşmedi. Sakarya Savaşı’ndan sonra bir ölçüde artarak gelmeye başladı.

TBMM, Sovyet Rusya’nın Boğazların gelecekteki statüsü hakkında söz sahibi olmasını bu antlaşmayla kabul etmiştir.

İngiliz hâkimiyetine karşı Rusya’dan destek ve yardım sağlamak için Moskova’ya gelen Afgan Heyeti ile Türk Heyeti arasında 1 Mart 1921 ’de Türk-Afgan Dostluk ve işbirliği Antlaşması imzalandı. Moskova Antlaşması sonrasında TBMM Doğu cephesindeki kuvvetlerini Batı cephesine kaydırma imkânını elde etti. Rusya boğazlar üzerinde emellerinden vazgeçti.

I. İnönü Savaşı Sonrası TBMM’nin Yaptığı Çalışmalar

20 Ocak 1921 ’de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu mecliste kabul edildi. Böylece Misak-ı Milli sınırları içerisinde yeni bir Türk Devleti’nin kuruluşu belgelendi. 1921 Anayasası, Yeni Türk Devleti’nin hukuk düzenini oluşturan ilk temel kanun oldu.

8 Şubat 1921'de Gürcistan, Ankara’ya bir elçi gönderdi. Misak-ı Milli sınırları içinde bulunan Ardahan, Artvin ve Batum’u Gürcistan istedi. Uzun süren görüşmelerden sonra Ardahan ve Artvin Türk topraklarına katıldı. Gürcistan’ın Sovyetler Birliği’ne dahil edilmesiyle Batum’un durumu değişti. Moskova Antlaşması ile Artvin ve Ardahan Türklerde kaldı. Batum Gürcistan’a bırakıldı.

1 Mart 1921 Afganistan ile Dostluk Antlaşması imzalandı.

Buna göre,

  • TBMM hükümeti Afganistan’ın tam bağımsızlığını tanıdı.
  • Taraflar birbirine yapılacak bir saldırıyı, kendisine yapılmış sayarak savaşmayı kabul ediyordu.
  • TBMM hükümeti, kültürel yardım amacıyla Afganistan’a öğretmen ve subay göndermeyi üstleniyordu.
  • Buna göre, Afganistan da TBMM’yi tanımıştır. TBMM’yi tanıyan ilk İslam devleti Afganistan’dır.

10 Mart 1921'de İstiklal Marşı kabul edilmiştir.

II. İkinci İnönü Savaşı (26 Mart - 1 Nisan 1921)

Londra Konferansı’nda bir sonuç alamayan itilaf Devletleri, Sevr Barış Antlaşmasını TBMM’ye kabul ettirmek amacıyla Yunanlıları kışkırtmaya başladılar.

Yunanlılarda I. İnönü yenilgisinin intikamını almak ve yeni kurulan Türk ordusunu yenerek Eskişehir, Kütahya ve Ankara’yı işgal ederek Milli Mücadele’yi yok etmek istediler.

22 Mart 1921'de Yunanlılar kuzeyde Eskişehir, güneyde Afyon üzerinden saldırıya geçtiler. İnönü Afyon arasındaki bölgede yapılan savaşta Yunanlılar büyük bir direnme ile karşılaştı. Yunanlılar 27 - 30 Mart’ta yaptıkları saldırıda Türk ordusu tarafından püskürtüldü. Yunan birlikleri geri çekilmek zorunda kaldı. Eskişehir üzerinden saldırıya geçen Yunanlılar Bursa’ya çekildi. Güneyde Afyon’u işgal ederek Konya istikametine doğru ilerleyen Yunanlılar da 7 Nisan’da Afyon’u boşaltarak geri çekildiler.

II. İnönü Savaşı’nın Sonuçları

Mustafa Kemal bu zaferin sonunda ismet Paşa’ya çektiği kutlama telgrafında “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz.” diyerek ismet Paşa’yı onurlandırdı. TBMM’ye duyulan güven arttı. Orduya yazılmalar daha da hız kazandı.

İngiltere’nin Yunanlılara olan güveni azalmaya başladı.

İngiltere TBMM ile ilişki kurabilmek için Malta’da tutuklu bulunan 40 Türk’ü serbest bıraktı.

Bulgar ve Alman basınının yanı sıra İtalyan gazetelerinde de Türkler lehine yazılar çıktı, İtalyanlar işgal ettikleri bölgelerden çekilmeye başladılar.

Fransızlar da Ankara ile irtibat kurmaya yöneldi. 9 Haziran 1921'de Fransız Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Franklin Boullion’u görüşmelerde bulunmak üzere, gayri resmi olarak ta olsa Ankara’ya yolladılar, ikiye ayrılmış olan Batı cephesi 5 Mayıs 1921'de ismet Paşa komutasında birleştirilmiştir.

Aslıhanlar ve Dumlupınar Savaşları (8-11 Nisan 1921)

II. İnönü Savaşı’ndan sonra bazı komutanlar güneydeki Yunan kuvvetlerini yok etmek için Aslıhanlar ve Dumlupınar istikametine doğru saldırıya geçtiler.

İnönü Savaşları’ndan yorgun çıkan, mevcutları azalan birlikler başarılı olamadı.

Bu durum Türk ordusunun henüz taarruz gücüne ulaşamadığını gösterir.

Aslıhanlar ve Dumlupınar başarısızlığından sonra Batı cephesindeki birliklerin tamamı 5 Mayıs 1921'de ismet Paşa komutasında verildi.

Kütahya ve Eskişehir Savaşları (10 - 24 Temmuz 1921)

I. İnönü Savaşı’nda ikinci kez durdurulan Yunanlılar ordularını güçlendirerek cephelerindeki kuvvetlerini arttırmışlardır.

İngiltere ise Yunan ordusunun TBMM hükümetini yok edebileceği inancını kaybetmemiş, İngiltere Başkanı (Loyd George) yeni bir saldırı için Yunanlıları kışkırtıyor; onlara her türlü para ve malzeme yardımı yapıyordu.

Silah, cephane ve insan bakımından üstün duruma gelen Yunan ordusuna çok güvenen Kral Konstantin 13 Haziran 1921'de İzmir’e geldi. Taarruzdan önce görüştüğü gazetecilere, Ankara’da buluşmak için randevu verdi.

Türk ordusu ise iki savunma savaşı yapmış yıpranmış ve Aslıhanlar ve Dumlupınar Savaşları’nda düzenli ordunun saldırı gücü olmadığı ortaya çıkmıştır.

Yunanlılar, İnönü, Eskişehir, Afyon ve Kütahya hattından saldırarak Ankara’ya kadar ilerlemek, Türk ordusunu tamamen yok ederek TBMM’yi ortadan kaldırmak amacını taşıyorlardı.

Yunanlılar, 10 Temmuz 1921'de iki ayrı cepheden saldırıya geçtiler.

Yunan saldırısı karşısında tutunamayan Türk ordusu geri çekilmek zorunda kaldı. Afyon, Kütahya ve Eskişehir Yunanlıların eline geçti.

Yeni kurulan düzenli ordunun tamamen yok olmasını istemeyen Mustafa Kemal Paşa, daha elverişli şartlarda savaşmak için ordunun Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmesini istedi. (25 Temmuz 1921) Böylece ordu güçlenebilmek için zaman kazanacaktı.

Ordunun Sakarya Nehri’nin Doğusuna Çekilmesi ve TBMM’nin Tepkileri

Ordunun Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmesi, stratejik bazı noktaların Yunanlıların eline geçmesi mecliste ve ülkede karamsarlığa yol açtı.

Fransa ve İtalya Anadolu’dan çekilme kararını askıya aldı. Meclisteki karamsarlık, “Millet nereye gidiyor?” “Ordu ne yapıyor?” sözleriyle sert tartışmalara neden oldu.

Bazı milletvekilleri meclisin Kayseri’ye taşınmasını istedi. Ayrıca yenilgi alan ordunun komutanlarının hesap vermeleri gündeme geldi.

Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun başına geçmesi gerektiğini ifade etmeye başladılar.

Bunu isteyenler iki grupta toplanmıştır.

  1. Mustafa Kemal Paşa’ya güvenenler
  2. Kaybedilecek savaşın sorumluluğunu ona yüklemek isteyenler

Mustafa Kemal Paşa kendisine verilmek istenen Başkomutanlığı almakta tereddüt etmedi. Fakat savaşın kazanılması için bazı tedbirlerin alınması gerektiğini, bundan dolayı meclisin tüm yetkilerinin bir süreliğine kendisine verilmesini istedi.

5 Ağustos 1921 ’de Başkomutanlık Yasası kabul edildi. Bu yasayla meclis, Mustafa Kemal Paşa’yı 3 ay süreliğine Başkomutan seçti. Başkomutan seçilen Mustafa Kemal Paşa ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için 8 Ağustos 1921'de Tekâlif-i Milliye Emirleri’ni çıkardı.

Tekâlif-i Milliye Emirleri’ne (Milli Emirler, yükümlülükler) göre;

  • Her il ve ilçede Tekâlif-i Milliye Komisyonu kurulacaktı.
  • Her aile birer takım çamaşırı birer çift çorap, çarık hazırlayıp komisyona verecekti.
  • Tüccarın ve halkın elinde bulunan her türlü yiyecek ve giyecek maddelerinin yüzde kırkı bedeli sonradan ödenmek üzere komisyona teslim edilecekti.
  • Halk, elinde bulunan taşıma araçları ile ayda 100 km askeri ulaşım yapacaktı.
  • Sahipsiz mallar, komisyonun denetiminde olacak, halkın elindeki silah ve cephane üç gün içinde komisyona teslim edilecekti.

Ülkedeki mevcut bütün teknik araç ve gereçler ordunun hizmetine verilecek; benzin, vakum, gres ve makine yağları, vazelin, otomobil ve kamyon lastiği, tutkal, telefon makinesi, kablo, pil, çıplak tel ve bunlara benzer stokların yüzde kırkı ordunun hizmetine sunulacaktı.

Tekâlif-i Milliye Emirleri’nin yerine getirilmesi ve hızlandırılması için Kastamonu, Samsun, Eskişehir, Konya şehirlerinde istiklal Mahkemeleri kuruldu. Türk milleti fedakârlığın en büyüğünü yaparak elinde ne varsa ordusu için verdi. Tekâlif-i Milliye, Osmanlı Devleti’nde olağanüstü hallerde toplanan Avarız vergisine benzer.

Sakarya Savaşı (23 Ağustos -13 Eylül 1921)

Türk ordusunun Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmesi, Yunan birliklerini cesaretlendirdi. Yunanistan yeni bir saldırı planı ile Ankara’yı ele geçirmek TBMM’yi dağıtmak ve Milli Mücadele’ye son vermek istiyordu.

14 Ağustos 1921’de Yunan ordusu taarruza geçerek Ankara’ya doğru yürüyüşe başladı. Yunan komutanları Türkleri yendiklerine ve işlerini bitirmek üzere olduklarına inanıyorlardı. Hatta İngiliz subaylarını Ankara’daki zafer kutlamalarına bile davet etmişlerdi.

16 Ağustos’ta Sakarya’nın batısındaki Türk kuvvetleri ile karşı karşıya geldiler. Çarpışmalar, 23

Ağustos 1921 ’de başlayıp Türk ordusu karşısında Yunan birliklerinin dağılarak geri çekilmek zorunda kaldığı 5 Eylül 1921’e kadar devam etti. Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa ile Polatlı’daki karargâha gelen Mustafa Kemal savunma planını hazırladı, ilk Yunan saldırısında ordumuzun sol kanadı Ankara’nın 50 kilometre güneyine kadar çekildi. TBMM’de panik başladı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Türk ordusunun savaş gücünü artıracak ve savaş tarihine geçecek bir emir verdi. Bu emirde “Hattı müdafaa yoktur; sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça vatan terk olunamaz.” Diyordu.

22 gün 22 gece süren Sakarya Savaşı’nın sonunda Yunan askeri gücü kırılarak, Sakarya Irmağının batısına kadar püskürtüldü.

Sakarya Savaşı’nın Sonuçları ve Önemi

  • Türk Devleti’nin tarihine dünyada eşine az rastlanan bir zafer olarak geçmiştir. Savunma savaşı olarak başladı. Saldırıya dönüştü.
  • Mustafa Kemal’in Başkomutan olarak katıldığı ilk savaştır.
  • Mustafa Kemal’e TBMM Gazilik unvanı ve Mareşallik rütbesi verildi. (19 Eylül 1921)
  • 1683 II. Viyana Bozgunu’ndan beri devam eden Batı karşısındaki savunma, Sakarya Savaşı ile sona erdi. Türkler artık taarruza geçti.
  • Sakarya Savaşı’na bütün subayların katılımı dolayısı ile Subay Savaşı da denilmiştir.
  • Bu savaş ülkede umutların, coşkuların, güven duygularının yeniden güçlenmesine sebep olmuştur.
  • Türk yurdunu parçalamak, ele geçirmek isteyenlerin umutları yok olmuştur.
  • itilaf Devletleri bloğunun dağılması İngiltere’nin politik ve askeri yalnızlığa düşmesine sebep oldu, İtalyanlar işgal ettikleri topraklardan tamamen çekildiler.

İtilaf Devletleri TBMM’ye ateşkes ve barış teklifinde bulundular. 22 Mart 1922’de Türk ve Yunan taraflarına ateşkes teklifinde bulundular. TBMM bağımsızlık anlayışına ters düşen askeri denetim teklifini kabul etmediğini bildirdi. Ateşkesin ancak memleketimizdeki yabancı kuvvetlerin çıkmasıyla yapılabileceği belirtildi.

Ukrayna ile Dostluk Antlaşması, Kafkas cumhuriyetleri ile Kars Antlaşması ve Fransa ile Ankara Antlaşması imzalandı.

Kars Antlaşması (13 Ekim 1921)

Sakarya Savaşı’nın kazanılmasından sonra Sovyetler Birliği’ne bağlı Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan ile TBMM arasında yapıldı.

Kars Antlaşması Moskova Antlaşmasının hükümlerine dayanıyordu. Ancak doğu sınırları ile ilgili bazı konular Moskova Antlaşması’nda çözülememişti.

Kars Antlaşmasına Göre;

  • Boğazların ticarete açılması, İstanbul’un güvenliğinin sağlanması her iki tarafça benimsendi. Nahcivan bölgesine muhtariyet verildi.
  • Taraflar arasında ticaret, gümrük, sağlık ve güvenlik konularında ortak tedbirler alınması kararlaştırıldı.
  • Türkiye Batum limanlarından gümrüksüz yararlanabilecekti.
  • Kars Antlaşması ile doğu sınırı bugünkü şeklini aldı.

Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921)

Kütahya-Eskişehir Savaşları’nda Türk ordusu yenilince Fransızlar bir süre daha beklemenin yararlı olacağını düşünmüşlerdir.

Sakarya Savaşının kazanılmasından sonra Fransa ile TBMM arasında 1921 Ankara Antlaşması imzalandı.

1921 Ankara Antlaşması’na göre;

Fransa ile TBMM arasındaki savaş durumu sona erecekti.

Türkiye - Suriye sınırı, İskenderun ve Hatay illeri dışarıda bırakılacak şekilde belirlenecekti.

Ankara Antlaşması’ndan sonra iki ay içinde Fransız birlikleri, sınır çizgisinin güneyine, Türk birlikleri de kuzeyine çekilecekti.

Her iki devlette çekildiği topraklarda genel af ilan edecekti.

İskenderun bölgesi için özel bir yönetim kurulacak; bu bölgede oturanlardan Türk olanlar kültürlerini geliştirmek için her türlü haktan yararlanacaktı ve Türkçe resmi dil olacaktı.

Bu antlaşmanın onaylanmasından sonra Türkiye ile Suriye arasında bir Gümrük Sözleşmesi imzalanması için karma bir komisyon kurulacaktı.

Süleyman Şah’ın mezarının da içinde bulunduğu Caber Kalesi, Türk bayrağı altında ve Türk askerlerinin koruculuğunda, Türkiye’nin mülkü olarak kalacaktı.

Ankara Antlaşması’nın Önemi

  • Fransa Misak-ı Milli’yi tanıyan ilk itilaf Devleti oldu.
  • Hatay dışında Suriye sınırı çizildi.
  • Güney cephesinin kapanması ile sınırlar güvence altına alınınca buradaki birlikler Batı cephesine sevk edilmiştir.
  • Fransa’nın desteğini yitiren Ermenilerin, Çukurova bölgesinde bir devlet kurma hayalleri de sona erdi.

Büyük Taarruz (26 Ağustos - 9 Eylül 1922)

İtilaf Devletleri’nin Sakarya Savaşı’ndan sonra gündeme getirdikleri barış önerilerini TBMM kabul etmedi. Zaman kazanmak isteyen TBMM hükümeti

5 Nisan 1922’de karşı önerilerini itilaf Devletleri’ne sunmuştur.

İtilaf Devletleri 15 Nisan 1922’de TBMM’nin sunduğu barış önerilerine olumsuz cevap verdiler.

5 Mayıs 1922’de Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlık süresi sona erdi. Yeniden uzatılması konusunda verilen kanun teklifi muhalif gruplar tarafından reddedildi. 6 Mayıs 1922’de meclise gelen Mustafa Kemal “Düşman karşısında bulunan ordunun başsız bırakılmayacağını bu duruma milletin de razı olmayacağını ve başkomutanlığı milli menfaatlerden dolayı bırakmayacağını” söyledi. Bu konuşmadan sonra 177 oyla başkomutanlık süresi uzatıldı. Meclis, üç ay sonra 20 Temmuz 1922’de tekrar başkomutanlık görevini süresiz olarak Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya verdi. Büyük Taarruz öncesi, Güney ve Doğu cephesindeki birlikler Batı cephesine kaydırıldı. İtalya ve Fransa topraklarımızı boşaltırken bıraktıkları silah ve cephaneler cepheye taşındı. Sovyet Rusya’dan gerekli yardımlar alındı. Orduya taarruz eğitimi verildi, askerlik yaşı 45’e çıkartıldı ve bu yaşın altındakiler cepheye çağrıldı. Ayrıca İstanbul’daki cephaneler gizlice Anadolu’ya kaçırıldı.

Bir yandan hazırlıkları sürdüren TBMM, diğer yandan da Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey’i Avrupa’ya gönderdi. Amaç Avrupa devletlerinin tavırlarını öğrenmekti. Ancak Sevr Antlaşması’nı küçük değişikliklerle kabul ettirmek istedikleri anlaşıldı.

Mustafa Kemal Paşa 6 Ağustos 1922’de gizli bir emirle ordu birliklerine taarruz hazırlıklarını tamamlamaları emrini verdi.

20 Ağustos’ta Batı cephesinin karargâhı Akşehir’de Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa, Batı Cephesi Komutanı ismet (İnönü) Paşa, 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa ve 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa arasında bir görüşme yaparak taarruz planı bir kez daha gözden geçirildi.

Taarruz planı, düşmanı geri çekilmeye mecbur bırakmak için değil, ani bir baskın ile çevirip yok etme esasına göre düzenlenmiştir.

24 Ağustos sabahı Mustafa Kemal Paşa, ismet Paşa, Fevzi Paşa taarruz harekâtını sevk, idare ve takıp için Kocatepe de bulunuyorlardı. Taarruz Türk topçusunun düşman mevzilerine şiddetli ateşi ile başladı. Yunan mevzileri kısa sürede düşürüldü. 27 Ağustos 1922’de Afyon, Yunan birliklerinden geri alındı.

30 Ağustos 1922’de Yunan orduları kuşatıldı.

Düşman ordusu ikiye bölündü. Aslıhanlar bölgesindeki Yunan kuvvetleri Dumlupınar’ın kuzeydoğusunda imha edildi.

31 Ağustos’ta Eskişehir’de bulunan Yunan kuvvetleri bozguna uğratıldı.

Bu kesin zafer üzerinde Başkomutan Mustafa Kemal Paşa şu tarihi emrini verdi. “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri” Bu emirdeki amaç, kaçan yunan ordusuna toparlanma fırsatı vermeden tamamen yok etmektir.

Yunan orduları başkomutanı General Triskopis yanındaki komutanlarla birlikte esir edildi.

İzmir yönünden ilerleyen Türk ordusu;

  • 1 Eylül’de Uşak’ı
  • 2 Eylül’de Eskişehir’i
  • 3 Eylül’de Nazilli, Simav, Salihli, Alaşehir ve Gördes’i
  • 6 Eylül’de Balıkesir ve Bilecik’i
  • 7 Eylül’de Aydın’ı
  • 8 Eylül’de Manisa’yı kurtardı.
  • 9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e ulaştılar.
  • 10 Eylül 1922 Bursa kurtarıldı.
  • 18 Eylül 1922’de Batı Anadolu Yunan kuvvetlerinden tamamen temizlendi.

Böylece Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da başlayan Anadolu’yu işgali 18 Eylül 1922’de sona erdi. Anadolu tamamen düşmandan kurtarıldı. Sıra, İstanbul ve Edirne dâhil Meriç’e kadar uzanan Doğu Trakya’nın kurtarılmasına gelmişti.

Mudanya Ateşkes Antlaşması (11 Ekim 1922)

Batı Anadolu topraklarının kurtarılmasından sonra Türk ordusu Doğu Trakya, İstanbul ve Boğazlar bölgesine yöneldi. Doğu Trakya’da Yunan birlikleri, Çanakkale ve İzmit’te İngilizler, İstanbul’da ise itilaf Devletleri kuvvetleri vardı.

Türk birliklerinin bir bölümü Çanakkale ve İzmit’e yöneldi, İngiliz birlikleri ile çatışma noktasına gelindi. Bu birlikleri aşmadan Trakya’ya geçmek mümkün değildi.

  • İngilizler Doğu Trakya’nın ve Boğazların Türkiye’ye verilmesini istemiyorlardı.
  • Fransa ve İtalya, İngilizleri desteklemedi. Çanakkale ve İzmit’te bulunan askerlerini geri çektiler.
  • İtilaf Devletleri 23 Eylül 1922’de askeri harekâtın durdurulması koşuluyla görüşmelerin yapılabileceğini Mustafa Kemal’e bildirdiler.
  • 3 Ekim 1922’de ateşkes görüşmeleri için Türkiye, İngiltere, Fransa ve İtalya temsilcileri Mudanya’da bir araya geldiler.
  • Bu görüşmede Türkiye’yi Batı Cephesi Komutanı ismet Paşa, İngiltere’yi General Harrington, Fransa’yı General Charpy, İtalya’yı General Mombelli temsil etti.
  • Yunan temsilcisi Mudanya Ateşkes Görüşmeleri’ne katılmamıştır.

5 Ekim 1922’de konferansa ara verildi, itilaf Devletleri İstanbul’a döndüler, İsmet Paşa Bursa’ya hareket etti. TBMM görüşmeler çıkmaza girince düşmanı takip için İstanbul ve Çanakkale üzerinden bir askeri harekât yapmayı düşünmeye başladılar. İngiltere’de gerekirse silaha başvurması için General Harinaton’a talimat verdi.

6 Ekim’de görüşmeler yeniden başladı. 11 Ekim 1922’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. 14 Ekim 1922’de yürürlüğe girdi.

Mudanya Ateşkes Antlaşması’na göre;

  • Türk ve Yunan kuvvetleri arasındaki çatışmalar 14 - 15 Ekim’den itibaren sona erecek.
  • Yunan birlikleri, Doğu Trakya’dan hemen çekilmeye başlayacak 15 gün içinde de bölge Türk hükümeti yetkililerine teslim edilecek.
  • Doğu Trakya’ya bölgenin güvenliğini sağlamak üzere 8000 kişilik bir Türk Jandarma Birliği bulundurulabilecek.
  • Türk Silahlı Kuvvetleri kalıcı bir barış antlaşması imzalayıncaya kadar, Doğu Trakya’ya geçmeyecek; Çanakkale ve Kocaeli bölgelerinde belirlenen çizgide duracaklar.
  • Ateşkesin imzalanmasından sonra, İstanbul ve Boğazlar TBMM hükümeti idaresine bırakılacak; itilaf kuvvetleri kalıcı bir barış antlaşmasının imzalanmasına kadar İstanbul’da kalacaklardı.

Boğazlar ve çevresini isteyen İngiltere Mudanya Ateşkes Antlaşmasına imza atmak zorunda kalmıştır. Bunun sebebi Fransa ve İtalya’nın, İngiliz sömürgelerinin ve İngiliz halkının tepkileridir.

Mudanya Ateşkes Antlaşması yapılırken, İngiltere’de hükümet düşmüştür.

Mudanya Ateşkes Antlaşmasının Önemi

  • İstanbul, Boğazlar ve Doğu Trakya savaş yapılmadan kazanılmıştır.
  • Mondros Ateşkes Antlaşması, Mudanya Ateşkes Antlaşması ile artık geçerliliğini kaybetti.
  • İngiltere yeni Türk devletini tanımış oldu.
  • Kurtuluş Savaşı silahlı mücadele sona erdi.
  • İtilaf Devletleri Osmanlı Devleti’ni hukuken yok saymıştır.
  • İngiltere ve Yunanistan’da hükümet değişikliği oldu. Lozan Barış Antlaşması için zemin hazırlandı.

Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)

İtilaf Devletleri, Mudanya Ateşkes Antlaşmasından sonra 28 Ekim 1922’de Lozan’da yapılacak barış görüşmelerine TBMM hükümeti ile beraber İstanbul hükümetini de davet etmişlerdir, itilaf Devletleri’nin böyle yapmalarındaki amaç Türk tarafında ikilik çıkararak, Milli Mücadele’yi başarısızlığa uğratmaktır.

Tevfik Paşa (Sadrazam) 29 Ekim 1922’de TBMM’ye telgraf çekerek, Lozan Görüşmeleri’ne İstanbul hükümetinde katılmasını talep etti. 30 Ekim 1922’de Mustafa Kemal konuyu TBMM’nin genel kurul görüşmelerine taşıdı. Tevfik Paşa’nın bu isteği reddedildi.

30 Ekim 1922’de Müdafaa-i Hukuk Grubu’nda Mustafa Kemal saltanat sisteminin kaldırılmasının zorunlu olduğunu belirtti.

1 Kasım 1922’de saltanatla halifeliğin birbirinden ayrıldığını ve saltanatın kaldırılacağını belirten yasa taslağı hazırlandı, açık oylama ile taslak kabul edilerek yasalaştı.

Saltanatın Kaldırılmasının Sonuçları

  • 623 yıllık Osmanlı Devleti resmen sona erdi.
  • TBMM, Osmanlı Devleti’nin siyasi varlığına son vererek, gücünü daha da pekiştirdi.
  • Yönetimde iki başlılığa son verildi.
  • Laiklikte ilk adım atıldı.
  • Saltanatın kaldırılması I. TBMM’nin tek inkılâp hareketidir.
  • TBMM’nin siyasal yapısını düzenlemede ilk adımdır.
  • Millet egemenliği önündeki önemli bir engel ortadan kalkmış oldu.

İtilaf Devletleri’nin oyunları bozulmuş oldu. Sadrazam Tevfik Paşa 4 Kasım 1922’de istifa etti. TBMM’nin İstanbul’daki temsilcisi Refet (Bele) Bey 5 Kasım 1922’de devlet kuruluşlarındaki üst düzey yetkilileri toplayarak resmi işlere son verilmesini istedi.

Bütün bu gelişmeler üzerine Sultan Vahdettin 17 Kasım 1922’de İngilizlere sığınarak bir İngiliz zırhlısıyla (Malaya Gemisi) İstanbul’dan ayrıldı. Müslümanların Halifesi unvanıyla Malta’ya götürüldü.

17 Kasım 1922’de TBMM, Osmanlı hanedanından Abdülmecit Efendi’yi halife seçti. Osmanlı Devleti’nde son padişah Sultan Vahdettin son sadrazam, Tevfik Paşa’dır.

Son halife ise Abdülmecit’tir. TBMM’de seçimle göreve getirilen tek halifedir.

Sultan Vahdettin ülkeden ayrılırken halife olarak; dünya Müslümanlarına da bir bildiri yayınlandı. Bunu fırsat bilen İngiltere “Dünya Müslümanlarının dinsel liderlerinin İngiltere’nin koruması altında olduğu” şeklinde propagandaya ağırlık verdi. İngiltere’nin amacı, hem Müslüman olan sömürgelerini elinde tutmak, hem de Lozan Konferansı’nda TBMM heyetini güç durumda bırakmaktı.

Lozan Barış Konferansı ve Antlaşması (24 Temmuz 1923)

TBMM hükümeti ve Mustafa Kemal Paşa, Mudanya Ateşkes Antlaşması görüşmeleri sürerken itilaf Devletleri’ne bir nota vererek barış konferansının İzmir’de toplanmasını teklif etti. (20 Ekim 1922) itilaf Devletleri barış konferansının tarafsız bir ülkede yapılmasını istiyordu. Aralarında vardıkları görüş birliği neticesinde 27 Ekim 1922’de bir nota ile Türk tarafını 13 Kasım 1922’de Lozan’da toplanacak barış konferansına davet ettiler, itilaf Devletleri ikilik yaratmak için İstanbul hükümeti ve TBMM hükümetini barış konferansına çağırınca 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırıldı.

Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf (Orbay) Bey, Lozan’a kendisinin başkanlığında bir heyetin gitmesini istiyordu. Bu isteği daha deneyimli birisinin Türkiye’yi temsil etmesi görüşü dolayısıyla kabul edilmedi.

Saltanatın kaldırılması ile İstanbul hükümeti sona erdiğinden, İstanbul hükümetinin konferansa katılmaması meselesi ortadan kalkmıştır. TBMM, Mudanya Görüşmeleri’nde göstermiş olduğu başarı ile kendisini ispatlayan ismet (İnönü) Paşa’nın başkanlığında bir heyetin Lozan’a gönderilmesine karar verildi.

10 Kasım 1922’de toplanması gereken konferans, bazı ülkelerin geç gelmesi üzerine 20 Kasım 1922’de Lozan’da toplandı. Bu konferansa Türkiye’den başka İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Yugoslavya ve Boğazlarla ilgili konularda Sovyet Rusya ile

Bulgaristan katıldı. ABD’de gözlemci olarak konferansa temsilci gönderdi. Ayrıca Sırp - Hırvat - Sloven Devleti, Belçika ve Portekiz’de konferansta bulunmuştur.

TBMM konferansa katılan Türk Heyeti’ne Misak-ı Milli kararlarından özellikle Doğu Anadolu’da bir Ermeni devletinin kurdurulmaması ve kapitülasyonların kaldırılması konularında kesinlikle taviz verilmemesi talimatını verdi. Bu konularda taviz istenirse Gerekirse konferans terk edilecekti.

Lozan Konferansında En Çok Tartışılan Konular

  • Karaağaç’ın Yunanlılar tarafından Türklere verilmek istenmemesi,
  • Osmanlı borçları meselesi,
  • Kapitülasyonların kaldırılması,
  • İstanbul’un itilaf Devletleri’nce boşaltılması,
  • Doğu Anadolu’da Ermeni yurdunun kabul edilmesi,
  • Boğazlar meselesi,

İtilaf Devletleri, Türk Devleti’nin isteklerini kabul etmeyince 4 Şubat 1923’te görüşmeler kesildi.

Bu sırada Türk orduları Mustafa Kemal’in emriyle Boğazlar ve Musul üzerine yürümeye başladı. Yeni bir savaşı istemeyen itilaf Devletleri görüşmeleri yeniden başlattı.

22 Nisan 1923’te ikinci defa toplanan Lozan Konferansı üç ay sürdü. Türk tarafı barışın sağlanması için bazı fedakârlıklarda bulundu. Ortak bir taslak hazırlandı.

Yunanistan’dan istenecek savaş tazminatı ve Trakya sınırı üzerinde anlaşma sağlanamayınca, Mustafa Kemal duruma el koydu. Karaağaç ve dolaylarının Türkiye’ye verilmesine karşılık savaş tazminatından vazgeçildi. Sorun çözüldü, ismet Paşa 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşmasını imzaladı.

Lozan Antlaşması’nın Esasları

Kurtuluş Savaşından sonra imzalanan Lozan Antlaşması sınırlardan tutun da yabancı okullara kadar eski devletten kalan çoğu soruna çözüm getiriyordu.

Sınırlar

Güney Sınırı (Suriye): Bu sınır Fransızlarla 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması şartlarına göre belirlenmişti. Hatay Meselesi ise yine 1921 Ankara Antlaşması esaslarına göre çözülecekti.

Batı Sınırı: Misak-ı Milliye uygun olarak Mudanya Ateşkes Antlaşması’nda belirlendiği gibi çizildi. Meriç Nehri iki devlet arasında sınır kabul edildi. Yunanistan Karaağaç’ı savaş tazminatı olarak Türklere verdi.

Gökçeada (İmroz), Bozcaada, Tavşan adaları Türklerde kalırken On iki Ada ve Rodos İtalya’ya Ege’deki diğer adalar ise Yunanistan’a bırakıldı. Yunanistan’ın egemenliğine bırakılan Midilli, Sisam, Sakız ve Nekarya adalarının askerden arındırılması ve herhangi askeri tesis kurulmaması kayıt altına alındı.

Irak Sınırı: İngiltere’nin mandası altında bulunan Irak’la olan sınır sorunu Lozan’da çözülemedi. Türk nüfusunun çoğunlukta olduğu Musul’u İngilizler Türkiye’ye bırakmak istemediler. Bu anlaşmazlık anlaşmanın imzalanmasından sonra dokuz ay içinde ikili görüşmelerle çözümlenmek üzere Lozan çerçevesinden çıkarıldı.

Kapütülasyonlar

Kapitülasyonlar tümüyle kaldırıldı, (adli - mali) Türkiye’deki yabancı ticari kurumlar da belirli bir geçiş sürecinden sonra Türk kanunlarına kayıtsız şartsız uyacaklardı.

Azınlıklar

Yeni Türk Devleti sınırları içinde yaşayan tüm azınlıklar Türk vatandaşı olduğu benimsenmiştir. Azınlıkların hukuk işlerine patrikhane bakacaktı.

Patrikhane

Ortodoks Fener Rum Patrikhanesi’nin yabancı kiliselerle ilişki kurmaması şartı ile İstanbul’da kalması kabul edildi. Patrikhanenin siyasi hakları alınmış ekümenlik işlevine son verilmiştir. (Türkiye patrikhanenin sınır dışına çıkarılmasını istedi, ancak kabul edilmedi.)

Nüfus Mübadelesi

Doğma büyüme İstanbullu olan Rumlarla, Batı Trakyalı olan Türkler yerlerinde kalacak bunun dışındakiler değiş - tokuş edilecekti.

Boğazlar

Başkanı Türk olan uluslararası bir komisyon boğazları yönetecekti. (İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Rusya, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve Sırbistan’ın Boğazlar Komisyonu’nda üyeleri yer alacaktı.) Boğazların iki yakası askerden arındırılacaktı. Boğazlar dünya ticaretine açık olacak, herhangi bir savaş anında Türkiye savaşta yer alırsa Boğazlar üzerinde istediği gibi davranma hakkına sahip olacaktı. Tarafsız gemi ve uçaklara düşmana yardım etmemek koşulu ile Türkiye geçiş hakkı verecekti. Türkiye savaşta tarafsız ise askeri nitelik taşımayan gemilerin ve uçakların Boğazlardan geçmesi serbest olacaktı.

Savaş Tazminatı

Yunanistan savaş tazminatı olarak Karaağaç’ı Türkiye’ye verdi. (I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı yenik çıktığı için galip devletler Türklerden savaş tazminatı isteğinde bulundular. Türkiye bunu kabul etmemiştir. Anadolu’da büyük yıkımlara neden olan Yunanistan’ın savaş tazminatı ödemesi gerektiğini belirtmiştir.

Devlet Borçları

Bu borçlar Osmanlı Devleti’nden ayrılan yeni devletlerarasında bölüştürüldü. Türkiye’ye düşen miktarın düzenli taksitlerle ödenmesi kararlaştırıldı. Bu taksitlerin altın veya sterlin olarak ödenmesi istendi. Türkiye bunu kabul etmedi. Türk lirası veya frank olarak ödenmesi kararlaştırıldı. Duyun-u Umumiye kaldırıldı. (1954’te bu borçlar ödendi.)

Yabancı Okullar

Bütün yabancı okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanacak, Türk tarihi, coğrafyası ve edebiyatı, Türk öğretmenler tarafından okutulacak, bu okullar Türk müfettişleri tarafından denetlenecek, uymayan okullar kapatılacaktı.

İstanbul’un Teslimi

Lozan Antlaşmasının TBMM’de onaylanmasından sonra itilaf Devletleri altı hafta içinde İstanbul ve Boğazları Türk kuvvetlerine teslim edeceklerdi.

Doğu Anadolu

Lozan’da Ermeni yurdu kurulması yönünde yapılan tekliflere Türk temsilci heyetlerinden Dr. Rıza Nur böyle bir sorunu görüşmeyi reddettiğini ve Ermeni temsilcilerini de dinlemeyeceğini bildirerek toplantıyı terk etmiştir. Türk temsilcilerin bu tutumuna rağmen Anlaşma Devletleri Ermeni heyetini kabul ederek dinlemişlerdir. Başta ABD temsilcisi olmak üzere Fransa ve İngiliz temsilciler Ermeni yurdu taleplerini bir kez daha dile getireceklerdi. Bu ısrarlar Türk temsilcilerini ikna için yeterli olmamıştır. Dr. Rıza Nur sert bir şekilde bir cevapla eğer Ermenilere bir yurt verilecekse, bağımsızlık isteyen İrlandalılar, Hintlerin, Fas ve Cezayirlilere yurtları ve bağımsızlıkları Anlaşma Devletleri tarafından verildiği takdirde aynı şeyin Türkler tarafından da yapılabileceğini duyurdu.

Hakkâri merkez olmak üzere Nasturi Hıristiyanları içinde Türk heyetinden bir yurt talebinde bulunulmuştur. Türk heyeti Ermeni ve Nasturi yurdu isteklerine sert yanıtları verirken, Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgeler için yerel özerklik ve bağımsızlık verilmesi isteği Türk Heyeti’nin karşısına çıkarıldı. Türk Heyeti Türk topraklarında Türk - Kürt ayrımı olmadığını kesin bir biçimde vurguladıktan sonra sert bir biçimde talebi reddetti. 24 Aralık 1922 tarihi itibariyle kesinlikle bir daha tartışılmamak üzere bu konular kapatılmıştır.

Lozan Barış Antlaşmasının Önemi

Emperyalizme karşı verilen silahlı mücadele sonunda Yeni Türk Devleti tüm dünyaya kabul ettirilmiştir.

  • Türkiye tüm sömürge uluslara bağımsızlık için örnek olmuştur.
  • Yeni Türk Devleti’nin bağımsızlığı uluslar arası kabul edilmiştir.
  • Avrupa devletlerinin Şark Meselesi projeleri iflas etmiştir.
  • Geçerliliği günümüzde halen devam eden barış antlaşmasıdır.

Mondros ve Sevr Antlaşmaları geçersiz kılınmıştır. Kapitülasyonlar, borçlar, savaş tazminatı ve azınlıklar konusu çözümlenmiştir.

I. TBMM tarafından Lozan Barışı onaylanmıştır. Lozan Barışı’na göre azınlıkların hukuk işlerine patrikhanelerin bakması durumu 1926 Yeni Türk Medeni Kanunu’nun kabulü ile sona erdi.

  • Lozan’da karara bağlanamayan sorun Irak sınırı ve Musul Meselesi’dir.
  • Yabancı Okullar ile ilgili Lozan kararı Fransa ile sorun olacaktır.
  • Nüfus Mübadelesi ile ilgili Lozan kararı Yunanistan ile sorun olacaktır.

Lozan’da bağımsızlığa aykırı Boğazlarla ilgili karar 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile düzeltildi. Misak-ı Milli sınırları içinde bulunan Hatay, 1921 Ankara Antlaşması ile Türkiye sınırları dışında bırakılmıştı. Lozan’da 1921 Ankara Antlaşması olduğu gibi kabul edildi. Özerk olan Hatay dış işlerine Suriye işgalini sürdüren Fransa’ya bağlıydı. Fransa, Suriye topraklarından çekilince Hatay Sorunu başladı. 1938’de Hatay Cumhuriyeti kuruldu. 1939’da Hatay Cumhuriyeti Türkiye Cumhuriyeti’ne katıldı.